Mikroenjeksiyon ile tüp bebek

Bu yönteme (ingilizce kelimelerin baş harfleri birleştirilerek Intra-Cytoplasmic Sperm Injection) ICSI de denilmektedir.

Mikroenjeksiyon IVF tedavisinden daha ileri bir aşama olup özellikle ciddi sperm bozukluğu ve sperm azlığı veya yokluğundaki çiftlerin çocuk sahibi olmasına olanak sağlayan bu yöntemde uyarma tedavisiyle elde edilen yumurta hücrelerinin içine ince bir pipet yardımıyla sperm, doğrudan yumurta zarının içerisine sokulur.

lk kez 1992 yılında uygulanmaya başlanan ICSI

Konvansiyonel IVF uygulamalarında fertilizasyon başarısızlığı
Sperm parametrelerinin ileri derecede düşük olduğu durumlar
Cerrahi yöntemlerle az miktarda spermim elde edildiği fertilizasyon şansının düşük olduğu durumlarda
Antisperm antikorlarının varlığı
İleri anne yaşı nedeniyle az sayıda yumurta hücresinin elde edildiği durumlarında bugün için kullanılan esas yöntem haline gelmiştir.

Şimdilerde pek çok merkez tüp bebek uygulaması yapılacak tüm hastalara nerdeyse ICSI uygulaması yapmaktadır.

Assisted Hatching(AHA )
Yumurta hücresinin etrafında zona pellucida isminde bulunan zar embriyoların bütünlüğünü korumaya devam eder.3. günün sonunda blastokist döneminde kendiliğinden çatlamakta ve blastokist serbest kalarak endometrium dokusu ile direkt temasa geçer ve tutunma işlemi gerçekleşir.Bu çatlama olayına hatching denmektedir.Bazı durumlarda tutunma olayının gerçekleşmesine yol açan hatching olayının zorlaştığı ve gerçekleşmediği düşünülmekte ve bunu bizzat İVF ekibinin gerçekleştirme olayına ise asisste hatching denmektedir.

Genel olarak

37 yaşın üzerindeki hastalarda,
implantasyon başarısızlığı gelişmiş olan çiftlerde
Bazal FSH değeri yüksek olanlarda
Zona Pellucida normalden kalınsa >17mikrom.

olan çiftlerde implantasyon şansını artırmak için AHA işleminin uygulanması önerilir.
3.günde yapılan embriyo değerlendirmesi sırasında AHA işlemi 3 yöntem kullanılarak yapılır.

Bunlar:

Laser teknolojisi
Asit Tyrode
Mekanik

Donör Sperm:
Eğer erkekte hiç sperm yoksa hem aşılama hem de tüp bebek (IVF) için başka erkekten veya sperm bankasından (donör spermi) sperm alınarak işlemler yapılabilir. Türkiye’de halen sperm bankası yoktur ve donör spermi kullanılarak IUI veya IVF yapılması yasal değildir.

Donör Yumurta:
Bir başka kadından alınan yumurta hücresi erkeğin spermleri ile laboratuar ortamında döllenir ve kadının rahmine enjekte edilir. Bu yöntem, diğer yollarla yumurtlaması veya yumurtalığı olmayan, menapoza girmiş kadınlarda kullanılmaktadır. Halen ülkemizde yasal değildir , uygulanmamaktadır.

Gamet İntrafallopian Transfer (GIFT ):
Yumurtlama ilaçları ile elde edilen yumurta hücreleri spermlerle birlikte tüplere verilir. Basarı şansı % 27 kadardır. Çoğul gebelikler elde edilebilir.

Zygot İntrafallopian Transfer (ZIFT):
Fertilize edilmiş yumurta hücreleri rahim içine değil tüp içine verilir.

Frozen Embryo Transfer (FET):
IVF sırasında döllenmiş yumurtalar dondurulur ve depolanır,gelecekte kullanılmak üzere saklanır.Uygun zamanda embriyo ortamda çözülür ve rahim içine verilir. Başarı şansı her dondurulan embryo için % 15 kadardır.

Kiralık Anne:
Yukarıda bahsedilen yöntemlerde başarısızlık olduğunda kiralık anne akla gelebilir.nKiralık anne olarak tespit edilen kadın ile yumurtası alınacak kadın aynı adet düzenine getirilerek uygun günde yumurta toplanıp eşinin spermleri ile döllendikten sonra kiralık anne rahmine ekilir.

Diş dolgusu artık geçerliliğini yitiriyor

on 2 haftadır dişlerim de olan sorunlardan dolayı dolgu yapıldı. Bu yöntem nedense ben dişlerimi yaptırdıktan sonra çıktı :) Siz siz olun ağız ve diş sağlığınızı ihmal etmeyin. Şunu da söylemeden geçemiyorum. Diş sağlığı sadece ağıza etkisi değil kalp ve bir çok bölgemize bulaşan hastalıkların asıl nedeni dişlerdir.

Fransız bilim adamları, birçok insanın korkulu rüyası olan diş dolgularına bir son vermek için kolları sıvadı. Dişlerdeki çürükler artık dolgu işlemine gerek kalmadan özel bir jel yoluyla tedavi edilebilecek.

Paris’teki Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Enstitüsü uzmanları, halen sadece dolgu malzemesiyle kapatılabilen diş çürüklerini, özel olarak geliştirdikleri bir jelle tedavi etmeyi başardı.

1 ay içinde eski haline geliyor

Bilim adamları tarafından fareler üzerinde yapılan laboratuvar araştırmalarına göre, çürük diş üzerine sürülen jel, dolgu işlemine hiç gerek kalmadan, dişi sadece 1 ay içinde eski haline getirebiliyor.

Melanosit salgılanmasını sağlayan MSH hormonunun, poli-L-glutamik asitle karıştılmasıyla elde edilen jelin, klinik deneylerde elde edilecek sonuçlara göre, 3 ila 5 yıl arasında yaygın olarak kullanılmaya başlanabileceği belirtiliyor.

Anne sütü nasıl saklanmalı

Doğum yapan anneler anne sütünün bitmesi yada hiç gelmemesi ile çok sıkıntılı dönemler geçirir. Peki anne sütünün bitmemesi için ve saklaması için neler yapılır. En önemlisi de anne sütü nasıl saklanır onlara bakalım…

Her seansta sağdığınız sütü plastik temiz bir şişeye veya plastik süt toplama poşetlerine koyabilirsiniz.
Şişeleri ucunda emziği olmadan kapak ile sıkıca kapatınız. Poşetler ise lastik bir band ile kapatılabilir.
Sağdığınız ve poşetlediğiniz her sütün üzerine bebeğinizin ismini ve tarihi yazmayı unutmayın.
Anne sütünü saklama süreleri
Anne sütü dondurmadan 72 saat ve dondurulmuş sütü erittikten sonra 24 saat buzdolabında (+ 1 ile +4 °C arasında) saklanabilir.
Süt tek kapılı buzdolabının buzluğunda (-7 ile -2°C arasında) 3 haftaya kadar iki kapılı buzdolaplarının buzluğunda 3 ay saklanabilir.
Sütünüzü derin dondurucuda (-18 °C nin altında) 6 aya kadar saklanabilir.
Donmuş sütü eritirken dikkat edilmesi gerekenler
Buzdolabında yavaş olarak eritiniz (100 cc sütün erimesi birkaç saat sürebilir).
Sıcak suyun altında bir kap içinde daha hızlı olarak eritme de yapılabilir.
Donmuş sütü oda sıcaklığında bekleterek eritmeyin.
Sütü ısıtırken dikkat edilmesi gerekenler
Soğuk süt akan ılık su altında veya bir biberon ısıtıcısında ısıtılabilir.
Sütü fazla ısıtmayın. Sütün kesilmesine ve bazı proteinlerin hasar görmesine neden olabilir.
Sütü eritmek veya ısıtmak için mikrodalga fırınların kullanılması önerilmemektedir.

