Gebelikte Alkol Kullanımı

Alkolün zararları hakkında kesin bilgileriniz vardır. Fakat bu zararlı alışkanlığı birde gebelik döneminde devam ettirirseniz hem sizin hemde bebeğinizin sağlığını tehdit eder. Uzmanların gebelik döneminde alkol kullanımıyla alakalı yaptığı açıklamaları bu makalemizde paylaşıyoruz.


Gebelikte Alkol Kullanımı

Fetal alkol sendromu denilen ve bebeğin anne karnındayken alkole maruz kalması ile oluşan bir problem ciddi sonuçlara neden olmaktadır. Zeka geriliği, gelişme bozukluğu, davranış bozuklukları, organ kusurları görülür. Başın normalden büyük ya da küçük olması, tavşan dudağı denilen dudak yarıkları, burunda şekil bozukluğu, anormal şekilli organlar, kalp şekil ve işlev bozuklukları, omurga bozuklukları, cinsel organ ve böbreklerde sorunlar fetal alkol sendromunun sonuçlarıdır.

Alınan alkol miktarı arttıkça olumsuz sonuçların görülme sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Alkolün etkin maddeleri hücrenin gelişim döngüsünü bozar ve gelişim engellenir. Karaciğer ve böbrekler anneden gelen alkolü ne yapacağını bilemez ve işleyemez böylece o zamana kadar normal gelişen hücrelerde de hasar oluşturur. Alkol yine plasentanın fonksiyonlarını bozar ve bebek beslenmesi sekteye uğrar. Böylece her yönden bir gelişme geriliği ortaya çıkar.

Gelişim geriliğinin seviyesinde alınan alkolün çokluğu, alınma sıklığı, hamileliğin hangi aşamasında kullanıldığı belirleyici sol oynar. Örneğin hamileliğin ilk haftalarında alınan alkol organların oluşmasında sorunlara neden olurken, son aylarda alınan alkol beyin hücrelerini etkiler.

Alkol alan bir kadın normale göre daha fazla düşük yapma ve plasentanın erken ayrılma riski içindedir. Sorunlar sadece bununla kalmayarak doğumu izleyenzamanlarda eklem, kalp ve vücut ısısı sorunları baş gösterir.
Fetal alkol sendromu denilen ve bebeğin anne karnındayken alkole maruz kalması ile oluşan bir problem ciddi sonuçlara neden olmaktadır. Zeka geriliği, gelişme bozukluğu, davranış bozuklukları, organ kusurları görülür. Başın normalden büyük ya da küçük olması, tavşan dudağı denilen dudak yarıkları, burunda şekil bozukluğu, anormal şekilli organlar, kalp şekil ve işlev bozuklukları, omurga bozuklukları, cinsel organ ve böbreklerde sorunlar fetal alkol sendromunun sonuçlarıdır.Alınan alkol miktarı arttıkça olumsuz sonuçların görülme sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Alkolün etkin maddeleri hücrenin gelişim döngüsünü bozar ve gelişim engellenir. Karaciğer ve böbrekler anneden gelen alkolü ne yapacağını bilemez ve işleyemez böylece o zamana kadar normal gelişen hücrelerde de hasar oluşturur. Alkol yine plasentanın fonksiyonlarını bozar ve bebek beslenmesi sekteye uğrar. Böylece her yönden bir gelişme geriliği ortaya çıkar.

Gelişim geriliğinin seviyesinde alınan alkolün çokluğu, alınma sıklığı, hamileliğin hangi aşamasında kullanıldığı belirleyici sol oynar. Örneğin hamileliğin ilk haftalarında alınan alkol organların oluşmasında sorunlara neden olurken, son aylarda alınan alkol beyin hücrelerini etkiler.Alkol alan bir kadın normale göre daha fazla düşük yapma ve plasentanın erken ayrılma riski içindedir. Sorunlar sadece bununla kalmayarak doğumu izleyenzamanlarda eklem, kalp ve vücut ısısı sorunları baş gösterir.

Hamilelikte Kahve İçilir mi

Kahve Türk toplumunun en çok sevdiği içeceklerden biri. Ancak hamilelik döneminde kahve kullanımı belli bir seviyeden sonra bebeğin ve sizin sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir. Gebelik sürecinde kahve tüketimi yapmadan bu yazıyı okursanız siz ve bebeğiniz için en iyisine karar vermenizde yardımcı olacaktır.

Hamilelikte Kahve İçilir mi

Hamilelik bayanların özel bakıma gereksinim duydukları ve beslenmelerime dikkat etmeleri gereken hassas bir dönemdir. Yenilen ve içilen gıdalara dikkat edilmemesi bebek üzerinde geri dönüşümü olmayan olumsuz izler bırakabilir. Çünkü yenilen her şey plasenta aracılığı ile bebeğe geçmektedir. Peki, kahve içmenin yaygın hatta alışkanlık olduğu bir toplumda hamile bir bayan kahve konusunda nasıl davranmalı?

En başta belirtmeliyiz ki kahvede bulunan etken madde “kafein”dir. Kafein sadece kahvede değil, yeşil ve siyah çay, çikolata ve kolada da bulunmaktadır. Günlük miktar olarak 4 fincandan fazla kahve içilmemesine özen gösterilmelidir. 1 fincan gibi bir içim, risk faktörü oluşturmamaktadır.

Kafein yukarıda belirtildiği gibi bebek üzerinde geri dönüşümsüz sonuçlar doğurabilmektedir.

İşte bunların başlıcaları;

* Kahve içmede aşırıya kaçmak bebeğin düşük kilolu olması sonucunu doğurur.
* Kahvedeki kafein bebeğin beslenmesinde rol alan plasentadan, % oranında kan akışını azaltmaktadır.
* Uzun süreli kafein alımı bebekte gelişme geriliğine neden oluyor.
* Düşük riski 2 kat artmaktadır.
* Kahvedeki kafein, gebenin demir emilimini azaltıyor.

