Şeker Hastalarına İnsülin Spreyi

Tıptaki gelişmeler hastaların yüzünü güldürmeye devam ediyor. Bu yazımızda şeker hastalarının yüzünü güldürecek bir haber veriyoruz. Şeker hastaları için iğne vurmak eziyet durumuna gelebiliyor.İğne yerlerinin morarması,ağrıması ve iyleşirken kaşıntısı onları rahatsız eder.


Şeker Hastalarına İnsülin Spreyi
Şeker hastalarının iğne yerine bir sprey ile insülin tedavisi olabileceği ABD’de yapılan bir çalışmada ispatlandı. Oniki haftalık deneme süresince 73 hastaya insülin sprey şeklinde uygulandı. Katılanların yarısı günde üç kez insülini burundan sıkarak kullandı, gece yatmadan önce bir defa iğne yaptılar. Katılanların diğer yarısı ise günde iki veya dört kez insülin iğnesi yaptılar. Yeni bulunan sprey tedavisi iğneli insülin tedavisi ile karşılaştırıldığında kan şekeri değerlerinin her iki grup hastada normale geldiği görüldü.

Sprey şeklinde kullanılan insülinin hastanın akciğerlerinde hiçbir yan etkisinin olmadığı gözlendi. Sprey sisteminde önce insülin toz haline getiriliyor, sonra formule edilip hastanın akciğerlerine basınç ile bir aerosol aleti ile püskürtülüyor. İnsanın akciğerlerinin yüzeyini kaplayan alveol adı verilen baloncukların toplam yüzeyi bir tenis sahası büyüklüğündedir. Alveollerden soluduğumuz oksijen vucüda karışır. Toz haline getirilen insülin akciğerlerdeki alveollerde sıvılaşarak kana karışır. Böylece iğne yapma zorunluluğu ortadan kalkar. Doç. Dr. Selçuk Can araştırma sonuçlarının ümit verici olduğunu ancak şu an Amerikada 1000 hasta üzerinde yapılan araştırmalar tamamlanıp, Amerikan FDA (Federal İlaç ve Gıda Dairesi) onayını aldıktan sonra spreyin ülkemize geleceğini söyledi. Sprey tedavisi daha pahalı olacak ancak birçok diyabetlinin kan şekerini normal sınıra getireceğinden şekerin vucüttaki tahribatını önleyip toplum sağlığı için büyük bir gelişme olacak.

Diyabetlilerin Ayak Bakımı

Diyabet hastalarının en çok önem göstermeleri gereken organları ayaklarıdır. Ayak bakımı diyabet hastalarına özellikle altı çizilerek anlatılır. Bu hastalığın ayaklar üzerindeki etkisini hep birlikte öğrenelim ve buna göre tedbirimizi alalım.


Diyabetlilerin Ayak Bakımı
Diyabetlilerde yıllar içinde dikkat edilmesi gereken önemli bir konu ayak bakımıdır. Çeşitli nedenlerden dolayı diyabetlinin ayaklarına özel itina göstermesi gerekmektedir. Bunlardan ayak ve bacak damarlarındaki daralma ve benzeri dolaşım bozuklukları, önemlidir. Diyabet, yaşlanma, sigara içimi gibi nedenlerle bacak damarlarında sertleşme, kireçlenme ve dolaşım bozukluğu ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan tedavisiz ve kontrolsüz diyabette bacak ve ayaklardaki sinirlerin işlevleri bozulmakta, ağrı, sıcaklık ve dokunma hissinde azalma olabilmektedir (nöropati). Böylece ayaklardaki yaralanmalar hissedilmemekte, fark edilememekte olaya, enfeksiyon (iltihap) eklenmekte ve fark edildiğinde tedavisi zor olmaktadır.
Unutulmaması gereken nokta; vücudun ağırlığını taşıyan ve en çok baskı altında kalan organlardan biri olan ayakların, yaralanmalara en açık organ olduğudur.
Bahsettiğimiz bu risk faktörleri, hastalıkla uzun süre beraber yaşayan ve kan şekeri kontrolü iyi olmayan hastalarda daha sık görülmektedir.
Nöropati ile ayak yaraları nasıl oluşur?
Ayaklara batabilen çivi, iğne gibi yabancı cisimlerin ağrısı hissedilmez, iltihaplara zemin hazırlar.
Çoraplardaki kıvrımlar, ayakkabı yaralamaları (vuruklar) ayakkabı içinde unutulmuş küçük kum ve v.b. maddeler, ayaklarda tahriş ve küçük yaralanmalara neden olabilmekte ancak bunların ağrısı hissedilmediğinden olay ilerlemektedir.
Ayaklarının üşüdüğünden yakınan ve ısınmak için ayaklarını soba ve kalorifere yaklaştıran diyabetlide yanık ortaya çıkabilmektedir.
Tırnak batmaları ağrı vermediğinden olaya enfeksiyon eklenmesi ve ayağın şişmesi ile hasta olayın farkına varmaktadır.
Ayak sorunlarının büyük çoğunluğu, uygun olmayan ve yetersiz ayak bakımı ve ayakkabı sorunları ile ortaya çıkmaktadır. Tırnakların yanlış kesilmesi, tırnak batması, nasırlar, ayaklarda kesik, ayakkabı vurmaları, yanıklar, parmak aralarındaki mantarlar en sık rastlanan ayak yarası oluşma nedenleridir.
Hangi ayak tehlike altındadır?
Ayaklarınız kuruyorsa
Parmak aralarında mantar varsa
Ayaklarınızda kabarcıklar, su toplamaları oluyorsa
Ayaklarda nasır varsa
Ayaklarda üşüme, duymada, dokunmada hissizlik varsa
Sigara içiliyorsa
Tırnaklar kalınlaşma, şekil değişimi veya içe kıvrılma varsa
Bu kadar dramatik sonuçları olabilen ayak sorunları nasıl önlenebilir?
Doktorunuza gittiğinizde ayaklarınızı muayene ettirmeli, nöropati, dolaşım bozukluğu olup olmadığını öğrenmelisiniz. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.
Ayaklarınızın günlük bakımını ihmal etmemelisiniz. Günlük bakım için aşağıdakileri uygulayın;
Hergün ayaklarınızı ılık (suyun sıcaklığını dirseğinizle kontrol edin) su ile ve sabunla yıkayın. Yumuşak, temiz bir havlu ile iyice kurulayın. Ayaklarınız kuruyorsa nemlendirici bir krem kullanın. Ayak tabanınızı bir ayna yardımı ile muayene edin. Su toplamaları varsa bunlara dokunmayın.
Tırnaklarınızı törpü ile kısaltın ve düz olarak kesin. Tırnaklarınız içe kıvrılıyorsa doktorunuza gösterin.
Nasır varsa bunları jiletle kesmeyin. Banyoda yumuşattıktan sonra yavaş ve nazikçe ponza taşı kullanabilirsiniz.
Çıplak ayakla dolaşmayın
Ayaklarınız üşüyorsa yün çorap giyin. Elektrikli battaniye, kaynar su torbası, buyot, seyyar ısıtıcı ile ayağınızı ısıtmayı denemeyin.
Ayakkabınız yumuşak, orta büyüklükte topuk yüksekliği olan, sıkmayan gevşek de olmayan bir ayakkabı olmalı, ayağınızı terletmemelidir. İlk aldığınızda ayakkabınızı günde en fazla 2 saat giyin. Ayakkabınızı giymeden önce (çivi, taş, kum parçaları, diğer yabancı cisim yönünden) içini elinizle kontrol edin.
Ayak yaralanmaları varsa ne yapılmalıdır?
İlk yapılacak olan dinlenmek ve yürümemektir. Ayak yarası baskı altında kaldığında iyileşmemektedir. Bunun yanında tendürdiyot, mersol, oksijen gibi maddeler ve merhemler kesinlikle doktorunuzun kontrolü ve önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Bir gün bile gecikmeden doktora müracaat edilmelidir.

