Medikal Bilgiler ve Hastalıklar

hastalıklar, medikal hastalıklar, hastalık ansiklopedisi, medikal blogunuz.
Home » Posts tagged 'Gebelik' (Sayfa 2)

Hangi Durumlarda Sezeryanla Doğum Gerekli

Mayıs 16th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Anne adaylarının gebelik başlangıcından itibaren düşündükleri nokta doğumdur desek yanlış bir tespit olmaz sanırız. Doğum çeşitleri gün geçtikçe artmasına karşılık genel kanı normal doğumun isabetli olacağından yanadır. Doğum çeşitlerinden biri olan sezeryanla doğum ise son yıllarda popüleritesini artırmış durumda. Bu yazımızda neden sezeryan doğumu seçmemiz gerektiğini yada neden seçmememiz gerektiğini anlatacağız.


Hangi Durumlarda Sezeryanla Doğum Gerekli
Daha önceki yıllarda en son başvurulan doğum yöntemi olan sezeryan uzmanlara göre aslında bakın hangi durumlarda tercih edilen ve başvurulan doğum yöntemi

Sezaryen kararı verilebilmesi için bazı zorunlu durumlar olduğunu daha önce açıklamıştık. Bu karar gebelik sırasında verilebildiği gibi, doğumun başlatılma girişimlerinin başarısız olması sonunda ve doğum başladıktan sonra da verilebilir.

Doğumun Başlatılma Girişimlerinin Başarısız Olması Durumunda;
Beklenen doğum eyleminin başlamadığı yada doğum eyleminin tıbbi nedenlerle başlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda anne adayına rahim ağzını olgunlaştıran ilaçlar ve suni sancı verilir.

Suni sancı uygulaması doğum eylemini başlatma da başarısız olduğunda doğum sezaryenle gerçekleştirilir.

Suni sancı en sık miyat geçmesinde uygulanır. Anne hayatının yada bebek hayatının tehlikede olduğu durumlar da (ağır preeklampsi ve bebeğin sıkıntıda olduğu durumlar gibi) bebek miyadında olmasa bile suni sancı ile doğum eylemi başlatılmaya çalışılır.

Doğum Eylemi Başladıktan Sonra Sezaryen Kararı Verdiren Durumlar;
Düzenli olarak doktor kontrollerine giden anne adaylarında anlatılan durumlar söz konusu olduğunda doğum eyleminin başlaması beklenmez ve sezaryen ile doğum gerçekleşir. Halbuki anne adaylarının büyük kısmında yukarıdaki anlatılan durumlar söz konusu değildir ve bu anne adaylarının doğum olarak doğum eylemine girmeleri beklenir.
Ancak doğum eylemi esnasında aşağıda anlatılan beklenmeyen durumlar söz konusu olduğunda doğum eylemi yarıda kesilerek sezaryen ile doğum kararı verilir.

Doğum eyleminin birinci evresinde sezaryen kararı verdiren durumlar:
Düzenli olarak gebelik muayenelerine gittiniz ve hiçbir problem saptanmadı. Doğum eylemi başladı.Henüz rahim ağzında açılma tam değil, sancılar devam ediyor.

Şu durumlarda sezaryen gereklidir;

Doğum kanalına girişte sorun olursa;
Bebek doğum kanalına artkafa bölgesinin kılavuzluğunda girer. Böyle bir giriş başın en ufak çevresinin doğum kanalına girmesini sağladığından kanal içinde en rahat şekilde ilerlemeyi garantiler. Ancak ender durumlarda bebeğin başının kanala giren ilk kısmı artkafa dışında bir bölge olur. Bu tür durumlarda kanala giren kısmın çevresi artkafa ile girişten daha büyük olur ve doğum kanalında ilerleme zorlaşır veya imkansız hale gelir.
Bebek yüz bölgesinin kılavuzluğunda doğum kanalına girdiğinde doğum eylemi yavaş da olsa ilerler ve bu şekilde yüz gelişiyle doğum mümkün olabilir.
Yüz gelişi dışında kalan şekillerde doğum eylemi ya çok yavaş seyreder yada vajinal yoldan doğum imkansız hale gelir.
Doğumu imkansız kılan geliş şekillerinden en sık görülenler alın girişi ve yüksekte düz duruş adı verilenlerdir. Doğum kanalına ilk olarak alın bölgesini sokmaya çalışan bir bebeğin bu haliyle doğum kanalına ilerlemesi mümkün değildir zira bu girişle doğum kanalına başın en büyük çevresi sokulmaya çalışılmaktadır.

Yüksekte düz duruş adı verilen durumda da bebek doğum kanalına girmeye niyetli değildir, herhangi bir nedenle doğum kanalına giriş gerçekleşememiştir.

Doğum kanalına giren kılavuz nokta genellikle doğum eylemi başladığında yapılan ilk muayenede belirlenir. Bu muayenede doğum eyleminin ilerlemesine engel olacak bir geliş şekli saptandığında ilerlemeyecek bir doğum eylemini sürdürmek yerine doktor doğumu sezaryenle gerçekleştirme yönünde karar verir.

Birinci evrenin uzaması
Rahim ağzındaki açıklık uygun şekilde ilerlemediğinde durum değerlendirmesi yapılır. Rahim kasılmaları zayıflamışsa yada düzensizleşmişse ve bunun için bir neden bulunmuyorsa anne adayına durumu gidermek amacıyla damardan rahim kasılmalarını düzene sokmak amacıyla oksitosin hormonu verilir.
Yeterli dozda oksitosine rağmen kasılmalar düzene girmiyorsa ve rahim ağzı açıklığı ilerlemiyorsa sezaryene karar verilir.Bu durumlarda rahim kasının bir zayıflığı söz konusudur ve uyarıcı ilaca cevap verememektedir.

