Pişik ve Nedenleri

Annelerin en çok korktukları şeylerden biridir bebeklerinin pişik olması.Pişiği önlemenin ve tedavi etmenin temel kuralı alt bezinin kapladığı alanın temiz, kuru ve serin tutulmasıdır. Bu amaç bebeğin alt bezi sıklıkla değiştirilmeli ve olabildiğince altı açık tutulmaya özen gösterilmelidir. Böylece bebeğin teni hava aldıkça koruyacaktır.


Pişik ve Nedenleri
Pişik genellikle alt bezinin bebeğinizin tenine temas ettiği noktada hafif kabartılı bir kızarıklık biçiminde ortaya çıkar. Kötüleştiği zaman kızartılı küçük şişlikler, içi su dolu kabarcıklar ve buna benzer biçimde bebeğe acı veren deri değişiklikleri görülebilir.

Eğer pişik infekte olursa bu deri döküntüleri parlak kırmızı bir renk alabilir ve genişleyebilir. Küçük kırmızı döküntüler bezin temas alanının dışında çıkarak yayılabilir.

Pişiğin Nedenleri

Pişik, Bebeğin hassas derisinin beze sürtünmesiyle tahriş olması sonucunda oluşur. Bu tahrişin nedeni alt bezinin küçük gelmesi, çok sıkı bağlanmış olması ya da gerekli sıklıkta değiştirilmemesidir. Çocuk bezi üzerinde uzun süre bırakılan plastik donlar sıcak ve nemli bir ortam yaratarak bakterinin gelişimini kolaylaştırır. Bu durumda pişik “infekte” olur. Eğer pişik infekte olmuşsa bu genellikle bir mantar enfeksiyonudur ve buna neden olan da genellikle Candida adıyla bilinen bir mantardır. Böyle bir durumda aynı zamanda deriyi etkileyen başka mikroplar da (bakteriler) olabilir. Enfeksiyon pişiğin tedavisini çok güç bir hale getirebilir.

Eğer kumaş alt bezi kullanıyorsanız bu bezleri temizlemek için kullandığınız sabun ve temizleyiciler de tahrişe neden olabilir. Aynı zamanda kullanıp atılan tipte hazır alt bezlerinin bazı veya bebeğinizin altını temizlemek için kullandığınız hazır “ıslak bez” ler de tahrişe neden olabilir.

Pişik Nasıl Önlenir?

Pişiği önlemenin ve tedavi etmenin temel kuralı alt bezinin kapladığı alanın temiz, kuru ve serin tutulmasıdır. Bu amaç bebeğin alt bezi sıklıkla değiştirilmeli ve olabildiğince altı açık tutulmaya özen gösterilmelidir. Böylece bebeğin teni hava aldıkça koruyacaktır. Uyku sırasında bebeğin altını kumaş bezle bağlamak geçerli bir yöntemdir. Bu durumda bebeğin altı uykuya daldıktan hemen sonra kontrol edilmeli ve ıslaksa hemen değiştirilmelidir. Bu kontrolün bebeğin uykuya dalmasından hemen sonra yapılmasının nedeni bebeklerin idrarlarını genellikle bu arada yapmalarıdır.

Bebeğinizde pişik oluşumunu önlemek veya ortaya çıkmış bir pişiği tedavi etmek için aşağıdaki yöntemleri deneyin. Eğer sonuç alamazsanız doktorunuzla konuşun. Doktorunuz size kısa bir süre için kortizonlu bir preparat önerebilir. Ancak borik tinkür içeren herhangi bir bileşiği doktorunuz özel olarak önermediği sürece kullanmamalısınız, bu bebeğinizin cildine zarar verebilir.

Eğer Bebeğinizin Pişiği Mikrop Kapmışsa;

Bebeğinizin pişiği infekte olmuşsa bu durumda doktorunuza başvurmalısınız. Doktorunuz infeksiyonun tedavisi için başka bir tedavi önerecektir.

Pudralamak Yararlı mıdır?

Halk arasında sıkça kullanılan Talk pudrası ve mısır nişastası sanıldığı gibi bebeğin hassas cildine iyi gelmemektedir. Bu nedenle talk pudrası ve mısır nişastası kullanmanızı önermiyoruz. Talk pudrası bebeğinizin ciğerlerine zarar verebilir, eğer bir mantar infeksiyonu varsa mısır nişastası bunu kötüleştirebilir.

Bebeğim İçin Özel Bir Bez Kullanabilir miyimı

Eğer kumaş alt bezi kullanıyorsanız bezleri yıkadıktan sonra 15 dakika kadar kaynatarak tüm mikropların ölmesini ve kimyasal maddelerin uzaklaştırılmasını sağlamalısınız. Bazı hazır alt bezleri içerdikleri emici bir jel sayesinde derinin kuru kalmasını sağlayabilirler. Bu tip alt bezlerinin kullanımı bazı bebeklerde pişik oluşmasını önleyebilir. Ancak burada unutulmaması gereken en önemli nokta alt bezlerinin sıklıkla değişmesi gerektiğidir.

Pişiği Önlemek Ve Tedavi Etmek İçin İpuçları:

Bebeğinizin alt bezini saat başı kontrol edin ve ıslandığı zaman hemen değiştirin.

Alt bezi değişiminde bebeğinizin altını dikkatle temizlemelisiniz. Bu temizliği yaparken ılık, çok hafif sabunlu veya duru su kullanabilirsiniz.

Bebeğinize yeni alt bezi bağlamadan önce altının iyice kuruluğundan emin olmalısınız.

Bebeğinizin cildini nemden korumak için çinko asit içeren kremler, A ve D vitamini içeren kremler veya vazelin kullanabilirsiniz.

Alt bezinin üzerine sentetik malzemeden yapılmış giysiler giydirmeyin.

Eğer pişik devam ediyorsa kullandığınız alt bezinin tipini, alt temizliğinde kullandığınız “ıslak” mendilleri veya sabunu değiştirmelisiniz.

Eğer kumaş alt bezi kullanıyorsanız bu bezleri yıkadıktan sonra kimyasal maddelerden ve mikroplardan arındırmak için en az 15 dakika süreyle kaynatmalısınız.

