Miyomla İlgili Sorulan Sorular

Kanserleşme olasılığı oldukça düşük olması nedeniyle “iyi huylu” olarak kabul edilmesine rağmen Miyomlar, kadınların korkulu rüyası.Miyomlar özellikle hamilelik yaşayan anne adaylarında daha sık görülür. Hamilelik döneminde yapılan ültrason muayenelerinde her 100 kadından dördünce miyoma rastlanır.


Miyomla İlgili Sorulan Sorular
1 -Miyomlar Kanserleşir mi?
2- Miyomlarda İlaç Tedavisi Etkili midir?
3- Miyomlar İrsi midir?
4- Miyom Oluşumunda Hangi Risk Faktörleri Etkilidir?
5- Miyomların Sayısı, Boyutu ve Yerleşimi Embolizasyona Engel Oluşturur mu?
6- Daha Önce Miyomektomi Olanlarda Embolizasyon Uygulanabilir mi?
7- Miyom Embolizasyonu Hangi Tıbbi Durumlarda Yapılmamalıdır?
8- Embolizasyondan Önce Neden MR Çekilmesi Gerekir?
9- Hangi Miyom Hastaları için İdeal Tedavi Embolizasyondur?
10- Rahim Embolizasyonu Ağrılı mıdır?
11- Rahim Embolizasyonu Emniyetli midir?
12- Embolizasyonda Radyasyon Riski nedir?
13- Embolizasyonda Hangi Tıkayıcı Maddeler Kullanılır?
14- Embolizasyondan Sonra Miyomlara Ne olur?
15- Embolizasyonda Miyomlar Ölürken Rahim Dokusu Nasıl Zarar Görmez?
16- Embolizasyondan Sonra Miyom Belirtileri Ne Kadar Zamanda İyileşir?
17- Embolizasyon Tedavisi Bu Kadar Avantajlı ise Neden Daha Fazla Uygulanmıyor?
Cevaplar

1- Miyomlar Kanserleşir mi?
Hayır. Miyom olanların 1/1.000 inden azında “leyomiyosarkom” denen bir kanser görülebilir, ancak bu kanserin de miyomlardan değil, rahim dokusundaki normal kas hücrelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Dolayısıyla, miyomu olan bir hastada, leyomiyosarkom veya rahimde oluşan diğer kanser türlerinin görülme riski miyomu olmayanlarla aynıdır.

2- Miyomlarda İlaç Tedavisi Etkili midir?
Miyomlarda ilaç tedavisinin etkinliği sınırlıdır ve genellikle geçicidir. Şikayetleri hafif olanlarda ağrı kesiciler, demir preperatları ve düşük doz doğum kontrol hapları kullanılabilir. Ancak bunlar mutlaka bir kadın doğum hekiminin tavsiyesi ve kontroluyla kullanılmalıdır. Bunların dışında GnRH agonistleri denen ve menapoz yaratarak miyomları küçülten ilaçlar da vardır. Bunlar, daha çok şikayetlerde kısa süreli azalma sağlamak ve miyomektomiden önce miyomları küçültmek için verilir. Yine bu ilaçlar da mutlaka bir kadın doğum hekimi kontrolünde kullanılmalıdır.

3- Miyomlar İrsi midir?
Miyomlar, kadınların yaklaşık üçte birinde ortaya çıkarlar. Miyomların kalıtsal olup olmadığı tartışmalıdır. Ancak, ailesinde miyom olanlarda hastalığın görülme sıklığı, miyom olmayanlara göre yaklaşık 2 kat yüksektir.

4- Miyom Oluşumunda Hangi Risk Faktörleri Etkilidir?
Yaş: Miyomlar en sık 30-40 yaşlarında görülür, menapozdan sonra azalırlar
Aile öyküsü: Ailesinde miyom olanlarda risk 2 kat fazladır.
Irk: Siyah ırkta beyazlara göre miyomlar daha sık görülür.
Obesite: Obezlerde miyom riski 2-3 kat artar.
Yeme alışkanlığı: Kırmızı et yiyenlerde vejeteryanlere göre risk daha fazladır.

5- Miyomların Sayısı, Boyutu ve Yerleşimi Embolizasyona Engel Oluşturur mu?
Embolizasyon, sayısı ne olursa olsun rahim içindeki tüm miyomlara etkilidir ve miyomektomi ameliyatına en önemli üstünlüğü budur. Ayrıca, başarıyla embolize edilen miyomlar sonradan tekrarlamaz, oysa miyomektomiden sonra rahimde kalan küçük miyomlar büyüyebilir ve yeniden yakınmalara yol açabilirler.
Embolizasyon tedavisi her boyuttaki miyoma etkilidir. Ancak, çapı 10cm nin altında olan miyomların, daha büyük miyomlara göre embolizasyondan sonra daha fazla küçüldüğü gösterilmiştir.
Embolizasyon tedavisi rahimin her katmanındaki miyomlara etkilidir. Ancak rahime ince bir boyunla bağlı (saplı) subseröz ya da submuköz miyomlar embolizasyondan sonra rahimden ayrılıp bazı problemlere yol açabilirler. Bu tür miyomlarda miyomektomi tercih edilmelidir.

6- Daha Önce Miyomektomi Olanlarda Embolizasyon Uygulanabilir mi?
Miyomları için daha önce miyomektomi operasyonu geçiren hastalarda, sonraki operasyonlarda başta karın içi yapışıklıklar (adhezyon) olmak üzere bazı problemler ortaya çıkabilir. Bu problemler embolizasyon için söz konusu değildir. Bu nedenle, daha önce yapılan miyomektomiye rağmen miyomları tekrarlayan hastalarda ilk seçilecek tedavi embolizasyon olmalıdır.

7- Miyom Embolizasyonu Hangi Tıbbi Durumlarda Yapılmamalıdır?
Embolizasyonun yapılmasına engel olan durumlar çok nadirdir. Ancak anjiografide kullanılan kontrast maddeye alerjisi olanlarda, kumadin gibi kan sulandırıcı ilaç alanlarda ve böbrek yetmezliği olanlarda ilave bazı tedbirler almak gerekebilir. Rahim, yumurtalık ya da genital organlarında enfeksiyonu olanlarda, embolizasyon enfeksiyon tedavi edildikten sonra uygulanmalıdır. Gebeliği önleyici rahim içi araç (RIA) kullananlarda, embolizasyondan önce RIA ın çıkarılması tercih edilir. Menapoz oluşturarak miyomları geçici olarak küçülten ilaç kullananlarda, embolizasyondan en az 3 ay önce bu ilaçların kesilmesi tercih edilir. Çünkü bu ilaçlar miyom damarlarını da küçültebilir ve embolizasyonda tıkayıcı taneciklerin miyomların içine yeterince girmesine engel olabilirler.

8- Embolizasyondan Önce Neden MR Çekilmesi Gerekir?
Rahim miyomları genellikle önce ultrason ile saptanırlar. Ancak, ultrason rahim miyomlarının tümünü gösteremeyebilir ve miyomların rahimin hangi katmanında (submuköz, intramural, subseröz) yerleştiği konusunda yeterince fikir veremeyebilir. MR ile, hem miyomların sayısı hem de yerleşimi daha iyi değerlendirilir, ayrıca miyomları taklit eden adenomiyozis ya da miyom dışı tümörler daha iyi görülür. MR ile, miyom boyutları da daha doğru olarak ölçülebilir, böylece tedavi sonrası küçülme MR ile daha iyi değerlendirilebilir.