Kasılmalar düzenli olmasına hatta normalden daha kuvvetli olmasına rağmen rahim ağzındaki açıklığın ilerlememesi bebeğin doğum kanalına uygun olmayan bir şekilde girmeye çalışmasına bağlı olabilir. Yine anne adayının çatı yapısının bebeğe göre nispeten dar” olduğu durumlarda da düzenli kasılmalara rağmen açıklık ilerlemez. Bu durum doğumhaneye ilk girişte yapılan ilk muayenede genellikle teşhis edilebilmesine karşın, bazı durumlarda doğum eyleminin ilerlememesiyle kendini gösterebilir.
Hangi nedene bağlı olursa olsun doğum eyleminin başladıktan sonra ilerlemesi ve durumu gidermeye yinelik yapılan girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanması sezaryen ile doğum için bir neden teşkil eder.

Bebekte sıkıntı ortaya çıkması
Birinci evrede bebeğin kalp sesleri düzenli olarak dinlenir. Herhangi bir aşamada bebeğin kalp seslerinde bozulma saptandığında öncelikle bu durum anne adayı sol yanına yatırılarak, oksijen ve sıvı verilerek giderilmeye çalışılır.

Bebekte saptanan sıkıntı normal vajina doğumu beklemeyecek kadar ağırsa ve önlemlerle düzelmiyorsa doğum sezaryenle gerçekleştirilir.

Kordon sarkması
Makat ile doğumda daha sık rastlanan bir durumdur. Bazen de baş gelişinde su kesesinin kendiliğinden açıldığı durumlarda yada doktor tarafından açılması durumunda kordon vajinadan dışarı sarkarak etraf dokular tarafından baskıya uğrayabilir.

Kordon sarkması, bebeğe giden oksijenin azalmasına neden olan bir durum olduğundan doğumun dakikalar içerisinde gerçekleştirilmesi gerektiği ender durumlardan biridir. Acil sezaryen uygulanır.

Plasentanın erken ayrılmasına bağlı aşırı kanama ve/veya bebeğin bu duruma bağlı olarak sıkıntıya girmesi;

Plasenta erken ayrıldığında ayrılmanın şiddetine göre anne adayında vajinal kanama ve/veya bebekte sıkıntı bulguları ortaya çıkar. Anne hayatı kanama nedeniyle, bebek hayatı da girdiği sıkıntı nedeniyle tehlikeye girdiğinde doğum sezaryen ile gerçekleştirilir.

Doğum eyleminin ikinci evresinde sezaryen kararı verdiren durumlar;
Bebeğin doğum kanalında sıkışması
Bebek başının doğum kanalının tam ortasında yer alan dikensi çıkıntıları aşmak için ön-arka doğrultuda olması gerekir. Bu dönüşü başaramaz ve baş yatay konumunda bu dikensi çıkıntılara ulaşırsa burayı aşması oldukça zor olur. Derinde yatay duruşu adı verilen bu nadir durumda sezaryen ile doğum gerçekleştirilir.

Vakum/forseps uygulamasının başarısız olması
İkinci evrede bazı durumlarda vakum uygulamak gerekebilir. Vakum uygulaması ile doğum gerçekleştirilemediğinde sezaryen uygulanır. Acil sezaryen demek, bebeğin yada anne hayatının tehlike altında olması nedeniyle kısa süre içinde bebeğin doğurtulması demektir. Bu süre kordon sarkması gibi çok acil durumlarda dakikalarla ifade edilebilir. Bu durumlarda ameliyat ekibinin hızla toparlanması, anestezinin hızla verilmesi ve bebeğin hızla doğurtulması gerekir. Anestezi ve ameliyata ilgili istenmeyen durumların en sık oluştuğu durumlar bu acil durumlardır. Diğer acil sezaryen şekillerinde ise sezaryene bağlı istenmeyen durumlar engellemek için yeterli süre genellikle vardır. Sezaryen operasyonunun kendisinden ve anesteziden kaynaklanan istenmeyen durumlar ise planlı olarak uygulanan operasyonlardır. Ancak günümüzde anestezi teknolojisi ve ameliyat ekibinin tecrübesiyle en acil ameliyatlar bile başarılı bir şekilde sonuçlanmaktadır.

Gebelikte Alkol Kullanımı

Mayıs 16th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Hamilelik öncesinde alkol kullanımı olan anne adayları bu dönem içerisinde de alkole devam ederlerse bebeklerinde ciddi sorunlarla karşılaşırlar. Gelişecek olan komplikasyonlar sonucu bebeğin fiziksel ve zihinsel sorunlarının olması kaçınılmaz duruma gelir.


Gebelikte Alkol Kullanımı
Eğer henüz hamile değilseniz ve önümüzdeki yıl yaşamınıza yeni bir can katmayı planlıyorsanız, bu süreçte limitinizi kontrol altına alarak alkol kullanabilirsiniz. Unutmayın ki, fazla alkol tüketimi, erkekle kadının cinsel birleşmesini de olumsuz etkileyebilir.

Eşinizin yoğun alkol kullanımı spermlerinin kalitesini düşüreceğinden, onu da bilgilendirmenizde ve bu konudaki bilgiyi doktorunuzdan beraber almanızda yarar var. Hamile kalmadan önce “akşamcılar” gibi olmak (günde 6 kadehten fazla içmek) döllenmeyi engelleyebildiği gibi, erken düşük olasılığını da beraberinde getirir. Eğer hamileyseniz ve bu durumu henüz bilmeden alkol kullanmaya devam etmişseniz bebeğinizin bundan nasıl etkileneceğini merak ediyor olabilirsiniz. Merak etmeyin; bu süre içerisinde bebeğinizde olumsuz gelişime neden olacak etkenler henüz oluşmamıştır.