Eğer Bebeğinizde Aşağıdaki Belirtileri Gözlemlerseniz;

Pişik bebek henüz 6 haftalık iken ortaya çıkarsa,

İçi su dolu kabarcıklar ve küçük yaralar oluşmuşsa,

Bebeğinizin ateşi varsa,

Bebeğiniz kilo kaybediyor veya her zamanki kadar yemiyorsa,

İçi su veya cerahat dolu büyükçe kabartılar meydana çıkmaya başlamışsa,

Kırmızı döküntüler kollara yüze veya saçlı deriye doğru yayılıyorsa,

Yukarıdaki tedavi önlemlerini bir haftadır uyguladığınız halde durumda herhangi bir düzelme görülmüyorsa

HEMEN DOKTORUNUZA BAŞVURUN

Sıcak havada şunları unutmayın!

•Bebeğinizi hiçbir zaman, hele de yazın arabanın içinde yalnız bırakmayın.
•Çok sıcak günlerde, küçük bebekler için ev en iyi ortamdır.
•Sıcak pişiğinden kaçınmak için bebeğinizi sıcak havalarda aşırı giydirmeyin. (Direk güneş altında değilseniz) bir atlet ve çocuk bezi ihtiyacınız olan giysilerdir.
•Sentetik kumaş ve nefes almayan plastik donlardan uzak durunuz.
•Sık sık alınan serinleme banyoları bebeğinizi rahatlatabilir. Bebeğinizi banyoda veya su havuzunda hiçbir zaman yalnız bırakmayınız.
•Kenarlıklı çocuk arabaları ve pusetler havasız olabilir bu nedenle hava sirkülasyonunu sağlamak için kenarlarını açmak gerekebilir.
Bebeğinizin derisi özellikle hassas olup dışarıya çıkıldığında kızgın güneşten korunmak için bir koruyucunuz olmalıdır. Geniş çerçeveli bir şapka yanında gevşek bir pamuklu giysi önerilebilir.

Bebeğinizin güneş koruyucusuna ihtiyaç duyacağı zamanlar olacaktır fakat büyüklerin güneş koruyucuları bebeklerin nazik ve emici derileri için çok güçlüdür.

Sabahları erken saatlerde ve akşamüstü güneşin çok etkili olmadığı zamanlarda bebekle güneşe çıkılabilir. Bebeğinizi gölgede veya bir şemsiye altında tutmak en iyisidir fakat gene de bebekler yansıyan güneşe maruz kalabilirler.

Orta Kulak İltihabı (Ottitis Media-Ottit)

Kulak zarının arka kısmının iltihaplanması olarak bilinen hastalığın bebeklerde de görülmesi olasıdır. Bebeklerde tanısı daha zor olan hastalığın tedavisi uzun sürelidir.Geceleri artan kulak ağrısı, ateşlenme, mide bulanması ve işitme kaybı gibi belirtileri olan hastalığı sizlere tanıtıyoruz.


Orta Kulak İltihabı (Ottitis Media-Ottit)
Tanım
Otit kulak zarının arka kısmının iltihaplanmasıdır. Çoğu zaman üst solunum yolları enfeksiyonları ile beraber görülür.Bebeklerde oldukça sık görülen bir hastalıktır.
Östaki boruları kısa ve dar olduğundan bebeklerin kulak enfeksiyonlarına yakalanma olasılıkları çoktur.
Bebeklerin bazıları sadece bir veya iki defa bu hastalığı geçirip bir daha yakalanmazken, bazıları hiç kulak iltihabı olmazlar Bazıları ise okul öncesi yıllarına kadar sık aralıklarla kulak iltihabı olurlar.
Belirtiler
Bebekler neresinin ağrıdığını söyleyemediği için bunu anlamak daha güçtür. Daha büyük çocuklar kulaklarının ağrıdığını söyleyebilirler.

Akut orta kulak iltihabında genellikle şu belirtiler görülür:

Özellikle geceleri artan kulak ağrısı (Bebekler bazen kulaklarını elleriyle ovar, çeker veya tutarlar; fakat genellikle ağlamak dışında ağrılarını belirten başka bir hareket yapmazlar, hatta bazen bunu bile yapmazlar. Bebek eğer süt emerken veya biberonla beslenirken kulak ağrısı nedeniyle ağlıyorsa bunun nedeni kulak ağrısının çene kemiğine vurmasıdır).
Hafif ateş
Rahatsızlık ve huzursuzluk hali
Genellikle işitme kaybı (geçicidir ancak tedavi edilmeden aylarca kendi halinde bırakılırsa kalıcı olabilir).
Nadiren Mide bulantısı
Bazen İştah kaybı
Nadiren kulak zarının muayenesinde önce pembe bir renk göze çarpar ve sonraları kırmızılık ve şişkinlik görülür ( gerçi bebeğin kulağı ağlama nedeniyle de kızarabilir) Tedavi edilmezse basınç kulak zarını patlatarak kulak kanalına iltihap dolmasına ve daha çok acı vermesine neden olur. Kulak zarı zaman içinde kendiliğinden iyileşebilir, fakat tedavi, daha ilerde olabilecek hasarı önler.
Bazen kulak içinde su bulunması dışında hemen hemen hiçbir belirtiye rastlanmaz.
Bazen emme veya yutma sırasında hava kabarcığı patlamasına benzer ses duyulması.
Benzer belirtiler yabancı cismin kulağa kaçması durumunda ve solunum yolu enfeksiyonları sırasında ağrı şeklinde ortaya çıkabilir.
Nedenleri
Bazı alerjinler orta kulak iltihabı yapabileceği gibi , asıl neden bakteri veya virüslerdir. Bebekler ve küçük çocuklar dar ve kısa östaki borularına sahip oldukları , kulak iltihaplarına neden olabilecek üst solunum yolu enfeksiyonlarına sıklıkla yakalandıklarından, gelişmemiş bağışıklık sistemleri olduğundan veya genellikle sırt üstü yatarken beslendikleri için orta kulak iltihabı olabilirler.

Çocuklarda ve bebeklerde büyüklere nazaran, östaki borusu kısa olduğu için mikroplar kolaylıkla bu yoldan orta kulağa geçebilirler. Bu boruların kısa olması en ufak bir soğuk algınlığında şişmeden dolayı kolayca tıkanmasına da neden olur. Tıkanık borudan geçemeyen sıvı orta kulakta birikir ve biriken sıvıda bakteriler kolayca üreyebilirler. (genellikle streptokok ve hemoplilus influenza adlı bakteriler).
Bulaşma
Doğrudan bulaşmaz. Genellikle soğuk algınlığı ve gribi takip eder.
Kulak enfeksiyonu aileden kalıtım ile geçen bir hastalık olabilir.