9- Hangi Miyom Hastaları için İdeal Tedavi Embolizasyondur?
Miyomlara bağlı yakınmaları olan, hamileliği mutlak koşul olarak görmeyen ve saplı olmayan birden fazla miyomları olan hastalar.
Hamile kalmayı isteyen, ancak miyomektomiye uygun olmayan (daha önce miyomektomi olup düzelmeyen, çok sayıda miyomları olan, miyomektomide histerektomiye gitme ihtimali yüksek olan) olgular.
Kadın doğum hekimi tarafından miyom tedavisi için histerektomi önerilen hastalar.

10- Rahim Embolizasyonu Ağrılı mıdır?
Embolizasyon işleminin kendisi ağrılı değildir. İşlem öncesi kasıktan bir uyuşturucu iğne yapılır (Diş hekimlerinin diş için yaptığı gibi) ve tüm işlem kasıktaki 2mm lik bir delikten gerçekleştirilir. Genel anestezi ya da belden uyuşturma gerekmez. İşlemden sonra ise ağrı başlayabilir ve 8-12 saat boyunca artabilir, daha sonra gittikçe azalır. Bu dönemde, ağrı kesici ilaçlar uygulanır. Bu nedenle, hastalar en az bir gün hastanede gözlenir. Embolizasyondan sonra, ağrı dışında, bulantı, kusma, yorgunluk, hafif ateş ve vajinal akıntı da görülebilir. Ancak hastaların büyük çoğunluğu ertesi gün ağızdan ilaçlarla eve gidebilecek duruma gelirler.

11- Rahim Embolizasyonu Emniyetli midir?
Her işlem gibi embolizasyonun da riskleri vardır. Ancak, bu riskler miyomektomi ve histerektomi gibi cerrahi tedavilere göre daha azdır. Embolizasyondan sonra oluşabilecek en önemli iki komplikasyon, enfeksiyon ve yumurtalık yetmezliğidir. Enfeksiyon çok nadirdir ve antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Çok nadiren (%1 den az) enfeksiyon nedeniyle histerektomi gerekebilir. Yumurtalık yetmezliği ve bunun sonucu menapoz oluşması da normal hastalarda %1-2, menapoza yaklaşan hastalarda ise %2-4 oranında görülebilir.

12- Embolizasyonda Radyasyon Riski nedir?
Embolizasyon işlemi sırasında alınan radyasyon dozu minimaldir ve yaklaşık olarak bir kalın barsak röntgen filmi ya da 1-2 bilgisayarlı tomografi tetkikinde alınan doz kadardır.

13- Embolizasyonda Hangi Tıkayıcı Maddeler Kullanılır?
Miyom embolizasyonu için günümüzde 3 tip tıkayıcı tanecik kullanılmaktadır. Polivinil alkol (PVA) ve Embosfer tanecikleri daha sık kullanılır ve kalıcı tıkanma sağlarlar. Jelatin sünger parçacıkları ise geçici tıkanma için kullanılır. Her üç tanecik de girişimsel radyolojide onyıllarca kullanılan, vücuda zararsız ve ABD de “Food and Drug Administration” (FDA) tarafından onaylanmış materyallerdir.

14- Embolizasyondan Sonra Miyomlara Ne olur?
Embolizasyondan sonra, damarları tıkanan miyomlarda küçülme başlar ve bu küçülme aylarca devam eder. Aynı zamanda, miyomların iç yapısı da değişir; işlemden önce yoğun ve sert kas dokusundan oluşan miyomlar, işlemden sonra süngerimsi yumuşak bir dokuya dönüşürler. Daha sonra da, vücut miyomları, cildimizde oluşan bir yarayı küçülttüğü gibi küçültür. Bu olaya tıp dilinde “fibrosis” adı verilir.

15- Embolizasyonda Miyomlar Ölürken Rahim Dokusu Nasıl Zarar Görmez?
Miyomlar, normal rahim dokusuna göre çok daha fazla damar içerirler. Bu yüzden rahime gelen atardamar kanının çok büyük kısmını miyomlar çeker, az bir kısmı ise normal rahim dokusuna gider. Normal rahim dokusunun beslenmesini bozan bu durum, embolizasyon açısından bazı yararlar sağlar:
Beslenmesi azalan normal rahim dokusu, vajina, tüpler ve yumurtalıklar gibi komşu organlardan zamanla kendisine damar üretmeye başlar. Oluşan bu damarlara “kollateral” adı verilir. Kollateral damarlar normalde oldukça incedirler, ancak embolizasyonla rahim damarları tıkanınca, bu damarlar derhal kalınlaşıp normal rahim dokusunu beslemeye başlarlar ve böylece rahim dokusu kansız kalmamış olur.
Embolizasyon esnasında verilen tıkayıcı taneciklerin çok büyük kısmı miyomların içine, çok az bir kısmı ise normal rahim dokusuna gider. Çünkü miyomlardaki yoğun damar dokusu ve artmış kan akımı bu tenecikleri adeta emerek miyomların içine alır. Kan damarları tamamen tıkanan miyomlarda, kendilerini besleyen başka bir damar da olmadığından hızla doku ölümü (nekroz) meydana gelir. Buna karşılık, normal rahim dokusu hem damarları daha az tıkandığından hem de kendisini besleyen kollateral damarlar devreye girdiğinden embolizasyondan etkilenmez.

16- Embolizasyondan Sonra Miyom Belirtileri Ne Kadar Zamanda İyileşir?
Embolizasyondan sonra oluşan ağrı, genellikle bir gün sonra hafifler ve hastaların büyük kısmı evlerine dönebilirler. Ancak, iş hayatına ve normal yaşama dönme süresi ortalama 5-7 gün kadardır. Bunun nedeni, “Postembolizasyon sendromu” adı verilen ve embolizasyondan sonra oluşabilen hafif ateş, halsizlik ve grip benzeri bir klinik tablonun yaklaşık bir hafta kadar sürebilmesidir.
Embolizasyondan sonra, adet kanamalarındaki azalma ilk menstürasyonda fark edilebilir, çünkü embolizasyonla miyomların kanlanması ortadan kaldırılmıştır. Miyomların kitle etkisi nedeniyle oluşan karın ağrısı, dolgunluk hissi, sık idrara çıkma ve kabızlık gibi şikayetlerde ise belirgin azalma ancak 3-5 ay sonra görülür. Şikayetlerin azalma hızını belirleyen en önemli faktör miyomların sayısı, boyutu ve rahimdeki yerleşimidir. Embolizasyondan sonra, hasta şikayetleri 18-24 aya kadar gittikçe azalmaya devam eder, ancak hastaların çoğunda şikayetlerdeki maksimum azalma yaklaşık bir yıl sonra gözlenir.