Miyomla İlgili Sorulan Sorular

Kanserleşme olasılığı oldukça düşük olması nedeniyle “iyi huylu” olarak kabul edilmesine rağmen Miyomlar, kadınların korkulu rüyası.Miyomlar özellikle hamilelik yaşayan anne adaylarında daha sık görülür. Hamilelik döneminde yapılan ültrason muayenelerinde her 100 kadından dördünce miyoma rastlanır.


Miyomla İlgili Sorulan Sorular
1 -Miyomlar Kanserleşir mi?
2- Miyomlarda İlaç Tedavisi Etkili midir?
3- Miyomlar İrsi midir?
4- Miyom Oluşumunda Hangi Risk Faktörleri Etkilidir?
5- Miyomların Sayısı, Boyutu ve Yerleşimi Embolizasyona Engel Oluşturur mu?
6- Daha Önce Miyomektomi Olanlarda Embolizasyon Uygulanabilir mi?
7- Miyom Embolizasyonu Hangi Tıbbi Durumlarda Yapılmamalıdır?
8- Embolizasyondan Önce Neden MR Çekilmesi Gerekir?
9- Hangi Miyom Hastaları için İdeal Tedavi Embolizasyondur?
10- Rahim Embolizasyonu Ağrılı mıdır?
11- Rahim Embolizasyonu Emniyetli midir?
12- Embolizasyonda Radyasyon Riski nedir?
13- Embolizasyonda Hangi Tıkayıcı Maddeler Kullanılır?
14- Embolizasyondan Sonra Miyomlara Ne olur?
15- Embolizasyonda Miyomlar Ölürken Rahim Dokusu Nasıl Zarar Görmez?
16- Embolizasyondan Sonra Miyom Belirtileri Ne Kadar Zamanda İyileşir?
17- Embolizasyon Tedavisi Bu Kadar Avantajlı ise Neden Daha Fazla Uygulanmıyor?
Cevaplar

1- Miyomlar Kanserleşir mi?
Hayır. Miyom olanların 1/1.000 inden azında “leyomiyosarkom” denen bir kanser görülebilir, ancak bu kanserin de miyomlardan değil, rahim dokusundaki normal kas hücrelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Dolayısıyla, miyomu olan bir hastada, leyomiyosarkom veya rahimde oluşan diğer kanser türlerinin görülme riski miyomu olmayanlarla aynıdır.

2- Miyomlarda İlaç Tedavisi Etkili midir?
Miyomlarda ilaç tedavisinin etkinliği sınırlıdır ve genellikle geçicidir. Şikayetleri hafif olanlarda ağrı kesiciler, demir preperatları ve düşük doz doğum kontrol hapları kullanılabilir. Ancak bunlar mutlaka bir kadın doğum hekiminin tavsiyesi ve kontroluyla kullanılmalıdır. Bunların dışında GnRH agonistleri denen ve menapoz yaratarak miyomları küçülten ilaçlar da vardır. Bunlar, daha çok şikayetlerde kısa süreli azalma sağlamak ve miyomektomiden önce miyomları küçültmek için verilir. Yine bu ilaçlar da mutlaka bir kadın doğum hekimi kontrolünde kullanılmalıdır.

3- Miyomlar İrsi midir?
Miyomlar, kadınların yaklaşık üçte birinde ortaya çıkarlar. Miyomların kalıtsal olup olmadığı tartışmalıdır. Ancak, ailesinde miyom olanlarda hastalığın görülme sıklığı, miyom olmayanlara göre yaklaşık 2 kat yüksektir.

4- Miyom Oluşumunda Hangi Risk Faktörleri Etkilidir?
Yaş: Miyomlar en sık 30-40 yaşlarında görülür, menapozdan sonra azalırlar
Aile öyküsü: Ailesinde miyom olanlarda risk 2 kat fazladır.
Irk: Siyah ırkta beyazlara göre miyomlar daha sık görülür.
Obesite: Obezlerde miyom riski 2-3 kat artar.
Yeme alışkanlığı: Kırmızı et yiyenlerde vejeteryanlere göre risk daha fazladır.

5- Miyomların Sayısı, Boyutu ve Yerleşimi Embolizasyona Engel Oluşturur mu?
Embolizasyon, sayısı ne olursa olsun rahim içindeki tüm miyomlara etkilidir ve miyomektomi ameliyatına en önemli üstünlüğü budur. Ayrıca, başarıyla embolize edilen miyomlar sonradan tekrarlamaz, oysa miyomektomiden sonra rahimde kalan küçük miyomlar büyüyebilir ve yeniden yakınmalara yol açabilirler.
Embolizasyon tedavisi her boyuttaki miyoma etkilidir. Ancak, çapı 10cm nin altında olan miyomların, daha büyük miyomlara göre embolizasyondan sonra daha fazla küçüldüğü gösterilmiştir.
Embolizasyon tedavisi rahimin her katmanındaki miyomlara etkilidir. Ancak rahime ince bir boyunla bağlı (saplı) subseröz ya da submuköz miyomlar embolizasyondan sonra rahimden ayrılıp bazı problemlere yol açabilirler. Bu tür miyomlarda miyomektomi tercih edilmelidir.

6- Daha Önce Miyomektomi Olanlarda Embolizasyon Uygulanabilir mi?
Miyomları için daha önce miyomektomi operasyonu geçiren hastalarda, sonraki operasyonlarda başta karın içi yapışıklıklar (adhezyon) olmak üzere bazı problemler ortaya çıkabilir. Bu problemler embolizasyon için söz konusu değildir. Bu nedenle, daha önce yapılan miyomektomiye rağmen miyomları tekrarlayan hastalarda ilk seçilecek tedavi embolizasyon olmalıdır.

7- Miyom Embolizasyonu Hangi Tıbbi Durumlarda Yapılmamalıdır?
Embolizasyonun yapılmasına engel olan durumlar çok nadirdir. Ancak anjiografide kullanılan kontrast maddeye alerjisi olanlarda, kumadin gibi kan sulandırıcı ilaç alanlarda ve böbrek yetmezliği olanlarda ilave bazı tedbirler almak gerekebilir. Rahim, yumurtalık ya da genital organlarında enfeksiyonu olanlarda, embolizasyon enfeksiyon tedavi edildikten sonra uygulanmalıdır. Gebeliği önleyici rahim içi araç (RIA) kullananlarda, embolizasyondan önce RIA ın çıkarılması tercih edilir. Menapoz oluşturarak miyomları geçici olarak küçülten ilaç kullananlarda, embolizasyondan en az 3 ay önce bu ilaçların kesilmesi tercih edilir. Çünkü bu ilaçlar miyom damarlarını da küçültebilir ve embolizasyonda tıkayıcı taneciklerin miyomların içine yeterince girmesine engel olabilirler.