Diyabetli Anne ve Bebeği

Gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek olan sorunlardan biri olan gebelikte diyabet anne adayının beslenme konusunda bilinçsiz davranmasının sonucunda ortaya çıkar. Bu konuda anne adaylarının daha bilinçli davranmalarını tavsiye ederiz ve gebelik şekeri hakkında bilgileri sunuyoruz.


Diyabetli Anne ve Bebeği
İnsulinin kullanılmaya başlanmasından önce çoğu şeker hastası kadın için gebelik sorundu. Oysa bugün, geliştirilmiş, annelik ve doğum öncesi bakım sayesinde birçok şeker hastası anne eskisinden daha rahat bebek dünyaya getirebilmektedir.
Buna rağmen, eğer şeker hastası bir anne adayı iseniz, bebeğiniz, anneleri şeker hastası olmayan bebeklere nazaran daha çok risk altındadır. Anneleri gerek gebelik öncesinde şeker hastası olan, gerekse şekeri gebeliğin etkisiyle geçici olarak (hamilelik şekeri) yükselen çocukların ölüm oranı, anneleri şeker hastası olmayan çocuklardan daha yüksektir. Buna ilaveten, bu bebekler, solunum güçlüğü gibi problemler ve düşük kan şekeri değeri (hipoglisemi) gibi metabolizma anormallikleri ile doğmaya eğilimlidirler.
Eğer şeker hastası iseniz, bir uzmanın bakımına gereksiniminiz vardır. En verimli bakım, hamile kalmadan önce başlar. Doğum bozuklukları ya da bebeklerde başka problemler meydana gelmesi riskini en aza indirgemek için gerek doğumdan önce, gerekse hamilelik esnasında düzenli kontrol şeker hastası anneler için çok önemlidir.
Annenin şekerinin hangi dereceye kadar kontrol altında tutulduğu, bebeğin görünümü ile yakından ilintilidir. Şeker hastası annelerin sıkı kontrol altına alınması dolayısıyla, şeker hastası annelerin büyük kafalı bebek dünyaya getirmeleri bugün geçmişe nazaran daha azalmıştır.
Kilosuna bakılmaksızın, şeker hastası olan tüm annelerin bebekleri öncelikle bir yoğun bakım biriminde gözetim altında tutulmalıdır. Doğumdan sonraki 1 saat içinde şeker testleri yapılmalı ve bundan sonra sık sık tekrarlanmalıdır.
Bazı çocuklarda, eğer kan şekeri doğum sonrasında çok düşükse, damardan glikoz verilmesi gerekebilir. Bu değişiklikler geçicidir ve normal düzenlemeye birkaç gün sonra geçilir.

Tekrarlayan Düşük Nedir

Gebeliğin ilk haftalarında gerçekleşen düşükler genellikle sağlıksız embriyonun vücuttan atımı olarak görülür. Ancak bu düşükler tekrarlıyorsa sebebi araştırılmalı ve tedavisi yapılmalıdır. Bu konuda sizler için yaptığımız araştırmayı sunuyoruz.


Tekrarlayan Düşük Nedir
Yirminci gebelik haftası öncesi ve bebeğin ağırlığı 500 gram’a ulaşmadan gerçekleşen 2 veya daha fazla sayıdaki düşüğe tekrarlayan düşük denir. Hamileliğin en sık görülen komplikasyonu düşüktür. Bir çok kadın çok erken dönemde düşük yaptığından düşüğü ağır bir menstrual kanama zannederek fark edemeyebilir. Gebeliklerin %20′si düşükle sonlanır. Düşükler üreme çağındaki çiftlerin %5′inde infertilite nedenidir.

Tekrarlayan düşük nedenleri nelerdir?

Tekrarlayan düşüklerin birçok nedeni vardır. En sık görülen düşük nedeni fetusun gelişimindeki anormalliklerdir. Çalışmalar düşüklerin yarısından fazlasının kromozom (genetik) anomalilerine bağlı olduğunu göstermiştir. Bunun yanında anne ve babaya bağlı problemler ile çevresel faktörler de düşüklere yol açar. Rahimdeki anomaliler, myomlar, yapışıklıklar, rahim ağzı yetmezliği, hormonal nedenler, enfeksiyonlar ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar tekrarlayan düşüklere neden olur. Nedeni izah edilemeyen düşüklerin birçoğundan bağışıklık sistemindeki problemler sorumludur.

Hangi çevresel faktörler düşük nedenidir?

Radyasyon, kimyasal maddeler, ilaçlar, içki ve sigara tüketimi düşüğe neden olur.

Anneye bağlı düşük nedenleri nelerdir?

Anormal yapıdaki bir rahim düşüğe nasıl neden olur?

Rahmin yapısındaki veya iç tabakasındaki bozukluklar düşüklere neden olur. Rahmin yapısındaki bozukluklar oluşan embryonun tutunmasını veya bebeğin gelişmesini engelleyerek düşüklere yol açar. Yetersiz progesteron hormonu üretimine bağlı olarak rahmin iç tabakası gelişmez bu da embryonun tutunmasını veya tutunan embryonun gelişmesini engelleyerek düşüklere neden olabilir. Rahim ağzındaki kasların güçsüzlüğü de düşük nedenidir.

Bağışıklık sistemindeki bozukluklar düşüklere neden olur mu?

Düşük yapmış kişilerin bir kısmında herhangi bir neden bulunamamaktadır. Bu grup hastada düşüğün bağışıklık sistemindeki problemlere bağlı olabileceği düşünülür. Annenin bebeğe ve plasentaya (bebeğin eşine) ait dokulara karşı gösterdiği anormal cevap sonucu gebelik düşükle sonlanır. Bebeğe ve plasentaya ait proteinlere karşı annede gelişen antikorlar kan yolu ile bebeğe ulaşarak zarar verir, bu durum gebeliğin kaybedilmesine neden olur.