Tedavi
Kesinlikle kendi kendinize tedavi etmeye çalışılamamalı.
Bakteri enfeksiyonu için doktorun uygun gördüğü antibiyotikler kullanılır. Eğer reçete ile verilmişse kulak damlası kullanılır.
Ağrıyı ve ateşi kesmek için doktora gidene kadar ılık su torbası ile ılık kompres yapılabilir.
Bunun dışında kronik enfeksiyonlarda doktorunuzun kulağa genel anestezi altında müdahale etmesi gerekebilir. (tüp ile içindeki sıvıyı boşaltma gibi)
Kulağın rahatsızlığının kronikleşmemesinden emin olana kadar sık sık muayene edilmesinde fayda vardır.
Dikkat: Bazen kulak zarı kendiliğinden delinir ve akar yine doktora göstermek gerekir , çünkü hastalık bitmiş
demek değildir.
Korunma
Etkili bir korunma metodu bilinmemektedir. Ancak aşağıdakiler hastalığa yakalanmış bebekte riskleri en aza indirmede yardımcı olacaktır.

Dengeli beslenmenin, yeterli dinlenme ve düzenli tıbbi bakımın sağlanması
En az 3 ay anne sütü ile beslenme
Bebeğinizin soğuk algınlığı olduğu zaman mümkün olduğu kadar başını yüksekte tutacak bir beslenme ve uyuma biçimi
Bebeğiniz soğuk algınlığı veya alerji olduğunda uçağa bindirmeden önce burun damlası kullanmalı ve bir çok kulak sorununun oluştuğu uçağın havalandığı ve yere indiği zamanlarda bebeğinizi emzirmeli yada biberonla beslemelisiniz.
Bebekler sigara dumanından arındırılmış ortamda bulundurulmalıdır.

Difteri (Kuşpalazı)

Halk arasında kuşpalazı olarak bilinen difteri tedbiri alınmadıkça öldürücü rol alabilen hastalıklardandır. Salgın halinde görülebilen hastalıklardandır. bu yazımızda sizlere Difteri hakkında detaylı bilgiler sunuyoruz.


Difteri (Kuşpalazı)
Tanım
Corynebacterium diphtheriae’nın etken olduğu akut bir infeksiyon hastalığıdır. Hastalığın patogenezinde difteri basilinin oluşturduğu toksinin lokal ve jeneralize etkisi rol oynamaktadır.
Difteri, aşı öncesi dönemlerde salgınlar yapmış, ölümlere neden olmuş bir hastalıktır. Difteri aşısının 1923 yılında geliştirilmesi ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmasından sonra hastalık hemen hemen görülmez hale gelmişken, son yıllarda bazı gelişmiş ülkelerde difteri salgınlarının tekrar görülmeye başlaması bu konuyu güncelleştirmiştir

Etiyoloji
C. diphtheriae; sporsuz, kapsülsüz, hareketsiz, aerop, pleomorfik boyanan, 2-6 µm boyunda ve 0,5-1µm eninde gram pozitif çomak şeklinde bir bakteridir. Boyalı preparatlarda Çin harfleri gibi duruşları tipiktir. Gram boyası yanında Neisser veya Albert boyaları gibi daha spesifik boyalarla boyandığında basil gövdesi sarı- kahverengi, basilin uç kısımlarında bulunan metakromatik cisimcikler (Babes- Ernst cisimcikleri) mor boyanır.

C. diphtheriae kanlı agarda üretilebildiği gibi; ısıtılarak koagule edilen %75 serum ve %25 buyyon içeren Loeffler besiyerinde de üretilebilir. Bu besiyerlerinde normal boğaz florası bakterilerinin üremesi inhibe olduğundan daha saf kültür şeklinde difteri basillerinin üremesi olanaklıdır. Loeffler besiyerinde difteri basilleri gri- beyaz koloniler oluşturur. Ayrıca potasyum telluritli besiyeri de C. diphtheriae için selektif bir besiyeridir. Bu besiyerinde üretildiğinde gri siyah koloniler oluşturur.

C. diphtheriae potasyum tellüritli besiyerinde oluşturduğu koloni morfolojisi, hemoliz özelliği, şeker fermentasyonu ve diğer biyokimyasal özelliklerine göre gravis, mitis, intermedius olmak üzere üç biyotipe ayrılır. Biyotiplerle bakterinin toksin salgılaması ve virulansı arasında ilişki olduğu düşünülmektedir. Şöyle ki; mitis biyotipi daha hafif seyirli difteri olgularına neden olurken, gravis ve intermedius tipleri daha ağır klinik seyirli olgulara neden olmaktadır. Diğer yandan bugün bilinmektedir ki; C. diphtheriae’ nin ekzotoksin salgılaması bakterinin toksin kodlayan genleri taşıyan (tox+) Beta fajla lizojenik infeksiyonuna bağlıdır. Bu fajın lizojenik infeksiyonunda fajın sirküler yapıdaki DNA’sı bakteri DNA’sına entegre olmakta ve böylece bakteri toksin salgılar duruma geçmektedir. Lizojenik faj içermeyen C. diphtheriae suşlarının toksin salgılamadığı gösterilmiştir.

Herhangi bir örnekten izole edilen C. diphtheriae suşunun toksin oluşturup oluşturmadığı in vitro ve invivo deneylerle gösterilebilir. İn vitro olarak Elek besiyerine, üretilen bakteriden çizgi ekimi yapılarak, belli bir aralıkla açılan bir çukura difteri antitoksini damlatılıp inkübasyondan sonra presipitasyon bandı oluşup oluşmadığı değerlendirilmek suretiyle toksin varlığı incelenir. İn vitro deney için kobay kullanılır. Kobay derisi içine sıvı besiyerinde üretilmiş incelenecek bakteri suspansiyonundan verilmek suretiyle ve diğer yandan intravenöz uygulanan antitoksinle nötralize edilerek karşılaştırmalı deri testi ile toksin aranabilir.