8- Embolizasyondan Önce Neden MR Çekilmesi Gerekir?
Rahim miyomları genellikle önce ultrason ile saptanırlar. Ancak, ultrason rahim miyomlarının tümünü gösteremeyebilir ve miyomların rahimin hangi katmanında (submuköz, intramural, subseröz) yerleştiği konusunda yeterince fikir veremeyebilir. MR ile, hem miyomların sayısı hem de yerleşimi daha iyi değerlendirilir, ayrıca miyomları taklit eden adenomiyozis ya da miyom dışı tümörler daha iyi görülür. MR ile, miyom boyutları da daha doğru olarak ölçülebilir, böylece tedavi sonrası küçülme MR ile daha iyi değerlendirilebilir.

9- Hangi Miyom Hastaları için İdeal Tedavi Embolizasyondur?
Miyomlara bağlı yakınmaları olan, hamileliği mutlak koşul olarak görmeyen ve saplı olmayan birden fazla miyomları olan hastalar.
Hamile kalmayı isteyen, ancak miyomektomiye uygun olmayan (daha önce miyomektomi olup düzelmeyen, çok sayıda miyomları olan, miyomektomide histerektomiye gitme ihtimali yüksek olan) olgular.
Kadın doğum hekimi tarafından miyom tedavisi için histerektomi önerilen hastalar.

10- Rahim Embolizasyonu Ağrılı mıdır?
Embolizasyon işleminin kendisi ağrılı değildir. İşlem öncesi kasıktan bir uyuşturucu iğne yapılır (Diş hekimlerinin diş için yaptığı gibi) ve tüm işlem kasıktaki 2mm lik bir delikten gerçekleştirilir. Genel anestezi ya da belden uyuşturma gerekmez. İşlemden sonra ise ağrı başlayabilir ve 8-12 saat boyunca artabilir, daha sonra gittikçe azalır. Bu dönemde, ağrı kesici ilaçlar uygulanır. Bu nedenle, hastalar en az bir gün hastanede gözlenir. Embolizasyondan sonra, ağrı dışında, bulantı, kusma, yorgunluk, hafif ateş ve vajinal akıntı da görülebilir. Ancak hastaların büyük çoğunluğu ertesi gün ağızdan ilaçlarla eve gidebilecek duruma gelirler.

11- Rahim Embolizasyonu Emniyetli midir?
Her işlem gibi embolizasyonun da riskleri vardır. Ancak, bu riskler miyomektomi ve histerektomi gibi cerrahi tedavilere göre daha azdır. Embolizasyondan sonra oluşabilecek en önemli iki komplikasyon, enfeksiyon ve yumurtalık yetmezliğidir. Enfeksiyon çok nadirdir ve antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Çok nadiren (%1 den az) enfeksiyon nedeniyle histerektomi gerekebilir. Yumurtalık yetmezliği ve bunun sonucu menapoz oluşması da normal hastalarda %1-2, menapoza yaklaşan hastalarda ise %2-4 oranında görülebilir.

12- Embolizasyonda Radyasyon Riski nedir?
Embolizasyon işlemi sırasında alınan radyasyon dozu minimaldir ve yaklaşık olarak bir kalın barsak röntgen filmi ya da 1-2 bilgisayarlı tomografi tetkikinde alınan doz kadardır.

13- Embolizasyonda Hangi Tıkayıcı Maddeler Kullanılır?
Miyom embolizasyonu için günümüzde 3 tip tıkayıcı tanecik kullanılmaktadır. Polivinil alkol (PVA) ve Embosfer tanecikleri daha sık kullanılır ve kalıcı tıkanma sağlarlar. Jelatin sünger parçacıkları ise geçici tıkanma için kullanılır. Her üç tanecik de girişimsel radyolojide onyıllarca kullanılan, vücuda zararsız ve ABD de “Food and Drug Administration” (FDA) tarafından onaylanmış materyallerdir.

14- Embolizasyondan Sonra Miyomlara Ne olur?
Embolizasyondan sonra, damarları tıkanan miyomlarda küçülme başlar ve bu küçülme aylarca devam eder. Aynı zamanda, miyomların iç yapısı da değişir; işlemden önce yoğun ve sert kas dokusundan oluşan miyomlar, işlemden sonra süngerimsi yumuşak bir dokuya dönüşürler. Daha sonra da, vücut miyomları, cildimizde oluşan bir yarayı küçülttüğü gibi küçültür. Bu olaya tıp dilinde “fibrosis” adı verilir.

15- Embolizasyonda Miyomlar Ölürken Rahim Dokusu Nasıl Zarar Görmez?
Miyomlar, normal rahim dokusuna göre çok daha fazla damar içerirler. Bu yüzden rahime gelen atardamar kanının çok büyük kısmını miyomlar çeker, az bir kısmı ise normal rahim dokusuna gider. Normal rahim dokusunun beslenmesini bozan bu durum, embolizasyon açısından bazı yararlar sağlar:
Beslenmesi azalan normal rahim dokusu, vajina, tüpler ve yumurtalıklar gibi komşu organlardan zamanla kendisine damar üretmeye başlar. Oluşan bu damarlara “kollateral” adı verilir. Kollateral damarlar normalde oldukça incedirler, ancak embolizasyonla rahim damarları tıkanınca, bu damarlar derhal kalınlaşıp normal rahim dokusunu beslemeye başlarlar ve böylece rahim dokusu kansız kalmamış olur.
Embolizasyon esnasında verilen tıkayıcı taneciklerin çok büyük kısmı miyomların içine, çok az bir kısmı ise normal rahim dokusuna gider. Çünkü miyomlardaki yoğun damar dokusu ve artmış kan akımı bu tenecikleri adeta emerek miyomların içine alır. Kan damarları tamamen tıkanan miyomlarda, kendilerini besleyen başka bir damar da olmadığından hızla doku ölümü (nekroz) meydana gelir. Buna karşılık, normal rahim dokusu hem damarları daha az tıkandığından hem de kendisini besleyen kollateral damarlar devreye girdiğinden embolizasyondan etkilenmez.

16- Embolizasyondan Sonra Miyom Belirtileri Ne Kadar Zamanda İyileşir?
Embolizasyondan sonra oluşan ağrı, genellikle bir gün sonra hafifler ve hastaların büyük kısmı evlerine dönebilirler. Ancak, iş hayatına ve normal yaşama dönme süresi ortalama 5-7 gün kadardır. Bunun nedeni, “Postembolizasyon sendromu” adı verilen ve embolizasyondan sonra oluşabilen hafif ateş, halsizlik ve grip benzeri bir klinik tablonun yaklaşık bir hafta kadar sürebilmesidir.
Embolizasyondan sonra, adet kanamalarındaki azalma ilk menstürasyonda fark edilebilir, çünkü embolizasyonla miyomların kanlanması ortadan kaldırılmıştır. Miyomların kitle etkisi nedeniyle oluşan karın ağrısı, dolgunluk hissi, sık idrara çıkma ve kabızlık gibi şikayetlerde ise belirgin azalma ancak 3-5 ay sonra görülür. Şikayetlerin azalma hızını belirleyen en önemli faktör miyomların sayısı, boyutu ve rahimdeki yerleşimidir. Embolizasyondan sonra, hasta şikayetleri 18-24 aya kadar gittikçe azalmaya devam eder, ancak hastaların çoğunda şikayetlerdeki maksimum azalma yaklaşık bir yıl sonra gözlenir.