17- Embolizasyon Tedavisi Bu Kadar Avantajlı ise Neden Daha Fazla Uygulanmıyor?
Bu durumun birkaç nedeni vardır. Girişimsel radyoloji, yeni ve çok hızlı gelişen bir alandır ve girişimsel radyolojide yapılan tedavi edici işlemler sadece hastalar tarafından değil, doktorların da büyük bir kısmı tarafından yeterince tanınmamaktadır. Miyom embolizasyonu da, girişimsel radyoloji dışındaki hekimlerin önemli bir kısmı tarafından yeterince bilinmeyen ya da yanlış olarak bilinen bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle miyom hastalarının büyük bir kısmı, bu tedavi yöntemi için girişimsel radyologlara ulaşamamaktadır. Diğer bir önemli neden de, tüm dünyada fakat özellikle ülkemizde girişimsel radyologların sayısının az olmasıdır. ABD de girişimsel radyologların sayısı 5.000 in üzerinde iken ülkemizde bu sayı 100 civarındadır ve bunların az bir kısmı miyom embolizasyonu ile ilgilenmektedir.
Ancak bu olumsuzluklar hızla düzelmektedir. Miyom embolizasyonu, hekimler ve hastalar tarafından her geçen gün daha fazla tanınmakta ve benimsenmektedir. Bu tedavi yöntemine ilgi duyan ve uygulayan girişimsel radyolog sayısının da artmasıyla, ülkemizde de embolizasyon tedavisinden zamanla çok daha fazla hasta faydalanabilecektir.

Miyom Tedavi Seçenekleri

Rahimin gebelik döneminde bebeği taşımak dışında bilinen bir görevi yoktur. Bu nedenle çocuk sayısını tamamlamış bir kadında miyomların çıkarılması yerine rahimin alınması da genellikle önerilebilir. Böylelikle aslında bu teklif kadınların çoğuna antipatik gelse de rahimle ilişkili olarak bir daha hiçbir sorun (myomun tekrarlaması, farklı kanama problemleri, rahim ve rahim ağzı kanseri olasılığı vs.) yaşanmayacaktır.

Miyom Tedavi Seçenekleri
Miyom hastalarında tedavinin amacı, hastanın ağrı ve kanama gibi şikayetlerini azaltmak ya da ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle, belirgin şikayetleri olmayan hastalarda herhangi bir tedavi gerekmez. Şikayeti olan hastalar için dört tedavi seçeneği vardır.
Hormon Tedavisi

Bu tedavide, hastaya GnRH agonistleri denen ve menapoz oluşturup östrojen düzeyini düşüren ilaçlar verilir. Böylece, miyomlarda küçülme ve miyomu besleyen damarlarda incelme görülebilir, buna bağlı olarak hasta şikayetleri azalabilir. Ancak bu iyileşme kalıcı değildir. Hormon tedavisi kesilirse, miyomlar hızla büyürler ve damarları da hızla eski haline döner. Ayrıca bu ilaçlar uzun süre kullanılırsa, hastada osteoporoz (kemik erimesi) ve şiddetli menapoz belirtileri görülebilir. Bu nedenle, hormon ilaçları miyomların kalıcı tedavisi için kullanılamaz. Ancak diğer tedavi seçeneklerini reddeden hastalarda kısa süreli iyileşme sağlamak ve miyomektomi amaliyatından önce miyomların ameliyatta daha az kanamasını sağlamak amacıyla kullanılabilir.
Miyomektomi

Genel anestezi altında rahimdeki miyomların ameliyatla teker teker dışarı alınmasına dayanır. Bu şekilde, rahim alınmadan miyomların tedavisi sağlanabilir ve özellikle genç kadınlarda doğurganlık potansiyeli korunabilir. Miyomektomi, genellikle karından açık cerrahi şeklinde yapılır, ancak laparoskopik ya da histeroskopik olarak da uygulanabilir. MR tetkikinde rahim içinde tek miyom saptanmışsa, miyomektomi genellikle ideal tedavi yöntemidir. Ancak miyom sayısı arttıkça ameliyat güçleşir ve sonuçları daha az yüz güldürücü olur.
Rahimde çok sayıda miyomu olan hastalarda, miyomektomi ameliyatı daha uzun sürer, kan kaybı daha fazla olur ve ameliyattan sonra ağrı ve diğer komplikasyonlara daha fazla rastlanır. Ameliyattan sonra hastanede kalış süresi histerektomiden bile fazla olabilir. Çok sayıda miyomu olan hastalarda, ameliyatla tüm miyomları temizlemek güçtür, ayrıca hangi miyomun hasta şikayetlerine yol açtığını saptamak da zorlaşır. Bu nedenle bu tür hastalarda, ameliyat başarıyla yapılsa bile hastaların yaklaşık %20-25 inde hasta şikayetleri tekrarlar ve ikinci bir ameliyat (genellikle histerektomi) gerekebilir.
Histerektomi

Genel anestezi altında rahimin tümü ameliyatla dışarı alınır. Hasta eğer 40 yaşın üzerindeyse, genellikle yumurtalıkların da alınması tercih edilmektedir. Genellikle, çok sayıda miyomu olan, menapoza girmiş ya da artık hiçbir şekilde hamilelik istemeyen hastalarda uygulanır. Radikal bir tedavi yöntemidir, rahim alındığı için tüm miyomlar tedavi edilmiş olur, ayrıca rahim ve yumurtalık kanseri riski (yumurtalıklar da alınırsa) ortadan kalkar. Yumurtalıklardan salgılanan hormonlar hastaya ameliyattan sonra ilaç olarak verilir (hormon replasman tedavisi).
Histerektomi ameliyatı, günümüzde rahim miyomları için en çok uygulanan tedavi yöntemidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde, her yıl 650.000 histerektomi yapılmakta ve bunların yaklaşık %90 ı miyom gibi “iyi huylu” hastalıklar için uygulanmaktadır. Ancak bu yaklaşımın doğruluğu son zamanlarda ciddi olarak sorgulanmaktadır. Yapılan bir çok çalışmada, histerektomi olan hastalarda koroner kalp hastalığı, osteoporoz (kemik erimesi), demans (erken bunama) ve depresyon riski daha fazla bulunmuştur. Ayrıca histerektomi ameliyatından sonra, kabızlık, idrar tutamama, psikoseksüel sorunlar ve “şiddetli menapoz” gibi yaşam kalitesini düşüren bir dizi problem ortaya çıkabilir. Bu nedenlerden dolayı, histerektomi günümüzde, embolizasyon ve miyomektomi gibi yöntemlerle tedavi edilemeyen miyom hastalarında son çare olarak düşünülmesi gereken bir yöntem olarak kabul edilmektedir.
Embolizasyon

Lokal anestezi altında, kasıktan ince bir kateterle rahimi besleyen atardamarlara girilir ve bu damarları tıkayıcı tanecikler verilir. Damarları tıkanan miyomlar beslenemezler ve doku ölümü sonucu gittikçe küçülürler, böylece ağrı ve kanama gibi şikayetler kaybolur ya da belirgin olarak azalır. Normal rahim dokusu ise, karın bölgesindeki diğer damarlardan da beslenmeye devam ettiğinden embolizasyon işleminden etkilenmez.
Embolizasyon, rahim miyomlarının tedavisinde özellikle 2000 li yıllarda gittikçe daha sık olarak kullanılan bir yöntemdir. En önemli avantajları, lokal anestezi yardımıyla bir “anjio” işlemiyle yapılması, herhangi bir ameliyat kesisi olmaması ve hastaların çoğunun ertesi gün hastaneden ayrılabilmesidir. Bu yöntemin histerektomiye üstünlüğü, rahimin korunması, miyomektomiye üstünlüğü de sadece ameliyatla alınan miyomlara değil, rahimdeki tüm miyomlara etkili olmasıdır. Ancak her yöntem gibi embolizasyon tedavisi de “doğru seçilmiş” hastalara uygulandığı zaman başarılıdır ve bu seçim girişimsel radyologlar ve kadın doğum uzmanları tarafından yapılmalıdır.

