Medikal Bilgiler ve Hastalıklar

hastalıklar, medikal hastalıklar, hastalık ansiklopedisi, medikal blogunuz.
Home » Sağlık » Archive by category 'Gebelik' (Sayfa 3)

Hamilelikte Yapılması Gereken Testler

Mayıs 16th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Hamilelik kadınların biyolojik yapılarını değiştirir ve birçok yenilik yaşanır. Bu dönemde elbette istenilen anne adayınında bebeğinde sağlıklı olmasıdır. Gelişen çağa uygun olarak tıp her türlü bulguyu önceden saptama şansına sahip ve anne adaylarına da bebeklerinin sağlıklı olup olmayacağı konusunda bir bilgi sunabilmek mümkün durumdadır. Bunun için yapılması gerek testleri yazımızda sizler için sıraladık.


Hamilelikte Yapılması Gereken Testler
Gebelik öncesinde ve sırasında yaptırmanız gereken testleri biliyor musunuz?
Hamilelik sırasında hangi testleri yaptırmak gerekir? Hamilelikte yapılan şeker taraması nedir? İkili test nedir ve neden yapılmalıdır? Üçlü test nedir, ne tür bulgular verebilir? Tarama testiyle down sendromlu çocuklar önceden teşhis edebilir miş Tarama testleri ne zaman yapılır? Hamilelik sırasında yapılan testler hakkındaki tüm sorularınızın cevabı…
Hamilelik testlerinin neden yapılır?
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Suat Süphan Erşahin gebelik testlerinin neden yapılması gerektiğini açıklıyor:

Hamileliğin kontrolünü sağlamak,
Riskli bir gebelik olup olmadığını tespit etmek,
Erken doğum, düşük ve zaman aşımı gibi konuları takip etmek,
Anne adayının sağlıklı olup olmadığını tespit etmek,
Hamilenin, varsa metabolik, kronik, genetik vb. hastalıklarını ortaya çıkarmak,
Kadının gebelik için uygun olup olmadığını görmek,
Bebeğin sağlığı hakkında bilgi edinmek,
Doğum şekline karar vermek,
Bebeğin anne karnında gelişimini, streste olup olmadığını ve anormallikleri görebilmek.
Yaşa göre yapılan testler değişiyor
Yapılan testlerde, anne adayının yaşının önemlidir. Dr. Erşahin’e göre, Down sendromu gibi genetik hastalıklar ve diyabet gibi metabolik hastalıkların anne yaşına göre değişkenlik gösteriyor. Mesela, amniyosentez 35 yaş üzeri annelere önerilirken, daha genç annelerde risk faktörü yoksa önerilmiyor.
Testler nasıl yapılıyor?
Hamilelik testleri kan ve idrar alımı yoluyla, anne karnından girilerek bebeğin kordon kanının alınması, anne karnından girilerek amniyon sıvısı alınması, yine anne karnından girilerek plansental parçaların alınması ve NST, USG cihazlarının kullanımıyla gerçekleştiriliyor.
Hamileliğin hangi ayında hangi testleri yaptırmalısınız?
Gebelik öncesi testleri

Smear
Hemogram (Kan sayımı)
Rutin biyokimya testleri (Demir, kolesterol, kalsiyum, klor, fosfor, potasyum, sodyum, üre, ürik asit gibi pek çok testi içerir)
TORCH taraması, IGM – IGG tespiti (Bebeğin ana rahmindeyken mikroplu bir hastalığa yakalanıp yakalanmadığını ortaya çıkarmak için yapılan enfeksiyon testleri)
Hepatit
HIV
Tiroit testleri
Varsa kronik, genetik ve cinsel hastalıkları ile ilgili testler
Akraba evliliği ve genetik anomalili hamileliklerde genetik test
1. ay

Yapılmadıysa hamilelik öncesi testler
Yapılan aşıların kontrolleri
USG (ultrason) ile takip
3. ay

İkili test (Down sendromu olup olmadığını tespit etmek için yapılan testlerden ilkinde, bebeğin ense kalınlığı ölçümü; ikincisinde anneden kan alınarak gebelik hormonu ile gebeliğe özgü plazma proteini ölçümü yapılır.)
Hemogram takibi (Kan sayımı)
USG (ultrason) takibi
Gereğinde CVS (Genetik hastalık tespiti için)
Üçlü test (Down sendromu tespiti için anneden alınan kanda üç ayrı hormon ölçümü yapılır.)
Gecikmiş vakalarda dörtlü test (Down sendromu tespiti için anneden kan örneği alınarak dört değişik maddedin düzeyi saptanır.)
Gerekirse amniyosentez (Down sendromu testlerinde risk saptandığı takdirde kesin tanının konulması için bebekten sıvı alınması), kordosentez (kalıtsal kan ve metabolizma hastalıklarının tespiti için ultrason kontrolü altında karın duvarından girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kanın alınması.)
5. ve 6. ay