Diyabette En Son Gelişmeler

Son araştırmalara göre diyabet hastalarının her gün kullanmak zorunda oldukları insülin tarihe karışabilir. Kök hücre çalışmalarıyla elde edilen yeni bilgiler sonucu şeker hastalarını sevindirecek haberler geliyor. Umarız en kısa zamanda çalışmalar sonuçlanarak şeker hastalarının ve yakınlarının yüzünü güldürür.


Diyabette En Son Gelişmeler
Şeker hastalarının kabusu bitiyor mu?
ABD’de kök hücre nakli yapılan hastalar her gün insülin iğnesi olmaktan kurtuldu!
ABD’nin Chicago Üniversitesi’nden Prof. Richard Burt ve ekibinin yaptığı ve üç yılı kapsayan araştırma, şeker hastalığının tedavisinde yeni bir umut oldu. Hastalar, kendi kemik iliklerinden alınan kök hücrelerinin nakli sayesinde, her gün yaptırdıkları insülin iğnesinden kurtuldu.
Fransız Le Figaro gazetesinin internet sitesindeki makaleye göre, araştırma sonunda bir şeker hastası 4 yıldan fazla, 4 hasta 3 yıl, 3 hasta 2 yıl boyunca iğne yaptırmadı. Onlardan daha sonra tedaviye başlayan ve yenilenen tekniklerden yararlanan 15 hasta da naklin üzerinden 19 ay geçmesine rağmen halen insülin ihtiyacı duymuyor

Pankreastan insülin üreten kök hücrelerinin nakli 2000’li yılların başında başlasa da Burt ve ekibinin yaptığı bu klinik araştırmanın sonuçları, kök hücre nakilleri konusundaki araştırmaları alt üst edecek nitelikte. Dünyada 1998’den bu yana pankreas kök hücrelerinden şeker hastalarına 500’den fazla nakil yapıldı. Ancak kök hücrelerin nakledildiği hastaların yüzde 11 kadarı nakilden bir yıl sonra iğneden kurtulabildi ve tüm hastalar hayatları boyunca bağışıklığı baskılayıcı tedavi görmek zorunda kaldı.
İlikteki hangi kök hücrelerin seçileceği ve hangilerinin insülin üreteceği gibi soruların havada kalması nedeniyle “öncü niteliğindeki” Burt ve ekibinin araştırması yine de hastanın kendi hücrelerinin nakledilmesi nedeniyle bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç ve yan etkilerin olmadığı bir tedavi vadediyor. Araştırma, “Journal of the American Medical Association” dergisinde yer alıyor.
Tip 1 diyabetin tedavisinde en büyük umut pankreas hücresi nakli olarak görülüyor. Pankreasta, küçük adacıklar şeklinde duran ve insülin salgılayan beta hücreleri kadavradan alınarak izole ediliyor, işlemden geçiriliyor ve sonra MR altında enjeksiyonla hastanın karaciğerine giden ana damara veriliyor. Ancak vücudun bu hücreleri düşman sanıp yok etmesini engellemek için bağışıklık sistemi ilaçla baskılanıyor. İlaçların ciddi yan etkileri var. Nakilden sonra hastanın insüline ihtiyacı kalmasa da diğer organların zarar görme ihtimali söz konusu.

Diyabetliler ve Ruh Sağlığı Sorunları

Diyabet hastalığı ömür boyu devam eden bir hastalık olduğundan hasta bu durumla yaşamaya alışmayı denemelidir.Diybetli beslenmesine özen gösterilmeli,insüline özen gösterilmeli tabi bu durumda kendini toplumdan dışlanmış hissedebilir ve psikolojik olarak sıkıntılar başlayabilir.