Lohusalık Depresyonu Nedir

Anne adayları uğraştırıcı ve yorucu 9 aylık bekleyişin ardından bebeğinin gelmesiyle rahatlamayı arzular. Ancak bazı anne adaylarının bünyesi, anneliğin bu koşuşturmalı günlerini kaldıramayıp doğum sonrasında mutsuz olur, en ufak şeyden etkilenir. Aşırı hassas olan sinirler her davranışı şekillendirir ve sonrasında pişmanlık hissedilir. Bu duruma lohusalık depresyonu denir.

Lohusalık Depresyonu Nedir

Doğum Sonrası Depresyonun Belirtileri Nelerdir?

Depresyon, kısa süreli annelik hüznünden farklı ve daha ağır süreçtir. Doğum yapan kadınların yüzde beş yada onluk kısmında görülür. Doğum sonrasında ki ilk altı aylık dönemde ortaya çıkabilir. Belirtileri ise; uyku düzeninin bozulması -az yada fazla uyku isteği-, iştahındaki değişimler, mutsuzluk ve çökkünlük hissi, bebeğin yada kendisinin bakımında zorlanma, sinirlilik, tahammülsüzlük, endişe ve kaygı duyulması olarak sıralanabilir. Uzun süreceğinden bir uzman tarafından değerlendirilip annelik hüznünden farklı olduğu tesbit edilerek kontrollü tedaviye başlanmalıdır. Tedavi edilmediğinde düzelmesi uzun süreceğinden hayatı zorlaştırabilir. İlaç tedavisi uygulanabilir bu yüzden uzman görüşmeleri ile emzirmeye ara verilebilir.

Doğum Sonrası Depresyonun Nedenleri Nelerdir?

Depresyona birçok şey etken olabilir. Belirlenen bazı riskleri şöyle sıralanabilir: Önceki doğumunda depresyon geçirmiş olmak, zorlu gebelik süreci, doğumun zor ve uzun süreli olması, evlilikte yaşanan sorunlar, istenmeyen gebelik, kayıp ile sonuçlanan hamilelik, sosyal desteğin yetersizliği, anne-bebek ayrılığı, sosyo-ekonomik sorunlar ve doğum öncesi oluşmuş psikolojik sorunlar denilebilir. Ayrıca doğum sonrasındaki fiziksel ve biyolojik hızlı değişim, sosyal yaşantıdaki değişimler de depresyonu başlatan etkenler arasındadır.

Doğum Sonrası Psikoz (Post Partum Psikoz) Nedir?

Çok sık görülmese de ciddi bir durumdur. Yine doğum sonrasındaki ilk günlerde fark edilebilir. Düşünce sistemi bozukluğu ile gerçeği değerlendiremezler. Bebeğin kendisinin olmadığını düşünür,bebeğin sağlığına dair endişeye kapılır ya da bebeğin zarar görmesinden korkar. Böylece hem kendine hemde bebeğe bakamayacak duruma gelir.

Bazen halüsinasyonlara da rastlanır, duygudurumunda dalgalanmalar, içe kapanma ya da taşkınlık oluşur, uyku düzeni ve beslenme de rahatsız edici boyutlarda bozulur. Annenin bebeğe ya da kendisine zarar verme gibi eğilimleri de görülebilir. Bu durumda aile yakınlarından bebeğin bakımını üstlenmeleri istenir ve annenin bir sağlık merkezine yatışı ile tedavi süreci başlatılır. Tedavinin başlamasıyla annenin davranışlarında değişim gözlense de tedaviye devam edilir, iyileşmesi uzun sürer.

Göğüslerden Neden Süt Gelir

Kadınlarda prolaktin yükseklikleri en sık olarak adet düzeni bozuklukları, göğüsten akıntı olması, gebe kalamamaya yol açabilmektedir. Bu nedenle prolaktin yani süt hormonu düzeylerinin normal sınırda olup olmadığı kontrol edilmelidir. Hormonun belli bir düzeyde olması faydalıyken artması istenmeyen sonuçlar doğurabilmekte.


Prolaktin hormonu nedir?

Göğüslerden Neden Süt Gelir
Prolaktinin dilimizdeki karşılığı “süt hormonu”dur. Yapı olarak “şeker ve protein moleküllerinden oluşur. Prolaktin hormonu belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir.

Prolaktin hormonu nereden salınır?
Bu hormon beynimizin hipofiz denilen kısmındaki bazı hücrelerce üretilir ve kana karışır. İnsan vücudunda pek çok hormon gibi, bir yapım-salınım-yıkım dengesi vardır. Yine beynimizin hipotalamus denilen kısmından salgılanan Dopamin adı verilen bir başka hormon prolaktinin salınımın dengeler. Öyle ki, dopaminin azlığında prolaktin salgısı artar.

Prolaktin (süt hormonu) düzeylerini neler yükseltir?

Normal kadın, erkek ve çocukta prolaktin düzeyleri genellikle 25 ng/ml’nin altındadır.

Prolaktin (Süt hormonu) yüksekliğine yol açan durumlar
Prolaktin yüksekliğinin belirtileri nelerdir?
Prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler
Prolaktin yükseklikleri nelere yol açar?

Kadınlarda prolaktin yükseklikleri en sık olarak adet düzeni bozuklukları, göğüsten akıntı olması, gebe kalamamaya yol açabilir.

Prolaktin yüksekliğinin tanısı nasıl konur?

Prolaktin yüksekliği tanısı genellikle adet düzensizlikleri, göğüsten akıntı gelmesi, gebe kalamama yakınmaları ile başvurulduğunda yapılan bir kan testi ile kandaki prolaktin düzeyinin ölçülmesi ile konur.

Ancak testin yapılmasının bazı şartları vardır.
Değerli Misafirimiz, Bu konuya ait diğer resimleri görebilmek için ÜYE OLUNUZ
Testten önce birkaç gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı,
Test öncesi birkaç gün meme uyarımından kaçınılmalı,
Açlık tokluk testi etkilememektedir.
Uyku düzeninden etkilenme olasıdır.

Prolaktin düzeyi, değişik laboratuarlarda farklı yöntemlerle ölçüldüğünden normalin değerlendirilmesi, o laboratuarın o bölgeden elde ettiği ortalamalara göre yapılmalıdır. Bir test tipinde “20 birim” normal değeri gösterirken, bir başka laboratuar ve testte üst sınır 600 birim olarak bildirilebilir.

Hafifçe yükseklik olması durumunda ideali, cinsel ilişkiden ve meme uyarımından kaçınılması ve sabah saatlerinde yeniden test yapılmasıdır.