Stres düşüğe neden olur mu?

Stresin normal gebelerde düşüğe neden olması çok zordur. Fakat tekrarlayan düşük öyküsü olan kadınlarda ve eşlerinde yoğun bir stres görülür. Bu nedenle tekrarlayan düşük öyküsü olan çiftlere psikolojik danışmanlık verilmesi önerilir.

Bazı çiftlerin özelliklerinin düşüğe neden olduğu doğru mu?

Çiftlerin her ikisi de bazı genetik hastalıkların taşıyıcısı ise bu durum düşüğe neden olabilir. Bu hastalıklar taşıyıcı özellikte olduğu için çiftlerde hiçbir bulgu vermeyebilir. Fakat hem anne hem de babadan gelen hastalıklı genler bebeğin hasta olmasına neden olur ve yaşamını zorlaştırır.

Belenme yetersizliği düşüğe neden olur mu?

Kesin bir bilgi olmamakla birlikte birçok besinin eksikliğinin de düşüğe yol açabileceği düşünülmektedir .Yeşil sebzelerde bol miktarda bulunan folik asit eksikliğinin bebekte anomalilere ve düşüklere neden olduğu kabul edilmektedir.

Anne adayının kendisi düşüğe neden olabilir mi?

Bir çok kadın stres, ruhsal sıkıntı ve aşırı fizik aktivitenin düşüğe neden olduğunu düşünebilir. Fakat bunlar çoğunlukla düşük nedeni değildir .Düşükten dolayı kadının kendisini suçlaması doğru değildir.

Değişik tipte düşükler olduğunu duydum. Bunlar nelerdir?

Düşüklerin tıbbi sınıflaması şöyledir;
Değerli Misafirimiz, Bu konuya ait diğer resimleri görebilmek için ÜYE OLUNUZ
Kaçınılmaz düşük (abortus insipiens); bebeğe ait zarların yırtıldığı, kanama ve bebeğe ait parçaların açılan rahim ağzından dışarı çıktığı durumdur. Düşük kaçınılmazdır.
Komplet olmayan düşük (inkomplet abortus-tamamlanmamış düşük); gebeliğin bir kısmı dışarı atılmıştır. Geriye kalan kısmının temizlenmesi ve kanamanın durdurulması için kürtaj gerekir.
Farkına varılmamış düşük (missed abortus); fetusun (bebeğin) yaşamı sonlandığı halde hiç bir bulgu vermez ve anne tarafından bu durum fark edilmeyebilir.

Düşüğün bulgulan nelerdir?

Vajinal kanama ve takiben kasıklardaki kramplar düşük habercisi olabilir. Uzun süren kanama ve kramplar çoğunlukla düşükle sonlanır. Bu bulgular saptandığında derhal doktorunuza başvurmanız gerekir. Uygun istirahat ve doktorunuzun önereceği ilaçlar düşük yapmanızı önleyebilir.

Düşük yapıldığı fark edildiğinde ne yapılmalı?

Hemen doktora baş vurulmalıdır. Çoğunlukla yatak istirahatı ve progesteron hormonu kullanılması önerilir. Doktorunuz ultrasonografik inceleme ve kan testleri ile durumunuz hakkında size ayrıntılı bilgi verir ve tedavinizi düzenler.

Düşüklerden sonra kan uyuşmazlığı ile ilgili aşı yaptırılması gerekir mi?

Eğer kan grubunuz Rh negatif ve eşinizin kan grubu Rh pozitif ise düşükten sonra aşı yaptırmanız gerekir.

Düşük yapılan dokunun doktora götürülmesi gerekir mi?

Bu doku üzerinde hem tanı hem de nedene yönelik patolojik çalışmalar yapılabileceği için düşük yapılan dokunun doktora götürülmesi faydalı olur. Mümkün olduğu kadar çok miktarda düşük materyali temiz bir kavanoza konularak en kısa zamanda inceleme için laboratuara iletilmelidir.

Ölü doğumla düşük arasındaki fark nedir?

Ölü doğum 20. gebelik haftasından sonra olan gebelik kaybıdır. Düşük ise 20. gebelik haftasından önce gerçekleşir.

Annenin yaşı düşüklerde rol oynar mı?

Kromozomal bozukluklara bağlı düşükler anne adayının yaşı 35′in üzerinde olduğunda artar. Baba adayının45 yaş üzerinde olduğu çiftlerde de düşük ihtimali artar.

İnfertilite ve tekrarlayan düşük arasında bir ilişki var mı?

Çocuğu olmayan kadınların düşük yapma ihtimalinin genel toplum ile karşılaştırıldığında üç kat daha fazla olduğu görülmüştür. İnfertilite vakalarının %5′inde infertilite nedeni tekrarlayan düşüklerdir. Benzer şekilde düşük yapan kadınlar arasında infertilite sıklığı genel toplumla karşılaştırıldığında iki kat daha fazladır. Eğer düşükler beklenen adet kanamasından önce oluyorsa kadın kendini infertil zannederek doktora başvurabilir.

Gebelikte cinsel ilişkide bulunmak düşüklere neden olur mu?

Menideki prostaglandin adı verilen maddeler rahimde kasılmaları başlatarak düşüklere neden olabilir. Düşük tehdidi olan kişilerin durumlarını doktorlarına danışmaları ve gerekirse kondom kullanarak cinsel ilişkide bulunmaları önerilir.

Düşük yapıyorum. Gebelik testim pozitif olabilir mi?

Evet, düşük yapıyor olmanıza rağmen test hala pozitif çıkabilir. Bir süre sonra testin negatifleşmesi gerekir. Eğer uzun bir süre geçmesine rağmen gebelik testi hala pozitif çıkıyorsa doktorunuza başvurun. Bu durum mol gebelik olarak adlandırılan bir hastalıkta görülebilir, bu amaçla tedavi ve takipleriniz yapılmalıdır.