Diyabetliler ve Ruh Sağlığı Sorunları

Dünyada 100 milyondan fazla diyabetli vardır. Günümüzde milli takımlarda futbol oynayan, dünya kayak şampiyonalarında derece alan, sinema tiyatro oyuncusu olan ve bunları yaparken insülin kullanan şeker hastaları vardır. 60 yılı aşkın şeker hastası olup dünyaca bilinen araştırmalar yapmış insülin kullanan şekerli bilim adamları vardır.
Bu insanlar spor şampiyonları oluyorlar, oyunculuk yapıyorlar, çocuk sahibi oluyorlar, bilim adamı oluyorlar hatta film yıldızı oluyorlar. Diyabetli olmak dünyanın sonu değildir. Yaşamınızda yeni bir sayfadır, kendinize bakabilmek ve mutlu olabilmek için bunları bilmelisiniz, tıpkı diğer 100 milyon kişi gibi. Kısacası diyabetli iseniz özellikle yalnız değilsiniz.
Halen diyabetin tam bir şifa ile sonlanan tedavisi olmamasına karşın son yıllarda yapılan araştırmalarla dağlar aşılmış ve bu yolda büyük mesafe alınmıştır, tünelin ucunda artık ışık görünmektedir ve gitgide daha parlak yanmaktadır.
Siz veya aileniz diyabetin getirdiği sorunlarla uğraşırken aynı zamanda duruma uyum sağlamaya yani dengenizi yeniden kazanmaya da yönelirsiniz. Bunun amacı diyabetle birlikte uyumlu yaşayarak, diyabet ile birlikte aktif, mutlu, üretken bir yaşamın gereklerini yerine getirmektir. Bu denge bazen diyabet tarafına kayabilir, bazen da günlük yaşamın gerekleri ağır basabilir ve diyabet ihmale uğrayabilir.
Bazıları diyabete yakalandığına uzun süre inanmak istemez. Aslında günlük yaşamda karşılaştığınız birçok olaya inanmak istemediğimiz olmuştur. Bu tamamen normaldir. Bazen ise bu inkar bize zararlı olabilir. Örneğin sigara içenler yıllar içinde bir zarar görmediklerinde kendilerinin bir şekilde korunduklarına inanırlar. Başlarına nahoş bir olay gelmediği sürece hep haklı olduklarını düşünürler. Benzer şekilde sizde ilk zamanlar diyabetinizi kabullenmezseniz komplikasyonlarda görünmeyeceğinden uzun süre diyabetinizi ihmal edebilirsiniz aslında ilk zamanlar bile halsizlik, enerjinizin çabuk tükenmesi gibi yakınmalarınız eksik de değildir. Hastalığı inkar fikri azalırken bazen etraftan duyduğunuz sözler korkutabilir de sizi. Çevreniz, aileniz, arkadaşlarınız üstünüze fazlası ile düşüp sizi aşırı korumaya da alabilirler. Ama bu sizin zaman içinde hastalığınız ile ilgili sorumlulukları üstlenmenizi engelleyebilir, hatta sizi korumaları sizi rahatsız bile edebilir.
Bazen diyabetinizin iyileşmeyeceğini düşünerek depresyona bile girebilirsiniz. Aslında yaşamda değiştiremeyeceğiniz birçok şey vardır. Diyabetli olmanızı değiştiremezsiniz ama diyabetinizle ilgili birçok noktayı değiştirebilirsiniz. Bazı şeyleri değiştiremeyeceğiniz sonucundan diğer bazı şeyleri değiştirebileceğiniz de anlaşılır. Böylece neler yapmanız gerektiğini keşfederek hangi sınırlara kadar çalışabileceğinizi anlayabilirsiniz. Zaman içinde eğitiminizin ilerlemesi ve bilgilerinizin artması ile yavaş yavaş kendinizi daha mutlu ve dengeli hissedeceksiniz.
Diyabetin erken döneminde duygusal dalgalanmalar fazla olduğu için biraz daha ayrıntılı incelenmelidir. Psikolojik dengemizi iyi yönde etkileyebilecek önemli bir güç kaynağı da motivasyondur, yani kişinin kendince olumlu yönde hareket edebilme ve davranabilme isteğidir. Motivasyon bizi hareket etmeye bir şeyler yapmaya yönelten içimizdeki güçtür. Diyabetle ilgili birçok bilgiler alırız, eğitim görürüz ama bunları yaşama uygulamadıkça bizim için iyi yönde pek anlamı olmaz. Bu bilgileri pratiğe uygulamada içimizden gelen güç ve teşvik bizi zorlar. Örneğin her şeyi pozitif yönünden almak ve iyimser olmak bir etmendir. Çünkü her zaman olaylar istediğimiz gibi olmayabilir. Bir yazarın söylediği gibi “Hayat her zaman iyi kartlarla oynanan bir oyun değildir önemli olan eldeki kötü kartlarla en iyisini oynamaktır.” Bu nedenle her zaman elimizdeki ile en iyisini nasıl yapabileceğimizi öğrenmeliyiz.
Kişinin motivasyonunu arttırmanın diğer yöntemi ise eğitimdir. En sık rastladığımız şekliyle, eğitilmiş ve motive edilmiş diyabetliyi gören diğerleri de iyi yönde değişmektedir. Bu nedenle diyabetlinin eğitimi, onun kendine özgüveninin artmasında diyabeti anlamasında ve bu kazandığı olumlu izlenimlerin sürekliliğinde çok önemlidir. Öncelikle, ön plandaki sorularınıza cevap arayın. Örneğin diyetle ilgili sorularınıza cevap aramaya başlayabilirsiniz . Eğitiminiz devam ederken yapmanız gereken işlerin çokluğu sizi korkutmasın. İşleri öncelik sırası ile yapmak ve makul hedefler seçmek sizi rahatlatacak, başardığınız her iş mutluluk verecektir. Bunları yaparken etraftan ailenizden arkadaşlarınızdan da yardım isteyebilirsiniz. Diğer yönü ile düşünülürse yüksek ve ulaşması zor hedefler seçildiğinde bu hedeflere ulaşamamak kişiyi hayal kırıklığına uğratabilir.
Motivasyonunuzu kıracak sinyalleri elinizden geldiğince umursamamanız gerektiğini de unutmayın. Örneğin – Çok tembelsin – Çok şişmansın – Daha iyi yapmalıydın – Böyle yapamazsın gibi negatif mesajlar bizim defterimizde yer almamalıdır. Motivasyonumuzun yanında inançlarımız da hareket şeklimizin seçiminde etkilidir. İnançlarımız kendimiz ve dünyamızla ilgili inandığımız şeylerdir. İnançlarımız davranışlarımızı etkiler. Örneğin diyabetimizle ilgili olarak iyi yönde değişimler yapabileceğimize inanmazsak büyük olasılıkla tedavi ve takibimizde iyi yönde girişim yapamayız. Örneğin kilo vermemiz istendiğinde bu yönde diyetimize uymazsak, kilo veremeyeceğimizi, kilo veremeyince şekerimizi kontrol edemeyeceğimizi ve mutlu bir yaşam süremeyeceğimizi düşünebiliriz.
Diyabetinizin tedavi ve takibini yaparken kendinizi bazen stresli hissedebilirsiniz. Aslında yakından bakıldığında biraz stres kişinin motivasyonunu artırır, etraftan yardım istemesine neden olur, bu ise faydalıdır. Bazen stres diyabetinizi de etkileyebilir. Bu pek ciddi değildir. Stres aslında vücudun bir toparlanma ve telafi yöntemidir. Stres cevabı beyinde başlar. Hipotalamus adlı bölümde uyarılar hipofiz bezine buradan da böbreküstü bezine gider. Böbrek üstü bezleri adrenalin adlı hormonu üretir. Adrenalinin etkisiyle tansiyon yükselir, kalp hızı artar, gözbebekleri genişler, bu arada kan şekeri de yükselir. Bazı diyabetliler stres anında şekerlerinin düştüğünü söylerler. Stres anında vücut stres yapan nedenle savaşıyor demektir. İş değişiklikleri, vergiler, telefonlar, işyerinde tartışmalar, kısa zaman içinde çok iş yapma zorunluluğu gibi dış etmenler strese neden olabilir…..psikologlar, kişilerin enerjilerinin itinalı ve idareli kullanarak büyük streslerle baş edeceklerine inanıyorlar. En iyisi siz, stresli zamanlarınızda şekerinizi ölçün vücudunuzun cevabını kendiniz görün.Tedavi ve takibinizin iyiye doğru gittiğini görmeniz stresinizi giderecektir.
Stres nedenlerinin bazılarının ortaya çıkışını değiştirerek de stresten uzaklaşabiliriz . Örneğin olaylar karşısında kötümser yanından algılama alışkanlığınızı değiştirebilirsiniz. Unutmayın hayata iyi yanından bakan iyi taraflarını görür. Egzersiz yapmak da stresi gidermede çok önemlidir. Örneğin diyabetiniz kontrol altında değilse ve bu sizi üzüyorsa strese sokuyorsa doktorunuza gidin tedavinizde gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra eğer bir engel yoksa iyi bir egzersizden sonra gerçekten rahatladığınızı hissedeceksiniz . Stres karşısında vücudumuz hareket için hazırdır. Egzersiz bu hareketi oluşturur. Egzersiz denince aklınıza terler akana kadar koşmak gelmesin, 30 dakikalık yürüyüş , evde küçük bedensel hareketler, jimnastik de egzersizdir.
Zaman zaman günlük yaşam koşulları içinde tedavi ve takip konusunda yapmanız gerekenler karşısında enerjinizin azaldığını hissettiğiniz zamanlar şu soruları kendinize sorun:
·Diyabetinizle ilgilenmeyi bırakırsanız sonuçlarına katlanabileceğinize inanıyor musunuz ?
·Kendinizi ihmal ederseniz veya diyabetinize dikkat etmezseniz diyabetiniz kendiliğinden iyileşecek mi?
·Yemek zamanları ve insülin konusunda çok sıkı ve dikkatli misiniz? Sizce diyabet birçok komplikasyonlara neden olur mu?
·Sizin durumunuz bu yönden umutsuz mu?
·Diyabetli çocuğunuz arkadaşının evinde gece kalabilir mi?
·Diyabet ekibinizin, doktorunuzun önerilerini kabul ediyor musunuz? (kızdınız mı?)
·Çocuğunuzun diyabeti için bir şekilde yardımcı olmak istiyor musunuz?
·Her zaman yorgun ve bitik misiniz?
·Diğer insanların sizi anlamadığını düşünerek hep onlardan uzaklaşıyor musunuz?
·Hep hoşlandığınız şeyleri şimdi de yapıyor musunuz?
Bu duygular ne kötü, ne iyi veya sağlıklıdır. Diyabetle birlikte iyi yaşamak isteyen herkes kendine yardımcı olabilir. Eğer bir duygu sizin diyabetle uyumlu yaşamanızı, tedavi ve takiplerinizi engelliyorsa sizin için iyi değildir. Etraftan duyduklarınızdan çok kendinizdeki gözlemleri dikkate alın, onlara bakın. Örneğin insülin enjeksiyonlarınızı doktorunuzun önerdiği gibi yapıp şekerinizi takip ettiğinizde kan şekerinin kontrol altında olduğunu göreceksiniz bu ise sizi mutlu edecektir. Ailenizin, anne, baba ve kardeşlerinizin yardımı ile diyetinizi daha kolay sürdüreceksiniz.

Diyabet ve Böbrek Hastalığı

Diyabet hastalığı özen gösterilmediği zaman vücudunuza çok ciddi zararlar verebilir.Bu zararlardan biri de böbrek hastalığıdır. Diyabet hastalarının vücutlarındaki değişime ayak uydurup gerçekleşen komplikasyonları bilmeleri gerekir.