Testin düşük düzeyde yüksekliklerinde hipofiz bezini gösteren tek bir röntgen filmi yeterlidir. Bu film sonucu şüphe olursa veya hormon düzeyi çok yüksekse hekiminiz sizden tomografi gibi daha ileri bir tetkik isteyecek, gerekirse Beyin Cerrahisi Uzmanına gönderecektir.

Prolaktin yüksekliği kısırlığa yol açar mı?

Kısırlık sebeplerinden birisi de prolaktin hormonu yüksekliğidir. Ancak bundan her prolaktin yüksekliği olanın çocuğu olmaz anlamı çıkartılamaz. Tedavisiz dahi gebelik oluşabilmektedir. Ayrıca prolaktin hormonu yüksekliği, ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir.

Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?

Esas hastalığın tedavi edilmesi. Prolaktini yükselten sebepler bulunabilirse öncelikle o hastalık tedavi edilir.

Prolaktin yüksekliğinde kullanabilecek ilaçlar “bromokriptin” veya “lisurid” adı verilen ilaçlardır. Bu ilaç vücutta prolaktin karşıtı etki yaparak yakınmaları düzeltebilir.

Kadın genital organ kanserleri ve korunma yöntemleri

Kadın Üreme Sistemi Kanserleri[ad#336lik-genis]
Kadın cinsel/üreme organları nın yapısı
Kadın üreme / cinsel organları (genital organlar) iki kısımdır:
1- Dıştaki cinsel/üreme (genital) organları
2- İçteki cinsel/üreme (genital) organları
Dış Genital Organlar

Avret ya da haya yeri olarak ifade edilen idrar çıkış deliği ve cinsel aktivite organı girişinin bulunduğu küçük dudaklar,büyük dudaklar ve kıllı deriden oluşan bölgedir. Bu kısma tıp dilinde vulva denir.Vulvada kadının yüzüne yakın tarafında idrar deliği, hemen daha arkasında da cinsel ilişki organı olan vajina-ki hazne olarak da bilinen bebeğin doğum kanalıdır- yer alır. Bu iki girişi sağ ve solda önce küçük dudaklar çevreler. Küçük dudakları da sağ ve solda büyük dudaklar çevreler. Küçük dudaklar kılla kaplı değilken büyük dudaklar kılla kaplıdır. Küçük dudaklar bacaklar kapalıyken genelde görülmezler, ancak bazı kadınlarda büyük dudaklardan dışarı taşabilirler. Küçük dudaklarla vajina girişi arasındaki genelde 1-2cm’lik mukoza yapısına kızlık zarı adı verilir.Kızlık zarı (himen) nadiren tam bir perde olup her kadında farklı bir yapıya sahiptir. Çoğunlukla vajina girişini daraltan muntazam bir halkasal dokudur. İlk ilişki esnasında hafif bir kanamayla yırtılır..
İç Genital Organlar
Cinsel ilişki sırasında erkek cinsel organı penisin içine girdiği 9-10 cm’lik kanaldan ibaret olan vajina ile başlar. Vajinaya hazne de denir. Yumu?ak ve ?slak yapıdaki bu organ doğum sırasında ola?anüstü bir şekilde esneyip bebek ba??nın çıkmasına izin verir. Vajinada daha yukarı da rahimağzı ile karşıla??oluş. Rahimağzına tıp dilinde serviks adı verilir. Rahimağzı dölyatağı olan rahim boşluğu ile vajina arasındaki bağlantıyı sağlar Rahim tıp dilinde uterus olarak adlandırı oluş. Rahimin en iç tabakası/zarı (döl yatağı), döllenmiş yumurtayı kabul edecek şekilde her ay hazırlanır. O ay yumurta döllenmişse,gebelik ürünü rahim içine gelir, gömülür ve geli?meye devam eder.
Ancak o ay gebelik ürünü yoksa rahim iç zarı ndaki /tabakasındaki hazırlık dokusu atıoluş, bu adet kanaması olarak bilinir. Rahim içi boşluğu sağda ve solda bulunan birer tüp ile karın içi boşluğa açıoluş. Tüplerin karın içine açılan uçları nda sağda ve solda birer yumurtalık(over) bulunur. Yumurtalıklarda diği üreme hücresi(ovum) geli?tirilir, yumurtlama(ovulasyon) gerçekle?tirilir.Ayrı ca yumurtalıklar kadına kadınsı özellikleri veren ilk sırada östrojen olmak üzere, progesteron ve di?er bazı hormonları n salg?lanması i?ini yürütür.

Kadın genital organ kanserleri ve korunma yöntemleri
Kanser nedirı
Hücrelerin, içinde bulunduğu doku hücrelerinin özelliklerine uymayarak düzensiz,kuralsız bu nedenle de normal faaliyetlerini aksatacak, ölümcül sonuçlara yol açacak şekilde büyümesiyle ve ço?almasıyla ortaya çıkan habis hastalıktır. Kanserdeki tümör hücreleri normal hücrelere benzemez.

Rahimağzı (Serviks) Kanseri
Rahimağzı (serviks)

Eri?kin bir kadında rahimin(uterus) alt 1/3 kısmını oluşturan, vajinayı rahim boşluğuna ba?layan, 2-4cm’lik yapıdır.
Rahimağzı(serviks) kanserinin görülme sıklığı(insidansı)
Ülkemiz dahil birçok ülkede kadın genital organ kanserleri içinde en çok görüleni olma özelliğini halen devam ettirmektedir. Ancak geli?miş ülkelerde tarama yöntemlerinin etkili kullanımı sayesinde, serviks kanseri kadın genital kanserleri arasında 3. sıraya dü?mü?tür.
En sık hangi yağlarda gözlenirı
Ortalama te?his yağ? 52,2 olup en sık 50-59 yağlar arasındadır.Bununla birlikte 20-80 yağ gibi geni? bir yağ diliminde gözlenebilir.
Neler serviks kanserine yol açarı
Rahimağzı (serviks) kanserinde pek çok faktörün rol oynadığı bilinir. Ancak kesin bir neden henüz gösterilememiştir. Hastalık bazı gruplarda sık görüldü?ünden bunlarla ilişkili olmak risk faktörü olarak ele alınır ki aşağıdaki gibi sıralanabilir:
1-Cinsel ilişki yağ?nın 20’den önce olması
İlk cinsel ilişkisi 20 yağ?ndan sonra olan kadınlarla karşıla?tırı ldığında , ilk ilişkisi 16 yağ?ndan önce olanlarda servikal kanser riski iki kat artmıştır.
2-?kiden fazla cinsel e?
Servikal kanser riski hayat boyu toplam seksüel partner sayısı ile doğru orantılı olarak artar. Hayat kadınları nda servikal kansere daha sık rastlandığı saptanmıştır.
3-Kadının partnerinin di?er kadınlarla olan ilişkisi
pek çok çalışmada, servikal kanserli hastaları n kocaları nın kontrol grubunun kocaları ndan belirgin olarak daha fazla cinsel partneri olduğu gösterilmiştir. Ek olarak, etkilenen hastaları n kocaları nda; veneriyal(cinsel yolla bulaşan) enfeksiyon, erken seksüel deneyim, evlilik dığı ilişki ve hayat kadınları na gitme öyküsü daha sık izlenmektedir. Monogamik evliliğin ağır bastı?? müslüman ülkelerde, yahudilerde ve katoliklerde serviks kanseri daha az görülmektedir.
4-Sigara içenlerde risk kullanım süresi ve miktarı na ba?lı olarak yakla??k iki kat artmıştır.
5-Do?um kontrol hap? (oral kontraseptif) kullananlarda artmış ya da azalmış risk gösteren çalışmaları n yorumu güçtür.Ancak prezervatif, kondom gibi bariyer korunma yöntemlerinin kullanımı büyük ihtimalle, enfeksiyöz ajanlarla teması önleyerek, servikal kanser riskini azaltmaktadır.
6-Bağışıklık sisteminin zayıfladığı, böbrek nakli, HIV ile enfekte olan AIDS hastaları her kanser türü gibi serviks kanseri için de risk altındadırlar.
7-Zenciler ve ?spanyol kökenli Amerikalılar için risk, Amerikalı beyazları nkinin iki katıdır. Asyalı gruplar ile Amerikalı beyazlar arasında bu oran e?it ya da Asyalılarda daha dü?üktür.
8-Dü?ük sosyoekonomik düzey.
Bütün bu bilgiler ????? altında rahimağzı kanseri, sanki cinsel yolla bulaşan (zührevi,veneriyal) bir hastalık türü gibi görünmektedir.

