Medikal Bilgiler ve Hastalıklar

hastalıklar, medikal hastalıklar, hastalık ansiklopedisi, medikal blogunuz.
Home » Hastalıklar » Archive by category 'kadın hastalıkları '

Miyom Tedavi Seçenekleri

Rahimin gebelik döneminde bebeği taşımak dışında bilinen bir görevi yoktur. Bu nedenle çocuk sayısını tamamlamış bir kadında miyomların çıkarılması yerine rahimin alınması da genellikle önerilebilir. Böylelikle aslında bu teklif kadınların çoğuna antipatik gelse de rahimle ilişkili olarak bir daha hiçbir sorun (myomun tekrarlaması, farklı kanama problemleri, rahim ve rahim ağzı kanseri olasılığı vs.) yaşanmayacaktır.

Miyom Tedavi Seçenekleri
Miyom hastalarında tedavinin amacı, hastanın ağrı ve kanama gibi şikayetlerini azaltmak ya da ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle, belirgin şikayetleri olmayan hastalarda herhangi bir tedavi gerekmez. Şikayeti olan hastalar için dört tedavi seçeneği vardır.
Hormon Tedavisi

Bu tedavide, hastaya GnRH agonistleri denen ve menapoz oluşturup östrojen düzeyini düşüren ilaçlar verilir. Böylece, miyomlarda küçülme ve miyomu besleyen damarlarda incelme görülebilir, buna bağlı olarak hasta şikayetleri azalabilir. Ancak bu iyileşme kalıcı değildir. Hormon tedavisi kesilirse, miyomlar hızla büyürler ve damarları da hızla eski haline döner. Ayrıca bu ilaçlar uzun süre kullanılırsa, hastada osteoporoz (kemik erimesi) ve şiddetli menapoz belirtileri görülebilir. Bu nedenle, hormon ilaçları miyomların kalıcı tedavisi için kullanılamaz. Ancak diğer tedavi seçeneklerini reddeden hastalarda kısa süreli iyileşme sağlamak ve miyomektomi amaliyatından önce miyomların ameliyatta daha az kanamasını sağlamak amacıyla kullanılabilir.
Miyomektomi

Genel anestezi altında rahimdeki miyomların ameliyatla teker teker dışarı alınmasına dayanır. Bu şekilde, rahim alınmadan miyomların tedavisi sağlanabilir ve özellikle genç kadınlarda doğurganlık potansiyeli korunabilir. Miyomektomi, genellikle karından açık cerrahi şeklinde yapılır, ancak laparoskopik ya da histeroskopik olarak da uygulanabilir. MR tetkikinde rahim içinde tek miyom saptanmışsa, miyomektomi genellikle ideal tedavi yöntemidir. Ancak miyom sayısı arttıkça ameliyat güçleşir ve sonuçları daha az yüz güldürücü olur.
Rahimde çok sayıda miyomu olan hastalarda, miyomektomi ameliyatı daha uzun sürer, kan kaybı daha fazla olur ve ameliyattan sonra ağrı ve diğer komplikasyonlara daha fazla rastlanır. Ameliyattan sonra hastanede kalış süresi histerektomiden bile fazla olabilir. Çok sayıda miyomu olan hastalarda, ameliyatla tüm miyomları temizlemek güçtür, ayrıca hangi miyomun hasta şikayetlerine yol açtığını saptamak da zorlaşır. Bu nedenle bu tür hastalarda, ameliyat başarıyla yapılsa bile hastaların yaklaşık %20-25 inde hasta şikayetleri tekrarlar ve ikinci bir ameliyat (genellikle histerektomi) gerekebilir.
Histerektomi

Genel anestezi altında rahimin tümü ameliyatla dışarı alınır. Hasta eğer 40 yaşın üzerindeyse, genellikle yumurtalıkların da alınması tercih edilmektedir. Genellikle, çok sayıda miyomu olan, menapoza girmiş ya da artık hiçbir şekilde hamilelik istemeyen hastalarda uygulanır. Radikal bir tedavi yöntemidir, rahim alındığı için tüm miyomlar tedavi edilmiş olur, ayrıca rahim ve yumurtalık kanseri riski (yumurtalıklar da alınırsa) ortadan kalkar. Yumurtalıklardan salgılanan hormonlar hastaya ameliyattan sonra ilaç olarak verilir (hormon replasman tedavisi).
Histerektomi ameliyatı, günümüzde rahim miyomları için en çok uygulanan tedavi yöntemidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde, her yıl 650.000 histerektomi yapılmakta ve bunların yaklaşık %90 ı miyom gibi “iyi huylu” hastalıklar için uygulanmaktadır. Ancak bu yaklaşımın doğruluğu son zamanlarda ciddi olarak sorgulanmaktadır. Yapılan bir çok çalışmada, histerektomi olan hastalarda koroner kalp hastalığı, osteoporoz (kemik erimesi), demans (erken bunama) ve depresyon riski daha fazla bulunmuştur. Ayrıca histerektomi ameliyatından sonra, kabızlık, idrar tutamama, psikoseksüel sorunlar ve “şiddetli menapoz” gibi yaşam kalitesini düşüren bir dizi problem ortaya çıkabilir. Bu nedenlerden dolayı, histerektomi günümüzde, embolizasyon ve miyomektomi gibi yöntemlerle tedavi edilemeyen miyom hastalarında son çare olarak düşünülmesi gereken bir yöntem olarak kabul edilmektedir.
Embolizasyon