Hamilelik süresince alkol kullanmak, bebeğin rahim içindeki gelişimini, doğumunu, bebeğin çocuklukta ve ergenlikte yaşayacağı sağlık sorunlarıyla mücadele etmesini ve ergenliğe kadarki öğrenme yeteneğini olumsuz etkileyebilir.

Hamilelikte alkol kullanan kadınlar, açık bir şekilde, bebeklerini “fetal alkol sendromu” ile karşı karşıya getirir. Bu sendrom, fiziksel, zihinsel ve davranışsal birçok sorunun bir arada bulunması anlamına geliyor. Bunlardan bazıları gelişim sorunları, kalp sorunları, zihinsel gerilik veya yüzde ya da organlarda anormallikler olarak sıralanabilir. Bunun yanı sıra beynin gelişimini de olumsuz etkileyerek, hafıza, öğrenme, konuşma ve davranış eksiklik veya bozukluğuna da yol açabilir. Fetal alkol sendromu olan bir bebekte, kısa boy, düşük kilo, küçük kafa yapısı, eklem ve organlarda sorunlar, yüzde anormal oluşumlar ve kalp hastalığı görülebilir. Ender olarak kulak enfeksiyonları, diş sorunları ve görme bozukluğu da ortaya çıkabilir. Ve ne yazık ki, günümüzde fetal alkol sendromunun tedavisi yok. Alkolün bebeğin gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerinden biri, bebeğin az gelişmesine neden olmasıdır. Buna tıp literatüründe “rahim içi gelişme geriliği” (İUGG-intrauterin gelişme geriliği) adı verilmektedir. Alkol kullanımının yol açabileceği en ciddi sonuçlar ise düşük ve erken doğumdur.
“İçkiyi az için, bu sorunlar azalır” demek de ne yazık ki mümkün değil. Çünkü tıp, ne kadar içildiğinde bu sorunlarla karşılaşıldığını tam olarak bilemiyor. Hamilelikte, bebeğiniz sizin kanınızda bulunan her şeyi alır; bu kadar basit yani!

Dolayısıyla aldığınız alkol, plasentadan ona geçer. Yetişkinlerde, fazla alkol tüketiminde karaciğer alkolle mücadele etmeye çalışır. Bazen başarılı olur, bazen olamaz. Bebeklerin karaciğerleri ise alkolle mücadele etmede yeterli değildir. Düşünsenize, o daha minicik!..

Bilimsel araştırmalar, her gün düzenli içmenin veya bir kerede aşırı düzeyde alkol almanın ciddi komplikasyonlara neden olabileceğini gösteriyor. Ancak, arada bir veya özel günlerde bir kadeh içmenin bebeğe bir zararının olmadığını öne sürenler de var. Eğer, “Hayır, benim vazgeçmem çok zor” diyorsanız, o zaman kontrollü olarak ve sağduyunuzu kullanarak, alkol tüketim düzeyinizi bir şekil*de kararında tutabilirsiniz. Bazı hekimler, hastalarına özellikle ilk trimesterde içmemelerini, çünkü bu dönemde bebeğin organ sisteminin şekillendiğini ve tehlikeye açık olduğunu söylerler. Bu dönemden sonra ise haftada bir iki kadeh sınırlaması getirirler. Siz de doktorunuz ile konuşarak kendinize uygun bir plan yapabilirsiniz. Ama, en iyisi tabii ki hiç içmemek.

Hamilelikte Yapılması Gereken Testler

Mayıs 16th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Hamilelik kadınların biyolojik yapılarını değiştirir ve birçok yenilik yaşanır. Bu dönemde elbette istenilen anne adayınında bebeğinde sağlıklı olmasıdır. Gelişen çağa uygun olarak tıp her türlü bulguyu önceden saptama şansına sahip ve anne adaylarına da bebeklerinin sağlıklı olup olmayacağı konusunda bir bilgi sunabilmek mümkün durumdadır. Bunun için yapılması gerek testleri yazımızda sizler için sıraladık.


Hamilelikte Yapılması Gereken Testler
Gebelik öncesinde ve sırasında yaptırmanız gereken testleri biliyor musunuz?
Hamilelik sırasında hangi testleri yaptırmak gerekir? Hamilelikte yapılan şeker taraması nedir? İkili test nedir ve neden yapılmalıdır? Üçlü test nedir, ne tür bulgular verebilir? Tarama testiyle down sendromlu çocuklar önceden teşhis edebilir miş Tarama testleri ne zaman yapılır? Hamilelik sırasında yapılan testler hakkındaki tüm sorularınızın cevabı…
Hamilelik testlerinin neden yapılır?
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Suat Süphan Erşahin gebelik testlerinin neden yapılması gerektiğini açıklıyor:

Hamileliğin kontrolünü sağlamak,
Riskli bir gebelik olup olmadığını tespit etmek,
Erken doğum, düşük ve zaman aşımı gibi konuları takip etmek,
Anne adayının sağlıklı olup olmadığını tespit etmek,
Hamilenin, varsa metabolik, kronik, genetik vb. hastalıklarını ortaya çıkarmak,
Kadının gebelik için uygun olup olmadığını görmek,
Bebeğin sağlığı hakkında bilgi edinmek,
Doğum şekline karar vermek,
Bebeğin anne karnında gelişimini, streste olup olmadığını ve anormallikleri görebilmek.
Yaşa göre yapılan testler değişiyor
Yapılan testlerde, anne adayının yaşının önemlidir. Dr. Erşahin’e göre, Down sendromu gibi genetik hastalıklar ve diyabet gibi metabolik hastalıkların anne yaşına göre değişkenlik gösteriyor. Mesela, amniyosentez 35 yaş üzeri annelere önerilirken, daha genç annelerde risk faktörü yoksa önerilmiyor.
Testler nasıl yapılıyor?
Hamilelik testleri kan ve idrar alımı yoluyla, anne karnından girilerek bebeğin kordon kanının alınması, anne karnından girilerek amniyon sıvısı alınması, yine anne karnından girilerek plansental parçaların alınması ve NST, USG cihazlarının kullanımıyla gerçekleştiriliyor.
Hamileliğin hangi ayında hangi testleri yaptırmalısınız?
Gebelik öncesi testleri