Diyabet ve Böbrek Hastalığı
Diyabetik nefropati sık görülen bir sorundur : Türkiye’de diyalizle ve böbrek nakli ile tedavi gören son dönem böbrek yetersizliği hastası 2008 yıl sonu itibariyle 55 bin civarındadır. 45 bin kadarı diyaliz olmakta, ancak 7-8 bin kadarı da fonksiyonel nakil böbreği ile yaşıyor. Her yıl %10 kadar yani 5 bin civarında yeni diyabetik hasta bu sayıya ekleniyor. Hem yeni tedaviye başlayan hem de halen tedavi olan hastaların içinde diyabetik hastalar %30’luk oranla birinci sırayı teşkil ediyor. Bundan belki daha önemlisi 10 yıl önce ancak 11 bin kadar olan diyaliz hastasının ancak %12’sinin diyabetik olduğu gerçeğidir. Genellikle çocuklukta başlayan ve mutlak insülin yetmezliği demek olan Tip I diyabetliler tanı konduktan 15 yıl sonra en az %30’u diyabetik nefropatinin ilk işareti olan mikroalbuminüri dediğimiz asgari düzeyde protein kaçağı geliştirirler ve bunların yarısından biraz azı da belirgin protein kaçağı veya yerleşik DN geliştirirler. Erişkin yaşta başlayan ve daha yaygın gördüğümüz Tip 2 diyabette, diyabetin başlayışı iyi belirlenemediği için ne kadar zamanda bu oran ne olur pek söylenemez. Ama bu oran Tip 1 diyabettekinden kesinlikle çok azdır ve son yıllarda insülin tedavisindeki gelişmeler, protein kaçağının tedavisi ve hipertansiyonun dikkatli izlenmesi ve kontrolü sayesinde azalma eğilimindedir. Örneğin bir çalışmada 90’lı yıllarda 1000 hastada yılda 32 hastada DN görülürken, 2000’li yıllarda bu oran 15’e düşmüştür. Fakat Tip 2 diyabetin yaygınlığı ve artan şişmanlık ve hareketsizlik nedeniyle hızla artan sayısını dikkate aldığımızda yukarıda sözünü ettiğim ürkütücü durum karşımıza çıkmaktadır.
Diyabetik nefropati hızlı ilerler: DN erken döneminde ancak özel yöntemle saptanan mikroalbuminüri dediğimiz bir belirti ile kendini gösterir. Sonra bu durum rutin idrar analizi ile dahi saptanan giderek günde 3-5gm’ın üzerinde bir protein kaçağına doğru ilerler. Genellikle bu dönemde daha önce başlamamışsa hipertansiyon da tabloya eklenir. Daha sonra da hızla gelişen bir börek fonksiyon kaybı ve nihayet diyaliz hastası olma durumu ortaya çıkar. Bu hastaların en ciddi sorunu da ciddi bir tuz ve su birikimi ve bunun yol açtığı kan basıncı yüksekliğine eşlik eden sol kalp yetmezliği ve akciğerde sıvı birikimi ile gelişen bir nefes darlığı sorunudur. Bu yüzden üre ve kreatinin düzeyleri çok aşırı artmadan hastaların çoğu acil diyaliz tedavisine alınması gerekir. Bu yüzden bu hastalarda erkenden diyalize hazırlık yapmak bir kural olmuştur.
Diyabetik nefropati önlenebilir: Kişi diyabet ise öncelikle bu gerçeği kabul etmeli ve bu hastalığın gereklerini yerine getirmelidir. Hastalarda diyabetik kontrol yapılamadığı durumda bedel maalesef ağır olmaktadır. Kan şekerinin kontrolü başlangıçta en önemli önlemdir. Bunun da anahtarı öncelikle kilo almamak veya kilolu isek kilo vermek ve ölçülü bir unlu ve şekerli besinlerden oluşan diyetin güne dağılmış biçimde 5 öğünde alınmasıdır. Başlangıçta ağızdan alınan ilaçlar ama diyabetin yaşı arttıkça da şeker kontrolü iyi de olsa zamanında insülin tedavisine geçilmesi diyete eşlik edecektir. 3 aylık şeker kontrolünü gösteren bir test olan HbA1C (glukozlanmış hemoglobin) düzeyleri 3 ayda bir bakılmalı %6.5 hedefinin altında tutulmalıdır. Diyabetik hastalarda sık olarak karşılaştığımız yanlışlık hastanın sadece kan şekerine bakılarak izlenmesidir. Hatta hastaların bir kısmı kendi kendine bu işi yapmakta bir doktor izlemine bile girmemektedir. Halbuki bu hastalar birlikte sık görülen hipertansiyon kalp damar hastalıkları, göz dibi kılcal damar değişikliği ve kanamalarla körlüğe sebep olan göz retinası hastalıkları ve diyabetik ayak dediğimiz bacak veya kol kesilmesine giden tehlikeli bir sürece yol açan çevrel sinir hastalığı bakımından yakın takibi gerekir. Yapılması gereken tetkiklerin beşında da basit bir idrar analizi gelir. Daha iyisi idrarda protein kaçağının erken tanısı için de idrarda mikroalbuminüri ve kreatinin birlikte veya 24 saatte total mikroalbumin miktarının tayini DN erken tanısı için son derece önemlidir. Eğer mikroalbuminüri başlamışsa, en önemli önlem yine şekerin iyi kontroludur, DN’yi önleyebilir. Eğer hastalık ilerler de aşikar proteinüri –yani rutin idrarda saptanabilirliği- ortaya çıkarsa glisemik kontrol artık daha az işe yarayacaktır. DN oluşumu böbrek içi basıncın artışı ile yakın ilişkili olduğundan böbrek içi basıncı düşürmek var olan mikroalbuminüri veya proteinüriyi azaltmak amacıyla kan basıncı yüksekliği olmasa da ARB veya ACEI grubundan bir tansiyon ilacının verilmesi de gereklidir.

Özellikle mikroalbuminürinin başladığı evrede hastalarını olanak varsa nefroloji uzmanı tarafından takibinin böbrek sağkalım süresini uzattığını gösterir önemli sayıda çalışma vardır. Hastaların kan basıncı (tansiyonları) yüksek ise mutlaka 130’un altına düşürülmesi gerekir. Bunun sağlanması da DN ilerlemesini önleme açısından son derece önemlidir. Kan basıncı kontrolunun sağlanması için ilaçla birlikte, tuzsuz yemenin öneminin de altını çizmeliyiz. Diyabetik hastalar esasen tuza duyarlıdır ve bu yüzden de hipertansiyon diyabetiklerde diyabet olmayanlara oranla daha fazla görülür. Bir de DN gelişirse hele bir de böbrek fonksiyon bozukluğu da ortaya çıkarsa daha da tuza duyarlı hale gelir. Bu yüzden DN’li bir hasta tuzsuz diyet yapamaz ise ilaçla tansiyonunun düşürülmesi kesinlikle olanaksızdır.
Diyaliz gören diyabetik hastaların gidişi daha olumsuzdur: Diyabetik hastalar, böbrek yetersizliği olmasa da kalp damar hastalıkları açısından olumsuz bir gidişle karşı karşıyadır. Bu duruma böbrek hastalığı da eklenince daha da damar sertliği süreci hızlanmakta ve bu da bu gidişi daha olumsuz hale getirmektedir. Diyalize giren diyabetik hastaların yaşam süreleri diyabetik olmayan diyaliz hastalarına göre bir buçuk kat daha kısadır.
Diyabetik diyaliz hastaları da böbrek nakli olabilirler: Diyabetik hastaların böbrek nakli olmalarına engel yoktur. Nakil olan hastaların yaşam süreleri diyalize girenlere göre daha iyi olmaktadır. Zaten böbrek nakli ameliyatı öncesi diyabeti olmayan kronik böbrek yetersizliği hastalarının önemli bir kısmı kullanılmak zorunda olan ilaçlar nedeniyle nakilden sonra diyabet geliştirmektedirler..

Diyabet Cinsel Yaşamı Nasıl Etkiliyor

Her günkü yaşamını keyifle sürdürmekte olan kişi, birdenbire şeker hastalığı ile karşılaşır. Bu hastalığın, yaşamının sonuna dek sürdürülmesi gereken birtakım önlemler ve tedavilerle kontrol altında tutulabileceğini öğrenir. Böyle bir durumda cinsel isteği en azından o an için azalacaktır.