Tekrarlayan düşüklerin tedavisi nedir?

Tekrarlayan düşüklerin tedavisi düşük nedenine bağlıdır. Rahimdeki anormallikler için cerrahi tedavi gerekebilir. Bu işlemler histeroskopik ve laparoskopik olarak yapılabilir. Progesteron eksikliğine bağlı düşüklerin tedavisinde progesteron hormonu verilerek başarılı sonuçlar alınabilir. Rahim ağzı yetmezliği düşünülen vakalarda gebeliğin 10. haftasında serklaj (rahim ağzına dikiş atma) işlemi uygulanır.

Bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı düşükler nasıl tedavi edilir?

Annenin bebeğe ve plasentaya (bebeğin eşine) ait dokulara karşı gösterdiği anormal cevap sonucu düşükler gerçekleşir. Bebeğe ve plesantaya ait proteinlere karşı annede oluşan antikorlar kan yolu ile bebeğe ulaşır ve zarar verir. Normal gebeliklerde mevcut olan bloke edici faktör bunu engeller. İmmunoterapi ile anne adayında, gelişen bebeği koruyabilmek için gereken bağışıklık sistemi cevabının oluşturulması amaçlıdır.

İmmunoterapi aktif veya pasif yolla sağlanabilir;
Aktif immunoterapi (aktif aşılama); baba adayından alınan kandan ayrıştırılan lenfosit adı verilen hücreler anne adayınaverilerek bloke edici faktörlerin oluşması sağlanır. Bu tedavi ile birçok çift sağlıklı çocuk sahibi olabilmektedir. Lenfosit aşısı yapılan vakalarda canlı doğum olasılığı artarken, bu tedavi sonrası elde edilen gebeliklerde büyüme geriliği, erken doğum ve anomali riskinin azaldığı gösterilmiştir. Bu aşının başarısı anne adayında bloke edici faktörlerin oluşabilmesine bağlıdır. Hastaların %75′inde bu faktörlerin oluştuğu tespit edilmiştir.
Pasif İmmunoterapi (pasif aşılama); intravenöz immunoglobulin uygulaması (damar içine immunglobulin verilmesi) ile yapılır. Genellikle gebelik öncesinde başlanan tedaviye ayda bir kez olmak üzere gebeliğin 28. haftasına dek devam edilir.
Heparin ve bebek aspirini de özellikle pıhtılaşmaya neden olarak düşüğe yol açan bağışıklık sistemi bozukluklarının tedavisinde kullanılabilir.

Prematüre Bebeklerde Anne Sütünün Önemi

Daha önceki konularımızda sizlere prematüre bebeğin ne olduğu hakkında bilgiler sunmuştuk. Prematüre bebekler doğdukları anda daha fazla ilgiye ve yardıma muhtaçtırlar. Annelerin bebeklerine yetemiyecekleri fikrinin tam aksine prematüre bebeğin annesi onun doğumuyla özel bir süt üretmine sahiptir ve annenin sütü bebeği toparalayacak protein ve vitaminlere sahiptir.


Prematüre Bebeklerde Anne Sütünün Önemi
PREMATÜRELERDE ANNE SÜTÜ
Prematüre doğum yapmış annelerin sütleri diğerlerinden farklı olup, prematüre bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak üzere programlanmıştır.
Doğumdan sonraki ilk birkaç haftada prematüre doğum yapmış annelerin sütlerindeki protein miktarı zamanında doğum yapmış annelerinkine göre daha yüksektir. Çünkü, zamanında doğan bir bebeğin protein ihtiyacı 1 gr/kg/gün iken prematürelerin protein ihtiyacı 2 gr/kg/gün civarındadır. Ayrıca anne sütünün protein kalitesi (kazein/whey oranı) düşük doğum ağırlıklı bebekler için uygun olarak tasarlanmıştır. Anne sütü %30 oranında kazein , %70 oranında whey proteini içerir. Bu oranlar prematüre beslenmesinde idealdir.
İnsan sütündeki yağ, sütteki kalorinin %50’sini sağlamakta olup, özellikle düşük doğum ağırlıklı bebekler için en uygun yapıya sahiptir.

İnsan sütündeki yağın sindirim ve emilimi, yağ asitlerinin çeşidi ve bu yağ asitlerinin trigliserid molekülü üzerindeki dağılımları mükemmeldir. Ayrıca safra tuzu ile uyarılmış lipaz enziminin varlığı anne sütünün erişilemez özelliklerinden biridir. Anne sütündeki yağ asitlerinin dağılımı özellikle prematüre bebekler için idealdir.
Anne sütünün karbonhidrat bileşimi, laktoz ve oligosakkarit içermesi bakımından önem taşır. Prematüre bebekler anne sütündeki laktozun % 90’ından fazlasını barsaklarından emebilmektedirler. Özellikle anne sütünde oligosakkatitlerin bulunuşu prematüre bebekler için çok önemlidir. Oligosakkaritler bebeğin barsağını enfeksiyondan korumaktadır. Henüz immun sistemi yeterince gelişmemiş prematüreler için bu çok önemlidir. Ayrıca anne sütündeki diğer anti infektif maddeler prematürelerin enfeksiyondan korunması yönünde bir zırh oluştururlar.

Anne sütü alan prematürelerde görme fonksiyonlarının daha iyi olduğu, ve bunda uzun zincirli yağ asitlerinin,karoten, taurin ve vitamin E’nin rol aldığı bilinmektedir. Bu maddelerin hepsi uygun dozda anne sütüne yerleştirilmişlerdir.
Anne sütünde bu kadar önemli ayarlamaların yapıldığını öğrendikten sonra Kuran-ı Kerim’in şu ayetine kulak verelim.
İnsanların yaratılışında ve dünyanın her tarafına yaydığı canlılarda sizin için deliller vardır. Tam bir Kuran mucizesi. İnsanların öğrendikçe daha çok iman edeceklerini ne kadar güzel anlatıyor.