Smear
Hemogram (Kan sayımı)
Rutin biyokimya testleri (Demir, kolesterol, kalsiyum, klor, fosfor, potasyum, sodyum, üre, ürik asit gibi pek çok testi içerir)
TORCH taraması, IGM – IGG tespiti (Bebeğin ana rahmindeyken mikroplu bir hastalığa yakalanıp yakalanmadığını ortaya çıkarmak için yapılan enfeksiyon testleri)
Hepatit
HIV
Tiroit testleri
Varsa kronik, genetik ve cinsel hastalıkları ile ilgili testler
Akraba evliliği ve genetik anomalili hamileliklerde genetik test
1. ay

Yapılmadıysa hamilelik öncesi testler
Yapılan aşıların kontrolleri
USG (ultrason) ile takip
3. ay

İkili test (Down sendromu olup olmadığını tespit etmek için yapılan testlerden ilkinde, bebeğin ense kalınlığı ölçümü; ikincisinde anneden kan alınarak gebelik hormonu ile gebeliğe özgü plazma proteini ölçümü yapılır.)
Hemogram takibi (Kan sayımı)
USG (ultrason) takibi
Gereğinde CVS (Genetik hastalık tespiti için)
Üçlü test (Down sendromu tespiti için anneden alınan kanda üç ayrı hormon ölçümü yapılır.)
Gecikmiş vakalarda dörtlü test (Down sendromu tespiti için anneden kan örneği alınarak dört değişik maddedin düzeyi saptanır.)
Gerekirse amniyosentez (Down sendromu testlerinde risk saptandığı takdirde kesin tanının konulması için bebekten sıvı alınması), kordosentez (kalıtsal kan ve metabolizma hastalıklarının tespiti için ultrason kontrolü altında karın duvarından girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kanın alınması.)
5. ve 6. ay

İkinci düzey USG (Detaylı ultrasonografi), Doppler USG (Kan damarlarında kan akımlarının ölçülmesiyle gelişme geriliği olup olmadığı ile ilgili öngörüde bulunmayı sağlayan ultrasonografi)
OGTT (Oral glukoz tolerans testi – Gebelikte şeker hastalığı tanısı için yapılan şeker yükleme testi. Hiçbir belirti vermeden de gelişebilen gebelik şekeri 24-28’inci gebelik haftaları arasında yapılan iki farklı testle araştırılır. Diyabet açısından daha yüksek risk altında olanlara 100 gram glikoz yüklemesi ile OGTT adı verilen tanı koydurucu test, riski düşük olan anne adaylarına ise 50 gram glikoz ile PPG adı verilen tarama testi uygulanır. OGTT’de birer saat aralıklarla toplam dört kez kan şekeri ölçümü yapılırken PPG’de yalnızca birinci saat tokluk kan şekeri ölçülür.)
7. ay

Gerektiğinde indirek coombs testi (Kan uyuşmazlığı teşhisi için yapılır.)
8. ve 9. ay

USG (ultrason) ile takip
NST takibi (Cihaz yardımı ile bebeğin hareketleri sonucu kalp atışındaki artma ve azalmaların saptanması, bunun bir kağıda yazdırılması testi)
Hamilelik testleri annenin ve bebeğin sağlığı açısından çok önemli. Hamileliğinizin durumu ve bu konuyla ilgili sorularınız için doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

Ağrısız Doğum Jeli ‘Dianatal’

Mayıs 14th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Doğum yöntemlerine her gün bir yenisi eklense bile doktorlar öncelikle normal doğumu tavsiye etmekteler. Normal doğumdan korkan anne adaylarına müjdeli haber ise ağrısız doğum jeli… Gelişen çağın getirdiği yeniliklerden biri olan bu jel normal doğumun ağrısız bir şekilde gerçekleşmesini sağlıyor.


Ağrısız Doğum Jeli ‘Dianatal’
İsviçre’de geliştirilen Dianatal adlı bir jel, kadınların korkulu rüyası olan doğum sancısını tarihe gömdü. Ameliyat izi olmayan ve bir günde normal hayatına dönen Şadiye Ulutürk, bir kız bebek dünyaya getirdi. Nefes adı verilen bebeğin ve annenin sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.

Muğla’nın Marmaris ilçesinde beş yıldır yaşayan Şadiye Ulutürk (28), dört yıl önce evlendiğini ve 2,5 ay önce anne olduğunu söyledi. Anne olmanın dünyanın en güzel duygusu olduğunu anlatan Ulutürk, şöyle konuştu: “Açıkçası doğumdan korkuyordum. Özellikle dikişli olmasından, kesilip biçilmekten ve canımın acımasından korkuyordum. Ama Dr. Çiğdem hanımın kullandığı bir ilaç sayesinde inanılmaz kolay doğum yaptım ve dikişsiz oldu en güzel tarafı” dedi.

Doğumdan sonrasının da kolay olduğunu anlatan Ulutürk, şöyle konuştu: “Dikişli doğum yapan arkadaşlardan duyduğum şeyler doğum yaptıkları günden sonra oturamıyorlar, rahat hareket edemiyorlar, canlarının acıdığı olmuştu. Ama ben doğum yaptığım gün koltuğa oturdum ve çocuğumu emzirdim. Bir hafta sonra motora bindim.”