Diyabet Cinsel Yaşamı Nasıl Etkiliyor
Hanımlar çok iyi bilirler, bir üzüntü, bir korku, aylık periyodik düzenlerini bozuverir. Ya sıklaşan bir kanama ya da aylarca olmayan bir kanama ile karşılaşıverirler. Bu çok duyarlı sistem, psikolojik baskılardan kolayca etkilenir. Her günkü yaşamını keyifle sürdürmekte olan kişi, birdenbire şeker hastalığı ile karşılaşır. Bu hastalığın, yaşamının sonuna dek sürdürülmesi gereken birtakım önlemler ve tedavilerle kontrol altında tutulabileceğini öğrenir. Böyle bir durumda cinsel isteği en azından o an için azalacaktır. Kendini sağlıksız ve moralsiz hissettiğinde, cinsel yaşamı düşünen kaç kişi vardır. Diğer yandan cinsel sorunlarla karşılaşıldığında bazen, yardım istemede iletişim zorluğu yaşandığı için veya cinsel sorununun tedavi edilemeyeceği düşünüldüğünden üzerine düşmeden bırakılmaktadır.
Diyabetin cinsel yaşama etkisi sanıldığı kadar kötü değildir. Uzun yıllar kontrol edilmeden devam etmiş diyabette diğer komplikasyonlara paralel olarak cinsel sorunlar da görülebilir, unutmamak gerekir ki diyabetli olmayanlarda bile yaşamın herhangi bir döneminde bu tür sorunlar ortaya çıkabilir. “İçimde neler olup bitiyor?”, “Yine çok su içmeye başladım”, “Bugün çok halsizim; doktora kontrole gideceğim”, “Acaba tansiyonum, damarlarımın durumu, gözlerim nasıl?”. İşte bu endişeler ve huzursuzluklar, cinsel yaşamınızı ertelemenize yol açabilir. Farkında olmadan bir cinsel soğukluğun içinde bulabilirsiniz kendinizi.

Şeker hastalarında rastlanan cinsel fonksiyon bozuklukları nelerdir?
Şeker hastalarında rastlanan cinsel fonksiyon bozukluğu özellikle, başlangıçta ruhsal kaynaklı olabilir. Şeker hastalığına bağlı olmayabilir. Örneğin stress, cinsel beraberlik için uygun olmayan mekanlar, cinsel partner ile uyumsuzluk gibi nedenlerle de iktidarsızlık oluşabilir. Psikolojik baskıyı üzerinizden attıkça iyileştiğinizi göreceksiniz. Paniğe kapılmamak ve beklemek gerekir. Evet bu bir şansızlıktır. “Niye ben” diye düşünmekte haklısınız. Ama çözüm vardır. Sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürme olasılığı çok yüksektir. Benim çok sevdiğim bir söz vardır: “Hayat bir bakıma, bir şans oyunu olarak kabul edilir ise, oyunda elinize her zaman iyi kağıtlar gelmeyebilir.” Önemli olan kötü kağıtlarla iyi oyun oynayabilmektir. Bu sizin, yaşama sanatındaki ustalığınıza bağlıdır. Şeker hastalığı eskidikçe birtakım komplikasyonlar yapabilir. Bunlardan birisi de otonom nöropati adını verdiğimiz bozukluktur. Otonom sinir sistemi, bizim isteğimiz dışında otomatik olarak çalışan sinir sistemimizdir. Cinsel organlarımızın duyarlılığı bu sistemin sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Görme, işitme, hissetme, dokunma gibi uyaranlara karşı cinsel organlarımızın verdiği yanıt otonom sinir sisteminin normal çalışması sayesinde gerçekleşir. Cinsel organların kanla dolmasını sağlayan; buradaki kan dolaşımını hızlandıran; alınan uyarıları merkeze taşıyan ve oradan gelen uyarıları da cinsel organlara ileten sistem “otonom” sinir sistemimizdir.
Cinsel fonksiyon bozukluklarının nedenleri nelerdir?
Metabolizma bozukluğu, özellikle yüksek şeker ve geçen yıllar, sinirlerde bazı metabolik artıklarının birikmesine ve yapılarının bozulmasına yol açar. Diyabette bazan cinsel organlara kan sağlayan damarlar da zarar görüp daralmış olabilir. Bu olay genel damar sertliğinin bir parçasıdır ve sigara içenlerde daha sıkça görülür. Her şeker hastasında her zaman böyle olur demiyorum. Çünkü 40 yıldır şeker hastası olup da hiçbir organında bozukluk olmayan kişiler vardır. Yılların geçmesini engelleyemeyiz, ama şekerin yükselmesini engelleyebiliriz. Bu, sizin ve bizim ortak çalışmamız sayesinde olacaktır.
Sık görülen cinsel fonksiyon bozuklukları nelerdir?
Erkekte, penisin sertleşmesinde azalma; gece kendiliğinden olan sertleşmenin kaybolması görülebilir. Nöropatiye bağlı cinsel aktivite azalması yıllar içinde yavaş yavaş ortaya çıkar ve ilerler. Erkekte cinsel fonksiyon bozukluğunun tanınması kolaydır. Fakat kadında gizli kalabilir. Hastalarımızın bu durumu gizlememelerinde yarar vardır. Kadında bir cinsel soğukluğun gelişmesi söz konusu olabilir . Bu durum uyarılmanın azalması, uyaranlara cinsel organ yanıtının kaybolması sonucu ortaya çıkar. Bu bozukluklar kadında cinsel organlara ait enfeksiyonların kolayca yerleşmesine de neden olabilirler. Alınacak bazı önlemler enfeksiyonların yerleşmesini önleyecektir.
Cinsel fonksiyon bozukluklarının kullanılan ilaçlarla bağlantısı var mıdır?
Dikkat edilmesi gereken nokta, bazı ilaçların da cinsel yetersizliğe (empotans) yol açabileceğidir. Bunlar, sinir sistemi üzerine etkili olabilen tansiyon düşürücü ilaçlar, sakinleştiriciler, depresyon önleyici ilaçlardır. Ayrıca, kalp yetersizliği, bel bölgesindeki sinirlerin normal işlevlerini etkileyebilen bel fıtığı adı ile bilinen disk hernileri, bel bölgesinde sinirlerle ilgili ameliyatlar, aşırı alkol veya sigara kullanımı da iktidarsızlık yapabilir. Bir empotans durumunda hekime başvurulmalıdır. Psikolojik, organik ya da ilaca bağlı olup olmadığı araştırılmalıdır. Tanı konması her durumda sağlıklı bir cinsel yaşam için kaçınılmazdır. Bugünkü bilgilerimizle psikolojik veya organik yani diyabetik nöropatiye bağlı iktidarsızlığı ayırabiliyoruz.
Cinsel fonksiyon bozuklukları tedavi edilebilir mi?
Eğer kişide psikojenik nedenli iktidarsızlık gelişmişse bu çeşitli psikolojik destek tedavi yöntemleri ile giderilebilmektedir. Son yıllarda kullanıma giren bazı ilaçlar diyabetik nöropatiye bağlı iktidarsızlığın tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. Bunlar küçük çok ince iğnelerle penise enjekte edilmekte, penis kan akımını arttırarak 20-60 dakikalık süre için peniste yeterli sertleşmeyi sağlamaktadır. Tüm iktidarsızlık olgularında olmasa da birçok vakada sonuçlar yüz güldürücüdür. Diyabetli kendisi enjeksiyonu öğrenmekte ve kendi kendine yapabilmektedir.
Diğer bir tedavi yöntemi vakum ile penisin sertleştirilmesidir. Bu yöntemde penisin üzerine uygulanan bir cihazla vakum oluşturularak penis içine negatif basınçla kan doldurulmakta, penis köküne yerleştirilen lastik yardımı ile cihaz penisten çıkarırldıktan sonra da penisin sertliği devam ettirilmektedir. İktidarsızlık olgularında son tedavi şekli penis protezidir. Ameliyatla penis içine sertliği sağlayabilecek bir cihaz yerleştirilmektedir. Hastalık dikkat ve bilgi ile izlenip iyi tedavi edilirse (hem hekim için hem hasta için) sıkıntılar en alt düzeye indirilebilir. Sizin için en uygun tedavi şeklini doktorunuz seçecektir. Unutmayınız ki, kötü kağıtla bile, oyundan kayıpsız ya da çok az kayıpla kalkılabilir.