17- Embolizasyon Tedavisi Bu Kadar Avantajlı ise Neden Daha Fazla Uygulanmıyor?
Bu durumun birkaç nedeni vardır. Girişimsel radyoloji, yeni ve çok hızlı gelişen bir alandır ve girişimsel radyolojide yapılan tedavi edici işlemler sadece hastalar tarafından değil, doktorların da büyük bir kısmı tarafından yeterince tanınmamaktadır. Miyom embolizasyonu da, girişimsel radyoloji dışındaki hekimlerin önemli bir kısmı tarafından yeterince bilinmeyen ya da yanlış olarak bilinen bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle miyom hastalarının büyük bir kısmı, bu tedavi yöntemi için girişimsel radyologlara ulaşamamaktadır. Diğer bir önemli neden de, tüm dünyada fakat özellikle ülkemizde girişimsel radyologların sayısının az olmasıdır. ABD de girişimsel radyologların sayısı 5.000 in üzerinde iken ülkemizde bu sayı 100 civarındadır ve bunların az bir kısmı miyom embolizasyonu ile ilgilenmektedir.
Ancak bu olumsuzluklar hızla düzelmektedir. Miyom embolizasyonu, hekimler ve hastalar tarafından her geçen gün daha fazla tanınmakta ve benimsenmektedir. Bu tedavi yöntemine ilgi duyan ve uygulayan girişimsel radyolog sayısının da artmasıyla, ülkemizde de embolizasyon tedavisinden zamanla çok daha fazla hasta faydalanabilecektir.

Miyom Tedavi Seçenekleri

Rahimin gebelik döneminde bebeği taşımak dışında bilinen bir görevi yoktur. Bu nedenle çocuk sayısını tamamlamış bir kadında miyomların çıkarılması yerine rahimin alınması da genellikle önerilebilir. Böylelikle aslında bu teklif kadınların çoğuna antipatik gelse de rahimle ilişkili olarak bir daha hiçbir sorun (myomun tekrarlaması, farklı kanama problemleri, rahim ve rahim ağzı kanseri olasılığı vs.) yaşanmayacaktır.

Miyom Tedavi Seçenekleri
Miyom hastalarında tedavinin amacı, hastanın ağrı ve kanama gibi şikayetlerini azaltmak ya da ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle, belirgin şikayetleri olmayan hastalarda herhangi bir tedavi gerekmez. Şikayeti olan hastalar için dört tedavi seçeneği vardır.
Hormon Tedavisi

Bu tedavide, hastaya GnRH agonistleri denen ve menapoz oluşturup östrojen düzeyini düşüren ilaçlar verilir. Böylece, miyomlarda küçülme ve miyomu besleyen damarlarda incelme görülebilir, buna bağlı olarak hasta şikayetleri azalabilir. Ancak bu iyileşme kalıcı değildir. Hormon tedavisi kesilirse, miyomlar hızla büyürler ve damarları da hızla eski haline döner. Ayrıca bu ilaçlar uzun süre kullanılırsa, hastada osteoporoz (kemik erimesi) ve şiddetli menapoz belirtileri görülebilir. Bu nedenle, hormon ilaçları miyomların kalıcı tedavisi için kullanılamaz. Ancak diğer tedavi seçeneklerini reddeden hastalarda kısa süreli iyileşme sağlamak ve miyomektomi amaliyatından önce miyomların ameliyatta daha az kanamasını sağlamak amacıyla kullanılabilir.
Miyomektomi

Genel anestezi altında rahimdeki miyomların ameliyatla teker teker dışarı alınmasına dayanır. Bu şekilde, rahim alınmadan miyomların tedavisi sağlanabilir ve özellikle genç kadınlarda doğurganlık potansiyeli korunabilir. Miyomektomi, genellikle karından açık cerrahi şeklinde yapılır, ancak laparoskopik ya da histeroskopik olarak da uygulanabilir. MR tetkikinde rahim içinde tek miyom saptanmışsa, miyomektomi genellikle ideal tedavi yöntemidir. Ancak miyom sayısı arttıkça ameliyat güçleşir ve sonuçları daha az yüz güldürücü olur.
Rahimde çok sayıda miyomu olan hastalarda, miyomektomi ameliyatı daha uzun sürer, kan kaybı daha fazla olur ve ameliyattan sonra ağrı ve diğer komplikasyonlara daha fazla rastlanır. Ameliyattan sonra hastanede kalış süresi histerektomiden bile fazla olabilir. Çok sayıda miyomu olan hastalarda, ameliyatla tüm miyomları temizlemek güçtür, ayrıca hangi miyomun hasta şikayetlerine yol açtığını saptamak da zorlaşır. Bu nedenle bu tür hastalarda, ameliyat başarıyla yapılsa bile hastaların yaklaşık %20-25 inde hasta şikayetleri tekrarlar ve ikinci bir ameliyat (genellikle histerektomi) gerekebilir.
Histerektomi

Genel anestezi altında rahimin tümü ameliyatla dışarı alınır. Hasta eğer 40 yaşın üzerindeyse, genellikle yumurtalıkların da alınması tercih edilmektedir. Genellikle, çok sayıda miyomu olan, menapoza girmiş ya da artık hiçbir şekilde hamilelik istemeyen hastalarda uygulanır. Radikal bir tedavi yöntemidir, rahim alındığı için tüm miyomlar tedavi edilmiş olur, ayrıca rahim ve yumurtalık kanseri riski (yumurtalıklar da alınırsa) ortadan kalkar. Yumurtalıklardan salgılanan hormonlar hastaya ameliyattan sonra ilaç olarak verilir (hormon replasman tedavisi).
Histerektomi ameliyatı, günümüzde rahim miyomları için en çok uygulanan tedavi yöntemidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde, her yıl 650.000 histerektomi yapılmakta ve bunların yaklaşık %90 ı miyom gibi “iyi huylu” hastalıklar için uygulanmaktadır. Ancak bu yaklaşımın doğruluğu son zamanlarda ciddi olarak sorgulanmaktadır. Yapılan bir çok çalışmada, histerektomi olan hastalarda koroner kalp hastalığı, osteoporoz (kemik erimesi), demans (erken bunama) ve depresyon riski daha fazla bulunmuştur. Ayrıca histerektomi ameliyatından sonra, kabızlık, idrar tutamama, psikoseksüel sorunlar ve “şiddetli menapoz” gibi yaşam kalitesini düşüren bir dizi problem ortaya çıkabilir. Bu nedenlerden dolayı, histerektomi günümüzde, embolizasyon ve miyomektomi gibi yöntemlerle tedavi edilemeyen miyom hastalarında son çare olarak düşünülmesi gereken bir yöntem olarak kabul edilmektedir.
Embolizasyon

Lokal anestezi altında, kasıktan ince bir kateterle rahimi besleyen atardamarlara girilir ve bu damarları tıkayıcı tanecikler verilir. Damarları tıkanan miyomlar beslenemezler ve doku ölümü sonucu gittikçe küçülürler, böylece ağrı ve kanama gibi şikayetler kaybolur ya da belirgin olarak azalır. Normal rahim dokusu ise, karın bölgesindeki diğer damarlardan da beslenmeye devam ettiğinden embolizasyon işleminden etkilenmez.
Embolizasyon, rahim miyomlarının tedavisinde özellikle 2000 li yıllarda gittikçe daha sık olarak kullanılan bir yöntemdir. En önemli avantajları, lokal anestezi yardımıyla bir “anjio” işlemiyle yapılması, herhangi bir ameliyat kesisi olmaması ve hastaların çoğunun ertesi gün hastaneden ayrılabilmesidir. Bu yöntemin histerektomiye üstünlüğü, rahimin korunması, miyomektomiye üstünlüğü de sadece ameliyatla alınan miyomlara değil, rahimdeki tüm miyomlara etkili olmasıdır. Ancak her yöntem gibi embolizasyon tedavisi de “doğru seçilmiş” hastalara uygulandığı zaman başarılıdır ve bu seçim girişimsel radyologlar ve kadın doğum uzmanları tarafından yapılmalıdır.