Op.Dr. Çiğdem Demirel de ilk doğumlar da hastaların en çok doğumun zor olması, dikişli olması ve doğumdan sonra acı çekmekten çok korktuklarını vurguladı. Hastaların normal doğum yapmakta sezaryene ciddi eğilim olduğunu anlatan Demirel, şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı’nın hekimleri normal doğum yapmaya teşvik etmesine rağmen özellikle batı bölgelerinde hastaları normal doğum yapmaya çok zorlanıyorduk. Çünkü, sezaryenle doğumda dikiş var ve normal doğumda dikiş var. Ege bölgesinde ilk defa jel
uygulamasını Şadiye hanım da denedik. Doğum gerçekten kolay oldu. Dikiş ihtiyacımız olmadı. Taburcu olurken gayet normal gülerek hastaneden çıktı. Birçok hekim arkadaşıma bunu tavsiye ediyorum.”

Sağlık Bakanlığı’nın çok mecbur kalınmadıktan sonra sezaryen paralarını ödemediğini söyleyen Demirel, sözlerine şöyle devam etti: “Normal doğumu hasta istemiyor, sezaryeni devlet ödemiyor. Hastalar ikilem içinde kalıyor. İsviçre’de icat edilen bir jel doğumu kolaylaştırıyor ve ağrıyı önlüyor. Dikişe ihtiyaç duymayacağımız bir yöntem. Jel, Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı. Tüm eczanelerde bulunuyor.

Hiçbir yan etkisi yok. Jelin içinde glikoz, selüloz, karbomer ve su bulunuyor. Doğum anında jel sürtünmeyi ortadan kaldırıyor ve doğumu kolaylaştırıyor. Doğanın dengesi normal doğumla sağlanıyor. Bütün dünya sağlık örgütleri de normal doğumu öneriyor. Üretilen mucize jelle normal doğumda artık ameliyat yok, kan yok, dikiş yok. Kadınların normal doğumdan korkması için hiçbir neden yok.”

Suda Doğum

Mayıs 14th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Doğum anne adaylarının korkulu rüyası olmaktan çıkıyor… Gün geçtikçe yeni doğum alternatifleri piyasaya sunuluyor ve anne adaylarının seçenekleri artıyor. Sizler için suda doğum konusunu araştırdık, buyurun suda doğumun ayrıntılarına.
Suda Doğum
Su altında doğumdaki ana amaç, kişilerin streslerinin azaltılması, doğumda kullanılan ağrı kesici ilaçların azaltılması, doğumun daha hızlı, daha konforlu ve rahat bir şekilde seyretmesi ve perine-vajina kaslarının mümkün olduğunca gevşetilmesidir.
Suda doğum yaptıran hekimler; ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin gebenin kendisini daha rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler.

Tarihçe
Aristotle (MÖ 6.yy), suyun hayatın en önemli prensibi olduğunu ifade etmiştir. Yine eski Mısır’da seçilmiş bazı bebekler su içinde doğurtulurdu.

Bilimsel kayıtlara geçen ilk su altı doğum ise 1803 yılında Fransa’da yaşayan bir kadının, hekim yardımı olmaksızın bir tesadüf sonucu, doğumu kendi kendine gerçekleştirmesidir.
1960′lı yıllarda ilk defa eski Sovyetler Birliği’nde Igor Charkovshy bu konuda deneme çalışmalarına başlamış, Onu 1978-1985 yılları arasında Fransa’da yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pek çok doğumu gerçekleştirmiştir.
Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında yaygınlaşmamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransa’nın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinik ve hastanelerde uygulanmaktadır.
1994-1996 yılları arasında İngiltere’de gerçekleşen doğumların %0.6′sı suda olmuş ve bu doğumların da %9′u evde ebe yardımı ile gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2 olup istatistiksel olarak normal doğumdan farklı değildir.
Suda doğum nasıl gerçekleşir?
Tam teşekküllü hastanelerin bazılarında suda doğum için özel olarak hazırlanmış küvetler mevcuttur. İdeal olarak 37 santigrad dercede su içine gebe ve hekimin özel ekipmanlar ile girerek doğumun gerçekleşmesi sağlanmaktadır.
Burada suyun çok sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir. Bu da hem anne adayını hem de bebeği risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı da görülebilir.
Suda doğumun avantajları nelerdir?
Teorik olarak en büyük avantajı; ılık suyun kasları gevşetmesi, zihinsel rahatlık sağlaması ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum sürecinin yaşanmasıdır.
Diğeri ise 38 hafta boyunca suda gelişen fetüsün yine sıvı bir ortamda yaşama adım atacağı düşüncesidir.
Suda doğumdaki amaçlar nelerdir?
Amaçlar Doğum Eyleminde ve Doğum sonrasında olarak ikiye ayrılabilir:
A- Doğum Eylemindeki Amaçlar
Hidroterapinin hem hidrotermal (perinede,vajinada ve servikste rahatlama ) ve hem hidrokinetik (suyun meme başını uyarmasına bağlı olarak endojen oksitosin salınımı) etkilerini sağlamada faydası bulunmaktadır.