İkinci düzey USG (Detaylı ultrasonografi), Doppler USG (Kan damarlarında kan akımlarının ölçülmesiyle gelişme geriliği olup olmadığı ile ilgili öngörüde bulunmayı sağlayan ultrasonografi)
OGTT (Oral glukoz tolerans testi – Gebelikte şeker hastalığı tanısı için yapılan şeker yükleme testi. Hiçbir belirti vermeden de gelişebilen gebelik şekeri 24-28’inci gebelik haftaları arasında yapılan iki farklı testle araştırılır. Diyabet açısından daha yüksek risk altında olanlara 100 gram glikoz yüklemesi ile OGTT adı verilen tanı koydurucu test, riski düşük olan anne adaylarına ise 50 gram glikoz ile PPG adı verilen tarama testi uygulanır. OGTT’de birer saat aralıklarla toplam dört kez kan şekeri ölçümü yapılırken PPG’de yalnızca birinci saat tokluk kan şekeri ölçülür.)
7. ay

Gerektiğinde indirek coombs testi (Kan uyuşmazlığı teşhisi için yapılır.)
8. ve 9. ay

USG (ultrason) ile takip
NST takibi (Cihaz yardımı ile bebeğin hareketleri sonucu kalp atışındaki artma ve azalmaların saptanması, bunun bir kağıda yazdırılması testi)
Hamilelik testleri annenin ve bebeğin sağlığı açısından çok önemli. Hamileliğinizin durumu ve bu konuyla ilgili sorularınız için doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

Gebelikte Karnın Aşağı İnmesi Doğumun Habercisi mi

Mayıs 16th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Toplumumuzda her durumun bir çözümlemesi mevcut malum. Anne adayının karnı aşağıya indiği anda da çözümleme doğumun başlamasıdır. Hamilelik döneminde gerçekten karının aşağıya inmesi doğumun habercisi olabilir mi diye merak eden anne adayları için bu konudaki bilgileri aktarıyoruz.


Gebelikte Karnın Aşağı İnmesi Doğumun Habercisi mi?
Bebeğin Doğru Pozisyonda Olup Olmadığının Kontrolü Bebeğin başının aşağıda yani doğum için normal pozisyonda olup olmadığını anlamak için gösterildiği gibi başı böyle hissedin.
1. Anne nefes verip ciğerlerindeki bütün havayı boşaltmalıdır.
Leğen kemiğinin hemen yukarısına başparmak ve iki parmakla bastırın.
Diğer elle rahmin üst kısmına bastırın .
Poposu daha yukarıdaysa üst kısım daha büyük Başı sert ve yuvarlak Bebeğin poposu daha büyük ve geniş.
Popo aşağıdaysa alt kısım daha büyük olur.
2. Dikkatlice bir yandan öbür yana önce bir elle sonra diğer elle itin.
Eğer bebeğin poposu yavaşça bir yana itilirse bütün vücudu hareket eder.
Fakat başı yavaşça yana doğru itilirse sadece boynu hareket eder sırt yerinde kalır.
Bebek hala rahiminyukarısındaysa başını biraz hareket ettirebilirsiniz. Ama doğum olmak üzere aşağıya inmişse hareket ettiremezsin!
Kadının ilk bebeği bazen doğum başlamadan iki hafta önce aşağı iner. Daha sonraki doğumlarda doğum başlamadan önce inmeyebilir.
Bebeğin başı aşağıdaysa büyük ihtimalle doğum kolay olacaktır. Bebeğin başı yukarıdaysa doğum daha zor olabilir ve annenin sağlığı için bir hastanede veya yakınlarında doğum yapması daha emniyetlidir. Bebek yan yatıyorsa annenin hastanede doğum yapması zorunludur. Hem kendisi hem de bebeği tehlikededir.

Ağrısız Doğum Jeli ‘Dianatal’

Mayıs 14th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Doğum yöntemlerine her gün bir yenisi eklense bile doktorlar öncelikle normal doğumu tavsiye etmekteler. Normal doğumdan korkan anne adaylarına müjdeli haber ise ağrısız doğum jeli… Gelişen çağın getirdiği yeniliklerden biri olan bu jel normal doğumun ağrısız bir şekilde gerçekleşmesini sağlıyor.


Ağrısız Doğum Jeli ‘Dianatal’
İsviçre’de geliştirilen Dianatal adlı bir jel, kadınların korkulu rüyası olan doğum sancısını tarihe gömdü. Ameliyat izi olmayan ve bir günde normal hayatına dönen Şadiye Ulutürk, bir kız bebek dünyaya getirdi. Nefes adı verilen bebeğin ve annenin sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.

Muğla’nın Marmaris ilçesinde beş yıldır yaşayan Şadiye Ulutürk (28), dört yıl önce evlendiğini ve 2,5 ay önce anne olduğunu söyledi. Anne olmanın dünyanın en güzel duygusu olduğunu anlatan Ulutürk, şöyle konuştu: “Açıkçası doğumdan korkuyordum. Özellikle dikişli olmasından, kesilip biçilmekten ve canımın acımasından korkuyordum. Ama Dr. Çiğdem hanımın kullandığı bir ilaç sayesinde inanılmaz kolay doğum yaptım ve dikişsiz oldu en güzel tarafı” dedi.

Doğumdan sonrasının da kolay olduğunu anlatan Ulutürk, şöyle konuştu: “Dikişli doğum yapan arkadaşlardan duyduğum şeyler doğum yaptıkları günden sonra oturamıyorlar, rahat hareket edemiyorlar, canlarının acıdığı olmuştu. Ama ben doğum yaptığım gün koltuğa oturdum ve çocuğumu emzirdim. Bir hafta sonra motora bindim.”