Lokal anestezi altında, kasıktan ince bir kateterle rahimi besleyen atardamarlara girilir ve bu damarları tıkayıcı tanecikler verilir. Damarları tıkanan miyomlar beslenemezler ve doku ölümü sonucu gittikçe küçülürler, böylece ağrı ve kanama gibi şikayetler kaybolur ya da belirgin olarak azalır. Normal rahim dokusu ise, karın bölgesindeki diğer damarlardan da beslenmeye devam ettiğinden embolizasyon işleminden etkilenmez.
Embolizasyon, rahim miyomlarının tedavisinde özellikle 2000 li yıllarda gittikçe daha sık olarak kullanılan bir yöntemdir. En önemli avantajları, lokal anestezi yardımıyla bir “anjio” işlemiyle yapılması, herhangi bir ameliyat kesisi olmaması ve hastaların çoğunun ertesi gün hastaneden ayrılabilmesidir. Bu yöntemin histerektomiye üstünlüğü, rahimin korunması, miyomektomiye üstünlüğü de sadece ameliyatla alınan miyomlara değil, rahimdeki tüm miyomlara etkili olmasıdır. Ancak her yöntem gibi embolizasyon tedavisi de “doğru seçilmiş” hastalara uygulandığı zaman başarılıdır ve bu seçim girişimsel radyologlar ve kadın doğum uzmanları tarafından yapılmalıdır.

Histerektomi Nedir

Haziran 2nd, 2011 Posted in kadın hastalıkları Tags: ,

Hasta 50 yaşına yakınsa, yumurtalıklarda kist, iltihap, tümör gibi hastalıklar var ise, ailesel yumurtalık kanseri hikayesi var ise ve ameliyat sonrası estrojen kullanmakta sakıncalı bir durum yok ise yumurtalıkların çıkarılması düşünülür.


Histerektomi

Ülkemizde her yıl binlerce kadın histerektomi ameliyatı olması gerektiğini öğrenir. Histerektomi, rahimin ameliyatla alınması demektir. Birçok hastalığın tedavisinde normal olarak başvurulan bir yöntem olan histerektomi genellikle yanlış anlaşılır.
Bu ameliyat neden gerekli olabilir ?
Adet kanamalarının tümüyle durması demek olan menopoz döneminin ilk yıllarında bazı kadınlarda vajinadan (dölyolu) gelen ve genellikle beklenmeyen çok ağır kanamalar görülebilir. Bunun nedeni, hormonsal değişiklikler veya rahimde fibroz denilen ve kanser olmayan urların belirmesi olabilir. Bu tür urların genellikle hiç bir zararı olmadığı halde bazen ağır kanama veya diğer şikayetler olabilir. Histerektomiyi gerektiren ve daha az görülen nedenler ise rahim, yumurtalık veya rahim ağzı kanserleridir.
Histerektomi yapılırken yumurtalıkların da alınması gerekir mi ?
Bu her zaman yapılmaz. Yumurtalıklarda hastalık varsa veya kadın menopoz dönemini geçmişse ileride olabilecek bir yumurtalık kanseri tehlikesini önlemek amacıyla rahim alınırken yumurtalıklar da alınabilir. Menopoza girmemiş olan kadınlarda yumurtalıkların alınması ani ve zamansız menopoza neden olur. Menopoz öncesinde yumurtalıklarını kaybetmiş olan kadınlara doktorlarına danışmaları ve hormon tedavisinin gerekli olup olmadığını sormaları önerilir.
Histerektomiden başka tedavi yolları var mıdır ?
Bazı kanserlerin tedavisinde histerektomi şart olmakla birlikte ağır kanama veya fibroz olaylarında son çare olarak başvurulur. Doktorunuzla konuşabileceğiniz diğer seçenekler arasında fibrozların veya rahim zarının alınması veya kanamayı azaltmak veya önlemek için hormon tedavisi gibi yollar olabilir.
Histerektomi nasıl yapılır ?
Her birinin iyi ve kötü yanları olan değişik ameliyat yöntemleri vardır. Doktorunuz bunları size açıklayabilir.
Karından yapılan histerektomi; üreme organının hemen üzerinden yatay olarak karın yarılarak rahim alınır. Bu ameliyat her zaman karından yapılır ve rahim alınırken rahim ağzı da alınabilir. Daha seyrek olarak yapılan bir ameliyata ?subtotal? histerektomi denir ve yalnız rahim alınır fakat rahim ağzına dokunulmaz. Vajınadan yapılan histerektomide rahim vajinadan alınır. Bunda gözle görülen bir ameliyat izi kalmaz.
Histerektominin etkileri nelerdir ?
Rahimin alınması demek adet kanamalarının durması ve gebeliğin artık mümkün olmaması demektir. Histerektomi şişmanlığa veya kişilik değişikliğine neden olmaz. Bazen, özellikle genç kadınların, artık çocuk sahibi olamayacakları için üzüntü duymaları normaldir. Önemli bir ameliyat geçiren kişilerin morallerinin bozuk olması da doğal sayılır. Kadınların çoğu kendilerini tedavi eden doktora veya aile hekimlerine duygularını açtıkları zaman ferahladıklarını hissederler.
Bunun yanında, kadın sağlığı veya Ana Çocuk Sağlığı merkezlerine de gidilebilir.
Hasta ameliyattan ne kadar sonra iyileşir ?
Karından yapılan histerektomiden sonra hasta beş gün kadar hastanede kalır. Tam olarak iyileşmesi ise altı ila sekiz hafta sürer. Vajinadan yapılan histerektomide hasta hastanede iki gün kadar kalır. Tam olarak iyileşmesi ise dört hafta kadar sürer.
Cinsel ilişkide bulunmak için ameliyattan sonra ne kadar beklemelidir ?
Ameliyatın üzerinden altı ila sekiz hafta geçmelidir. Histerektomi kadının cinselliğini veya tatmin olma kabiliyetini kaybetmesi demek değildir. Ameliyattan önce cinsel ilişki sırasında ağır kanama veya diğer nedenlerden dolayı şikayetleri olan kadınlar ameliyattan sonra cinsel ilişkiden daha da çok zevk alabilirler.
Histerektomiden sonra Pap testi yaptırmak gerekir mi ?
Rahim ağzı alınmamış olan kadınlar her iki yılda bir veya doktorlarının önerilerine göre Pap testi yaptırmaya devam etmelidirler. Ayrıca, kanama olursa da doktoru görmek gereklidir.