Meme Ucu Çatlaklarına Çözüm

Anne adaylarının en çok sıkıntı yaşadıkları durumlardan biri de doğum sonrasında meme ucundaki tahribatlardır. Anne adayının bu tahribatı önleyebilmesi için hazırladığımız bilgileri sizlere aktarıyoruz.


Meme ucu çatlaklarında yapılacaklar:
Bebeğin memeye düzgün yerleştirilmesi sağlanmalı, emzirmeye ara verilmemelidir. Meme ucu çevresindeki deri; kızarık, parlak, pul pul ise, kaşıntı, derinlere işleyen acı var ise, ya da yaralar geçmiyorsa candida (mantar tedavisi) uygulamak gerekir. Bu tedavide anne memesine nistatin krem günde dört kez emzirme sonrası sürülür. Belirtiler geçtikten sonra 7 gün daha kullanıma devam edilir. Bebeğinize nistatin suspansiyon. Bebeğin ağzına, günde 4 kez emzirme sonrası, damlalıkla 7 gün süreyle ya da anne iyileşene kadar damlatılır.
Meme çatlakları oluşmaması için;
Memelerinizi günde 1 kereden fazla yıkamayınız, yıkarken sabun kullanmayınız, havluyla sertçe ovuşturmayınız.
Memelerin emzirme öncesi yada emzirme sonrasında yıkanması gerekmez. Vücudun diğer kısımları kadar yıkanması yeterlidir. Yıkanırken derinin doğal yağları kaybolduğundan aşırı yıkama yara oluşmasını kolaylaştırır.
İlaçlı losyon veya merhemlerden, deriyi tahriş ettikleri ve herhangi bir yararı olmadığı için kaçınınız.
Emzirme sonrası çıkaracağınız bir miktar sütle meme ucu çevresini hafifçe ovmanın iyileştirici etkisi vardır.

Hangi Durumlarda Sezeryanla Doğum Gerekli

Anne adaylarının gebelik başlangıcından itibaren düşündükleri nokta doğumdur desek yanlış bir tespit olmaz sanırız. Doğum çeşitleri gün geçtikçe artmasına karşılık genel kanı normal doğumun isabetli olacağından yanadır. Doğum çeşitlerinden biri olan sezeryanla doğum ise son yıllarda popüleritesini artırmış durumda. Bu yazımızda neden sezeryan doğumu seçmemiz gerektiğini yada neden seçmememiz gerektiğini anlatacağız.


Hangi Durumlarda Sezeryanla Doğum Gerekli
Daha önceki yıllarda en son başvurulan doğum yöntemi olan sezeryan uzmanlara göre aslında bakın hangi durumlarda tercih edilen ve başvurulan doğum yöntemi

Sezaryen kararı verilebilmesi için bazı zorunlu durumlar olduğunu daha önce açıklamıştık. Bu karar gebelik sırasında verilebildiği gibi, doğumun başlatılma girişimlerinin başarısız olması sonunda ve doğum başladıktan sonra da verilebilir.

Doğumun Başlatılma Girişimlerinin Başarısız Olması Durumunda;
Beklenen doğum eyleminin başlamadığı yada doğum eyleminin tıbbi nedenlerle başlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda anne adayına rahim ağzını olgunlaştıran ilaçlar ve suni sancı verilir.

Suni sancı uygulaması doğum eylemini başlatma da başarısız olduğunda doğum sezaryenle gerçekleştirilir.

Suni sancı en sık miyat geçmesinde uygulanır. Anne hayatının yada bebek hayatının tehlikede olduğu durumlar da (ağır preeklampsi ve bebeğin sıkıntıda olduğu durumlar gibi) bebek miyadında olmasa bile suni sancı ile doğum eylemi başlatılmaya çalışılır.

Doğum Eylemi Başladıktan Sonra Sezaryen Kararı Verdiren Durumlar;
Düzenli olarak doktor kontrollerine giden anne adaylarında anlatılan durumlar söz konusu olduğunda doğum eyleminin başlaması beklenmez ve sezaryen ile doğum gerçekleşir. Halbuki anne adaylarının büyük kısmında yukarıdaki anlatılan durumlar söz konusu değildir ve bu anne adaylarının doğum olarak doğum eylemine girmeleri beklenir.
Ancak doğum eylemi esnasında aşağıda anlatılan beklenmeyen durumlar söz konusu olduğunda doğum eylemi yarıda kesilerek sezaryen ile doğum kararı verilir.

Doğum eyleminin birinci evresinde sezaryen kararı verdiren durumlar:
Düzenli olarak gebelik muayenelerine gittiniz ve hiçbir problem saptanmadı. Doğum eylemi başladı.Henüz rahim ağzında açılma tam değil, sancılar devam ediyor.

Şu durumlarda sezaryen gereklidir;

Doğum kanalına girişte sorun olursa;
Bebek doğum kanalına artkafa bölgesinin kılavuzluğunda girer. Böyle bir giriş başın en ufak çevresinin doğum kanalına girmesini sağladığından kanal içinde en rahat şekilde ilerlemeyi garantiler. Ancak ender durumlarda bebeğin başının kanala giren ilk kısmı artkafa dışında bir bölge olur. Bu tür durumlarda kanala giren kısmın çevresi artkafa ile girişten daha büyük olur ve doğum kanalında ilerleme zorlaşır veya imkansız hale gelir.
Bebek yüz bölgesinin kılavuzluğunda doğum kanalına girdiğinde doğum eylemi yavaş da olsa ilerler ve bu şekilde yüz gelişiyle doğum mümkün olabilir.
Yüz gelişi dışında kalan şekillerde doğum eylemi ya çok yavaş seyreder yada vajinal yoldan doğum imkansız hale gelir.
Doğumu imkansız kılan geliş şekillerinden en sık görülenler alın girişi ve yüksekte düz duruş adı verilenlerdir. Doğum kanalına ilk olarak alın bölgesini sokmaya çalışan bir bebeğin bu haliyle doğum kanalına ilerlemesi mümkün değildir zira bu girişle doğum kanalına başın en büyük çevresi sokulmaya çalışılmaktadır.