Op.Dr. Çiğdem Demirel de ilk doğumlar da hastaların en çok doğumun zor olması, dikişli olması ve doğumdan sonra acı çekmekten çok korktuklarını vurguladı. Hastaların normal doğum yapmakta sezaryene ciddi eğilim olduğunu anlatan Demirel, şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı’nın hekimleri normal doğum yapmaya teşvik etmesine rağmen özellikle batı bölgelerinde hastaları normal doğum yapmaya çok zorlanıyorduk. Çünkü, sezaryenle doğumda dikiş var ve normal doğumda dikiş var. Ege bölgesinde ilk defa jel
uygulamasını Şadiye hanım da denedik. Doğum gerçekten kolay oldu. Dikiş ihtiyacımız olmadı. Taburcu olurken gayet normal gülerek hastaneden çıktı. Birçok hekim arkadaşıma bunu tavsiye ediyorum.”

Sağlık Bakanlığı’nın çok mecbur kalınmadıktan sonra sezaryen paralarını ödemediğini söyleyen Demirel, sözlerine şöyle devam etti: “Normal doğumu hasta istemiyor, sezaryeni devlet ödemiyor. Hastalar ikilem içinde kalıyor. İsviçre’de icat edilen bir jel doğumu kolaylaştırıyor ve ağrıyı önlüyor. Dikişe ihtiyaç duymayacağımız bir yöntem. Jel, Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı. Tüm eczanelerde bulunuyor.

Hiçbir yan etkisi yok. Jelin içinde glikoz, selüloz, karbomer ve su bulunuyor. Doğum anında jel sürtünmeyi ortadan kaldırıyor ve doğumu kolaylaştırıyor. Doğanın dengesi normal doğumla sağlanıyor. Bütün dünya sağlık örgütleri de normal doğumu öneriyor. Üretilen mucize jelle normal doğumda artık ameliyat yok, kan yok, dikiş yok. Kadınların normal doğumdan korkması için hiçbir neden yok.”

Suda Doğum

Mayıs 14th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Doğum anne adaylarının korkulu rüyası olmaktan çıkıyor… Gün geçtikçe yeni doğum alternatifleri piyasaya sunuluyor ve anne adaylarının seçenekleri artıyor. Sizler için suda doğum konusunu araştırdık, buyurun suda doğumun ayrıntılarına.
Suda Doğum
Su altında doğumdaki ana amaç, kişilerin streslerinin azaltılması, doğumda kullanılan ağrı kesici ilaçların azaltılması, doğumun daha hızlı, daha konforlu ve rahat bir şekilde seyretmesi ve perine-vajina kaslarının mümkün olduğunca gevşetilmesidir.
Suda doğum yaptıran hekimler; ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin gebenin kendisini daha rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler.

Tarihçe
Aristotle (MÖ 6.yy), suyun hayatın en önemli prensibi olduğunu ifade etmiştir. Yine eski Mısır’da seçilmiş bazı bebekler su içinde doğurtulurdu.

Bilimsel kayıtlara geçen ilk su altı doğum ise 1803 yılında Fransa’da yaşayan bir kadının, hekim yardımı olmaksızın bir tesadüf sonucu, doğumu kendi kendine gerçekleştirmesidir.
1960′lı yıllarda ilk defa eski Sovyetler Birliği’nde Igor Charkovshy bu konuda deneme çalışmalarına başlamış, Onu 1978-1985 yılları arasında Fransa’da yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pek çok doğumu gerçekleştirmiştir.
Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında yaygınlaşmamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransa’nın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinik ve hastanelerde uygulanmaktadır.
1994-1996 yılları arasında İngiltere’de gerçekleşen doğumların %0.6′sı suda olmuş ve bu doğumların da %9′u evde ebe yardımı ile gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2 olup istatistiksel olarak normal doğumdan farklı değildir.
Suda doğum nasıl gerçekleşir?
Tam teşekküllü hastanelerin bazılarında suda doğum için özel olarak hazırlanmış küvetler mevcuttur. İdeal olarak 37 santigrad dercede su içine gebe ve hekimin özel ekipmanlar ile girerek doğumun gerçekleşmesi sağlanmaktadır.
Burada suyun çok sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir. Bu da hem anne adayını hem de bebeği risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı da görülebilir.
Suda doğumun avantajları nelerdir?
Teorik olarak en büyük avantajı; ılık suyun kasları gevşetmesi, zihinsel rahatlık sağlaması ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum sürecinin yaşanmasıdır.
Diğeri ise 38 hafta boyunca suda gelişen fetüsün yine sıvı bir ortamda yaşama adım atacağı düşüncesidir.
Suda doğumdaki amaçlar nelerdir?
Amaçlar Doğum Eyleminde ve Doğum sonrasında olarak ikiye ayrılabilir:
A- Doğum Eylemindeki Amaçlar
Hidroterapinin hem hidrotermal (perinede,vajinada ve servikste rahatlama ) ve hem hidrokinetik (suyun meme başını uyarmasına bağlı olarak endojen oksitosin salınımı) etkilerini sağlamada faydası bulunmaktadır.