Aşağıdaki temel kavram dikkate alınarak tıbbi girişim için gereksinimi en aza indirmek amacıyla girişimsel olmayan bir gevşeme ve ağrıyla başa çıkabilme yöntemi sunmaktadır:

Anne adayının sudaki göreceli ağırlıksızlığı su içindeki bedenin tüm yüzeylerinde eşit basınç yaratarak ( bedenin altındaki yatak şiltesinin sürekli aynı noktada uyguladığı basıncın zıddı olarak) harcanan enerjiyi azaltır ve anneyi destekler.
Gevşemeyle birlikte anne adayı daha az ağrı hisseder. Daha az ağrı,daha az endişeye neden olur ve bu durum da adrenalin düzeylerini düşürerek endojen oksitosin ve oksijen akışının sürekli olmasını sağlar.
Kalpten çıkan İnferior vena cava damarına dışarıdan bası olmadığı için rahme giden kan akımı artacak ve rahimdeki kas dokusuna daha fazla oksijen gitmesi daha etkili kasılmalara neden olacaktır.
Suda hafif vazodilatasyon (damarlarda genişleme) gerçekleşir ; bu durum anne adayının kan basıncını hafif düşürür ve nabzını hafif yükseltir. Sonuçta uterusa ve fetusa giden oksijen miktarı artar.
Anne adayının doğum eylemi esnasında fetal inişe yardımcı olabilecek bir konum almasını sağlar.

B- Doğum Sonrası Amaçlar
Doğum yapan kadına doğum masasına oranla, daha esnek ve daha düşük riskli bir ortamda doğurma seçeneği sunmaktadır.
Doğum eyleminin normal fizyolojik sürecini hızlandırarak; bu eylemin hastalık gibi görülmesinden çok, bir iyilik durumu olduğunun düşünülmesini sağlamaktadır.
Anne adayının kendi doğum yapma sürecinin denetimini sağlamasına yardımcı olmaktadır.
Yenidoğanın yeni bir dünyaya daha yumuşak bir şekilde geçişini sağlamaktadır.
Suda doğum kimler için uygundur?
Öncelikle anne adayı hidroterapi isteğini belirtmiş ve doğumunu yaptıracak kişiye onay vermiş olmalıdır.
Anne adaylarının tekrar eden, tedavi edilmemiş vajen, idrar yolu ve cilt enfeksiyonları olmamalıdır.
Anne adayının ve fetusun yaşamsal bulguları normal sınırlar içinde olmalıdır ve sıcak suya girmeden önce bebeğin reaktif bir NST’si olmalıdır.
Sıcak su içindeyken anne adayının ve fetusun yaşamsal bulguları aralıklı olarak izlenmelidir.
Kimler için uygun değildir?
Anne adayının ateşinin 38 santigrad değerinden yüksek olması veya anne adayında enfeksiyon şüphesi olması
Amnionit (plasental zarların enfeksiyonu)
Fetal distres (rahim içindeki bebeğin sıkıntıya girmesi)
Fetal kalp atımını dinlemenin uygun olmadığı ve sürekli elektronik fetal kalp atımı izleminin gerektiği her türlü durum.
Yüksek Riskli Gebelikler:
- Aşırı vajinal kanama
- Fekal materyal (koyu mekonyum vb ) tarafından kirletilmiş amniotik sıvı
- Pozitif HIV (Aids testi) durumu
- Malprezentasyon (Bebeğin kanal içine girişindeki farklılıklar)
- Koyu partiküllü mekonyum ( Perinede aspirasyonu gerektirebilecek derecede)
- İlk trimester USG ile doğrulanan gestasyon yaşının 36 haftadan küçük olması
- Cheshire Tıp Merkezi’nin veya hekimin inisiyatifinde olan herhangi bir diğer durum
Suda doğumun dezavantajları nelerdir?
Gebenin “travay” yani ağrı eylemi sırasında bebeğin NST (Eksternal tokografi) ile kalp atımlarının izlenememesi bir dezavantajdır.
Yine, bebeğin göbek kordonunun kısa olması gibi durumlarda aniden su yüzüne çıkan kordon kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Bu da kan transfüzyonu gereksinimini arttırabilir.
Sonuç olarak…
Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran pek çok araştırmalarda yarar veya zarar etkisi açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı çok üstün avantaj ya da dezavantajları bulunmamakla birlikte, suda doğum özellikle son yıllarda pek çok çift tarafından tercih edilen “alternatif bir doğum yöntemi” haline gelmiştir.
Bu konuda hekim tecrübesi, hastane koşulları ve çiftlerin görüşleri ortak olarak değerlendirilmeli ve karar bu yönde şekillendirilmelidir.

Hamile Kalamama Nedenleri

Mayıs 14th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Gebeliği engelleyen fizyolojik ve psikolojik etmenler bireylerin aile hayatlarını kötü etkilemektedir. Eğer sizde hamile kalmak istiyorum ancak başaramıyorum diyorsanız ve sebebini anlayamıyorsanız bu yazımız sizler için;
Hamile Kalamama Nedenleri


Erkekte Sperm Üretimi ve Sperm İletilmesi ile İlgili Problemler
Erkeğe bağlı olarak hamile kalınaması durumunda ilk önemsenmesi gereken sebep sperm üretimindeki problemler yada spermin iletimi ile ilgili problemlerdir. Erkek sperm sayısının düşük olması (diğer adı oligospermi) ve hiç sperm olmaması (diğer adı azospermi) doğumsal hastalık olabileceği gibi, varikosel rahatsızlığı geçirenlerde, vazektomi yaptıranlarda, karın bölgesinden yapılan ameliyatlarda vaz deferensin istenmeden kesilmesi sonrasında da ortaya çıkabilir. Aşırı sigara ve alkol kullanması diğer nedenler arasındadır. Erken boşalma yada ereksiyon sorunu yaşayan erkeklerde sperm üretimi olsa bile üretilen spermin gerekli yere ulaşmasını sağlayamayacağından hamile kalamama nedeni olabilir. Ayrıca az cinsel ilişki de hamile kalamama nedeni olmasa da geç hamile kalma nedeni olabilmektedir.