Diyabet Komplikasyonları

Şeker hastasısınız ancak bu durumu önemsemiyorsunuz.O zaman sizlere başınıza gelebilecek rahatsızlıkları sıralamalıyız.Önemsediğiniz müddetçe sorun olmaktan çıkan bu hastalığın komplikasyonlarını bilerek tedbirinizi alabilirsiniz.
Diyabet Komplikasyonları

Mikrovasküler ve Makrovasküler bozukluklar; Diyabet, iyi takip ve tedavi edilmediğinde yıllar içinde çeşitli organların ve sistemlerin çalışmasını etkileyebilmektedir. Bunlar arasında kılcal damar sistemi (buna mikrovasküler bozukluklar da denir) ve büyük damar sistemi(yani makrovasküler bozukluklar) önemlidir.

Mikrovasküler bozukluğun en sık ve belirgin olarak görüldüğü yerler;
Gözün damar tabakası retinanın bozuklukları – Retinopati
Böbreklerdeki kılcal damar bozukluğuna bağlı bozukluklar – Diyabetik Nefropati
Çevresel sinirlerde görülen bozukluklar – Nöropati
Makrovasküler Bozukluklar; (Hızlanmış damar sertliği olarak tanımlanır)
Kalbi besleyen damarlarda, koroner damarlardaki olaylar
Beyin damarlarında tıkanma ve kanamaya bağlı olaylar
Bacak ve ayak damarlarındaki daraltıcı ve tıkayıcı olaylar.
Diyabetlinin periyodik kontrolleri
Diyabete bağlı kronik olaylar, yıllar içinde çok yavaş olarak ilerlemekte, erken dönemlerde hiçbir belirtiye neden olmadığı için hastalarca önemsenmemektedir. Belirtiler ortaya çıktığında ise çoğu zaman tedavi yönünden yapılabilecek girişimler sınırlı olmaktadır. Bu nedenle tüm diyabetliler teşhisten itibaren yakınmaları olmasa da bu yönden muayene ve tetkikleri yapılmalı, bu tetkikler yılda 1 kez tekrarlanmalıdır.
Kronik komplikasyonlar
Kronik komplikasyonların ortaya çıkışı ile kan şekeri kontrolünün yakın ilişkisi vardır. 10 yıl süren ve 1000’den fazla insülin kullanan diyabetlinin izlendiği bir çalışmada, kan şekeri daha iyi kontrol edilen diyabetlilerde, diyabete bağlı göz, böbrek ve sinir bozuklukları çok geç ortaya çıkmış, daha yavaş ilerlemiş ve daha hafif seyretmiştir. Bu çalışmanın sonuçları tedavide bir çığır açmış, tedavinin hedeflerini saptama, hastayı izleme konusunda yeni hedefler oluşturmuştur.Kan şekeri kontrolü yanında, yüksek tansiyon, kan yağları, lipid kolesterol, trigliserid değerleri ve diyet şekli de önem taşır.
Göz bozuklukları
Diyabete bağlı göz bozuklukları, öncelikle çocuklarda ve gençlerde insülin kullanan diyabetlilerde ortaya çıkar. İlk 5 yılda genellikle bir bozukluk olmamaktadır. Önce, damarların duvarı zayıflar kesecik tarzında oluşumlar ortaya çıkar. Bunlara mikroanevrizma denir.. Daha sonra bu zayıf bölgelerden serum ve kan sızar, bozulan damarın beslendiği bölgede kansızlık sonucu yeni bulgular ve yeni damarlar ortaya çıkar. İleri dönemlere kadar görme pek bozulmaz. Görme bozukluğu ortaya çıktığında ise tedavi yüz güldürücü olmamaktadır.
Muayenede oftalmoskop adlı cihaz kullanılır. Gözdibi muayenesi göz doktoru tarafından damla ile göz bebeği genişletildikten sonra yapılır. Bu muayene ağrılı değildir. Diyabetliler hiçbir yakınması olmasa da yılda 1 kez gözbebeği genişletilerek muayene edilmelidir. Göz bebeği genişletilmeden gözdibi muayenesi yeterli bilgi vermez.İlk yapılan gözdibi muayenesinde hastalık saptanırsa gözdibi damarlarının ilaçlı filmi çekilir. Buna Fundus Fluoresan Anjiografisi denir. Bu tetkik de ağrılı değildir. Kolayca yapılabilmektedir.Anjiografide gözdibi damarlarında kanama, serum sızması, yeni damar oluşumu gibi bulgular saptanırsa Lazer tedavisi yapılır. Lazer tedavisi ile gözdibi bozuklukları tamamen iyileştirilmez, yeni bozuklukların ortaya çıkması veya ilerlemesi önlenir. Lazer tedavisinin yapılma vakti geçtiğinde iyi etkisi sınırlı olmaktadır. Daha ileri evrelerde, gözün camsı cisminde kanama olursa, vitrektomi ameliyatı ve doğrudan göz içine lazer yapılır.
Nöropati
Diyabete bağlı sinir dokusu bozulması kontrol edilmeyen diyabet yıllar içinde sinir sistemini etkileyebilir. Buna diyabete bağlı Nöropati denir.
Nöropati, ellerde, ayaklarda, mide barsak sisteminde, idrar, dışkılama ve cinsel fonksiyonlarda, tansiyon ve kalp çalışmasında terlemede değişiklik oluşturabilir. Bunlardan en önemlisi ayak sinirlerinde olanıdır. Ayağın dokunma, ağrı, hareket, ısı düzenleme işlevleri bozulabilir. Ağrıyı hissetmede azalma, üşüme veya yanma, uyuşma, karıncalanma, iğnelenme ve ayak ağrısı ortaya çıkabilir. Ağrı ve dokunma hissinin azalması ayak yaralanmalarındaki ağrıyı azalttığı için yaralarda infeksiyon ortaya çıkmakta ve tedavisi güçleşmektedir.
Nöropati, saptananlar ayak bakımını çok daha dikkatli yapmalıdırlar. Ağrı, yanma ve uyuşma yakınmaları bazan insülin tedavisi ve çok iyi kan şekeri kontrolü ile kaybolabilmektedir. Bazı ilaçlar nöropati tedavisinde araştırılmakta ve umut verici sonuçlar elde edilmektedir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.
Damar sertliği
40 yaşından sonra ortaya çıkan diyabette büyük damar bozuklukları daha sıkça görülmektedir. Büyük damar hastalığının buradaki adı Aterosklerozdur. Yani damar sertliğidir.
Damar sertliğinin risk faktörleri, yani oluşumunu arttıran faktörler;
Yüksek Tansiyon
Kanda kolesterol ve trigliserit artışı
Şişmanlık
Diyabet
Hareketsiz yaşam
Stresli psikolojik yapı
Ailede damar sertliğinin fazla oluşu
Sigara diyabetlilerde diğer risk faktörleri de sıklıkla göründüğünden damar sertliği daha kısa süre içinde ortaya çıkmakta daha ağır seyretmektedır.
Bu hastalık, kalbin damarlarını etkileyerek yürürken, merdiven çıkarken, nefes darlığı, gögüs ağrısına neden olmakta bazan damarların tıkanması enfarktüs olarak kendini gösterebilmektedir. Bazen enfarktüs diyabetlide ağrı olmadan veya terleme, fenalık, bulantı gibi hafif belirtilerle de kendini gösterebilmektedir.
Beyin damarlarında daralma ve tıkanmalara bağlı olarak ani baş dönmeleri vücudun bir yarısında felç ve yarı felçler , ayak damarlarındaki daralmaya bağlı olarak yürürken baldır ve uylukta ağrı, ayaklarda kılların dökülmesi, tırnakların geç uzaması, yaraların geç iyileşmesi şeklinde belirtiler olabilir. Bu organların etkilenmesi sadece kan şekerine bağlı değildir. Bu nedenle diyabetlilerde kalp hastalıklarının yukarda sayılan diğer risk faktörlerinin varlığı da önemlidir. Çünkü bu faktörler iyi yönde değiştirilebilmekte tedaviyle düzeltilebilmektedir. Düzeltilebilen bu nedenlerin araştırılması ve erkenden tanı konması çok önemlidir.
Böbrek bozuklukları
Böbreklerimiz, idrarı oluşturan zararlı maddelerin vücuttan atıldığı organdır. Yıllar içinde böbreklerin küçük damarlarındaki etkilenmeye bağlı olarak ilk önce normal idrar tahlili ile tanınmayan küçük miktarda protein çıkışı ile başlar buna mikroalbuminüri denir. Özel laboratuvar araştırmaları ile tanınır. Bu erken devrede hastada böbrek bozukluğuna ait hiçbir belirti yoktur. Bu devredeki bozukluk tanınır ve etkin olarak tedavi edilerse böbreklerdeki harabiyet durdurulabilir ve iyileştirilebilir.Bu dönemde, diyette proteinin ve tuzun kısıtlanması, çok iyi kan şekeri kontrolü, yüksek tansiyonun tedavisi ve idrar yollarında iltihap varsa tedavi edilmesi önemlidir.
Böbreklerdeki bozukluk ilerlediğinde kanda üre yükselir, tansiyon yükselir. Vücutta, ayaklarda şişmeler başlar, idrar miktarı zamanla azalır. Son dönemde, hasta, suni böbrek cihazı denen dializ ile yaşamını sürdürür. Dializ hem pahalı hemde kullanıcının yaşamını bir ölçüde de kısıtlayan bir sistemdir. Son yıllarda, şekerlilere de böbrek nakli yapılabilmektedir.Böbrek bozukluğundan korunmada iyi kan şekeri ayarı ve düzenli kontrol muayeneleri önemlidir.