Aşağıdaki temel kavram dikkate alınarak tıbbi girişim için gereksinimi en aza indirmek amacıyla girişimsel olmayan bir gevşeme ve ağrıyla başa çıkabilme yöntemi sunmaktadır:

Anne adayının sudaki göreceli ağırlıksızlığı su içindeki bedenin tüm yüzeylerinde eşit basınç yaratarak ( bedenin altındaki yatak şiltesinin sürekli aynı noktada uyguladığı basıncın zıddı olarak) harcanan enerjiyi azaltır ve anneyi destekler.
Gevşemeyle birlikte anne adayı daha az ağrı hisseder. Daha az ağrı,daha az endişeye neden olur ve bu durum da adrenalin düzeylerini düşürerek endojen oksitosin ve oksijen akışının sürekli olmasını sağlar.
Kalpten çıkan İnferior vena cava damarına dışarıdan bası olmadığı için rahme giden kan akımı artacak ve rahimdeki kas dokusuna daha fazla oksijen gitmesi daha etkili kasılmalara neden olacaktır.
Suda hafif vazodilatasyon (damarlarda genişleme) gerçekleşir ; bu durum anne adayının kan basıncını hafif düşürür ve nabzını hafif yükseltir. Sonuçta uterusa ve fetusa giden oksijen miktarı artar.
Anne adayının doğum eylemi esnasında fetal inişe yardımcı olabilecek bir konum almasını sağlar.

B- Doğum Sonrası Amaçlar
Doğum yapan kadına doğum masasına oranla, daha esnek ve daha düşük riskli bir ortamda doğurma seçeneği sunmaktadır.
Doğum eyleminin normal fizyolojik sürecini hızlandırarak; bu eylemin hastalık gibi görülmesinden çok, bir iyilik durumu olduğunun düşünülmesini sağlamaktadır.
Anne adayının kendi doğum yapma sürecinin denetimini sağlamasına yardımcı olmaktadır.
Yenidoğanın yeni bir dünyaya daha yumuşak bir şekilde geçişini sağlamaktadır.
Suda doğum kimler için uygundur?
Öncelikle anne adayı hidroterapi isteğini belirtmiş ve doğumunu yaptıracak kişiye onay vermiş olmalıdır.
Anne adaylarının tekrar eden, tedavi edilmemiş vajen, idrar yolu ve cilt enfeksiyonları olmamalıdır.
Anne adayının ve fetusun yaşamsal bulguları normal sınırlar içinde olmalıdır ve sıcak suya girmeden önce bebeğin reaktif bir NST’si olmalıdır.
Sıcak su içindeyken anne adayının ve fetusun yaşamsal bulguları aralıklı olarak izlenmelidir.
Kimler için uygun değildir?
Anne adayının ateşinin 38 santigrad değerinden yüksek olması veya anne adayında enfeksiyon şüphesi olması
Amnionit (plasental zarların enfeksiyonu)
Fetal distres (rahim içindeki bebeğin sıkıntıya girmesi)
Fetal kalp atımını dinlemenin uygun olmadığı ve sürekli elektronik fetal kalp atımı izleminin gerektiği her türlü durum.
Yüksek Riskli Gebelikler:
- Aşırı vajinal kanama
- Fekal materyal (koyu mekonyum vb ) tarafından kirletilmiş amniotik sıvı
- Pozitif HIV (Aids testi) durumu
- Malprezentasyon (Bebeğin kanal içine girişindeki farklılıklar)
- Koyu partiküllü mekonyum ( Perinede aspirasyonu gerektirebilecek derecede)
- İlk trimester USG ile doğrulanan gestasyon yaşının 36 haftadan küçük olması
- Cheshire Tıp Merkezi’nin veya hekimin inisiyatifinde olan herhangi bir diğer durum
Suda doğumun dezavantajları nelerdir?
Gebenin “travay” yani ağrı eylemi sırasında bebeğin NST (Eksternal tokografi) ile kalp atımlarının izlenememesi bir dezavantajdır.
Yine, bebeğin göbek kordonunun kısa olması gibi durumlarda aniden su yüzüne çıkan kordon kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Bu da kan transfüzyonu gereksinimini arttırabilir.
Sonuç olarak…
Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran pek çok araştırmalarda yarar veya zarar etkisi açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı çok üstün avantaj ya da dezavantajları bulunmamakla birlikte, suda doğum özellikle son yıllarda pek çok çift tarafından tercih edilen “alternatif bir doğum yöntemi” haline gelmiştir.
Bu konuda hekim tecrübesi, hastane koşulları ve çiftlerin görüşleri ortak olarak değerlendirilmeli ve karar bu yönde şekillendirilmelidir.