Difteri toksini difteri basilinin hücre dışı bir ürünü olup, protein yapısındadır; ısı, ışık ve bekleme ile toksin özelliğini yitirir, toksoid hale döner.
Epidemiyoloji
Aşılama öncesi dönemde epidemiler yapmış, ölümlere neden olmuş bir hastalık olan difteri hastalığı toksoid aşının geriştirilmesi ve yaygın olarak kullanılması ile belirgin bir şeklinde azalmıştır. A.B.D, Kanada ve Avrupa ülkelerinde 1924′den sonra aşılama sayesinde difterili olgu sayısı oldukça azalmış, yıllık insidans 1980′li yıllarda 100.000′de 0,002′nin altında saptanmıştır. Üçüncü Dünya ülkelerinde ise bazı yöreler endemik olarak kalmıştır. Örn: Brezilya, Nijerya, doğu Akdeniz Ülkeleri, Hindistan, Endonezya, Filipinler gibi.

Eski sovyetler Birliğinden ayrılan ülkelerde (Rusya, Ukrayna, Azerbeycan, Beyaz Rusya, kazakistan, Moldova, Tacikistan, Özbekistan) 1990-1993 yılları arasında difteri salgınları tekrar görülmüştür. Bu ülkelerle ilişkili olan diğer Avrupa ülkelerinde (Bulgaristan, Estonya, Almanya, Latvia, Litvanya, Polonya vs.) ve A.B.D’nin bazı eyaletlerinde difteriye bağlı küçük salgınlar zaman zaman görülmeye başlanmıştır. Ülkemizde 1987′de Elazığ’da küçük çaplı bir difteri salgını görülmüştür. Almanya, Finlandiya, İtalya, İngiltere gibi Avrupa Ülkelerinde 1990′dan sonra 20-32 arasında değişen sayıda difteri olgusu bildirilmiştir. Türkiye 1993 yılında Dünya Sağlık Örgütü’ne 69 difteri olgusu bildirmiştir.

Ülkemiz için hem özellikle eski Sovyetler Birliği’nden ayrılan ülkelere ve Doğu Avrupa Ülkelerine ticaret amaçlı ve turistik gezilerin sayısındaki artış nedeniyle, hem de aşılamanın yetersiz olduğu yörelerde zaman zaman ortaya çıkabilmesi açısından difteri önemli bir hastalıktır.

Aşılama öncesi dönemde daha çok 15 yaş altındaki çocukların bir hastalığı olan difteri, son yıllardaki salgınlarda daha çok erişkinleri tutmuştur.

Difteri bir insan hastalığıdır; insandan insana solunum yolu damlacıklarıyla solunum yolundan, solunum yolu salgıları ve deri lezyonlarına temas eden eşyalarla indirek yoldan bulaşır. Kapalı yerlerde ve kalabalıkta bulunma olasılığının artması nedeniyle soğuk havalarda daha fazla görülür.

Difteri hastalığını bulaştıran kişiler çoğu kez boğaz difterili hastalar ve asemptomatik boğaz taşıyıcılarıdır. Tropikal ülkelerdeki fakir kişiler, ılıman iklimli ülkelerde alkolikler, evsizler arasında deri difterili olgular bulaştırmada rol oynayabilirler.
Patogenez
Difteri hastalığının patogenezinden sorumlu olan difteri toksini bakterinin hücre dışı bir ürünü olup, 62.000 dalton molokül ağırlığında bir polipeptiddir. Bu toksin; A (aktif) ve B (bağlanma) olmak üzere iki alt kısımdan oluşur. B kısmı memeli hücrelerindeki reseptörlere bağlanarak, A kısmının hücreye girişini sağlar. Toksinin A kısmı toksik etkilidir, toksik etkisini ribozomlarda polipeptid molekülünün uzamasında rol alan “elongasyon faktörü 2″ (EF2)yi inaktive ederek gösterir. Protein sentezinin bu şekilde durması hücrenin ölümüne yol açar. Difteri toksini güçlü bir toksindir, insan vücudunda bütün hücrelere toksik etkili olmakla birlikte; kalp (myokardit), sinirler (demiyelinizasyon), ve böbrek (tübüler nekroz) üzerine daha fazla toksintir.

Difteri basilleri solunum yoluyla sağlıklı ve duyarlı kişiye bulaştıktan sonra en fazla nazofarenkste yerleşme eğilimindedir. C. diphtheriae invazyon yapan, kana karışan bir bakteri değildir. Burada nazofarenks epitel hücreleri arasında çoğalır ve toksinini salgılar. Toksin lokal olarak mukozadan absorbe olur, dokularda nekroz yapar. Lokal doku nekrozu bakteri üremesini artırır, daha fazla toksin salgılanır. Toksinin lokal etkisi ile nekroz, inflamasyon sonucunda inflamatuvar hücrelerin toplanması, kapiller harabiyete bağlı ekstravazasyonla eritrosit ve serum sızması olur. Dökülen epitel hücreleri, lökositler, eritrositler, bakteriler ve fibrin burada altına sıkıca yapışık kirli beyaz, gri renkli bir pseudomembran oluşumuna yol açar. Yine toksinin etkisi ile çevre dokuda ödem ve lenfadenopati gelişir. Bu arada toksin kana karışarak sistemik toksik belirtilere yol açar.

Lezyon tonsiller ve farenksde ise daha çok toksin absorbsiyonu olacağından sistemik toksik belirtiler daha ön plandadır. Membran larenksde ise- larenks kanlanması az bir doku olduğundan – toksin absorbsiyonu daha az olur. Sistemik belirtilerden çok lokal obstrüktif belirtiler daha belirgindir. İster tonsiller ve farenksde isterse larenksde olsun, difteri hastalığının klinik ağırlığı ile membranın büyüklüğü arasında paralellik vardır. Membranlar boğaz ve larenks dışında; deride, burunda, gözde, vajende de gelişebilir.

Toksinin sistemik dolaşıma karışarak hedef organlara ulaşması ile miyokardit, tübüler nekroz, kraniyel ve periferik nöropatiler gelişebilir. Toksin karaciğer, adrenal bezler ve diğer dokularda da harabiyete yol açabilir. Difteri toksini bir kez dokuya bağlandımı antitoksinle nötralize edilemez, antitoksin ancak dolaşımdaki toksini nötralize eder.
Klinik veriler ve bulgular
Difterinin inkübasyon süresi ortalama 2-4 gündür. Klinik belirtiler hastalığın yerleşim yerine göre.

1- Boğaz difterisi
2- Difteri krupu
3- Diğerleri olmak üzere üç başlık altında toplanabilir.