Erken Tanı İçin Tarama Yöntemleri
Her kadın 18 yağ?ndan veya cinsel aktiviteye ba?ladığı yağtan itibaren senede bir jinekolojik muayene ve servikal sitoloji ile kontrol edilmelidir . Eğer üç kez ard arda tatmin edici düzeyde normal bulgular mevcutsa servikal “smear” daha geç aralıklarla alınabilir .

Ki?ide insan papillom virüsü(HPV) enfeksiyonu gibi genital enfeksiyon, AIDS, çok sayıda cinsel arkada?, sigara içmek ve yüksek riskli partneri olmak gibi faktörlere bakıoluş. Buna göre 1 ile 3 sene arasında “smear” tetkiki yinelenir.
Servikal “smear” nedirı

Hasta jinekolojik muayene pozisyonundayken valfler kullanılarak rahimağzı görülür. Plastik ya da tahta spatula ile rahimağzının dönü?üm bölgesi denen kanserin sıklıkla ba?ladığı kısımdan; pamuk uçlu aplikatör ya da fırça ile rahimağzı kanalından (endoserviks) örnek alınır. ?ki ayrı lama yayılıp tespit edilir. Daha ba?ka birtak?m i?lemlerden geçirildikten sonra bu lamlar mikroskopta incelenirler. K?sacası servikal smear, sitopatolojik tetkik için rahimağzından hazırlanmış özel bir yaymadır. Mikroskopta elde edilen bulgular standart kabul edilen sistemlere göre raporda belirtilir.
Servikal smear alınd?ktan sonra riski yüksek vakalarda, di?er bir deyi?le ?üpheli vakalarda kolposkopi ve servikal biopsi yapıoluş. Rahimağzındaki epitel hücresi de?i?ikliklerini izlemek için geli?tirilmiş mikroskopa kolposkop, kolposkopla yapılan incelemeye kolposkopi denir. Biopsinin nereden yapılaca??na kolposkopiyle karar verilir. Bu şekilde serviksin vajinadan görünen kısmı için tanı konur.
Hasta gebe de?ilse endoservikal (vajinadan bakıldığında görülemeyen rahimağzı kanalı) küretaj yapıoluş. Bu şekilde de kanalda geli?meye ba?lamış kanser tanısı konur.
Ba?vuru Belirti ve Bulguları
En sık anormal vajinal kanama veya akıntıdır. Anormal kanama ?u şekillerde olabilir:
a)Cinsel ilişki sonrası kanama
b)Adetler arasında kanama
c)Adet kanamasının ağırı olması
?lerlemiş kanserlerde;
a)Kötü kokusu olan sarı msı akıntı
b)Alt karında ağrı
c)S?rt ya da bacak ağrı sı
d)?drarda kanama veya makattan kanama
Servikal kanserden nasıl korunulurı
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma ve sigaranın b?rakılması servikal kanser riskini azaltmaktadır ve özendirilmelidir. Gelecek için umut vaad eden bazı metodlar da vardır.Bunlardan biri kemoprofilaksi, di?eri HPV(si?il ve kondilom gibi hastalıkları n mikrobu olan insan papillom virüsü) a??sıdır.
Tanı:Kesin tanı biopsi ile konur.
Tedavi:Hastalığın evresine ve hastanın özelliklerine göre cerrahi, radyoterapi veya her ikisinin kombinasyonu ?eklinde yapıoluş.

Endometrium (Rahim Kanseri)
Rahimin en iç tarafındaki rahim boşluğunu da çevreleyen tabakaya rahim iç zarı ya da iç tabakası ya da endometrium denir. Rahim çe?itli yapılardan oluşmu?tur. Rahimağzı ve endometrium bunlardan bazıları dır. Asıl dölyatağı olan endometrium ki, her ay gebelik için hazırlanır, gebelik gerçekle?mezse buradan dökülen dokular adet kanaması ?eklinde atıoluş.
Endometriumda görülen kansere endometrium veya rahim kanseri denir.

Görülme sıklığı(?nsidans)
100 000 kadında 70-134 olgu olarak bildirilmektedir. Postmenopozal (adetten kesildikten sonraki) dönemde 1000 kadında senede 1-2 vaka gibi yüksek oranlarda görülür. Geli?miş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanserdir. Ancak geli?mekte olan ülkelerde hala rahimağzı kanseri ilk sıradadır.

Risk Faktörleri
Endometrium östrojen ve progesteron gibi birtak?m hormonları n etkisi altındadır. Östrojenin endometriuma etkisi progesteronla dengelenmediği takdirde rahimdeki de?i?iklikler normalden sapar, önce hiperplazi, sonra da yavaş yavaş kanser geliğir. Risk faktörleri daha çok bu karşılanmamış östrojenle ilgilidir. Ancak bazen sözkonusu durum olmadan da kanser geliğimi mümkündür.

1-Endometrium kanseri evlenmemişlerde artar.
2-Kombine oral kontraseptif (doğum kontrol hapları ) kullanımı ile azalır.
3- Do?um sayısı arttıkça azalır. Az sayıda doğum yapanlarda endometrium daha uzun süre karşılanmamış östrojene maruz kaldığından kanser riskini artırı r.
4-Geç menopoz ile artar. ?leri yağlarda adetten kesilmek demek endometriumun daha uzun süre östrojene maruz kalması demektir. 52 yağ?ndan sonra adetten kesilenler 49 yağ?ndan önce menopoza girenlere göre 2,5 kat daha fazla risktedir.
5-Ailede endometrium (rahim) kanseri varsa risk artar.
6-?i?manlık ile artar. 9-23 kg arasında fazla kilosu olanlarda risk 3 kat artarken, 23 kg”dan çok kilo fazlası olanlarda risk 10 kat artmıştır. Ya? dokusu kaynaklı östrojenin yüksek miktarda olması ve endometriumu uyarması ?i?manlardaki risk artı??nı açıklamaktadır. Rahim kanserinde diabetes mellitus (şeker hastalığı) ve hipertansiyonun etkisi tartı?malıdır. Çünkü bunlar daha çok ?imanlıkla birlikte etki etmektedir.
7-Hayvansal yağ kullanımı ile artar.
8-Tamoksifen tedavisi alanlarda risk artar.
9-Sigara kadına kadınsı özellikleri sağlayan ilk sıradaki hormon olan östrojeni dü?ürdü?ünden riski azaltır.