Hamile Kalamama Nedenleri

Mayıs 14th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Gebeliği engelleyen fizyolojik ve psikolojik etmenler bireylerin aile hayatlarını kötü etkilemektedir. Eğer sizde hamile kalmak istiyorum ancak başaramıyorum diyorsanız ve sebebini anlayamıyorsanız bu yazımız sizler için;
Hamile Kalamama Nedenleri


Erkekte Sperm Üretimi ve Sperm İletilmesi ile İlgili Problemler
Erkeğe bağlı olarak hamile kalınaması durumunda ilk önemsenmesi gereken sebep sperm üretimindeki problemler yada spermin iletimi ile ilgili problemlerdir. Erkek sperm sayısının düşük olması (diğer adı oligospermi) ve hiç sperm olmaması (diğer adı azospermi) doğumsal hastalık olabileceği gibi, varikosel rahatsızlığı geçirenlerde, vazektomi yaptıranlarda, karın bölgesinden yapılan ameliyatlarda vaz deferensin istenmeden kesilmesi sonrasında da ortaya çıkabilir. Aşırı sigara ve alkol kullanması diğer nedenler arasındadır. Erken boşalma yada ereksiyon sorunu yaşayan erkeklerde sperm üretimi olsa bile üretilen spermin gerekli yere ulaşmasını sağlayamayacağından hamile kalamama nedeni olabilir. Ayrıca az cinsel ilişki de hamile kalamama nedeni olmasa da geç hamile kalma nedeni olabilmektedir.

Yumurta Hücresi Üretimi İle İlgili Problemler

Kadına bağlı gebe kalınamaması durumlarında en sık rastlanılan sebep kadında ovulasyon yani döllenebilecek yumurta hücresi üretimi olmamasıdır. Bu durum polikistik over sendromuna bağlı olabileceği gibi, kadında yumurta hücreleri menopoz ya da erken menopoz sebebi ile tükenmiş de olabilir. Az görülen bir neden olarak da kadında yumurtalıkların hiç olmaması sayılabilir. Bu durumun en belirgin belirtisi ise hiç adet görmemiş olmamadır.
Menapoz, kadın yumurtalıklarında yumurtlama için kullanılabilecek yumurta hücrelerinin olmaması durumudur. Erkeklerde yaşam boyunca sperm üretimi devam eder. Ancak kadın da durum farklıdır, kadın doğduğunda belli sayıda yumurta hücresi ile doğar. Bu sayı yaklaşık 400 dür. Bu sayı tükendiğinde kadında menopoz oluşur. Menopoz Türk kadınları üzerinde yapılan araştırmalara göre ortalama olarak 47 yaşında ortaya çıkar ve kalıtsal özelliklerden etkilenir, yani annenizin menopoza girdiği yaş sizin menepoz devrenizde önemlidir. Erken menopoz olarak bilinen durum menopozun daha erken ortaya çıkmasıdır. Bu durumun çeşitli nedenleri olabilmesine karşın en sık karşılaşılan neden kalıtsal olarak belirlenen menopoz yaşının düşük olmasıdır.

Yumurta İle Spermin Karşılaşması Ve Birleşmesiyle İlgili Problemler

Gebelik için sperm üretimi ve iletilmesinde sorun olmaması, ovulasyon yani yumurtlamanın da normal olması yeterli değildir.
Yumurtalıktan karın boşluğuna atılan yumurtayı, Fallop tüpünün saçakları tutar ve tüpün içine gönderir, burada yumurta hücresi spermlerle birleşerek döllenir, bundan sonra döllenen zigot tüpteki yolculuğuna devam eder ve rahim iç tabakasında kendine uygun bir yer bularak yerleşir. Buraya kadar yazılanlar olması gerekenlerdir. Bunun için de dış ortamdan vajinaya, vajinadan rahimağzına, rahimağzından rahim iç tabakasına, buradan da Fallop tüplerine, Fallop tüplerinden karın boşluğuna uzanan yol tümüyle açık olmalıdır.
Ancak bu süreçte problem oluşturabilecek çok sayıda durum vardır:
Bu süreçte ilk işlem dış ortamdan vajinaya geçiştir, en son kısmı da fimbriyalarla karın boşluğu bağlantısıdır.Kadınlarda an az görülen tıkanıklıklar sürecin en başında yer alanlar, daha sık görülen tıkanıklıklar ise yolun en sonunda görülenlerdir. Daha anlaşılır anlatmak gerekirse kızlık zarı doğuştan tümüyle kapalı olabilir, vajina, rahim ağzı veya rahim yine doğuştan hiç olmayabilir. Fakat bu doğumsal kusurlara çok az rastlanır.
Tüplerin tıkalı olması:
Tüplerin tek taraflı tıkalı olması durumu, hamile kalmayı engellemesi düşük bir durumken, kadında tüplerin iki taraflı olarak tıkanması kesin bir hamile kalamama nedenidir. Bu tek taraflı veya iki taraflı tüplerin tıkalı olması durumunun nedeni daha önceden geçirilen pelvik enfeksiyonlardır. Bununla birlikte endometriyozis hastalığı, tüplerde basıya neden olan miyomlar, pelvisteki yapışıklıklar tüplere dıştan bası yaparak, ya da yumurtalıktan atılan yumurta hücresinin Fallop tüplerinin saçakları tarafından yakalanmasını engelleyerek hamile kalamama nedeni olabilirler.
Asherman sendromu sorunu:
Daha önce problemli kürtaj yaptıran kadınların rahim iç tabakasının belli kısımlarında yapışıklığa sebep olduklarında hamilelik ürünü rahim içinde yerleşmek için uygun bir alan bulamayabilir.
Kadında doğumsal genital, vajinal anatomik bozukluklar:
Rahim içinde yeralan septumlar, rahim içi şekil bozuklukları, tam gelişmemiş rahim, çift rahim vb. gibi durumlar düşük ya da erken doğum nedeni olsalar da hamile kalamama durumuna önemli katkılarda bulunabilirler.
Hamile kalamama sorununda bilinmeyen nedenler:
Bazı kadın ve erkeklerde yapılan incelemelerde hiçbir problem oluşturacak unsur bulunamaz. Fakat gebelik oluşmadığına göre mutlaka bir sebebi vardır. Nedeni açıklanamayan infertilite olarak isimlendirilen bu durumundaki insanlar çeşitli nedenlerle zor gebelik oluşturan grup olarak tanımlanırlar. Bu durumdaki çiftler hamilelik için uğraşmaya devam etmelidirler. Sonuçta hamilelik oluşması çok büyük bir olasılıktır.