Yüksekte düz duruş adı verilen durumda da bebek doğum kanalına girmeye niyetli değildir, herhangi bir nedenle doğum kanalına giriş gerçekleşememiştir.

Doğum kanalına giren kılavuz nokta genellikle doğum eylemi başladığında yapılan ilk muayenede belirlenir. Bu muayenede doğum eyleminin ilerlemesine engel olacak bir geliş şekli saptandığında ilerlemeyecek bir doğum eylemini sürdürmek yerine doktor doğumu sezaryenle gerçekleştirme yönünde karar verir.

Birinci evrenin uzaması
Rahim ağzındaki açıklık uygun şekilde ilerlemediğinde durum değerlendirmesi yapılır. Rahim kasılmaları zayıflamışsa yada düzensizleşmişse ve bunun için bir neden bulunmuyorsa anne adayına durumu gidermek amacıyla damardan rahim kasılmalarını düzene sokmak amacıyla oksitosin hormonu verilir.
Yeterli dozda oksitosine rağmen kasılmalar düzene girmiyorsa ve rahim ağzı açıklığı ilerlemiyorsa sezaryene karar verilir.Bu durumlarda rahim kasının bir zayıflığı söz konusudur ve uyarıcı ilaca cevap verememektedir.

Kasılmalar düzenli olmasına hatta normalden daha kuvvetli olmasına rağmen rahim ağzındaki açıklığın ilerlememesi bebeğin doğum kanalına uygun olmayan bir şekilde girmeye çalışmasına bağlı olabilir. Yine anne adayının çatı yapısının bebeğe göre nispeten dar” olduğu durumlarda da düzenli kasılmalara rağmen açıklık ilerlemez. Bu durum doğumhaneye ilk girişte yapılan ilk muayenede genellikle teşhis edilebilmesine karşın, bazı durumlarda doğum eyleminin ilerlememesiyle kendini gösterebilir.
Hangi nedene bağlı olursa olsun doğum eyleminin başladıktan sonra ilerlemesi ve durumu gidermeye yinelik yapılan girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanması sezaryen ile doğum için bir neden teşkil eder.

Bebekte sıkıntı ortaya çıkması
Birinci evrede bebeğin kalp sesleri düzenli olarak dinlenir. Herhangi bir aşamada bebeğin kalp seslerinde bozulma saptandığında öncelikle bu durum anne adayı sol yanına yatırılarak, oksijen ve sıvı verilerek giderilmeye çalışılır.

Bebekte saptanan sıkıntı normal vajina doğumu beklemeyecek kadar ağırsa ve önlemlerle düzelmiyorsa doğum sezaryenle gerçekleştirilir.

Kordon sarkması
Makat ile doğumda daha sık rastlanan bir durumdur. Bazen de baş gelişinde su kesesinin kendiliğinden açıldığı durumlarda yada doktor tarafından açılması durumunda kordon vajinadan dışarı sarkarak etraf dokular tarafından baskıya uğrayabilir.

Kordon sarkması, bebeğe giden oksijenin azalmasına neden olan bir durum olduğundan doğumun dakikalar içerisinde gerçekleştirilmesi gerektiği ender durumlardan biridir. Acil sezaryen uygulanır.

Plasentanın erken ayrılmasına bağlı aşırı kanama ve/veya bebeğin bu duruma bağlı olarak sıkıntıya girmesi;

Plasenta erken ayrıldığında ayrılmanın şiddetine göre anne adayında vajinal kanama ve/veya bebekte sıkıntı bulguları ortaya çıkar. Anne hayatı kanama nedeniyle, bebek hayatı da girdiği sıkıntı nedeniyle tehlikeye girdiğinde doğum sezaryen ile gerçekleştirilir.

Doğum eyleminin ikinci evresinde sezaryen kararı verdiren durumlar;
Bebeğin doğum kanalında sıkışması
Bebek başının doğum kanalının tam ortasında yer alan dikensi çıkıntıları aşmak için ön-arka doğrultuda olması gerekir. Bu dönüşü başaramaz ve baş yatay konumunda bu dikensi çıkıntılara ulaşırsa burayı aşması oldukça zor olur. Derinde yatay duruşu adı verilen bu nadir durumda sezaryen ile doğum gerçekleştirilir.

Vakum/forseps uygulamasının başarısız olması
İkinci evrede bazı durumlarda vakum uygulamak gerekebilir. Vakum uygulaması ile doğum gerçekleştirilemediğinde sezaryen uygulanır. Acil sezaryen demek, bebeğin yada anne hayatının tehlike altında olması nedeniyle kısa süre içinde bebeğin doğurtulması demektir. Bu süre kordon sarkması gibi çok acil durumlarda dakikalarla ifade edilebilir. Bu durumlarda ameliyat ekibinin hızla toparlanması, anestezinin hızla verilmesi ve bebeğin hızla doğurtulması gerekir. Anestezi ve ameliyata ilgili istenmeyen durumların en sık oluştuğu durumlar bu acil durumlardır. Diğer acil sezaryen şekillerinde ise sezaryene bağlı istenmeyen durumlar engellemek için yeterli süre genellikle vardır. Sezaryen operasyonunun kendisinden ve anesteziden kaynaklanan istenmeyen durumlar ise planlı olarak uygulanan operasyonlardır. Ancak günümüzde anestezi teknolojisi ve ameliyat ekibinin tecrübesiyle en acil ameliyatlar bile başarılı bir şekilde sonuçlanmaktadır.