Bu Madde Sizi Şeker Hastalığından Koruyor

Her geçen gün tıpta yeni gelişmelerle hastaların yüzü gülüyor. Ömür boyu süren bir hastalık olan diyabet hastalarının gerçekleşen bu yeniliklerle umutları artıyor. Bu yazımızda diyabet hastalarına yeni bir müjde daha veriyoruz.


Bu Madde Sizi Şeker Hastalığından Koruyor!
Amerikalı bilim adamları, sütteki bir maddenin diyabet riskini düşürdüğünü belirledi.
Boston’daki Harvard School of Public Health’de görevli bilim adamı Dariush Mozaffarian ve ekibi, 3736 kişinin katıldığı ve aslında kalp ve dolaşım bozukluklarının risk faktörlerini belirlemek için yapılan uzun dönemli araştırmayı değerlendirdi.
Bilim adamları, bu araştırmanın verilerini kullanarak katılımcıların diyabet riskini belirlemek için kan şekeri ve insülin değerlerini, ayrıca kandaki çeşitli yağ asitlerinin oranlarını analiz ettiler.
Analiz sonucunda, kandaki trans palmitoleik asit oranı yükseldikçe, kolesterol, enfeksiyon ve özellikle diyabet riskinin düştüğü tespit edildi. Bilim adamları, trans palmitoleik asidin vücut tarafından üretilmediğini ve sadece süt ürünlerinin tüketilmesiyle alındığını vurguladılar. Ekip başkanı Mozaffarian, bu yağ asidinin tip 2 diyabet riskini yüzde 60’a kadar düşürebildiğini kaydetti.
Bundan sonraki araştırmalarda trans palmitoleik asidin ne şekilde etki ettiği ve diyabet tedavisinde nasıl kullanılacağının araştırılacağını söyleyen Mozaffarian, şimdiye kadar süt ve süt ürünlerini bolca tüketen kişilerde diyabet hastalığının çok az görüldüğünü, ancak bunun nedeninin bilinmediğini ifade etti.

Diyabet Belirtileri

Ayaklarda yanma, uyuşma, keçelenme, iğnelenme hissi, bulanık görme, erkeklerde cinsel gücün azalması veya tamamen kaybolması şeker hastalığının belirtisi olabilmekte. Eğer sizde de bu şikayetler mevcutsa doktorunuzla muhakkak görüşün.
Diyabet Belirtileri
Tip I diyabet: Diyabet belirtilerinin bilinmesi hastalığın erken devrelerinde tanı ve tedavi olanağı sağlar. Tip I diyabetin yani, çocuklarda ve gençlerde başlayan şekerin başlangıç şikayetleri çok barizdir. Günler içinde veya 1-2 hafta içinde :
· aşırı susama ve su içme
· bol bol idrar yapma
· aşırı iştah ve çok yeme
· buna rağmen zayıflama
· halsizlik
görülebilir.Daha ileri günlerde şekerin aşırı yükselmesi ve kanda aseton artışına bağlı olarak:
· iştah artışı yerine iştahsızlık
· bulantı
· karın ağrısı
· halsizliğin artışı
· şuur bulanıklığı
· koma hali
görülebilir.
Tanı
Şikayetler çok belirgindir. Aile, çocuğunun kısa zamanda kilo kaybederken adeta eridiğini bildirir. Kan şekeri tahlili ile teşhis konur. Tip I diyabetlilerin yarısına yakını yüksek şeker koması ile tanınmaktadır. Bu nedenle benzer şikayetleri olan çocuklarda diyabetin başlangıç belirtileri erkenden farkedilmeli ve tanı konulmalıdır. Şikayetlerin ortaya çıktığı dönem aşırı stresli veya bazan kış mevsimine rastgelebilir. Bazan şikayetler ortaya çıkmadan önce ateşli bir hastalık geçirilmiş olabilir.
Tip II diyabet
40 yaşından sonra başlayan Tip II diyabette ise belirtiler her zaman belirgin değildir. Hastalarda susama, çok su içme, ağız kuruması, bol bol idrar yapma, geceleri idrar yapma isteği, aşırı iştah, her vakada görülmeyebilir. Bazı hastalar zaten aşırı iştahlı oldukları için yıllardır çok yemek yediklerini söylerler.
· halsizlik
· isteksizlik
· inatçı kaşıntı
· yaralar, özellikle cilt yaraları (boyunda, sırtta sivilceler)
· ağızda kötü bir tad hissi
görülebilir; hanımlarda vaginal kaşıntı çok belirgindir.
Tanı
Hastaların 1/3 ü teşhis edildikleri anda anlamlı bir şikayetleri olmadığını bildirmektedirler. Tip II diyabet ileri yaşlarda daha sıkça görüldüğünden bazı hastalar şikayetlerini önemsememekte çoğu zaman yaşlanma belirtisi olarak görmektedirler.
Bazı hastalar şekerin komplikasyonları ile de belirti verebilir. Örneğin, ayaklarda yanma, uyuşma, keçelenme, iğnelenme hissi, bulanık görme, erkeklerde cinsel gücün azalması veya tamamen kaybolması şeker hastalığının belirtisi olabilir. Şeker hastalığı yönünden riskli olan kişilerde çeşitli hastalığı başlatabilir. Bunlar arasında aşırı duygusal yüklenme diğer anlatımla büyük üzüntü veya sevinç, ameliyat, enfarktüs gibi damarsal olaylar, enfeksiyonlar sayılabilir.

Gizli şekerTip II diyabette hastalığın gelişimi yavaş yavaş olduğundan, belirtiler başladığında hastalık genellikle en az 5 yıllıktır. Bu nedenle şekere yakalanma riski olanlar düzenli olarak kendilerini izlerlerse erken dönemde teşhis konabilir. Bazı hastalar ise hiç bir belirti göstermemekte tesadüfen yapılan kan şeker tahlili ile tanınmaktadır. Buna şikayetsiz şeker denir. Halk arasında gizli şeker adı ile bilinen durum bundan farklıdır. Gizli şeker tıpta şekere karşı tahammül azalması (bozulmuş glikoz toleransı) adı ile bilinir. Şeker hastalığı değildir. Kan şekeri açlıkta 140ı geçmemiştir. Bu hastalar iyi tedavi edilmediğinde kan şekeri yükselir ve gerçek şeker hastalığı başlayabilir.