Epidural Anesteziyle Doğum

Mayıs 13th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Anne adayları için doğumun çeşitleri artıyor ve doğum yaklaştıkça seçenekleri masaya yatırıp hangisi olsa diye düşünmeye başlıyorlar.Bu yazımızda doğum çeşitlerinden biri olan Epidural Anesteziyle Doğum’u anlatacağız.Epiduralle doğum nasıl olur,kimler yapabilir ya da kimlere yasaktır öğrenmek isteyenler için:

Epidural Anesteziyle Doğum
Epidural Anestezi Nedir?
Epidural anestezi vücudun belirli bir bölgesindeki ağrı iletimini durduran bölgesel ya da lokal bir anestezi çeşididir.
Yöntem, bir anestezi uzmanı (anestezist) tarafından uygulanır. Doğum ağrısını kontrol altına almanın en etkili yöntemi olmakla birlikte sadece bu amaçla kullanılmaz.

Sezaryen gibi bel seviyesi altında yapılan pek çok ana cerrahi girişim epidural anestezi altında yapılabilir.

Uygulamadaki prensip, omuriliği çevreleyen ve “dura” adı verilen zarın etrafına lokal anestezik madde verilerek ağrı uyarılarının beyine ulaşmasının engellenmesi sonucunda ağrı hissinin ortadan kalkmasıdır.

Eğer bu bölgedeki motor işlevi sağlayan sinirler de baskılanırsa tam bir anestezi meydana gelir ve uygulama yapılan bölgenin altında kalan kısımda his ile birlikte hareket kabiliyeti de ortadan kalkar. Kişi bu durumda geçici süreyle bacaklarını ne hissedebilir ne de oynatabilir. Bu sezaryen ameliyatlarında uygulanan epidural anestezidir.

Epidural anestezinin normal doğumda uygulanmasındaki amaç sadece ağrıyı gidermek olduğundan, epidural aralığa sezaryen ameliyatlarına göre daha az dozlarda lokal anestezik ile birlikte güçlü ağrı kesiciler de verilir. Bu sayede motor kayıp olmayacağından anne adayı ağrı duymadığı halde dokunmaları hissedebilir ve bacaklarını oynatabilir.
Lokal anesteziğin miktarı çok düşük tutularak anne adayının normal doğum eylemi sırasında yürüyebilmesi dahi sağlanabilir.

Epidural Anestezi Nasıl Uygulanır?

Normal doğumda rahim kasılmaları düzenli hale geldikten sonra ya da rahim açıklığı yaklaşık 4 cm.ye ulaştığında (bu dönem ağrıların hissedilmeye başladığı ‘aktif faz’ olarak adlandırılır) epidural anestezi yapılabilir.

Anne adayı yan yatar ya da oturur pozisyondayken kateterin (ince boru) takılacağı bel bölgesindeki alan önce antiseptik solüsyonlar ile temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür.

Daha sonra kateterin gireceği bölüm iğneyle uyuşturulur, ardından kateter ciltten bel bölgesindeki omurların arasına kadar itilerek dura zarı çevresindeki epidural aralığa yerleştirilir.

Kateterin dışarıda kalan ucu flasterler ile hastanın sırtı boyunca sabitlenerek kayması engellenir.

Böylelikle dışarıda kalan uçtan gereksinim halinde enjektör yardımıyla istenilen miktarda lokal anestezik ilaç yapılabilir.

Normal doğumda, kateter yerleştirilip ilaç verildikten yaklaşık 15 dakika sonra anne adayı kasılmaları hissetmesine rağmen ağrı duymamaya başlar. Doğum uzadığında veya ilacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında ise ek dozlar verilebilir. Bu şekilde doğum gerçekleştirildikten sonra epizyotomide de ek bir anesteziye gerek kalmaz.

Vajinal doğumu takiben hemen, sezaryeni takiben ise genellikle 24-36 saat sonra uygulamaya son verilerek kateter çekilip çıkartılır.

Anestezi amaçlı epidural kateter takılması işlemi hastalar açısından son derecede kolay tolere edilebilir, acısız ve rahat bir uygulamadır.

Kateterin epidural boşluğu girdiği anda bacakta elektrik çarpmasına benzer bir his oluşması dışında hastada rahatsızlık oluşmaz. İşlemin uygulamasında en önemli nokta ise işlemi yapan anestezi uzmanının deneyimidir.