Gebelikte Alkol Kullanımı

Hamilelik öncesinde alkol kullanımı olan anne adayları bu dönem içerisinde de alkole devam ederlerse bebeklerinde ciddi sorunlarla karşılaşırlar. Gelişecek olan komplikasyonlar sonucu bebeğin fiziksel ve zihinsel sorunlarının olması kaçınılmaz duruma gelir.


Gebelikte Alkol Kullanımı
Eğer henüz hamile değilseniz ve önümüzdeki yıl yaşamınıza yeni bir can katmayı planlıyorsanız, bu süreçte limitinizi kontrol altına alarak alkol kullanabilirsiniz. Unutmayın ki, fazla alkol tüketimi, erkekle kadının cinsel birleşmesini de olumsuz etkileyebilir.

Eşinizin yoğun alkol kullanımı spermlerinin kalitesini düşüreceğinden, onu da bilgilendirmenizde ve bu konudaki bilgiyi doktorunuzdan beraber almanızda yarar var. Hamile kalmadan önce “akşamcılar” gibi olmak (günde 6 kadehten fazla içmek) döllenmeyi engelleyebildiği gibi, erken düşük olasılığını da beraberinde getirir. Eğer hamileyseniz ve bu durumu henüz bilmeden alkol kullanmaya devam etmişseniz bebeğinizin bundan nasıl etkileneceğini merak ediyor olabilirsiniz. Merak etmeyin; bu süre içerisinde bebeğinizde olumsuz gelişime neden olacak etkenler henüz oluşmamıştır.

Hamilelik süresince alkol kullanmak, bebeğin rahim içindeki gelişimini, doğumunu, bebeğin çocuklukta ve ergenlikte yaşayacağı sağlık sorunlarıyla mücadele etmesini ve ergenliğe kadarki öğrenme yeteneğini olumsuz etkileyebilir.

Hamilelikte alkol kullanan kadınlar, açık bir şekilde, bebeklerini “fetal alkol sendromu” ile karşı karşıya getirir. Bu sendrom, fiziksel, zihinsel ve davranışsal birçok sorunun bir arada bulunması anlamına geliyor. Bunlardan bazıları gelişim sorunları, kalp sorunları, zihinsel gerilik veya yüzde ya da organlarda anormallikler olarak sıralanabilir. Bunun yanı sıra beynin gelişimini de olumsuz etkileyerek, hafıza, öğrenme, konuşma ve davranış eksiklik veya bozukluğuna da yol açabilir. Fetal alkol sendromu olan bir bebekte, kısa boy, düşük kilo, küçük kafa yapısı, eklem ve organlarda sorunlar, yüzde anormal oluşumlar ve kalp hastalığı görülebilir. Ender olarak kulak enfeksiyonları, diş sorunları ve görme bozukluğu da ortaya çıkabilir. Ve ne yazık ki, günümüzde fetal alkol sendromunun tedavisi yok. Alkolün bebeğin gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerinden biri, bebeğin az gelişmesine neden olmasıdır. Buna tıp literatüründe “rahim içi gelişme geriliği” (İUGG-intrauterin gelişme geriliği) adı verilmektedir. Alkol kullanımının yol açabileceği en ciddi sonuçlar ise düşük ve erken doğumdur.
“İçkiyi az için, bu sorunlar azalır” demek de ne yazık ki mümkün değil. Çünkü tıp, ne kadar içildiğinde bu sorunlarla karşılaşıldığını tam olarak bilemiyor. Hamilelikte, bebeğiniz sizin kanınızda bulunan her şeyi alır; bu kadar basit yani!

Dolayısıyla aldığınız alkol, plasentadan ona geçer. Yetişkinlerde, fazla alkol tüketiminde karaciğer alkolle mücadele etmeye çalışır. Bazen başarılı olur, bazen olamaz. Bebeklerin karaciğerleri ise alkolle mücadele etmede yeterli değildir. Düşünsenize, o daha minicik!..

Bilimsel araştırmalar, her gün düzenli içmenin veya bir kerede aşırı düzeyde alkol almanın ciddi komplikasyonlara neden olabileceğini gösteriyor. Ancak, arada bir veya özel günlerde bir kadeh içmenin bebeğe bir zararının olmadığını öne sürenler de var. Eğer, “Hayır, benim vazgeçmem çok zor” diyorsanız, o zaman kontrollü olarak ve sağduyunuzu kullanarak, alkol tüketim düzeyinizi bir şekil*de kararında tutabilirsiniz. Bazı hekimler, hastalarına özellikle ilk trimesterde içmemelerini, çünkü bu dönemde bebeğin organ sisteminin şekillendiğini ve tehlikeye açık olduğunu söylerler. Bu dönemden sonra ise haftada bir iki kadeh sınırlaması getirirler. Siz de doktorunuz ile konuşarak kendinize uygun bir plan yapabilirsiniz. Ama, en iyisi tabii ki hiç içmemek.

Preeklampsi Nedir

Gebelik süresince anne adayını birçok sorun beklemektedir. Bazen bu sorunlara yanlışlarımız bazen de doğru bildiğimiz ancak uygulayamadıklarımız neden olur. Preeklampside anne adaylarının karşılaşması söz konusu olan hastalıklardan biridir. Bu konudaki araştırmamızla anne adaylarını bilgilendirmeyi amaçladık.