Histerektomi Nedir ve Neden İstenmez

Haziran 2nd, 2011 Posted in kadın hastalıkları Tags: ,

Eğer rahimde kanser; şiddetli bir endimetriosis; fibroid varsa veya alt karında rahmin komşu organlara yapışması gibi bir durum ortaya çıkmışsa, çok ağır ve kontrol edilemez kanamalar mevcutsa veya rahim düşmüş veya vajinadan dışarı taşıyorsa histerektomi uygulanması gerekir.
Histerektomi Nedir ve Neden İstenmez


Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 550.000 histerektomi ameliyatı yapılmaktadır. Bu olguların büyük çoğunluğunda, ameliyat hayati tehlike yaratmayan, iyi huylu hastalıklar için yapılmaktadır. Histerektomilerin sadece %10 unda operasyonun nedeni kanserdir.
Hastalara histerektomi (Rahimin ameliyatla alınması) ve ooferektomi (Yumurtalıkların ameliyatla alınması) operasyonları önerilirken genellikle aşağıdaki gerekçeler öne sürülür:
“Rahimin fonksiyonu, çocuğu taşıyan ve dünyaya getiren bir “küvöz” gibidir. Bu fonksiyon, ister kadının yaşından dolayı ister çocuk istememesinden dolayı, bir gün biterse artık rahim sadece bir “sorun” oluşturur. Rahim kanayabilir, ağrı yapabilir, sarkabilir veya kansere neden olabilir. Bu nedenle, histerektomi bir kadının sağlığı ve uzun yaşaması için avantaj oluşturur. Yumurtalıklara gelince, 40 yaşından sonra yumurtalıkların hormon üretme fonkiyonunun artık sona yaklaştığı kabul edilir, bu nedenle yumurtalıklardan kanser oluşabileceğinden, histerektomide rahimle birlikte yumurtalıkları da almak mantıklıdır. Yumurtalıkların alınmasıyla ortaya çıkacak olan östrojen yetmezliği, bu hormonu içeren hapların alınmasıyla kolayca giderilebilir.”
Acaba bu, bilimsel araştırma ya da kanıtlara dayanan bir yaklaşım mıdır? Sayıları gittikçe artan kadın hastalar ve birçok hekim öyle olmadığına kuvvetle inanmaktadır. Rahim sadece bir “küvöz” değildir, bunun yanında gördüğü pek çok fonksiyon vardır. Dolayısıyla, histerektomiden sonra kadının yaşam kalitesini ciddi olarak düşüren olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir. İlk olarak, histerektomi ve ooferektominin rahim ve yumurtalık kanserini önleyerek kadının yaşam süresini uzatacağını iddia eden eski gerekçeyi irdeleyelim. Yaşı 50 ye ulaşan bir kadının kalan ömrü boyunca rahim (veya rahim ağzı) kanserinden ölme ihtimali % 0.5, yumurtalık kanserinden ölme ihtimali de % 0.8 dir (ilginçtir ki, histerektomiden sonra yumurtalık kanseri olasılığı normal nüfusa göre % 40 daha az bulunmuştur). Buna karşılık, aynı kadının kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalıklardan ölme ihtimali % 50 dir. Bir kadına doğurganlık yaşlarında histerektomi yapılırsa (yumurtalıklar alınmasa bile), sonraki yıllarda kalp krizi riskinin arttığı (bazı çalışmalara göre 3 kat arttığı) gösterilmiştir. Eğer rahimle beraber yumurtalıklar da alınırsa, kalp hastalığı ve osteoporoz (kemik erimesi) riski daha da artmaktadır. Bir kadında menapozdan sonra yumurtalıkların alınmaması, kalp krizi geçirme riskini her yıl için % 6 oranında azaltmaktadır.
Yapılan bir çalışmada, histerektomi yapılan kadınlarda, yumurtalıklar alınmasa bile, menapozun 4 yıla varan sürelerle daha erken oluştuğu gösterilmiştir. Menapoz döneminde kadınlarda koroner kalp hastalığı riskinde keskin bir artış olduğu bilinmektedir. Buradan yola çıkarak, histerektomi ve ooferektomi ameliyatlarının hastaların ömrünü uzatmak bir yana, kalp ve damar hastalığı riskini artırarak tam tersine kısalttığını söyleyebiliriz.