Epidural Anestezinin Avantajları Nelerdir?
Doğum sancılarının giderilmesinde en etkili yoldur.
Genel anesteziye göre riski daha azdır.
Annenin bilinci açık olduğu için sezaryen sırasında doğuma katılabilir, hatta ameliyat devam ederken bebeğini kucağına bile alabilir.
Uygun zamanda uygulanırsa normal doğumun ilerlemesini hızlandırır.

Epidural Anestezinin Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
Epidural anestezide risk sanılanın aksine deneyimli anestezi uzmanları tarafından uygulandığında son derece azdır.

En sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir (hipotansiyon). Bu problemi önlemek için, işlemden hemen önce damar yolundan yaklaşık bir litre kadar sıvı hızlı bir şekilde verilerek damar yolunun dolması sağlanır.

Ayrıca, işlem sonrası baş ağrıları, yetersiz anestezik madde uygulanmasına bağlı tek taraflı anestezi oluşması, kullanılan ilaçlara bağlı hafif derecede alerji ve cilt döküntüleri, enfeksiyon, nadiren ıkınma hissini ortadan kaldırarak doğum süresinin uzaması, işlem sonrası idrar yapmada geçici zorluklar ve yine çok çok nadiren felç gelişimi gibi problemler sayılabilir.

İşlem deneyimli ellerde uygulandığında, bu tür problemlerin gelişmesi son derecede nadirdir.

Epidural anestezi hem vajinal hem de sezaryen ile doğumların son derece konforlu geçmesini sağlayan ve 25 yıldır modern tıpta yeri olan bir yaklaşımdır. Her anne adayı bu uygulamadan yararlanması için teşvik edilmelidir. Genel anestezinin risklerinin epidural anesteziye göre daha fazladır.

Epidural Anestezi (Ağrısız doğum) Kimlere Uygulanmaz?
Kanama bozukluğu olanlarda
Antikoagülan (pıhtılaşmayı önleyici) tedavi alanlarda
Uygulama bölgesinde enfeksiyon-yanık varlığında
Anne adayının uygulamayı reddetmesi durumunda uygulanmaz.

Premature Bebek

Mayıs 10th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Gelişen çağa uyum sağlayan gebelik sorunlarından biri de erken doğum sıkıntısıdır. Bebeklerin erken gelmeleri halinde tam olarak organları gelişmediği için prematüre olarak nitelendirilmekteler. Bu yazımızda sizleri prematüre bebekler konusunda bilgilendireceğiz.