Histerektomi Nedir

Hasta 50 yaşına yakınsa, yumurtalıklarda kist, iltihap, tümör gibi hastalıklar var ise, ailesel yumurtalık kanseri hikayesi var ise ve ameliyat sonrası estrojen kullanmakta sakıncalı bir durum yok ise yumurtalıkların çıkarılması düşünülür.


Histerektomi

Ülkemizde her yıl binlerce kadın histerektomi ameliyatı olması gerektiğini öğrenir. Histerektomi, rahimin ameliyatla alınması demektir. Birçok hastalığın tedavisinde normal olarak başvurulan bir yöntem olan histerektomi genellikle yanlış anlaşılır.
Bu ameliyat neden gerekli olabilir ?
Adet kanamalarının tümüyle durması demek olan menopoz döneminin ilk yıllarında bazı kadınlarda vajinadan (dölyolu) gelen ve genellikle beklenmeyen çok ağır kanamalar görülebilir. Bunun nedeni, hormonsal değişiklikler veya rahimde fibroz denilen ve kanser olmayan urların belirmesi olabilir. Bu tür urların genellikle hiç bir zararı olmadığı halde bazen ağır kanama veya diğer şikayetler olabilir. Histerektomiyi gerektiren ve daha az görülen nedenler ise rahim, yumurtalık veya rahim ağzı kanserleridir.
Histerektomi yapılırken yumurtalıkların da alınması gerekir mi ?
Bu her zaman yapılmaz. Yumurtalıklarda hastalık varsa veya kadın menopoz dönemini geçmişse ileride olabilecek bir yumurtalık kanseri tehlikesini önlemek amacıyla rahim alınırken yumurtalıklar da alınabilir. Menopoza girmemiş olan kadınlarda yumurtalıkların alınması ani ve zamansız menopoza neden olur. Menopoz öncesinde yumurtalıklarını kaybetmiş olan kadınlara doktorlarına danışmaları ve hormon tedavisinin gerekli olup olmadığını sormaları önerilir.
Histerektomiden başka tedavi yolları var mıdır ?
Bazı kanserlerin tedavisinde histerektomi şart olmakla birlikte ağır kanama veya fibroz olaylarında son çare olarak başvurulur. Doktorunuzla konuşabileceğiniz diğer seçenekler arasında fibrozların veya rahim zarının alınması veya kanamayı azaltmak veya önlemek için hormon tedavisi gibi yollar olabilir.
Histerektomi nasıl yapılır ?
Her birinin iyi ve kötü yanları olan değişik ameliyat yöntemleri vardır. Doktorunuz bunları size açıklayabilir.
Karından yapılan histerektomi; üreme organının hemen üzerinden yatay olarak karın yarılarak rahim alınır. Bu ameliyat her zaman karından yapılır ve rahim alınırken rahim ağzı da alınabilir. Daha seyrek olarak yapılan bir ameliyata ?subtotal? histerektomi denir ve yalnız rahim alınır fakat rahim ağzına dokunulmaz. Vajınadan yapılan histerektomide rahim vajinadan alınır. Bunda gözle görülen bir ameliyat izi kalmaz.
Histerektominin etkileri nelerdir ?
Rahimin alınması demek adet kanamalarının durması ve gebeliğin artık mümkün olmaması demektir. Histerektomi şişmanlığa veya kişilik değişikliğine neden olmaz. Bazen, özellikle genç kadınların, artık çocuk sahibi olamayacakları için üzüntü duymaları normaldir. Önemli bir ameliyat geçiren kişilerin morallerinin bozuk olması da doğal sayılır. Kadınların çoğu kendilerini tedavi eden doktora veya aile hekimlerine duygularını açtıkları zaman ferahladıklarını hissederler.
Bunun yanında, kadın sağlığı veya Ana Çocuk Sağlığı merkezlerine de gidilebilir.
Hasta ameliyattan ne kadar sonra iyileşir ?
Karından yapılan histerektomiden sonra hasta beş gün kadar hastanede kalır. Tam olarak iyileşmesi ise altı ila sekiz hafta sürer. Vajinadan yapılan histerektomide hasta hastanede iki gün kadar kalır. Tam olarak iyileşmesi ise dört hafta kadar sürer.
Cinsel ilişkide bulunmak için ameliyattan sonra ne kadar beklemelidir ?
Ameliyatın üzerinden altı ila sekiz hafta geçmelidir. Histerektomi kadının cinselliğini veya tatmin olma kabiliyetini kaybetmesi demek değildir. Ameliyattan önce cinsel ilişki sırasında ağır kanama veya diğer nedenlerden dolayı şikayetleri olan kadınlar ameliyattan sonra cinsel ilişkiden daha da çok zevk alabilirler.
Histerektomiden sonra Pap testi yaptırmak gerekir mi ?
Rahim ağzı alınmamış olan kadınlar her iki yılda bir veya doktorlarının önerilerine göre Pap testi yaptırmaya devam etmelidirler. Ayrıca, kanama olursa da doktoru görmek gereklidir.

Histerektomi Nedir ve Neden İstenmez

Eğer rahimde kanser; şiddetli bir endimetriosis; fibroid varsa veya alt karında rahmin komşu organlara yapışması gibi bir durum ortaya çıkmışsa, çok ağır ve kontrol edilemez kanamalar mevcutsa veya rahim düşmüş veya vajinadan dışarı taşıyorsa histerektomi uygulanması gerekir.
Histerektomi Nedir ve Neden İstenmez


Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 550.000 histerektomi ameliyatı yapılmaktadır. Bu olguların büyük çoğunluğunda, ameliyat hayati tehlike yaratmayan, iyi huylu hastalıklar için yapılmaktadır. Histerektomilerin sadece %10 unda operasyonun nedeni kanserdir.
Hastalara histerektomi (Rahimin ameliyatla alınması) ve ooferektomi (Yumurtalıkların ameliyatla alınması) operasyonları önerilirken genellikle aşağıdaki gerekçeler öne sürülür:
“Rahimin fonksiyonu, çocuğu taşıyan ve dünyaya getiren bir “küvöz” gibidir. Bu fonksiyon, ister kadının yaşından dolayı ister çocuk istememesinden dolayı, bir gün biterse artık rahim sadece bir “sorun” oluşturur. Rahim kanayabilir, ağrı yapabilir, sarkabilir veya kansere neden olabilir. Bu nedenle, histerektomi bir kadının sağlığı ve uzun yaşaması için avantaj oluşturur. Yumurtalıklara gelince, 40 yaşından sonra yumurtalıkların hormon üretme fonkiyonunun artık sona yaklaştığı kabul edilir, bu nedenle yumurtalıklardan kanser oluşabileceğinden, histerektomide rahimle birlikte yumurtalıkları da almak mantıklıdır. Yumurtalıkların alınmasıyla ortaya çıkacak olan östrojen yetmezliği, bu hormonu içeren hapların alınmasıyla kolayca giderilebilir.”
Acaba bu, bilimsel araştırma ya da kanıtlara dayanan bir yaklaşım mıdır? Sayıları gittikçe artan kadın hastalar ve birçok hekim öyle olmadığına kuvvetle inanmaktadır. Rahim sadece bir “küvöz” değildir, bunun yanında gördüğü pek çok fonksiyon vardır. Dolayısıyla, histerektomiden sonra kadının yaşam kalitesini ciddi olarak düşüren olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir. İlk olarak, histerektomi ve ooferektominin rahim ve yumurtalık kanserini önleyerek kadının yaşam süresini uzatacağını iddia eden eski gerekçeyi irdeleyelim. Yaşı 50 ye ulaşan bir kadının kalan ömrü boyunca rahim (veya rahim ağzı) kanserinden ölme ihtimali % 0.5, yumurtalık kanserinden ölme ihtimali de % 0.8 dir (ilginçtir ki, histerektomiden sonra yumurtalık kanseri olasılığı normal nüfusa göre % 40 daha az bulunmuştur). Buna karşılık, aynı kadının kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalıklardan ölme ihtimali % 50 dir. Bir kadına doğurganlık yaşlarında histerektomi yapılırsa (yumurtalıklar alınmasa bile), sonraki yıllarda kalp krizi riskinin arttığı (bazı çalışmalara göre 3 kat arttığı) gösterilmiştir. Eğer rahimle beraber yumurtalıklar da alınırsa, kalp hastalığı ve osteoporoz (kemik erimesi) riski daha da artmaktadır. Bir kadında menapozdan sonra yumurtalıkların alınmaması, kalp krizi geçirme riskini her yıl için % 6 oranında azaltmaktadır.
Yapılan bir çalışmada, histerektomi yapılan kadınlarda, yumurtalıklar alınmasa bile, menapozun 4 yıla varan sürelerle daha erken oluştuğu gösterilmiştir. Menapoz döneminde kadınlarda koroner kalp hastalığı riskinde keskin bir artış olduğu bilinmektedir. Buradan yola çıkarak, histerektomi ve ooferektomi ameliyatlarının hastaların ömrünü uzatmak bir yana, kalp ve damar hastalığı riskini artırarak tam tersine kısalttığını söyleyebiliriz.
Yumurtalıklardan salgılanan östrojen hormonu, kemik erimesi riskini ve muhtemelen de kalp hastalığı riskini azaltmaktadır. Östrojen aynı zamanda beyindeki anlama-kavrama fonksiyonlarıyla cinsel fonksiyonun sürdürülmesine de yardımcıdır. Buradan hareketle teorik olarak, rahim ve yumurtalıklar alındıktan sonra verilen hormon haplarının östrojen eksikliği sonucu oluşacak olumsuz etkileri ortadan kaldıracağı düşünülebilir. Ancak son yapılan bir çalışmada (Women’s Health Initiative), kombine östrojen-progesteron ilaçları kullanan kadınlarda, kalp hastalığı, tromboembolizm (toplardamarda pıhtı oluşumu ve akciğere atması) ve meme kanseri sıklığında hafif bir artış olduğu saptanmıştır. Bu nedenle tıp otoriteleri bu tür ilaçların menapozda vajina kuruluğu ve vazomotor belirtileri gidermek amacıyla sadece kısa süreli olarak kullanılmasını önermektedirler. Diğer taraftan, bir başka çalışmada, histerektomiden 12 ay sonra hormon replasman tedavisi verilen hastaların sadece % 50 sinin bu ilaçları kullandığı gösterilmiştir. Genel olarak, ABD de menapoza giren kadınların sadece % 10 u hormon replasman haplarını kullanmaktadır. Bu gerçekler dikkate alındığında, mümkün olan her durumda gereksiz histerektomiden kaçınma zorunluluğu olduğu ortaya çıkmaktadır. Açıkça görülmektedir ki, rahim ve yumurtalık kanseri saptanmamışsa ve bu kanserlere ailevi bir eğilim yoksa, rahim ve yumurtalıkların muhafaza edilmesi kadınların daha sağlıklı bir yaşam sürdürmesini sağlamaktadır.
Son çalışmalar, yumurtalıkların alınmasıyla oluşan “cerrahi” menapozun yumurtalık fonksiyonunun yaşla azalmasına bağlı doğal menapoza göre daha şiddetli olduğunu ve daha uzun sürdüğünü göstermiştir. Doğal menapozda yaşlanan yumurtalıklar menapozun başlangıcından itibaren en az 10 sene belli miktarda östrojen ve en az 80 yaşına kadar da belli miktarda androjen hormonlarını salgılamaya devam eder. Androjen hormonları da kas ve yağ dokusu tarafından östrojene dönüştürülür. Menapozdan sonra yumurtalıklarını aldıran kadınlarda aldırmayanlara göre osteoporoza bağlı kemik kırıkları %54 oranında daha fazla görülmüştür. Androjen eksikliği kemik kaybı, libido, kas ve yağ dağılımı, kendini iyi hissetme, enerji ve iştah gibi bir çok olayda etkilidir. Yumurtalıkları aldırmayarak onların doğurganlık dönemine göre daha az da olsa östrojen ve androjen salgılamalarının sağlanması, kadının sağlıklı yaşamasına ciddi katkı sağlamaktadır. Bu, menapozdan sonra bile genital organları aldırmamak için geçerli bir başka nedendir.
Uzun süreli gözleme dayanan yeni bir çalışmada, menapoz dönemindeki kadınlarda histerektomi+ooferektominin kemiklerde kırık riskini iki kat artırdığı saptanmıştır. Histerektominin yumurtalıklar alınmasa bile osteoporoza bağlı kemik kırığı riskini de % 20 artırdığı gösterilmiştir.
İsveçli araştırmacıların geniş bir popülasyonda yaptıkları bir çalışmada histerektomi olan kadınlarda idrar tutamama nedeniyle ameliyat olma oranının histerektomi olmayanlara göre 2 kat fazla olduğu ve bu riskin özellikle histerektomiden sonraki 5 yıl içinde fazlalaştığı tesbit edilmiştir. Organ sarkması nedeniyle ameliyat olma ihtiyacı, karından total histerektomi olanlarda % 50, kısmi histerektomi olanlarda 2 katı ve vajinal histerektomi olanlarda da 4 katı artmaktadır.
Yeni bir çalışma, yumurtalıkları alınan kadınlarda, özellikle bu ameliyat 38 yaşından önce yapıldıysa, demans (bunama) ve anlama-kavrama bozukluğu riskinin arttığını göstermiştir. Bu risk 46 yaşından önce her iki yumurtalığı alınan kadınlarda % 70 artarken, 38 yaşın altındaki kadınlarda, sadece bir yumurtalığı alınsa bile, % 260 oranında artmıştır. Yumurtalıkları alınan kadınlarda menapozun birden başladığı ve menapoz belirtilerinin daha şiddetli olduğu da bilinmektedir. Bu durumda yumurtalıkları aldırmanın yarattığı risk ameliyatla sağlanacak olan yarardan çok daha büyük olmaktadır.
Histerektominin uzun dönemde başka zararlı etkileri de bildirilmiştir. Tüm çalışmalarda olmasa bile, bazı çalışmalarda, histerektomi yapılan kadınların % 30 unda sık idrara çıkma, sürekli idrar hissi ve idrarını tutamama gibi belirtilerin ortaya çıktığı gösterilmiştir. Bu histerektomi sırasında idrar torbasına ait küçük sinirlerin kesilmesi nedeniyle kaçınılmaz olarak oluşabilen bir durumdur. Ayrıca histerektomiden sonra, rektosel (rektumun vajinaya sarkması) olmasa bile, hastaların yaklaşık 1/3 ünde gaitanın itilememesine bağlı kabızlık gelişmektedir. Sıklıkla, histerektomiden sonra vajina ön duvarının çökmesine bağlı sistosel ve idrar torbasında sarkma ile vajina arka duvarının çökmesine bağlı rektosel (kalın barsağın vajinaya sarkması) görülebilir. Bu durumlarda idrar yapamama, idrar tutamama, kabızlık, cinsel ilişki zorlukları ve vajina enfeksiyonu gibi problemler ortaya çıkabilir. Bu problemler cerrahi girişimi gerektirecek kadar ciddi olabilir.
Histerektomi ruh sağlığını da etkileyebilir. Bazı kadınlar için, özellikle bazı kültürlerde, rahim büyük fizyolojik anlam taşıyan bir organdır. Bir çok kadında histerektomi sonrasında herhangi bir duygusal sorun yaşanmazken, bazı kadınlarda depresyon, kaygı ve cinsel fonksiyon bozukluğu görülebilir. Histerektomi sonrası cinsel fonksiyon bozukluğu karmaşık bir meseledir. Bazı kadınlar rahimlerini kaybettiklerinde kadınlıklarını da kaybettiklerini düşünürler. Partnerlerinin artık kendilerini istemediğini sanabilirler, bu da libido azalmasına yol açar. Histerektominin yaratabileceği ve cinsel fonksiyonu direkt olarak etkileyebilecek bir problem, operasyon sonucu vajinanın kısalması ve bunun da cinsel ilişki sırasında penetrasyonla (penisin vajinaya girişi) ağrı oluşturmasıdır. Histerektominin cinsel fonksiyonla ilgili en önemli etkisi orgazm üzerinedir. Bazı kadınlar için derin orgazm rahimdeki ritmik kasılmalarla sağlanmaktadır. Histerektomiden sonra bu kasılmalar olmayacağından bu kadınlarda orgazm kalitesinde dramatik bir düşme olabilir. Orgazmı rahim kasılmalarına bağlı olmayan kadınlarda ise histerektomi orgazm kalitesini etkilemeyebilir. Hatta, bazı kadınlarda, özellikle histerektomiden sonra kanama, ağrı ve rahim sarkması gibi problemler ortadan kalktığında, cinsel yaşamda iyileşme bile bildirilmiştir. Bazılarında da, histerektomi istenmeyen hamilelik riskini ortadan kaldırdığından cinsel fonksiyonlarda iyileşme görülebilir.
Son olarak da birçok kadın, mutlaka gerekli olmadıkça, cinsel organlarının ya da diğer her hangi bir organının alınmasına şiddetle karşı çıkmaktadır.
Bu tartışmada, histerektomi ameliyatının sakıncaları özetlenmiştir. Bu konularda bilgilendirilmeleri sonucunda, kadınların çoğu, kendi sağlıkları için mutlaka gerekli olmadıkça, histerektomi ameliyatını reddetmektedir. Kadın doğum ve jinekoloji alanındaki 30 yılı aşkın faaliyetime dayanarak, bir kadının kendi vücut organlarının akibeti konusunda karar verebilme hakkı olduğuna kuvvetle inanıyorum. Kadın hastalar, histerektominin gerekli olup olmadığını sorgulama konusunda sıkılma ya da çekinme durumunda bırakılmamalıdır. Aslında her doktor hastasına tedavi seçeneklerini ayrıntılarıyla açıklamak ve her yöntemin iyi ve kötü yönlerini söylemekle yükümlüdür. Doktorların bu açıklamaları yaparken, hastaya uygulanabilecek tedavilerin bir kısmını kendisi yapamasa bile, dürüst davranması gerektiğine inanıyorum. Eğer hasta histerektomi olmamayı seçerse, doktorunun görevi bu karara destek olmak ve hastayı diğer tedaviler için, bu tedavi başka bir uzman tarafından yapılsa bile, ilgili hekime yönlendirmektir.