Preeklampsi Nedir?
Preeklampsi, gebeliğin 20.haftasından sonra ortaya çıkan yüksek tansiyon, ödem haline verilen isimdir. 24 saat içinde idrarla atılan protein 5 gramdan fazla olursa preeklampsi durumu ciddi bir hal almıştır. Preeklampside asıl temel bozukluk, damarlarda meydana gelen daralmadır. Damarların bedende üretilen damar büzücü maddelere karşı aşırı derecede bir duyarlık gösterdikleri belirlenmiştir.

Lakin bu aşırı duyarlığın sebebi tam olarak tespit edilememiştir. Damarlarda meydana gelen aşırı daralma sebebiyle organların kanlanması bozulmaya başlar. Bu durum ise o organlarda kanamaların olmasına, ölü dokuların gelişmesine ve farklı işlev problemlerinin meydana gelmesine yol açarak, preeklampsinin belirti ve bulgularının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Preeklampside farklı organ ve dokularda meydana gelen bozuklukları şu şekilde özetlenebilir: Preeklampsi esnasında plasentadaki kan dolaşımı belli bir oranda bozulur.

Bu durum çocuk için bir problem çıkarabilir. Bilindiği üzere normal bir gebelik esnasında böbreklerdeki kan akımı ve bu kan akımına bağlı olarak da kanın süzülüp, temizlenmesi işlemi artış göstermektedir. Fakat preeklampsi durumlarında bu konu gerçekleşmemekte ve bedenden atılması gereken bir takım maddeler, gebe kadının vücudunda birikmeye başlar.

Böbreğin kan akışındaki bu azalma, damarlarında meydana gelen daralma ve tıkanıklıklardan kaynaklanır. Bu tür bozukluklar kimi vakalarda böbreklerin “Korteks” alanında doku ölümlerine sebep olabilmektedir. “Korteks nekrozu” adı verilen bu tip durumlarda oligüri anüri gibi çok az miktarda idrar çıkarma ve kanın içinde azotlu maddelerin birikmesi ile gelişip kadının hayati tehlikeye girme riski söz konusu olur.

Doğum Korkusu/Tokofobi

Hamielik döneminde hayatının serüvenini yaşayan anne adayları bu serüvenin sonuna yakışır bir finalle yani doğumla serüveni sonlandırırlar. Genellikle de anne adaylarında doğum yaklaştıkça artan bir korku söz konusudur. Bu korku gerek anne adayının canının yanma miktarını tahmin edememesinden gerekse de bebeğine bir sorun yaşamadan kavuşmanın kaygısından oluşur. tıp literatüründe adı ”Tokofobi” olarak geçen doğum korkusunun ne olduğunu bilimsel bir dille öğrenmek adına yazımızı okumanızı tavsiye ediyoruz.


Doğum Korkusu/Tokofobi
Tokofobi sözcüğünü hiç duydunuz mu? Bu soruya yanıtınız “hayır” olsa bile Türkçe karşılığı olan, “doğum yapma korkusu” dur.

Her ne kadar hamilelik ve doğum, insan doğasın bir parçası olsa da kişisel deneyimlere, karaktere ve cinselliği algılayış biçimine göre bazı kadınlar bu durumu doğalarına aykırı bir durummuş gibi algılayabiliyorlar. Dolayısıyla çoğu kadın, özellikle ilk hamileliğinde doğum yapma korkusu (tokofobi) taşıyabiliyor.

Yapılan araştırmalar kadınların yaklaşık yüzde 20’sinin doğumdan korktuğunu ortaya koyuyor.

Dr. Harika Bodur Öztürk, tokofobi ile ilgili şu bilgileri veriyor…
Siz hangi tip tokobofiksiniz?

Tokofobiyi birincil, ikincil ve depresif hastalık zemininde gelişen doğum korkusu olmak üzere üç kategoride inceleyebiliriz.

Birincil tokofobiye sahip kadınlar, hamilelik oluşumundan önce bu korkuya sahiptir ve genellikle bu süreç çocuklukla erişkinlik arasındaki dönemde başlar.

Etyolojide (hastalık etkenlerini inceleyen bilim dalı) sosyal, psikolojik ve psikodinamik etkenler bulunur.

İkincil olgularda ise tokofobi, travmatik doğum sonrası gelişebildiği gibi ikinci evrenin uzadığı normal doğum, düşük, ölü doğum veya hamilelik sonlandırması sonrası da gelişebilir.
İkincil tokofobi posttravmatik stres bozukluğuyla da ilişkilendirilir. Gece kabusları nedeniyle ciddi uyku bozuklukları da şikayetler arasındadır.

Tokofobikler sezaryen sever

Tokofobi, doğum öncesi depresyonun belirtisi olabildiği gibi, günümüzde tıbbi neden olmaksızın annenin isteğine bağlı sezaryen doğum oranlarını artırdığı da bir gerçek. Buna karşın tıbbi neden olmaksızın yapılan sezaryen doğumların yararlı olduğuna dair veri de mevcut değil.

Doğum korkusu nasıl geçer?

Doğum korkusunu azaltmaya yönelik araştırmalar 1920’li yıllardan itibaren yapılıyor. 1950’li yıllarda psikoproflaksi (olağandışı davranış biçimlerini önlemek ve kişinin çevreye uyum sağlaması için psikolojik yöntemler kullanılarak yapılan koruma yöntemi), 1990’lı yıllardaysa hipnozun etkileri, değerlendirilen yöntemler oldu.

Ancak psikoproflaktik hazırlık kurslarının doğum süreci üzerine olumlu etki göstermediği anlaşılmış.

Ryding’in yaptığı bir araştırmada doğum korkusu nedeniyle tıbbi gerekçesiz sezaryen doğum isteyen hamilelere, doğum öncesi kısa dönem psikoterapi uygulanmış ve daha sonra bu hamilelerin yüzde 50’sinin normal doğum gerçekleştirebildiği görülmüş. Dolayısıyla doğum korkusu yaşayan anne adaylarına psikoterapi uygulanması, bir tedavi yöntemi olarak düşünülebilir.