Yumurtalıklardan salgılanan östrojen hormonu, kemik erimesi riskini ve muhtemelen de kalp hastalığı riskini azaltmaktadır. Östrojen aynı zamanda beyindeki anlama-kavrama fonksiyonlarıyla cinsel fonksiyonun sürdürülmesine de yardımcıdır. Buradan hareketle teorik olarak, rahim ve yumurtalıklar alındıktan sonra verilen hormon haplarının östrojen eksikliği sonucu oluşacak olumsuz etkileri ortadan kaldıracağı düşünülebilir. Ancak son yapılan bir çalışmada (Women’s Health Initiative), kombine östrojen-progesteron ilaçları kullanan kadınlarda, kalp hastalığı, tromboembolizm (toplardamarda pıhtı oluşumu ve akciğere atması) ve meme kanseri sıklığında hafif bir artış olduğu saptanmıştır. Bu nedenle tıp otoriteleri bu tür ilaçların menapozda vajina kuruluğu ve vazomotor belirtileri gidermek amacıyla sadece kısa süreli olarak kullanılmasını önermektedirler. Diğer taraftan, bir başka çalışmada, histerektomiden 12 ay sonra hormon replasman tedavisi verilen hastaların sadece % 50 sinin bu ilaçları kullandığı gösterilmiştir. Genel olarak, ABD de menapoza giren kadınların sadece % 10 u hormon replasman haplarını kullanmaktadır. Bu gerçekler dikkate alındığında, mümkün olan her durumda gereksiz histerektomiden kaçınma zorunluluğu olduğu ortaya çıkmaktadır. Açıkça görülmektedir ki, rahim ve yumurtalık kanseri saptanmamışsa ve bu kanserlere ailevi bir eğilim yoksa, rahim ve yumurtalıkların muhafaza edilmesi kadınların daha sağlıklı bir yaşam sürdürmesini sağlamaktadır.
Son çalışmalar, yumurtalıkların alınmasıyla oluşan “cerrahi” menapozun yumurtalık fonksiyonunun yaşla azalmasına bağlı doğal menapoza göre daha şiddetli olduğunu ve daha uzun sürdüğünü göstermiştir. Doğal menapozda yaşlanan yumurtalıklar menapozun başlangıcından itibaren en az 10 sene belli miktarda östrojen ve en az 80 yaşına kadar da belli miktarda androjen hormonlarını salgılamaya devam eder. Androjen hormonları da kas ve yağ dokusu tarafından östrojene dönüştürülür. Menapozdan sonra yumurtalıklarını aldıran kadınlarda aldırmayanlara göre osteoporoza bağlı kemik kırıkları %54 oranında daha fazla görülmüştür. Androjen eksikliği kemik kaybı, libido, kas ve yağ dağılımı, kendini iyi hissetme, enerji ve iştah gibi bir çok olayda etkilidir. Yumurtalıkları aldırmayarak onların doğurganlık dönemine göre daha az da olsa östrojen ve androjen salgılamalarının sağlanması, kadının sağlıklı yaşamasına ciddi katkı sağlamaktadır. Bu, menapozdan sonra bile genital organları aldırmamak için geçerli bir başka nedendir.
Uzun süreli gözleme dayanan yeni bir çalışmada, menapoz dönemindeki kadınlarda histerektomi+ooferektominin kemiklerde kırık riskini iki kat artırdığı saptanmıştır. Histerektominin yumurtalıklar alınmasa bile osteoporoza bağlı kemik kırığı riskini de % 20 artırdığı gösterilmiştir.
İsveçli araştırmacıların geniş bir popülasyonda yaptıkları bir çalışmada histerektomi olan kadınlarda idrar tutamama nedeniyle ameliyat olma oranının histerektomi olmayanlara göre 2 kat fazla olduğu ve bu riskin özellikle histerektomiden sonraki 5 yıl içinde fazlalaştığı tesbit edilmiştir. Organ sarkması nedeniyle ameliyat olma ihtiyacı, karından total histerektomi olanlarda % 50, kısmi histerektomi olanlarda 2 katı ve vajinal histerektomi olanlarda da 4 katı artmaktadır.
Yeni bir çalışma, yumurtalıkları alınan kadınlarda, özellikle bu ameliyat 38 yaşından önce yapıldıysa, demans (bunama) ve anlama-kavrama bozukluğu riskinin arttığını göstermiştir. Bu risk 46 yaşından önce her iki yumurtalığı alınan kadınlarda % 70 artarken, 38 yaşın altındaki kadınlarda, sadece bir yumurtalığı alınsa bile, % 260 oranında artmıştır. Yumurtalıkları alınan kadınlarda menapozun birden başladığı ve menapoz belirtilerinin daha şiddetli olduğu da bilinmektedir. Bu durumda yumurtalıkları aldırmanın yarattığı risk ameliyatla sağlanacak olan yarardan çok daha büyük olmaktadır.