Mezoterapi Nedir

Güzelleşmek için birçok kadın neler yapmazki…Özel ürünler alınır, sağlıklı yaşam üzerinde durulur ve daha neler neler… Güzelleşmek için harcanan paralar arttıkça sunulan imkanlarda çeşitlendi. Teknolojinin ve tıbbın sunduğu imkanlarda güzelleşmenin kolay yöntemlerindendir.Bu yöntemlerden biri de mezoterapidir;

Mezoterapi Nedir
Mezoterapinin kelime anlamı “orta deri” tedavisidir. Tedavi edilecek bölgeye özel olarak hazırlanan ilaç karışımları, 4-6 mm uzunluğundaki iğneler ile çok küçük miktarlarda olmak üzere 1,5-2 cm aralıklarla deri içine enjekte edilir. Elle veya mezoterapi tabancası kullanılarak enjeksiyon yapılabilir. Kullanılan iğneler çok ince uçlu olduğu için uygulama sırasında ağrı hissedilmez.

Kullanım alanı
Sellülit

Saç dökülmesi

Cilt Çatlakları
Cilt gençleştirme

Yan etkisi
Nadiren oluşabilen alerjiler haricinde mezoterapinin uzman ellerde bir yan etkisi yoktur. Çünkü mezoterapide ilaçlar kana emilip sistemik bir etki veya yan etki gösterecek dozda kullanılmazlar. Dolayısıyla kanda bir ilaç düzeyi oluşturmaz. Zaten bu sebeple bir çok ülkede mezoterapi yöntemi hiç ilaç kullanamayacak kadar karaciğer veya böbrek fonksiyonları bozuk hastaların dahi ağrı veya zayıflama tedavilerinde rahatça kullanılan bir yöntemdir. Sadece antikoagulan ilaç kullanan hastalarda uygulama yapılan bölgelerde morarmalara neden olabileceği için kullanılmaz.

Uygulama süresi
Bir seans yaklaşık 5-15 dakika sürer.

Uygulama sayısı
Haftada bir veya 10 günde bir olmak üzere yaklaşık 5-10 seans uygulanir.

Dişeti İltihaplanmasına Bitkisel Çözüm

Bazı kişiler diş çürümesini ciddi bir sağlık sorunu olarak görmezler. Ancak, zamanında ve doğru şekilde müdahale edilmediğinde, daha çok sorun yaratan bir hastalığa yol açabilir. Çürüme, bakterinin, dişin özünü enfekte etmesine izin verir. Enfeksiyon köke ve çevre kemiğe yayılır. Bu abse olarak bilinir.


Dişeti İltihaplanmasına Bitkisel Çözüm
Kan otu (Sanguinaria canadensis): Yapılan birçok kapsamlı araştırma, benim en baştan beri savunduğum sanguinarin adh bileşiğin kan otunda bulunduğunu ortaya koymuştur. Araştırmalar sanguarin içeren diş macunlarının, bazı ağız içi bakterilere karşı belirgin bir etki gösterdiğini ve diş plaklarının oluşmasını sekiz gün gibi kısa bir süre içinde, önemli ölçüde düşürdüğünü göstermiştir. Eğer bıı bitkiden faydalanmak isterseniz, sanguarin içeren diş macunları ve ağız çalkalama sıvılarını tercih edin.

Reçetesiz satılan ürünlerin içeriğinde kullanılmalarının dışında, kan otu özütleri diş hekimleri tarafından periodontal hastalıkların tedavisinde de kullanılırlar.

Papatya (Matricaria recutita): E komisyonu, papatyanın dişeti iltihaplarının tedavisi için gargaralar ya da ağız yıkama sıvıları kadar etkili olduğunu onaylamıştır. Papatyanın içeriğinde bazı anti inf-lamatuar ve antiseptik bileşikler bulunur.