1- Boğaz difterisi (difteri anjini, tonsillofarenjiyal difteri): Hastalık ani fakat hafif belirtilerle başlar. Genel halsizlik, kırgınlık, yorgunluk; bunu takiben hafif bir ateş, kuru öksürük, boğaz ağrısı gibi belirtilerle birlikte 24 saat içinde boğazda pseudomembran oluşur.

Tek tonsil üzerinde küçük bir membran olabileceği gibi her iki tonsili, uvulayı yumuşak damak ve farenks duvarını kaplayan büyüklükte bir membran da olabilir, kirli beyaz, gri renkte düzgün ve altına sıkıca yapışıktır. Kaldırılmak istendiğinde kanar. Ayrıca servikal lenfadenit ve çevre yumuşak dokuda şişlik olur, ağır olgularda ” boğa boynu” görünümü olur, ağız pis kokar. Bu lokal belirtiler yanında hastada genel toksemik belirtiler vardır. Vücut ısısı çok yüksek olmamasına rağmen taşikardi, filiform nabız vardır, adinami, solukluk, genel durum bozukluğu yanında aritmiler olabilir. Ağır olgularda, tedavi edilmezse 6-10 gün içinde stupor, koma ve ölüm görülür.

2- Difteri krupu (larenks difterisi): Genellikle farenjiyal difteri membranlarının larenks ve trakeaya ilerlemesiyle oluşur. Bazen de doğrudan larenks tutulumu ile başlar. Klinik olarak diğer infeksiyöz kruplardan ve akut obstruktif larenjitten ayrılamaz. Difteri krupunda plika vokalisler üzerindeki membranlar nedeniyle ses kısılır, larenks lümenindeki daralma nedeniyle solunum zorlaşır. Lezyonların mekanik etkisinin kliniğe yansımasıyla üç dönem görülür:

a) Disfoni dönemi: Bu dönemde ses kısıklığı, çatallı “havlar gibi”öksürük görülür.
b) Paroksismal dispne dönemi: Membranın genişlemesiyle solunum sıkıntısı artar. Daha çok geceleri gelen dispne nöbetleri olur, stridor vardır. Yardımcı solunum kaslarında yani supraklavikular, substernal, interkostal kontraksiyonlar (tiraj) görülür.
c)Asfiksi dönemi: Membranın lümeni giderek daraltması sonucunda; takipne, yüzeyel solunum, siyanoz, taşikardi, daha önce huzursuz, hırçın, çırpınan hastada sakinleşme, reflekslerde zayıflama, asfiksi ve ölüm görülür.

Bazen kopan membran parçalarının trakea ve bronşlara inmesi sonucu solunum yollarının tıkanması ile ani ölümler görülebilir.

3- Diğer klinik şekiller:

- Deri Difterisi: Özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük, kişisel hijyeni bozuk, evsiz ve alkoliklerde görülür. Deride iyileşmesi geç ve güç olan lezyonlar şeklindedir. Difteri pseudomembranları keskin sınırlı ülserler şeklinde görülür. Genel toksemik belirtiler ve komplikasyonlar bu hastalarda çoğu kez görülmez. Ancak deri lezyonları diğer kişilere bulaştırma yönünden önem taşımaktadır.
- Burun difterisi: Genellikle burun deliklerinin ön kısmında lokalize lezyonlar şeklindedir. Başlangıçta tek taraflı sonra iki taraflı olabilir. Uzun süreli seröz veya seropürülan burun akıntısı ile seyreder. Genel sistemik belirtiler çok hafif olmakla birlikte burun difterisi bulaştırma yönünden önemlidir.
- Difteri lezyonları yukarıda anlatılanlar dışında nadiren konjunktiva, vajen, kulak gibi bölgelerde de yerleşebilmektedir.
Difteri komplikasyonları
Difteri toksinine bağlı en önemli koplikasyonlar miyokardit ve nörolojik toksisitedir. Miyokardit difteriden ölümlerin yaklaşık yarısının nedeni olması nedeniyle daha önemlidir.

Miyokardit: Difteride miyokardın etkilenmesi olguların üçte ikisinde söz konusu olmakla birlikte klinik olarak kalp fonksiyonlarında bozukluk saptanan olguların oranı % 10-25 arasındadır. Miyokardite ait belirti ve bulgular genellikle hastalığın ikinci haftasında ortaya çıkmaktadır. Elektrokardiyografilerde ST-T değişiklikleri ve birinci dereceden kalp blokları saptanır. Hastalık ilerledikçe sağ kalp yetmezliği, sol kalp yetmezliği, A-V blok, ventriküler taşikardi, ileti bozuklukları ve ventriküler fibrilasyon ve ölüm görülür. Klinik olarak ilerleyen halsizlik, dispne, kalpte ritm bozuklukları, kalp seslerinin kabalaşması, 1. ve 2. ses arasındaki farkın kaybolması gibi belirti ve bulgular olur. Difterili bir hastayı izlerken mutlaka EKG alınmalı ve monitorize edilmelidir. Ayrıca AST düzeyleri de yol gösterici olabilir.

Nörolojik komplikasyonlar: Hafif seyirli difteri olgularında nadiren bu komplikasyonlar görülürken ağır olguların dörtte üçünde ortaya çıkar. Hastalığın ilk birkaç gününde yumuşak damak ve posterior farenks duvarında paraliziler sonucu yenilen gıdaların burundan gelmesi ve yutma güçlüğü gelişir.

Daha sonra okulomotor ve siliyer paralizlere yol açan kraniyal sinir nöropatileri ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucunda akamodasyon bozuklukları, görmede bulanıklaşma, 6. Sinir tutulumuyla strabismus gelişebilmektedir. Fasiyal, farenjiyal, larenjiyal sinir ve nadir de olsa frenik sinir tutulumu gelişebilmekte diafragma paralizisi durumunda mekanik solunum desteği sağlanmazsa ölüm görülebilmektedir.

Hastalığın daha geç döneminde, 10 gün ile 3 ay arasında değişen sürede periferik nöropatiler gelişebilir. Periferik nöropatiler önce proksimal sonra distal kaslarda hafif güçsüzlükten tam paraliziye kadar giden değişikliklere neden olur. Duyu sinirlerinin tutulumu ile çorap ve eldiven tarzında parestesiler ve derin tendon reflekslerinde azalma da görülebilir.