Histerektominin uzun dönemde başka zararlı etkileri de bildirilmiştir. Tüm çalışmalarda olmasa bile, bazı çalışmalarda, histerektomi yapılan kadınların % 30 unda sık idrara çıkma, sürekli idrar hissi ve idrarını tutamama gibi belirtilerin ortaya çıktığı gösterilmiştir. Bu histerektomi sırasında idrar torbasına ait küçük sinirlerin kesilmesi nedeniyle kaçınılmaz olarak oluşabilen bir durumdur. Ayrıca histerektomiden sonra, rektosel (rektumun vajinaya sarkması) olmasa bile, hastaların yaklaşık 1/3 ünde gaitanın itilememesine bağlı kabızlık gelişmektedir. Sıklıkla, histerektomiden sonra vajina ön duvarının çökmesine bağlı sistosel ve idrar torbasında sarkma ile vajina arka duvarının çökmesine bağlı rektosel (kalın barsağın vajinaya sarkması) görülebilir. Bu durumlarda idrar yapamama, idrar tutamama, kabızlık, cinsel ilişki zorlukları ve vajina enfeksiyonu gibi problemler ortaya çıkabilir. Bu problemler cerrahi girişimi gerektirecek kadar ciddi olabilir.
Histerektomi ruh sağlığını da etkileyebilir. Bazı kadınlar için, özellikle bazı kültürlerde, rahim büyük fizyolojik anlam taşıyan bir organdır. Bir çok kadında histerektomi sonrasında herhangi bir duygusal sorun yaşanmazken, bazı kadınlarda depresyon, kaygı ve cinsel fonksiyon bozukluğu görülebilir. Histerektomi sonrası cinsel fonksiyon bozukluğu karmaşık bir meseledir. Bazı kadınlar rahimlerini kaybettiklerinde kadınlıklarını da kaybettiklerini düşünürler. Partnerlerinin artık kendilerini istemediğini sanabilirler, bu da libido azalmasına yol açar. Histerektominin yaratabileceği ve cinsel fonksiyonu direkt olarak etkileyebilecek bir problem, operasyon sonucu vajinanın kısalması ve bunun da cinsel ilişki sırasında penetrasyonla (penisin vajinaya girişi) ağrı oluşturmasıdır. Histerektominin cinsel fonksiyonla ilgili en önemli etkisi orgazm üzerinedir. Bazı kadınlar için derin orgazm rahimdeki ritmik kasılmalarla sağlanmaktadır. Histerektomiden sonra bu kasılmalar olmayacağından bu kadınlarda orgazm kalitesinde dramatik bir düşme olabilir. Orgazmı rahim kasılmalarına bağlı olmayan kadınlarda ise histerektomi orgazm kalitesini etkilemeyebilir. Hatta, bazı kadınlarda, özellikle histerektomiden sonra kanama, ağrı ve rahim sarkması gibi problemler ortadan kalktığında, cinsel yaşamda iyileşme bile bildirilmiştir. Bazılarında da, histerektomi istenmeyen hamilelik riskini ortadan kaldırdığından cinsel fonksiyonlarda iyileşme görülebilir.
Son olarak da birçok kadın, mutlaka gerekli olmadıkça, cinsel organlarının ya da diğer her hangi bir organının alınmasına şiddetle karşı çıkmaktadır.
Bu tartışmada, histerektomi ameliyatının sakıncaları özetlenmiştir. Bu konularda bilgilendirilmeleri sonucunda, kadınların çoğu, kendi sağlıkları için mutlaka gerekli olmadıkça, histerektomi ameliyatını reddetmektedir. Kadın doğum ve jinekoloji alanındaki 30 yılı aşkın faaliyetime dayanarak, bir kadının kendi vücut organlarının akibeti konusunda karar verebilme hakkı olduğuna kuvvetle inanıyorum. Kadın hastalar, histerektominin gerekli olup olmadığını sorgulama konusunda sıkılma ya da çekinme durumunda bırakılmamalıdır. Aslında her doktor hastasına tedavi seçeneklerini ayrıntılarıyla açıklamak ve her yöntemin iyi ve kötü yönlerini söylemekle yükümlüdür. Doktorların bu açıklamaları yaparken, hastaya uygulanabilecek tedavilerin bir kısmını kendisi yapamasa bile, dürüst davranması gerektiğine inanıyorum. Eğer hasta histerektomi olmamayı seçerse, doktorunun görevi bu karara destek olmak ve hastayı diğer tedaviler için, bu tedavi başka bir uzman tarafından yapılsa bile, ilgili hekime yönlendirmektir.