Yumurta Hücresi Üretimi İle İlgili Problemler

Kadına bağlı gebe kalınamaması durumlarında en sık rastlanılan sebep kadında ovulasyon yani döllenebilecek yumurta hücresi üretimi olmamasıdır. Bu durum polikistik over sendromuna bağlı olabileceği gibi, kadında yumurta hücreleri menopoz ya da erken menopoz sebebi ile tükenmiş de olabilir. Az görülen bir neden olarak da kadında yumurtalıkların hiç olmaması sayılabilir. Bu durumun en belirgin belirtisi ise hiç adet görmemiş olmamadır.
Menapoz, kadın yumurtalıklarında yumurtlama için kullanılabilecek yumurta hücrelerinin olmaması durumudur. Erkeklerde yaşam boyunca sperm üretimi devam eder. Ancak kadın da durum farklıdır, kadın doğduğunda belli sayıda yumurta hücresi ile doğar. Bu sayı yaklaşık 400 dür. Bu sayı tükendiğinde kadında menopoz oluşur. Menopoz Türk kadınları üzerinde yapılan araştırmalara göre ortalama olarak 47 yaşında ortaya çıkar ve kalıtsal özelliklerden etkilenir, yani annenizin menopoza girdiği yaş sizin menepoz devrenizde önemlidir. Erken menopoz olarak bilinen durum menopozun daha erken ortaya çıkmasıdır. Bu durumun çeşitli nedenleri olabilmesine karşın en sık karşılaşılan neden kalıtsal olarak belirlenen menopoz yaşının düşük olmasıdır.

Yumurta İle Spermin Karşılaşması Ve Birleşmesiyle İlgili Problemler

Gebelik için sperm üretimi ve iletilmesinde sorun olmaması, ovulasyon yani yumurtlamanın da normal olması yeterli değildir.
Yumurtalıktan karın boşluğuna atılan yumurtayı, Fallop tüpünün saçakları tutar ve tüpün içine gönderir, burada yumurta hücresi spermlerle birleşerek döllenir, bundan sonra döllenen zigot tüpteki yolculuğuna devam eder ve rahim iç tabakasında kendine uygun bir yer bularak yerleşir. Buraya kadar yazılanlar olması gerekenlerdir. Bunun için de dış ortamdan vajinaya, vajinadan rahimağzına, rahimağzından rahim iç tabakasına, buradan da Fallop tüplerine, Fallop tüplerinden karın boşluğuna uzanan yol tümüyle açık olmalıdır.
Ancak bu süreçte problem oluşturabilecek çok sayıda durum vardır:
Bu süreçte ilk işlem dış ortamdan vajinaya geçiştir, en son kısmı da fimbriyalarla karın boşluğu bağlantısıdır.Kadınlarda an az görülen tıkanıklıklar sürecin en başında yer alanlar, daha sık görülen tıkanıklıklar ise yolun en sonunda görülenlerdir. Daha anlaşılır anlatmak gerekirse kızlık zarı doğuştan tümüyle kapalı olabilir, vajina, rahim ağzı veya rahim yine doğuştan hiç olmayabilir. Fakat bu doğumsal kusurlara çok az rastlanır.
Tüplerin tıkalı olması:
Tüplerin tek taraflı tıkalı olması durumu, hamile kalmayı engellemesi düşük bir durumken, kadında tüplerin iki taraflı olarak tıkanması kesin bir hamile kalamama nedenidir. Bu tek taraflı veya iki taraflı tüplerin tıkalı olması durumunun nedeni daha önceden geçirilen pelvik enfeksiyonlardır. Bununla birlikte endometriyozis hastalığı, tüplerde basıya neden olan miyomlar, pelvisteki yapışıklıklar tüplere dıştan bası yaparak, ya da yumurtalıktan atılan yumurta hücresinin Fallop tüplerinin saçakları tarafından yakalanmasını engelleyerek hamile kalamama nedeni olabilirler.
Asherman sendromu sorunu:
Daha önce problemli kürtaj yaptıran kadınların rahim iç tabakasının belli kısımlarında yapışıklığa sebep olduklarında hamilelik ürünü rahim içinde yerleşmek için uygun bir alan bulamayabilir.
Kadında doğumsal genital, vajinal anatomik bozukluklar:
Rahim içinde yeralan septumlar, rahim içi şekil bozuklukları, tam gelişmemiş rahim, çift rahim vb. gibi durumlar düşük ya da erken doğum nedeni olsalar da hamile kalamama durumuna önemli katkılarda bulunabilirler.
Hamile kalamama sorununda bilinmeyen nedenler:
Bazı kadın ve erkeklerde yapılan incelemelerde hiçbir problem oluşturacak unsur bulunamaz. Fakat gebelik oluşmadığına göre mutlaka bir sebebi vardır. Nedeni açıklanamayan infertilite olarak isimlendirilen bu durumundaki insanlar çeşitli nedenlerle zor gebelik oluşturan grup olarak tanımlanırlar. Bu durumdaki çiftler hamilelik için uğraşmaya devam etmelidirler. Sonuçta hamilelik oluşması çok büyük bir olasılıktır.

Epidural Anesteziyle Doğum

Mayıs 13th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Anne adayları için doğumun çeşitleri artıyor ve doğum yaklaştıkça seçenekleri masaya yatırıp hangisi olsa diye düşünmeye başlıyorlar.Bu yazımızda doğum çeşitlerinden biri olan Epidural Anesteziyle Doğum’u anlatacağız.Epiduralle doğum nasıl olur,kimler yapabilir ya da kimlere yasaktır öğrenmek isteyenler için:

Epidural Anesteziyle Doğum
Epidural Anestezi Nedir?
Epidural anestezi vücudun belirli bir bölgesindeki ağrı iletimini durduran bölgesel ya da lokal bir anestezi çeşididir.
Yöntem, bir anestezi uzmanı (anestezist) tarafından uygulanır. Doğum ağrısını kontrol altına almanın en etkili yöntemi olmakla birlikte sadece bu amaçla kullanılmaz.