Diyabet-Şeker Hastalığı Nedir

Çağımızın hızla ilerleyen hastalıklarından biri olan diyabet, hastaların gözünü korkutan kısıtlamalar getirse bile onunla yaşamayı öğrendikçe hayatınızda çok şeyin değişmediğini göreceksiniz. Sizlere diyabeti yani halk dilindeki şeker hastalığını anlatacağız.
Diyabet-Şeker Hastalığı Nedir?
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar.
Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir.

Şeker hastalığı vücudumuzda insülin hormonunun hiç üretilememesine, vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar üretilememesi, ya da üretilen insülinin yeterince etki gösterememesine bağlı olarak ortaya çıkar. Toplumun yaklaşık yüzde 6 ile 10′u şeker hastasıdır. İnsülin pankreas denilen midemizin arkasında yeralan bir organımızdan kan dolaşımına verilir. Normalde vücuda yemeklerle aldığımız besinler parçalanarak, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüştürülür ve kan dolaşımına geçerek kan şekerini yükseltir. Kan şekeri yükselmesi de pankreastan insülinin kana geçmesini arttırır. İnsülinde kanda dolaşan şekerin vücudumuzdaki hücrelere alınarak kullanılmasını ve vücudumuzun ihtiyacı olan enerjinin üretilmesini sağlar.

Şeker hastalığında yediğimiz besinlerle aldığımız ana enerji kaynağı olan şekeri vücudumuz insülin eksikliği nedeniyle yeterince kullanamaz. Çünkü şekeri kullanması için gerekli anahtar olan insülin eksiktir. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, “zehir” etkisi yapar ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder. Tahrip konusuna yazının ilerleyen bölümlerinde tekrar değinecegiz insAllah.

Kimler şeker hastalığına daha meyilli?

Belki bunu cevaplamadan önce, şeker hastalığının 2 tipinin olduğunu hatırlatmalıyız.

Tip 1 Diabetes Mellitus:
Pankreasta insülin üreten hücrelerin harap edilmesi ile ortaya çıkar. Çoğunlukla vücudumuzun kendi savunma sistemi tarafından insülin üreten hücreler harap edilir. Bunun neticesinde vücutta insülin üretilemez. İnsülin olmadığı için şeker enerji üretiminde kullanılamaz. İnsülin olmadığı sürece kan şekeri yüksek kalır. Tip 1 dediğimiz, “genç tipi” şeker hastalığı 10-14 yaş civarında ortaya çıkar.

Tip 2 Diabetes Mellitus:

Pankreastan kana yeterince insülin salgılanamaması veya üretilen insülinin vücutta yeterince etki gösterememesi ile ortaya çıkar. En sık görülen diyabet (şeker hastalığı) tipidir. genç insanlarda da görülebilmesine rağmen genellikle bu Tip 2 dediğimiz “erişkin tipi” şeker hastalığı 40 yaşın üstünde görülür. Erişkin tipi şeker hastalığı, tüm şeker hastalarının yaklaşık %90’ını oluşturur.

Bazı kişiler şeker hastalığına daha yatkın. “Risk faktörü” dediğimiz özellikleri taşıyanlar diabete daha çok yakalanıyorlar:

Bunlardan ilki, ailede ve kan yakınlarımızda şeker hastalarının bulunması.

İkincisi kilo fazlalığı ve şişmanlık.

Kilo kadar önemli bir başka faktör de, yağın vücutta daha çok nerede toplandığı. Kilo normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’i aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok riskliler. Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan kadınlar ise dikkat etmek zorundalar.

Ne kadar hareketsizseniz o kadar risk altındasınız.

Yüksek tansiyonlularda ve kolesterol sorunu olanlarda; gebeliğinde şeker sorunu (gestasyonel diabet) yaşayanlarda şeker hastalığı daha çok görülüyor.

Son risk faktörü de yaş. Yaş arttıkça risk artıyor. Fakat çağımızda şeker hastalığı salgın denilecek oranlarda arttı, bu da hastalığa yakalanma yaşını epey aşağılara çekti.

Bu hastalığın belirtileri nelerdir?

Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür.

Tekrar etmek gerekirse:

Ağız kuruluğu ve çok su içme

Çok idrara çıkma, gece çok idrara kalkmak

Açlık hissinin fazlalaşması ve çok yemek yeme

Halsizlik

Zayıflama

Bulanık görme

Ciltteki yaraların veya kesiklerin yavaş iyileşmesi

(Kadınlarda) Vajinal kaşıntı

Şeker hastalığı tanısı nasıl mümkündür?

Bunlardan üç tanesi önemli. İlki ve en kolayı, kan şekerine açken bakmak. (Açlık Kan Şekeri) Sonuç şayet 110-125 arası ise gizli, 126 ve üstü ise açık şeker hastası sayılabilirsiniz.

İkincisi, “şeker yükleme testi” dediğimiz bir testle, tokken kan şekerine bakmak. 2 saatlık bu test sırasında, şekeriniz 140-199 arasında değerlere sahipse gizli, 200 ve üstü ise açık şeker hastalığınız var demektir.

Sonuncusu da, idrardaki kan şekerinin ölçülmesi.

TEDAVİ

sağlıklı bir yaşamın 4 şartı vardır;

Dengeli beslenme,

Fiziksel egzersiz,

İyi bir tıbbı yardım ve kişisel kontrol,

Sağlıklı sosyal hayat.

Bu hastalığın tedavisi şayet diyet ve egzersiz ile kontrol altina alinamiyorsa o zaman oral diyabet tedavisi ve disaridan alinan insülin gereklidir.

Oral Diyabet Tedavisi

İnsülin üretimi olan kişilerde kan şekerini düşürür.

Sadece diyet ve egzersizin işe yaramadığı durumlarda bir alternatiftir.

Diyet ve egzersizin yerini tutmaz.

Kombinasyon halinde verilebilir.

İnsülin

Tip 1 diyabetliler her gün insülin kullanmalıdır.

Gestasyonel diyabet’i olan kadınlar diyet’in tek başına yeterli gelmediği durumlarda insülin kullanabilir. Oral ilaç tedavisi hamilelik süresince kullanılamaz.

Kan şekerini oral tedaviyle daha fazla kontrol altında tutamayacak Tip 2 Diyabetliler.

Sindirim sırasında zarar göreceğinden hap formunda alınmamalı.

Bütün bunlar biraz çaba ve iyi bir destek ile elde edilebilir.

Diyabet yaşam boyu devam eden ciddi bir durumdur. Kontrol altına alınabilir fakat iyileşmez.

Şeker hastalığının komplikasyonlari nelerdir?

Yukarida değindiğimiz bu tahribat olayı, çok yavaş ama “kararlı”dır. Yavaşlık, “düzeltme fırsatı” açısından iyidir. Ama kötü yanı, şeker hastalarında şekerin önemli bir zararının olmadığı hissini yaratması ve hastalıkları konusundaki vurdumduymazlıklarını artırmasıdır. Oysa şeker, “azimli bir düşman” gibi, vücudu içten içe, sessizce çürütür. Bu çürüme hem yaşam kalitesini bozar, hem ömrü kısaltır.

Tahribatın etkilemediği organ yok gibidir. Ama en büyük tahribat, damarlarda olur. Erişkinlerdeki görme kaybının başlıca nedeni şekerdir. Ayrıca katarakta ve glokom dediğimiz göz tansiyonuna da yol açar. Böbrek yetmezliği ve üreminin en önemli nedenlerinden biridir. Şeker hastaları, koroner kalp hastalığına ve felce 2-4 kat daha fazla yakalanırlar. Gangren yüzünden ayak-bacak kesilmesine neden olabilir. İsteksizlik, sertleşmeme gibi cinsel işlev bozukluklarıyla karşımıza çıkabilir. Sinir tahribatı yüzünden his kusurları, mide-barsak sorunları gelişir. Pek çok cilt hastalığına çanak tutar.

Son olarak tedavi altinda olanların dikkat etmesi gereken hususları belirtelim.

İki çeşit şeker koması vardır:

- Diabetik Koma:
Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır.

- Şeker Eksikliği Koması:
Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir.
Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.