Difteriye bağlı nörolojik belirtiler genellikle iki taraflıdır ve hasta hayatta kalırsa yavaş yavaş da olsa tam olarak düzelmektedir.
Difteri tanısı
Klinik olarak difteri şüphe edilen bir hastada olabildiğince çabuk bir şekilde tedaviye başlamak gerektiğinden tanı için yapılan boğaz kültürünün sonucu beklenmemelidir. Boğaz sürüntüsünden yapılan direk boyalı preparatın incelenmesi ile çin harfleri gibi duran basillerin, Neisser boyası ile metakromatik cisimciklerin görülmesi spesifik tedaviye başlamak için yeterlidir. Bu arada difteri için spesifik besiyerlerine ekim yapılarak üreyen bakterilerin koloni morfolojisi, mikroskopik incelemesi ve biyokimyasal incelemeleri ile C. diphtheriae tanımlanmalı ve toksin oluşturma özelliği in vitro ve in vivo deneylerle incelenmelidir. Normalde farenks, konjunktiva ve deride genel olarak difteroid basil denilen C. hoffmanii, C. xerosis, C.striatum gibi korinebakteriler bulunduğu için ve bunlarla difteri basili karışabileceği için toksin araştırma deneyleri önemlidir.
Ayırıcı tanı
Difteri anjini; streptokoksik anjin,infeksiyöz mononükleoz, adenoviruslara bağlı membranöz anjin, vincent anjini gibi diğer membranlı anjinlerle karışabilir.

Difteri krupu; diğer infeksiyöz kruplar (H. influenzae, viruslara bağlı), spazmodik krup, larenksin anjiyonörotik ödemi, larenksde yabancı cisim varlığı gibi hastalıklarla karışabilir. Burun difterisi; nezle, burunda yabancı cisim ve sifilitik lezyonlarla karışabilir.

Difteriye ve ayırıcı tanıda düşünülen hastalıklara ait tanı yöntemleri ile ayırıcı tanı yapılır.
Prognoz
Difteri anjini; streptokoksik anjin,infeksiyöz mononükleoz, adenoviruslara bağlı membranöz anjin, vincent anjini gibi diğer membranlı anjinlerle karışabilir.

Difteri krupu; diğer infeksiyöz kruplar (H. influenzae, viruslara bağlı), spazmodik krup, larenksin anjiyonörotik ödemi, larenksde yabancı cisim varlığı gibi hastalıklarla karışabilir. Burun difterisi; nezle, burunda yabancı cisim ve sifilitik lezyonlarla karışabilir.

Difteriye ve ayırıcı tanıda düşünülen hastalıklara ait tanı yöntemleri ile ayırıcı tanı yapılır.
Tedavi
Difteri tedavisinin temel taşını antitoksin uygulaması oluşturmaktadır. Antitoksik tedavide kullanılan serum atlardan elde edilen difteri antitoksinidir, yani heterolog serumdur. Toksin hücrelere bağlandıktan sonra antitoksinle nötralize edilemediği için, difteri antitoksini hastalıktan şüphe edildiğinde en kısa sürede verilmelidir. Antitoksin dozu difteri membranının büyüklüğüne ve hastalığın süresine göre ayarlanmalıdır. İlk 48 saat içinde başvuran larenks ve farenks tutulumunda 20.000-40.000 ünite, nazofarenks tutulumunda 40.000-60.000 ünite, üç günden sonra başvuran ağır olgularda ve boyunda şişlik olan olgularda 80.000-100.000 ünite antitoksin yavaş intravenöz veya i.m. uygulanmalıdır. Heterolog seruma karşı aşırı duyarlılık reaksiyonu olabileceğinden, hastanın alerji öyküsü sorgulanarak gereken olgularda 1/10 sulandırılan antitoksin konjunktivaya damlatılarak; 1/ 10 veya 1/ 100 lük sulandırımla intradermal test yapılmalıdır. Alerji durumunda sulandırılmış serumla başlayıp, doz giderek artırılmak suretiyle desensitizasyonla antitoksin uygulanmalıdır.

Tedavinin ikinci basamağını antibiyotik tedavisi oluşturmaktadır. Difteri tedavisinde önerilen antibiyotikler penisilin veya eritromisindir. Akut dönemde parenteral başlayan tedavi hasta iyileşince oral şekle dönüştürülerek 14 güne tamamlanmalıdır. Erişkinde günlük 10 milyon -20 milyon Ü kristalize penisilin veya günde iki kez 800.000 Ü prokain penisilin şeklinde uygulanabilir. Eritromisin günde dört kez 500 mg uygulanmalıdır. Eritromisinin çocuk dozu 30-40 mg / kg / gün’dür.

Difteri hastalığının tedavisinde destekleyici yöntemler de önemlidir. Hastalığın akut döneminde yatak istirahati, parenteral beslenme, gerektiğinde intübasyon veya trakeostomi ile mekanik solunum desteği verilmelidir. Kardiyak koplikasyonlar yakından izlenmeli, aritmiler ve kalp yetmezliği için uygun ilaçlarla tedavi edilmelidir.
Korunma
Difteriden korunmanın esasını toksoid aşı ile rutin aşılama oluşturmaktadır. Çocukluk çağının aşılama şemasında difteri-boğmaca- tetanoz (DBT) karması içinde bebek doğduktan sonra ikinci ayda başlayarak bir veya iki ay ara ile üç kez, bir yıl sonra ve okul öncesi olmak üzere iki kez daha uygulamadan sonra azaltılmış erişkin dozu içeren difteri-tetenoz (dT) karma aşısı ile on yılda bir rapellerinin yapılması gereklidir. Özellikle son yıllarda görülen salgınlarda erişkin yaş grubunda difteriye yakalanan olgularda serum antitoksin düzeyinin koruyucu miktarın (0,01 ünite/ ml) altında saptanması, erişkin aşılamasının gerekliliğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

1913′lü yıllarda difteriye karşı kişinin bağışık olup olmadığını araştırmak için Schick testi uygulanmaktaydı. Schick testi; 1/50 MLD oranında sulandırılmış difteri toksinin 0.1 ml intrakütan enjeksiyonu ile yapılır. Enjeksiyon yerinde 48-72 saatte eritem, kızarıklık, nekroza kadar giden reaksiyon oluşursa test pozitiftir. Bu durumda kişi bağışık değildir, difteriye yakalanabilir. Bugünkü koşullarda difteri antikorları serolojik yöntemlerle araştırılabilmektedir, deri testine gereksinim kalmamıştır.Salgınlar sırasında veya sporadik olgularda asemptomatik taşıyıcıların 7-10 gün süreyle penisilin veya eritromisinle tedavi edilmesi gereklidir. Diğer yandan difterili olgular kültür kontrolleriyle bakteri üretilmesi negatifleşinceye kadar izole edilmelidir.