Sezaryen gibi bel seviyesi altında yapılan pek çok ana cerrahi girişim epidural anestezi altında yapılabilir.

Uygulamadaki prensip, omuriliği çevreleyen ve “dura” adı verilen zarın etrafına lokal anestezik madde verilerek ağrı uyarılarının beyine ulaşmasının engellenmesi sonucunda ağrı hissinin ortadan kalkmasıdır.

Eğer bu bölgedeki motor işlevi sağlayan sinirler de baskılanırsa tam bir anestezi meydana gelir ve uygulama yapılan bölgenin altında kalan kısımda his ile birlikte hareket kabiliyeti de ortadan kalkar. Kişi bu durumda geçici süreyle bacaklarını ne hissedebilir ne de oynatabilir. Bu sezaryen ameliyatlarında uygulanan epidural anestezidir.

Epidural anestezinin normal doğumda uygulanmasındaki amaç sadece ağrıyı gidermek olduğundan, epidural aralığa sezaryen ameliyatlarına göre daha az dozlarda lokal anestezik ile birlikte güçlü ağrı kesiciler de verilir. Bu sayede motor kayıp olmayacağından anne adayı ağrı duymadığı halde dokunmaları hissedebilir ve bacaklarını oynatabilir.
Lokal anesteziğin miktarı çok düşük tutularak anne adayının normal doğum eylemi sırasında yürüyebilmesi dahi sağlanabilir.

Epidural Anestezi Nasıl Uygulanır?

Normal doğumda rahim kasılmaları düzenli hale geldikten sonra ya da rahim açıklığı yaklaşık 4 cm.ye ulaştığında (bu dönem ağrıların hissedilmeye başladığı ‘aktif faz’ olarak adlandırılır) epidural anestezi yapılabilir.

Anne adayı yan yatar ya da oturur pozisyondayken kateterin (ince boru) takılacağı bel bölgesindeki alan önce antiseptik solüsyonlar ile temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür.

Daha sonra kateterin gireceği bölüm iğneyle uyuşturulur, ardından kateter ciltten bel bölgesindeki omurların arasına kadar itilerek dura zarı çevresindeki epidural aralığa yerleştirilir.

Kateterin dışarıda kalan ucu flasterler ile hastanın sırtı boyunca sabitlenerek kayması engellenir.

Böylelikle dışarıda kalan uçtan gereksinim halinde enjektör yardımıyla istenilen miktarda lokal anestezik ilaç yapılabilir.

Normal doğumda, kateter yerleştirilip ilaç verildikten yaklaşık 15 dakika sonra anne adayı kasılmaları hissetmesine rağmen ağrı duymamaya başlar. Doğum uzadığında veya ilacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında ise ek dozlar verilebilir. Bu şekilde doğum gerçekleştirildikten sonra epizyotomide de ek bir anesteziye gerek kalmaz.

Vajinal doğumu takiben hemen, sezaryeni takiben ise genellikle 24-36 saat sonra uygulamaya son verilerek kateter çekilip çıkartılır.

Anestezi amaçlı epidural kateter takılması işlemi hastalar açısından son derecede kolay tolere edilebilir, acısız ve rahat bir uygulamadır.

Kateterin epidural boşluğu girdiği anda bacakta elektrik çarpmasına benzer bir his oluşması dışında hastada rahatsızlık oluşmaz. İşlemin uygulamasında en önemli nokta ise işlemi yapan anestezi uzmanının deneyimidir.

Epidural Anestezinin Avantajları Nelerdir?
Doğum sancılarının giderilmesinde en etkili yoldur.
Genel anesteziye göre riski daha azdır.
Annenin bilinci açık olduğu için sezaryen sırasında doğuma katılabilir, hatta ameliyat devam ederken bebeğini kucağına bile alabilir.
Uygun zamanda uygulanırsa normal doğumun ilerlemesini hızlandırır.

Epidural Anestezinin Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
Epidural anestezide risk sanılanın aksine deneyimli anestezi uzmanları tarafından uygulandığında son derece azdır.

En sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir (hipotansiyon). Bu problemi önlemek için, işlemden hemen önce damar yolundan yaklaşık bir litre kadar sıvı hızlı bir şekilde verilerek damar yolunun dolması sağlanır.

Ayrıca, işlem sonrası baş ağrıları, yetersiz anestezik madde uygulanmasına bağlı tek taraflı anestezi oluşması, kullanılan ilaçlara bağlı hafif derecede alerji ve cilt döküntüleri, enfeksiyon, nadiren ıkınma hissini ortadan kaldırarak doğum süresinin uzaması, işlem sonrası idrar yapmada geçici zorluklar ve yine çok çok nadiren felç gelişimi gibi problemler sayılabilir.

İşlem deneyimli ellerde uygulandığında, bu tür problemlerin gelişmesi son derecede nadirdir.

Epidural anestezi hem vajinal hem de sezaryen ile doğumların son derece konforlu geçmesini sağlayan ve 25 yıldır modern tıpta yeri olan bir yaklaşımdır. Her anne adayı bu uygulamadan yararlanması için teşvik edilmelidir. Genel anestezinin risklerinin epidural anesteziye göre daha fazladır.

Epidural Anestezi (Ağrısız doğum) Kimlere Uygulanmaz?
Kanama bozukluğu olanlarda
Antikoagülan (pıhtılaşmayı önleyici) tedavi alanlarda
Uygulama bölgesinde enfeksiyon-yanık varlığında
Anne adayının uygulamayı reddetmesi durumunda uygulanmaz.