Postmenopozal Dönemde Ba?lanan Hormon Replasman Tedavisi Rahim Kanseri Yapar mış
Tek ba??na konjuge östrojen kullanan rahimi bulunan kadınlarda endometrium(rahim) hiperplazisi %20 oranında, rahim kanseri riski 2-8 kat fazladır. Östrojene eklenen progesteron ile hiperplazi oranı %1”in altına dü?mektedir. Ağızdan olduğu kadar transdermal ya da devamlı vajinal östrojen kullananlarda olası endometrial uyarı yı önlemek için siklik progesteron vermek şarttır.
Ayrı ca unutulmamalıdır ki, östrojenlerle birlikte progesteron verilse bile bu bir garanti kabul edilmemelidir. Progesterona ra?men kanser geli?ebilir. En iyisi tedaviye ba?lanacak hastaları n endometrial biopsilerinin rutin olarak yapılmasıdır.
Tarama
Tarama için kitlesel programlar pratik de?ildir. Ayrı ca yeterince özgün ve hassas yoktur. Fakat belli yüksek risk faktörlerine sahip kadınlarda elimizdeki imkanlarla tarama yapılmalıdır.
Tarama yapılacak gruplar:
1-Östrojen alan postmenopozal dönemdeki kadınlar
2-Postmenopozal dönemdeki ?i?man kadınlar
3-Ailede endometrium, yumurtalık, meme kanseri hikayesi olanlar
4-52 yağ?ndan sonra menopoza girenler
5-Premenopozal(adetten kesilmeden önceki dönemde) yumurtlamanın olmadığı hastalar (polikistik over hastalığı,…)
Tarama yöntemleri:
1-Postmenopozal kadınlarda transvajinal ultrason ile endometrial kalınlığın ölçülmesi. (Kalınlığın 5mm altında olduğu olgularda çok nadiren kanser olgusu gözlenmiştir.)
2-Histeroskopik biopsi daha etkin tanı koymayı sağlar.
3-Adet siklusunun 2. devresinde veya postmenopozal dönemde alınan “smear”da normal veya anormal endometrial hücrelerin görülmesi kanser yönünden ara?tırmayı gerekli kılar.
Korunma
1-Do?um kontrol hapları endometrium kanser riskini azaltabilirler.
2-Uygun kilonun korunması
3-Tek ba??na östrojen kullanılmaması
4-Hiperplazi gibi öncü lezyonları n zamanında tespiti
Tanı
Kesin tanı rahim içinden kürtajla alınan biopsi materyalinin histopatolojik incelenmesiyle konur.
Sonra hastalığın evresi belirlenir.
Tedavi
Hastalığın evresine bakılarak tedavi seçenekleri aşağıdakilerden biri olarak belirlenir :
1-Cerrahi
2-Radyoterapi
3-Kemoterapi
4-Kombine tedaviler
5-Destekleyici tedaviler
Kemoterapi daha çok rekürrenslerde (nükslerde) ve ileri evre tümörlerde kullanılmaktadır. Kombine tedavi olarak en çok cerrahi ve postoperatif radyoterapi kullanılmaktadır. Destekleyici tedaviler, beslenme ve psikolojik deste?i içerir.

Over (Yumurtalık) Kanseri
Kadınlarda alt karın boşluğunda, tüplerin uçları na yakın sağda bir ve solda da bir tane olmak üzere iki adet yumurtalık(over) vardır. Buradan histolojik olarak çok çe?itli kanserler çıkmaktadır. Ancak ensık yumurtalığın epitel dokusu kaynaklı kanserler görülmektedir.
Görülme sıklığı (insidans)
Yumurtalık(over) kanseri insidansı geni? co?rafi da??lım gösterir. ?skandinav ülkeleri, ?srail ve Birle?ik Devletlerde 100 000 kadında 11,5-15,3 olgu izlenirken Japonya ve geli?mekte olan ülkelerde 100 000 kadında 3,3-7,8 vakada over kanseri görülmektedir. 50 yağ üzerinde sık görülürler, ancak germ hücreli tipte olanları yağamın ilk 20 yılında daha sık izlenirler. En öldürücü jinekolojik kanserdirler.
Risk Faktörleri
Artmış riskle ilişkili durumlar:
1-40 yağ üstünde olmak
2-Beyaz ?rktan olmak
3-Hiç do?urmamış olmak
4-?nfertilite (çocuk sahibi olamama)
5-Rahim(endometrium) ve meme kanseri olmak
6- Ailede yumurtalık kanseri bulunması
?ki tane over kanserli birinci derece yakını olan kadınları n küçük bir bölümünde otozomal dominant geçiili üç sendromdan biri bulunabilir:
a)Yere özgü (site-spesifik) ailevi yumurtalık kanseri
b)Ailevi meme-yumurtalık kanseri
c)Lynch sendromu;hastada aynı anda barsak, yumurtalık, endometrium (rahim), meme kanserlerinden birkaçı bir arada bulunur.
7-Hayvansal yağlar, tam süt yüksek kalorili diet almak
Yumurtalık kanseri riskini azaltan faktörler:
1-Do?um yapmış olmak
2-Do?um kontrol hap? kullanmak.
Kullanım süresince her yıl risk %11 azalır. Do?um kontrol hapları kesildikten sonra da bu koruyucu etki 10 yıl sürer. Bu etki yağ, ilk kullanma yağ?, do?urganlık ile de?i?mez.
3- Emzirenlerde emzirme süresi ile doğru orantılı olarak risk azalır.
4- Tüp ligasyonu
5- Histerektomi(ameliyatla rahimin çıkarı lması)
6- Ye?il sebzeler, karbonhidrattan zengin diet, havuç, A ve C vitamini tüketimi riski azaltır.
Tarama
Over kanserinde, serviks(rahimağzı) kanserinde olduğu kadar yeterli ve etkin bir kitlesel tarama yöntemi henüz yoktur.
Fakat tarama için bazı güncel öneriler mevcuttur:
1-Ailesinde over kanseri olmayan kadınlarda yılda bir rektovajinal pelvik muayene ve tam bir aile öyküsü alınması.
2-Ailede over kanseri olan kadınlar yıllık rektovajinal muayene, CA-125 ve transvajinal ultrason ile izlenmelidir.

3-Birinci dereceden akrabaları ndan iki ya da daha fazla ki?ide over kanseri olan hastalar %3 oranında ailesel over kanseri olma riski tağırlar. Eğer varsa BRCA 1 testi bunları tanımaya yard?m eder.