Papatyayı yalnızca dişeti hastalıklarının tedavisinde değil, bu hastalıklardan korunmak için de loıllanabilirsiniz. 250 mi. kaynar suya 2-3 çay kaşığı papatya atm ve on dakika bekledikten sonra süzerek yemeklerden sonra için ya da ağzınızı çalkalamak için kullanın. Diş hekimleri, alerjilere neden olabilen kanaryaotugillerin akrabası olduğu için, papatyaya karşı ihtiyatlı olunması gerektiğini belirtiyorlarsa da tecrübelerime göre böyle bir durum çok nadiren gelişiyor. Eğer herhangi bir alerjik reaksiyon hissederseniz papatya kullanmayı kesin. ]

Ekinezya (Echina-cea): Herbalist ve botanist Christopher Hobbs “Hand-book for Herbal Healinğ’ adlı kitabında, diğer birçok hastalığın tedavisine olduğu gibi, dişeti iltihaplarında da ekinezyayı öneriyor. /< Bu bitki anti bakteriyel ve 2-bağışıklık sistemini güçlendirici özelliklere sahiptir. Ağız çalkalama sıvınızın içine 10-12 damla kadar ekinezya tentürü karıştırıp ağzınızı bu karışımla çalkalayın.

Meyan kökü (Glycy-rrlüza glabra): Meyan kökü diş çürümelerine ya da diş eti iltihaplanmalarına yol açmayan bir tatlandırıcıdır. Anti-gingivitis çaylarınıza şeker ya da bal koymak yerine meyan kökü koymayı deneyin. Buna ek olarak meyan kökü, magnezyum ve yapılan bazı araştırmalarda dişeti iltihaplarının ve plak oluşumunun kontrol altına alınmasında yararlı olduğu ortaya çıkarılan, glycyrrhizin adlı bileşiği içerir. Meyan kökü -günde üç fincan çay gibi- makul miktarlarda kullanılırsa zararsızdır; fakat uzun süreli kullanımı ya da aşın miktarlarda alınması halinde baş ağrısı, uyuşukluk, vücutta sodyum ve su tutulması, aşın potasyum kaybı ve yüksek tansiyona neden olabilir.

Semizotu (Portulaca oleracea): Genel olarak dişeti hastalıklan-nın tedavisinde magnezyum ve C vitamini bakımından zengin yiyecekler önerilir. Kişniş, börülce, karahindiba, meyan kökü, marul, haşhaş tohumu, ıspanak, ısırgan otu yapraklan ve taze fasulye de magnezyum bakımından zengin sebzelerdir. Yeri gelmişken, diş eti iltihaplarına hiçbir kaçış yolu bırakmayan magnezyum kanşımım-dan bahsedeyim: Karahindiba, ısırgan otu yapraklan, semizotu ve ıspanak yapraklannı kanştınp buharda pişirin. Afiyet olsun.
Adaçayı (Salvia offîcinalis): Avrupalılar diş ve dişetlerini ada çayı yaprakları ile ovarlardı. Bunu ben de denedim. Göründüğü ka-danyla, adaçaymm içeriğindeki kanı durdurucu tanen ve bazı aro-matik antiseptik bileşiklere sayesinde gerçekten yaran oluyor. Adaçayı bahçemde neredeyse yıl boyunca bulunur. Bunlan bahçeden toplamak, sanguarin içeren ürünler almaktan çok daha ucuz, çünkü adaçayı hemen hemen sanguarinli diş macunlan kadar etkili. Günümüzde yapılan bazı araştırmalar bu yaklaşımı destekliyor. E komisyonu, 250 mi. kaynar suya 2-3 çay kaşığı adaçayı yaprağı kanştınla-rak yapılacak anti-gingivitis çayının kullanımım onaylamaktadır. En iyisi adaçayını makul miktarlarda kullanmaktır; çünkü içerdiği thu-jone adlı bileşik yüksek dozlarda alınırsa spazmlara neden olabilmektedir.

Çay (Camellia sinensis): Adaçayı gibi çay da kan durdurucudur. Bu özelliği ile diş çürümeleri ve dişeti iltihaplanna yol açan bakterilerin ağza yerleşmelerine engel olur Aynı zamanda beş değişik anti bakleriyel bileşik içeren çayı, meyan kökü ile tatlandırabilirsiniz.

Ay insafa çiçeği (Calendula offîcinalis): Anti bakteriyel, antiviral ve bağışıklık sistemi uyancı özellikleriyle, aymsafa çiçeği özütleri dişeti iltihaplannm tedavisinde yararlıdır. Tek dikkat etmeniz gereken şey, saman nezlenizin olup olmadığıdır. Kanaryaotugillere alerjisi olan bünyeler, bu bitkiye de alerjik tepkiler verebilmektedir. Bu nedenle kullanım esnasında değişik reaksiyonlar görürseniz, kullanmayı bırakın.

Nane (Mentha piperita): Dişeti iltihaplarından korunmak için, günümüzde birçok ürünün tatlandırılmasmda yapay olarak kullanılan diş macununuzdaki naneye güvenebilirsiniz, fakat gerçek nane dişeti çürümelerine neden olan bakterilerle de savaşır. 250 mi. kaynar suya 2 çay kaşığı kuru nane kanştırarak hazırlayacağınız çayı içebilir ya da ağzınızı çalkalayabilirsiniz. Naneli sakız çiğnemek ya da nane şekeri yemek yerine, taze nane yapraklannı da çiğneyebilirsiniz.

Ratanya (Krameria triandra): E komisyonu, ratanya kabuğunun dişeti iltihaplannm tedavisinde kullanılabileceğini onaylamıştır. Bu bitki de çay gibi antiseptik tanen bileşiği içerir. Ratanya çayı yapmak için 250 mi. kaynar suya bir çay kaşığı kurutulmuş ratanya koyup dinlendirin. Bu çayı da içebilir ya da ağzınızı çalkalayabilirsiniz.

Isırgan otu (Urtica dioica): Yapraklarmdaki magnezyuma ek olarak, Rusya’da yapılan araştırmalar ısırgan otu çayının anti bakteriyel özellikler taşıdığını ortaya koymuştur. Isırgan otu içeren ağız çalkalama sıvıları ve diş macunlan, dişlerde plak oluşumunu büyük ölçüde azaltmaktadır. Hele bunlara biraz da ardıç kanştmrsanız, etkisi daha da artmaktadır. Ağız ve diş sağlığınız için kullandınız ürünlerden, içeriğinde bu bitkileri banndıranlan tercih edin.

Teatree (Melaleuca): Teatree yağı güçlü bir antiseptiktir ve birçok herbalistin, harici kullanımlar için öncelikli dezenfektan tercihidir. Teatree yağını dişeti iltihapları ve ağız içi yaralannın tedavisinde kullanacaksanız, yutmamaya dikkat edin. Birkaç damla teatree yağı ilave ettiğiniz bir bardak suyla yapacağınız gargara, gingivitis ile yaptığınız savaşta son derece yararlı bir silah olacaktır. Diğer uçucu yağlarda olduğu gibi, teatree yağı da kesinlikle oral yolla kullanılmamalıdır.

Su teresi (Nasturtium offidnale):Günümüzde Çin’de yaşayanlar dişeti yaralarını tedavi etmek için su teresi çiğniyorlar. Eğer tadından hoşlanırsanız, dişeti iltihaplarınızı tedavi etmek için su teresi çiğneyebilirsiniz..

Daha başka çözüm arayanlar için İbrahim Saraçoğlu, nar suyu tavsiye ediyor. Okumak için tıklayınız: İbrahim Saraçoğlu diş eti kürü