Yumurtalık Enfeksiyonu Tedavisi

Bu enfeksiyonlar vajinadan yukarı doğru yayılan, öncelikle adet kanamalarının, kürtajın veya lohusalığın da oluşumunu kolaylaştırdığı enfeksiyonlardır. Bizi kadın yapan organlarımızdan yumurtalıklarımız ile ilgili benim önemli gördüğüm bu bilgiyi sizlere sunmak istiyorum.


Yumurtalık Enfeksiyonu Tedavisi
Bu tür eneksiyonlarda, iltihaplı dokularda virüslerin yıkıma yol açmaması için bedenimiz kendini korumaya çalışır. Genellikle vajinadan yukarı doğru yayılan, öncelikle adet kanamalarının, kürtajın veya lohusalığın da oluşumunu kolaylaştırdığı enfeksiyonlardır bunlar. Genelde iltihaplı bir akıntıya benzer ağrılar eşlik eder. Bu duruma sıkça yüksek ateş ve nöbet titremesi de eklenir.

Arslanpençesi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-4 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.

Atkuyruğu buğu kompresi: Şiddetli ağrılara karşı atkuyruğu buğu kompresleri uygulanabilir. İçinde su kaynayan bir tencerenin üstüne oturtulan süzgece iki avuç dolusu ince kıyılmış atkuyruğu koyulur. Buhar bitkileri ısıtır ve yumuşatır. İyice yumuşayan sıcak bitkiler bir tülbendin üstüne yayılır, tülbenden iki ucu üst üste kapatılarak bir kompres paketi oluşturulur. Bu kompres ağrılı bölgeye yatırılır ve sıcak bir bezle tespit edilir. Kompres sırasında hasta yatakta kalır ve kompres soğuyana kadar etkilemeye bırakılır.

Çikolata Kisti (Endometriozis)

Endometriozis hastaların büyük kısmı çocuk sahibi olamama nedeni ile doktora müracaat ederler.Endometriozis hastalarında en sık karşılaşılan şikayet adetlerin aşırı derecede ağrılı olmasıdır. Hastalığın seyri ve tedavisi hakkında öğrenmek istediğiniz her şeyi bu yazıda bulacaksınız.


Çikolata Kisti (Endometriozis)
Rahim (uterus) içerisinde yer alan; her ay gebeliğe ev sahipliği yapacak şekilde hazırlanan ve gebelik olmadığı zaman yeterli hormon desteğinden yoksun kalması nedeniyle adet (menstruasyon) kanaması halinde dökülen özel hücre tabakası “endometrium” olarak adlandırılmaktadır. Bu hücre tabakası vücutta sadece rahim içerisinde yer almaktadır. Bu hücrelerin vücutta rahim dışında başka bir alanda yer alması “endometriozis” hastalığı olarak adlandırılır. Bu durum en sık olarak yumurtalıklarda, rahim arkası boşlukta (Douglas boşluğu), vajen ile barsağın son bölümü arasında, barsakların yüzeyinde, tüplerin üzerinde veya çevresinde, rahmi tutan bağların ve mesanenin üzerinde veya karın zarı yüzeylerinde, cerrahi yaralarda, dikişli doğum esnasında açılan kesilerde, çok nadir olarak da göbek deliği ,burun zarı gibi uzak organlarda görülür. En sık görüldüğü yer %75 oranıyla yumurtalıklardır.