Korunma

Do?um kontrol hapları nın koruyuculu?u gösterildiğinden özellikle yüksek riskli gruplarda hap kullanımı desteklenebilir. Yine yüksek riskli gruplar için antiproliferatif etkili retinoidlerin kullanımı tavsiye edilebilir.
Eğer bir kadın ba?ka nedenlerle alt karın bölgesinden (pelvisten) ameliyat geçirecekse tedbir olarak yumurtalıkları n da alınması, kadının gelecekte over kanseri olma ihtimalini hemen hemen tamamen ortadan kaldırı r. Yine de bundan sonra bile periton kanseri riski bulunmaktadır. Yumurtalıkları n alınmasıyla beraber ortaya çıkacak erken menopozla birlikte kemik erimesi ve artmış kalp hastalığı riski ile kanser geli?mesi riski karşıla?tırı lmalıdır.

Ba?vuru Belirti ve Bulguları
Tanı konulduğunda büyük kısmı ileri evrededirler.Erken dönemde bazı kadınlarda karnın alt tarafında ağrı , basınç hissi olsa bile ço?unda hiçbir belirti, hiçbir yakınma bulunmamaktadır. ?leri evrede ise metastazlara (kanserin ba?ka organlara yayılması) ba?lı belirtiler ağırlık kazanır. Karı nda ?i?kinlik, erken doyma, kilo kayb?, kab?zlık, i?tahsızlık ve düzensiz adet kanamaları gibi belli belirsiz yakınmalar bunlar arasındadır.

Tanı
Pelvik muayene, hastanın öyküsü, ultrason, CA-125 gibi tümör belirteçleri bakıld?ktan sonra kanserden ?üphe edilen yumurtalık kitlelerinde gerekli ameliyat hazırlığı tamamlanır. Evreleme cerrahi ve patolojik bulgulara göre yapıoluş. Tam cerrahi evrelemenin önemi tedavi planı ve prognoz için önemlidir ve gözard? edilemez.
Tedavi
1-Cerrahi
2-Cerrahi sonrası kemoterapi
3-Destekleyici tedavi
Vulva Kanseri
Avret ya da haya yeri olarak ifade edilen vulvadan kaynaklanan kanserlerdir. S?klıkla yassı epitel hücreli tiptedirler.
Görülme sıklığı(insidans)
Jinekolojik kanserlerin %3-5’ini oluşturur.Görüldü?ü ortalama yağlar 65-75 yağ aralığındadır.

Hangi gruplarda sık görülürı
Vulva kanseri sosyoekonomik düzeyi dü?ük yağlı hastalarda görülür. HPV (si?il ve kondilom gibi hastalıkları n etkeni olan insan papillom virüsü) enfeksiyonları vulva kanserli hastaları n %20-60’?nda pozitif bulunmu?tur. HPV pozitif grup sigara kullanan daha genç gruptur. Bununla birlikte HPV’nin vulva kanserine sebep olduğu kesin gösterilememiştir.
Tarama:Kadınları n aylık meme muayenesi gibi vulvayı kendilerinin gözlemlemeleri, ayrı ca yıllık muayenede hekimin ciltten kabarı k beyaz lezyonlar gibi ?üpheli yerlerden biopsi alması gerekir.
Tanı:Kesin tanı lezyondan alınan biopsi ile konur.
Tedavi:Cerrahi –patolojik evrelemeden sonra aşağıdaki tedavilerden biri seçilir:
1-Cerrahi
2-Radyasyon
3-Kombine
4-Destekleyici
Vajina Kanseri
Vajinadan çıkan kanserlerin ço?u da yassı epitel hücrelidir.
Görülme sıklığı
Son derece nadir olup tüm jinekolojik kanserlerin %1-2’sini oluştururlar. Postmenopozal dönemdeki kadınları n hastalığıdır. En sık 60 yağ üstündekilerde görülür.
Sebebi bilinmemektedir. Fakat daha önce pelvik ?ua tedavisi almış olanlarda yassı hücreli kanser görülme oranı arttı??ndan anormal genital hücresel bulgusu olanlarda bu durum göz önünde bulundurulmalıdır.
Ba?vuru Belirti ve Bulguları
Vajinal kanama ile kendini gösterir, muayene esnasında kolayca tespit edilebilen bir lezyon vardır. Kötü kokulu akıntı ve idrar yolları ile ilgili ?ikayetler olabilir.
Tanı
?üpheli lezyondan alınan biopsi ile konur.
Tedavi
Vajinal kanserin (özellikle yassı epitel hücreli tipin) primer tedavisi radyoterapidir. Ancak vajina 1/3 üst kısmındaki erken dönem kanserde cerrahi veya radikal radyoterapi uygulanabilir.
Kaynaklar
1-Obstetrik, Maternal-Fetal T?p ve Perinatoloji,2001
M. Sinan Beksaç, Namık Demir, Acar Koç, Atıl Yüksel
2-Novak Jinekoloji,1998
Çeviri editörü:Ahmet Erk
3-Temel Kadın Hastalıkları ve Do?um Bilgisi, 1996
Hüsnü A. Ki?niİçi
4-Johns Hopkins Jinekoloji ve Obstetrik El Kitab?,2000
Çeviri editörleri:Kubilay Vicdan
Ahmet Zeki I??k
Nuri Danı?man
5-Current Therapy in Obstetrics and Gynecology,2000
Edward J. Quilligan
Frederick P. Zuspan

Amniyon Kesesi

Rahim içinde büyüyen çocu?un etrafında plasenta zarları nın meydana getirdiği bir kese vardır. Amnios kesesi denen bu boşluğu dolduran, renksiz, hafif bulanık sıvıya ise amnios suyu (liquor amnii) denir.Plasentanın zarları ndan biri olan amnios zarı nın salg?sı olarak meydana gelir ve normalde 500-100 cc. kadardır. Daha artmış olduğu durumlarda hidramniostan söz edilir.
[ad#336lik-genis]
Gebeliğin son ayları nda çocuk cildinden gelen epitel hücreleri kıllar ve yağlar içerdiğinden görünümü bulanıktır; Ye?il renk alması çocu?un mekonyum denilen kakasının karşımasından dolayı meydana gelebilir ki, ba?la geli?lerde çocuk kordonun sık??masının bir i?areti olarak kabul edilir.Çocu?un ters geli?lerinde, özellikle makatla geli?lerde mekonyum görünmesi normal sayılabilir. Ayrı ca günü geldiği halde do?urmayan yani zamana??mı durumunda olan gebelerde amnics suyunun rengi bu bak?mdan kontrol edilir. Amnioskopi denilen bir yöntemle vaginadan su kesesi ve içindeki sıvı gözlenir. Bazen çocu?un anne karnında öldü?ü yani vakanın mort de fetus olduğu amnion suyunun kirli kahverengi bir görünüm alması ile saptanır. Do?um esnasında su kesesi denen zarı n yırtılması ile amnios suyu dışarı akar. Halk dilinde gebenin suyunun gelmesi ?eklinde bilinen bu olay doğumun ba?lamasının bir i?areti olarak kabul edilir.

Do?um kontrol hapları na dikkat edilmeli

Türkiye Meme Dernekleri Federasyonu Ba?kanı ve Meme Sağlığı Derne?i (MEMEDER) Tarama Merkezi Proje Koordinatörü de olan ?stanbul Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Ö?retim Üyesi Prof. Dr. Vahit Özmen, kanserin en ciddi ölüm nedeni olan, görülme sıklığı h?zla artan bir hastalık olduğunu söyledi. Okumaya devam et