Akdeniz Anemisi

Ülkemizin de bir Akdeniz ülkesi olması nedeniyle Türkiye toplumu olarak beta-talasemi geni taşıma riskimiz vardır. Bunun için her çifte evlenmeden önce mecburi yapılan tahliller içinde Hemoglobin (Hemogram içinde) ve Hemoglobin Elektroforezi de yer alır. Bu makaleyle sizleri Akdeniz Anemisi konusunda bilinçlendirmeyi amaçlıyoruz.

Akdeniz Anemisi
T.Major ve T.Minor olarak iki formu vardır.
T. Minor major forma göre çok daha hafif seyreder. Heterozigot formdur. Bireylerde sadece anemi vardır. Hatta bazıları evlenme işlemlerinde yapılan (zorunlu) kan testine kadar bu durumu bilmezler. Serum demir düzeyi normal veya artmıştır. En çok görülen anemi olan ve bu hastalıkla en çok karıştırılan Demir Eksikliği Anemisi’nde ise azalmıştır. Tanı Hemoglobin Elektroforezi ile konulur. HbA2 normalde %3,4 iken bu hastalıkta % 7 ye yükselmiştir. HbF hafif düzeyde (%2-6) artmıştır. T. Minor’ün esas önemi evli çiftlerin her ikisinde de bu hastalıktan olmasında ortaya çıkar; çocuğun %25 T. Major olma riski mevcuttur.

Genel Bilgi

Talasemi Major ise hastalığın homozigot formudur ve bir diğer ismi Cooley anemisidir. Çoğunlukla bebek daha 6 aylıkken birdenbire başlayan ağır anemi sonucu kalp yetmezliği gelişir. Bunun olmaması için düzenli olarak sık sık kan nakli yapılmalıdır. Kan nakli yapılmazsa hasta birkaç senede ölür. Kan nakli yetersiz yapılırsa kemik iliğinin aşırı kan yapması sonucu harap olan kemiklerde kırılmalar olur, yüz şekli değişir: Burun kökü çökük, alın ve elmacık kemikleri çıkıktır. Üst dişler öne fırlamıştır.Baş dört köşe şeklindedir. Dalak ve karaciğer büyür. Boy kısa kalır. Çocuk ergenlik çağına giremez.Kan nakilleriyle vücutta biriken aşırı demirin yol açtığı kalp problemleri (myokardit, kalp yetmezliği vs) ileriki yaşlarda çoğunlukla ölüm sebebidir. Hemoglobin elektroforezinde % 50-90 vakada görülen HbF tanı koydurucudur. Tedavide kan nakillerinin yanısıra vücutta biriken fazla demirin idrar atılımını sağlayan Desferoksamin ve C vitamini verilir. Aşırı büyümüş dalak ameliyatla alınır. Dalak ameliyatı sonrası depo penisilin koruma (profilaktik) tedavisi ve pnömokok aşısı yapılır. Özellikle erken yaşta( henüz kan nakilleri fazlaca yapılmadan) doku tipi uyan kemik iliği nakli ile bu hastalar %70-80 tam olarak sağlıklarına kavuşabilmektedir.
Ülkemizin de bir Akdeniz ülkesi olması nedeniyle Türkiye toplumu olarak beta-talasemi geni taşıma riskimiz vardır. Bunun için her çifte evlenmeden önce mecburi yapılan tahliller içinde Hemoglobin (Hemogram içinde) ve Hemoglobin Elektroforezi de yer alır.

Çocuklarda Kalp Hastalıkları / Tedavisi

Kalp hastalıkları yetişkinlerde ortaya çıkdığı gibi çocuklardada görülmektedir.Hastalığın cinsine göre bazen hayatın ilk saatlerinden itibaren ciddi bulgular ortaya çıkarken bazen de hiç fark edilmeden ileri yaşlara kadar gelebilirler.Bu yazımızda sizleri bilgilendirmeyi amaçladık.

Çocuklarda Kalp Hastalıkları / Tedavisi
Bebeklerde ve çocuklardaki kalp hastalıkları ya doğuştan olurlar ya da sonradan meydana gelirler. Çocukluk döneminde görülen kalp hastalıklarının çoğunluğunu doğuştan olan kalp hastalıkları meydana getirir. Yani bebek doğduğundan itibaren kalp hastalığı vardır.
Hastalığın cinsine göre bazen hayatın ilk saatlerinden itibaren ciddi bulgular ortaya çıkarken bazen de hiç fark edilmeden ileri yaşlara kadar gelebilirler.
Yaklaşık olarak her 125 canlı doğumdan birinde kalp hastalığı görülebilmektedir. Ülkemizde her yıl 12,000 civarında bebek bu kalp hastalıklarıyla dünyaya gelmektedir.
Doğuştan kalp hastalıklarının gerçek nedeni bilinmemektedir. Hamileliğin ilk aylarında geçirilen kızamıkçık veya diğer virüs enfeksiyonları, röntgen ışınları veya radyasyona maruz kalınması, annenin şeker hastası olması, hamilelikte alkol kullanılması ve özellikle ilk üç ayda kullanılan bazı ilaçlar ile Down sendromu (Mongolizm) gibi bazı kalıtsal hastalıklar doğuştan kalp hastalıklarına sebep olabilirler.
Ailenin çocuklarından birinde doğuştan kalp hastalığı varsa yeni doğacak bebekte görülme riski normale göre iki kat daha fazladır. Yine yakın akraba evliliklerinde de risk artmaktadır.
Doğuştan kalp hastalığı olan bebekler emerken çabuk yorulurlar. Normalde 20 dk. olan beslenme süresi sık sık dinlendiği için daha uzundur. Solunum sıkıntısı burun ve kulak uçlarında yada dudaklarda morarma, kalbin hızlı çarpması yada takip eden aylarda kilo almama, bayılma veya sık solunum yolları enfeksiyonu gibi şikayetler varsa bebekte doğuştan kalp hastalığı olabileceği akla getirilmelidir.
Doğacak bebekte kalp hastalığı olup olmadığı hamileliğin 18-22. haftasından itibaren yapılabilen fötal ekokardiyografi ile öğrenilebilir. Her bebek doğar doğmaz dikkatlice muayene edilmelidir. Kalpte duyulan anormal sesler bir hastalık belirtisi olabileceği gibi hiçbir zararı olmayan masum üfürmeler de olabilir.
Çocuklarda sonradan meydana gelen kalp hastalıklarının ülkemizdeki en sık nedeni akut romatizmal ateştir. Beta hemolitik streptokok mikrobunun basit anjin (boğaz iltahabı) şayet iyi tedavi edilmezse bu çocukların bazılarında akut romatizmal ateş hastalığı meydana gelir. Dizlerde, ayak bilekleri veya kollarda ağrılı şişlikler oluşur. Bu arada kalp kapakçıkları da fark edilmeden hastalıktan etkilenir. İlginç olan eklemlerdeki tüm ağrılar ve şişlikler hiçbir sekel bırakmadan iyileşirken kalp kapakçıklarında ömür boyu sürecek ciddi bozukluklar meydana gelir.
Akut romatizmal ateş çoğunlukla 5?19 yaş grubundaki çocukları etkilemektedir. Korunmak için üst solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda boğaz kültürü yapılması ve şayet Beta hemolitik streptokok mikrobu varsa bunun penisilin grubu ilaçlarla tedavisi yeterlidir.
Çocuklardaki kalp hastalıklarının tedavisinde ilaçlar ve cerrahi girişimlerden yararlanılır. Kasıktan yerleştirilen bir borucuk (kateter) yardımı ile ameliyat kesisi olmaksızın bazı basit kalp hastalıklarının düzeltilebilmesi mümkündür.
Günümüzde minik kalplerin hemen hemen tüm hastalıkları doğum sonrası ilk saatlerden itibaren cerrahi olarak düzeltilebilmekte ve yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Hastalığın cinsine bağlı olmak üzere bu çocukların çoğunluğu erişkin yaşlara gelerek aktif ve üretken bir yaşam sürdürebilmektedirler.