Rahim iç tabakası adet döngüsünün seyrinde her ay kalınlaşan ve belli bir süre sonucunda kanamasıyla vücut dışına atılan bir dokudur. Rahim iç tabakası rahim yüzeyi dışında bir yere yerleştiğinde yine adet döngüsüyle birlikte kalınlaşma gerçekleşir ve yine kanamayla bu doku uzaklaştırılmaya çalışılır. Endometriozis hastalığının yerleştiği dokular vajinayla dış ortama açılan rahimin aksine kapalı sistemlerdir ve kanama bu kapalı sitemin içine (genellikle karın boşluğuna olur veya yumurtalık dokusu içine olur ki bu ilerleyen süre içinde burada endometrioma diğer adıyla çikolata kisti adı verilen yumurtalık kistlerine neden olur.) olur. Bu oluşan iç kanamalar iç bölgelerde yapışıklıklara neden olur ve buna bağlı belirtiler meydana gelir. Bu iç kanama miktarı çok az miktarda oluştuğundan hayati tehlike taşımaz.

Kimlerde sık görülür?

Endometriozis üreme çağındaki kadınların hastalığı olarak kabul edilir. Hiç şikayeti olmayan ve başka bir nedenle değerlendirilen bir kadında saptanabilir. Tüm kadınların %3-5′inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin %40′ında saptanmaktadır. Birinci derece akrabalarından birinde endometriozis saptanmış bir kadında hastalığın görülme olasılığı yaklaşık 7 kat daha fazladır. Endometriozis çok nadir olarak menopozdaki kadınlardan ve çok geç hastalarında görülmektedir. Hatta literatürde erkelerde de görülebildiği bildirilmiştir.

Neden oluşur?

Hangi faktörlere sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Nedeni açıklamaya yönelik çeşitli teoriler öne sürülmektedir. En fazla kabul gören iki görüş genetik olarak yatkınlığı bulunan kadınlarda, karın içerisinde yer alan belirli yüzeylerde veya dokularda hücrelerin yapısal değişikliği uğraması ve rahim iç tabakası gibi davranmasıdır; diğer ise rahim iç tabakasının (endometrium) fallop tüplerinden karın içine taşınmasıyla oluşur ki bu teoriye retrograd mesturasyon teorisi denir. (olabilmesi daha mümkün ve mantıklı olan teoridir.)

Nasıl belirti verir?

Endometriozis hastalarında en sık karşılaşılan şikayet adetlerin aşırı derecede ağrılı olmasıdır. Ağrının şiddetinde giderek artan bir düzen izlenir. Ağrının nedeni endometriozis odaklarında salgılanan prostoglandin adı verilen bazı maddelerin etkisiyle rahimde ortaya çıkan kasılmalardır. Ancak ağrının şiddeti ile hastalığın derecesi arasında bir ilişki yoktur. Hafif derecede bir endometriozis şiddeti ağrılara neden olabileceği gibi ileri derecede bir endometriozis olgusunda çok hafif adet sancısı görülebilir hatta hiç bir ağrı olmayabilir. Bununla beraber sancıların daha erken başlaması ve daha uzun sürmesi hastalığın evresinin ilerlediğine işaret edebilir. Ağrı tipik olarak adetten birkaç gün önce başlar ve adet kanaması ile birlikte en üst düzeye ulaşır ve kanama boyunca devam eder. Hatta zaman zaman bu ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap vermeyebilir. Adet sancısı dışında endometriozisde kronik kasık ağrıları ve bel ağrıları da olabilir. Bu ağrılar bacaklara doğru da yayılım gösterebilir.

Endometriozis, cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Bu duruma endometriozis hastaların çoğunda kanama bozukluğuna rastlanmaz. Ancak adet öncesi görülen kahverengi lekelenme şeklinde kanamalar endometriozis için tipiktir.

Endometriozis hastaların büyük kısmı çocuk sahibi olamama nedeni ile doktora müracaat ederler. Genel olarak kısırlık şikayeti bulunan kadınların yaklaşık %10-20 sinde değişik düzeylerde endometriozis bulunmaktadır. Endometriozis ve kısırlık arasındaki ilişki tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Özellikle hafif ve orta derecede endometriozisin kısırlığa neden olup olmadığı tartışmalıdır. Bununla beraber en sık kabul gören teori endometriozisin pelvis boşluğu içinde bir tür inflamasyona neden olarak bazı maddelerin salınımına yol açtığı ve bu maddelerin ve follikül ve yumurta gelişimi üzerinde olumsuz etkilerin olduğudur. Karın zarında salgılanan bu maddelerin yumurta ve sperm bilerleşmesi, tubal fonksiyon ve hatta döllenmiş yumurtanın endometriuma implante olması üzerinde de olumsuz etkilerinin olabileceği ileri sürülmektedir. Bir başka düşünceye göre ise hafif derecede endometriozis kısırlığa neden olmamaktadır. Bu hastalarda kısırlığın ana nedeni kötü sperm kalitesi ovülasyon bozukluğu gibi bilinen başka bir patoloji ya da açıklanamayan infertilite (kısırlık) olgularında olduğu gibi bilinmeyen nedenleridir. Endometriozis sadece tabloya eşlik eden ek bir patolojidir.