PREMATURE BEBEK
Anne karnındaki bebek (fetus), rahim içinde amniyon sıvısı denilen bir sıvıda büyür ve fetusun başta oksijen olmak üzere her türlü gereksinimi ve beslenmesi gebelik eşi (plasenta) aracılığı ile olur ve atıklar yine plasenta aracılığı ile atılır. Yani fetusun beslenmesi kan dolaşımı aracılığı ile olmaktadır. İşte plasentayı da etkileyecek kan dolaşımındaki sorunlar, annedeki bazı problemler, fetusun içinde bulunduğu rahimdeki bozukluklar ya da fetusun kendisine ait hastalıklar zamanından önce doğuma (prematüre) neden olabilecektir. Bu nedenleri kısaca gözden geçirelim.
Anneye ait nedenler:
Anne yaşı: Gebe annenin yaşı doğum zamanı ile ilişkilidir. Doğum zamanından başka bebeğin anne karnındaki büyümesi, doğumdan sonraki bakım da anne yaşından etkilenir. Geç yaş gebeliklerinde Down sendromu (Mongol bebek) gibi kromozom anormallikleri, erken yaş gebeliklerinde ise annede yüksek tansiyon ile seyreden ve eklampsi olarak adlandırılan durum sıktır. İdeal gebelik yaşı 20-30 yaş arasıdır. 17yaş öncesi ve 35 yaşından sonraki gebelikler risklidir.
Düşük sosyoekonomik düzey: Yoksulluk, küçük yaşta gebelik, yetersiz beslenme ve yetersiz gebelik bakımı gibi nedenlerle premetüre bebek doğurma riski artar. Amerika’da 1994 yılında prematüre bebek doğum oranı beyazlarda %9.6 iken, ekonomik düzeyi daha düşük olan zencilerde bu oran %18.1 olmuştur.
Sık doğum: Ülkemizde maalesef gebelik kontrolü çok yetersiz olduğu gibi, iki gebelik arası süre de çok azdır. İki gebelik arasında en az iki yıl olması gerekir.
Hipertansiyon: Kan dolaşımı aracılığı ile beslenen fetus, annenin hipertansiyonundan etkilenecektir. Hipertansiyon önceden olabileceği gibi gebelikte de ortaya çıkabilir. Gebelikte hipertansiyonla beraber idrarda protein kaybı ve şişlik ile birlikte olan ve eklampsi olarak adlandırılan (eskiden gebelik zehirlenmesi denilirdi) durumunda bebeğin yanında annenin de yaşamı tehlikeye girebilmektedir. Annedeki hipertansiyon olunca doğum ağırlığı düşük bebek yanı sıra erken doğum riski de artacaktır.
Kronik hastalık: Kalp, böbrek, akciğer, damar hastalığı gibi annedeki hastalıklar prematüre bebek doğum riskinin artmasına neden olurlar. Bu hastalıkların çoğunda damar yapılar dolayısı ile fetus ta etkilenmektedir.
Enfeksiyon: Erken doğumların %16’sında amnion mayide enfeksiyon vardır. Enfeksiyonda vücudun salgıladığı ve vücudun savunma mekanizmasını oluşturan bazı maddeler, rahmin kasılmasına neden olarak erken doğuma neden olurlar. Bu nedenle gebe kadında idrar yolu enfeksiyonu gibi her türlü enfeksiyonun saptanarak uygun antibiyotik tedavisi ile erken doğumun önlenmesi gerekir.
Sigara veya uyuşturucu kullanma: Gebelikte sigara kullanımı, fetus ve plasentada bir yandan karboksihemoglobinin artıp oksijenin azalmasına, bir yandan da içerdiği nikotin ile prematüre bebek doğum riskinin artmasına neden olacaktır.
Kokain ve amfetamin gibi keyif verici ilaçlar, prematüre doğuma neden olurlar. Kokain, plasentanın ayrılmasına ve annede hipertansiyona neden olmakta, ayrıca direk olarak rahmin kasılmasına da neden olarak prematüre doğuma neden olmaktadır.
Genital Nedenler:
Rahim ve doğum kanalındaki yapısal bozukluklar (örneğin rahim içinde tümör, rahimin bir zarla ikiye bölünmüş olması) prematüre bebek doğuma neden olurlar. Bunlardan Servikal yetersizlik olarak adlandırılan durumda düşük ya da erken doğum olmakta, bunun için de gebelere doğum zamanına kadar yatak istirihati verilerek erken doğum önlenmeye çalışılmaktadır.
Plasental: Plasentanın incelenmesi gereken durumlardan biri de prematüre doğumlardır. Plasentanın çeşitli bozukluklarında düşük doğum ağırlığı ve erken doğum riski vardır. Plasentanın yapısal bozukluklarından başka erken doğuma neden olan durumlar;
Plasenta Dekolmanı: Plasentanın erken ayrılması durumudur.
Plasenta Previa: Plasentanın yerleştiği yerin, rahimin daha alt kısımlarında olması durumudur.
Fetal Nedenler:
Hidrops fetalis: Kan uyuşmazlığına bağlı ya da başka nedenlerle vücutta yaygın şişliğin olduğu ve bir durumdur. Erken doğumdan çok bu tabloya neden olan asıl nedene bağlı bebeğin durumu ağırdır.
Çoğul gebelik (ikiz, üçüz vb): Çoğul gebeliklerde genellikle erken doğum olur. Bebek sayısı arttıkça gebelik süresi kısalır. İkiz fetuslarda gebelik haftası 35 haftalık iken doğum oranı normalden iki kat, 33 haftalık doğum oranı üç kat, 29 haftalık doğum oranı ise 4 kat daha fazladır. Erken doğumun nedeni, rahim içi hacimin büyümesi ve doğum kanalının genişlemesidir.
Fetal anomali : Bebeklerin %3-5′i bazı anormalliklerle doğabilirler. Bu bebeklerde erken doğum oranı daha fazladır.
Diğer nedenler:
Erken membran rüptürü: Amniyon sıvısını içeren su kesesisin doğum zamanı gelmeden önce açılması durumudur (Normalde doğum sırasında su kesesi açılır). Birlikte enfeksiyon riski de vardır.
Polihidramnios: Amniyos sıvısının normalden fazla olması durumudur. Artan rahim içi hacim nedeni ile erken doğum olur

Gebelikte varis oluşumu

Ekim 23rd, 2010 Posted in Gebelik Tags: ,

Gebelikte varisin artma sebebleri ile ilgili sizlere merak etti?iniz ve bilmek istediğiniz bilgileri aktarı yoruz
Hamilelik özel bir dönemdir. Anne adayları herkesin bildiği gibi mide bulantıları , ba? dönmeleri, ağrı lar, uykusuzluk, yorgunluk ve kramplar gibi sorunlarla karşılağırlar. Hamilelik öyle bir dönemdir ki, bir çok problemin ortaya çıkmasını kolayla?tırı r. Dayanılmaz ağrı lara ve ho? olmayan görüntülere neden olan varis de bunlardan biridir. Hamilelikte varisler büyük bir ço?unlukla bacaklarda meydana geliyor. Ream more »

Hamilelikte fetal büyüme

Hamilelikte fetal büyüme sebebleri ve tedavi yolları yla ilgili bilgiler aradığınız bir çok sorunun cevab?nı burada bulacaksınız. fetal büyüme
Rahim İçi Geli?me Geriliği (R?GG): Hamileliklerin ortalama yüzde 3 ila 5?inde, bebek­lerde, doğum zamanına, hamilelikyağ?na göre kü­çük olan veya plasenta yetersizliği olarak da bilinen geli?me geriliği görülmektedir. Rahim içi geli?me geriliği, bebeğin doğumdaki kilosunun hamilelik yağ?na göre olması gerekenin 5. sentil altında ol­ması olarak tanımlanabilir. R?GG doğum öncesi ölüme neden olan en önemli (Prematürite ve do­?umsal anormalliklerden sonra) üçüncü bozukluk­tur. Bu yüzden doğum öncesi tetkikler sırasında R?GG riski altında olan bebekler te?his edilmeye ça­lığılmaktadır. Ream more »