Ani Bebek Ölümü Sendromu

Ani Bebek Ölümü Sendromu
Sudden Infant Death Syndrome (SIDS)

Hiçbir saılık sorunu olmayan bir bebeğin beklenmedik bir şekilde ve nedeni otopsi ile de açıklanamayan ölümüdür.?ki hafta ila 12 ay arası çocuklarda; sıklıkla 2.-4. aylarda görülür. 6. aydan sonra görülme sıklığı azalır.İlk yağtaki ölümlerin üçte birinden sorumludur.Tüm dünyada görülür ve ölüm nedenleri arasında kazalardan sonra ikinci sırayı alır. (Türkiye’de maalesef bu konuda yeterli çalışma yapılmadığı için görülme sıklığı bilinmemektedir.) Amerika’da her yıl yakla??k 6000 bebek SIDS nedeniyle ölmektedir. Ölüm genellikle uykuda olmaktadır.Genellikle k?? ayları nda görülür.Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür.
[ad#336lik-genis]
Risk Faktörler:
# Dü?ük sosyoekonomik düzeyli ailelerin çocukları nda
# Prematüre bebeklerde
# Dü?ük doğum kilolu bebeklerde
# Alkol ve ilaç bağımlısı annelerin bebeklerinde
# Sigara kullanan annelerin bebeklerinde
# Do?um öncesi bak?mı yetersiz olan annelerin bebeklerinde
# 20 yağ altı hamileliklerde
risk yükselmektedir.

Alınacak Önlemler:
Bebe?inizi sırtüstü yatırı n:Bu sayfaları hazırlamak için yaptı??mız internet taramasında SIDS ile ilgili yüzlerce sayfa bulmak bizi oldukça ?ağırttı. Amerika’da 1994 yılında ani bebek ölümlerini azaltmak amacıyla ulusal bir kampanya ba?latıldığını gördük. Yüzlerce sponsor firmanın ve birçok bilimsel kurulu?un katıldığı bu kampanyada bebeklerin sırtüstü yatırı lması önerilmekte.Bu kampanyayla 3 yılda ölüm oranının % 38 azaldığı görülmü?.

Do?um öncesi bak?mınızı iyi yapın:Hamilelik esnasında rutin doktor kontrollerinizi aksatmayın, beslenmenize dikkat edin

Bebe?inizin yatak odasını uygun ?sıda tutun:Bebe?inizin ?sı regülasyon sistemi henüz tam anlamıyla geli?mediği için yatak odasını ne çok sıcak, nede çok so?uk tutmayın.(18-22 derece)

Bebe?inizin doktor kontrollerini aksatmayın:Bebe?inizin hem rutin doktor kontrollerini aksatmayın, hemde ola?an dığı belirrtiler gördü?ünüzde mutlaka doktora danı??n.

Bebe?inizin bulunduğu ortamda sigara içmeyin:Bebe?inizin bulunduğu odayı sıksık havalandırı n.

Bebe?inizi mümkün olduğunca anne sütüyle besleyin:Bebe?inizi ilk 4 ay sadece anne sütüyle besleyin.

Çocuk Hastalıkları ve Korunma Yolları

Difteri
Difteri, salya ve tükürük gibi salyalarla temas edilmesi veya bu mikropla kirlenmiş maddelerin (oyuncak vb. ) a??za götürülmesiyle ve solunum yoluyla bulaşmaktadır. Difteri mikrobu çok güçlü bir zehir salg?layarak burunda ve bo?azda solunumu engelleyici bir enfeksiyona, kalp yetmezliğine, sinir sisteminde hasarlara neden olabilir. Hastalanan her on ki?iden birisi maalesef her türlü tedaviye ra?men hayatını kaybetmektedir.
Okumaya devam et

So?uk alg?nlığı, Grip

Çocu?unuz okuldan ate?ler içinde ve bo?az ağrı sıyla gelir, tükürü?ünü bile yutamaz durumdaysa; ağzını açtırı p, içine baktı??nızda, kocaman, üzeri beyaz noktalarla kaplı, iki kırmızı bademcikle karşılağırsınız. Çocu?unuz anjin olmu?tur. Bazı çocuklar en azından bir kez bo?az ağrı sı ve ate?le yata?a dü?er ve 3 gün okula gidemezler. Bazıları ise her ay bir kez anjin olurlar. Anjin, ateili bo?az ağrı sı, bademciklerin ?i?ip üstlerinin beyaz iltihap odakları yla kaplanması durumudur. Çocuklu?unda bu hastalığı geçirmemiş kimse hemen hemen yok gibidir. Okumaya devam et