Öte yandan şiddetli endometriozis kısırlığın bilinen bir nedenidir. Ortaya çıkan yapışıklıklar ve anatomik bozukluklar üreme sisteminin normal fonksiyonunu bozarak fertilizasyon problemlerine neden olurlar. Yapışıklık olmasa bile çikolata kistleri normal ovülasyonu bozarak kısırlığa yol açabilir.

Neden çikolata kisti: Birikmiş kan kalıntılarının rengi zaman geçtikçe kırmızıdan kahverengine ve siyaha doğru değişim gösterir. Endometrioma yumurtalık dokusu içinde bu eski kanın birikmesiyle oluşur ve bu kistin içinde bulunan görünüm olarak sıvın çikolatayı andırır.

Endometriozis ile birlikte görünebilen yakınma ve bulgular

Kronik pelvik ağrı
Adetlerin sancılı olması (dismenore)
Kısırlık
Dış gebelik
Ağrılı cinsel ilişki (disparonia)
Bel ağrısı
Sırt ağrısı
Bacaklarda ağrı
Bulantı-kusma
Karın ağrısı
Kabızklık ya da ishal
Makata vuran ağrı
Kanlı dışkı
Makadi kanama
Kuyruk sokumuna doğru ağrı
İdrarda kan
İdrar yaparken yanma
Yan ağrısı
Sık idrara çıkma
Adet kanamasıyla eş zamanlı burun kanamaları ya da vücudun çeşitli yerlerinde kanama ve morarmalar.

Nasıl tanı konur ?

Endometriozisin tanısı lezyonların direk olarak görülmesi ve patolojik olarak incelenmesi ile konur. Yani kesin tanı için cerrahi şarttır. Öyküde endometriozisden kuşku duyulan hastalarda kısırlık problemi de varsa mutlaka tanısal laparoskopi yapılmalıdır. Laparoskopi sırasında karın zarı, rahim, douglas boşluğu, tüpler gibi tüm pelvis içi oluşumlar gözlenerek küçük endometriozis odaklarının varlığı araştırılırken şiddetli olgularda yapışıklıklar izlenir.

Endometriozis tanısında en önemli tanısal testlerin başında ultrasonografi gelir. Ancak ultrasonografi yumurtalıklarda yerleşmiş çikolata kistlerinin tanınmasında yararlıyken pelvik endometriozis hakkında bilgi vermede yetersizdir. Yumurtalık içinde derinde yerleşmiş endometriomalar laparoskopide gözden kaçabilir ancak bu kitleler dikkatli bir ultrasonografik inceleme ile kolaylıkla fark edilebilir.

Ultrasonografi incelemesinde endometriomalardan kuşku duyulan olgularda kanda Ca-125 adı verilen bir markerın bakılması sonucu tanının desteklenmesi açısından önemlidir. Yumurtalıktan köken alan bazı kanserlerde salgılanan bu tümör belirteci endometriozis varlığında da artmaktadır ancak kan düzeyi habis hastalıklarda olduğu kadar yükselmemektedir.

Evreleri

Endometriozis hastalığının yerleştiği bölge, yayılımı, derinliği ve büyüklüğüne göre evrelendirilir. Evre 1 minimal hastalığı, evre 2 hafif, evre 3 orta ve evre 4 ise şiddetli endometriozisi ifade eder. Hastalığın evresi ile yarattığı şikayetler arasında direkt bağlantı yoktur.

Nasıl tedavi edilir?

Endometriozisin kesin kalıcı tedavisi yoktur. Uygulanan tedavilerin amacı ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanabilir. Tıbbi tedaviler endometriozisin östrojene bağımlı bir hastalık olması prensibine dayanır. Hamilelik ve menopoz endometriozis oluşumunu engelleyen iki doğal durumdur. Hormonal tedavilerde amaç bu iki doğal durumu taklit etmektir. Her iki durumda da endometrium üzerindeki östrojen etkisi ortadan kalkacağından yanlış yerde yerleşmiş olan endometrial dokunun da baskılanması beklenir.

Gebelikte görülen hormonal durumu taklit etmek için doğum kontrol hapları kullanılırken, menepozu taklit etmek amacıyla danazol ya da GnRH analoğu adı verilen ilaçlar kullanılmaktadır. 3-6 ay süren bu tedavide kan östrojen düzeyi doğal menopozda olduğu gibi düşük seviyelere inmektedir. Genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlar şeklinde uygulanan GnRH analog tedavisi oldukça pahalı bir tedavi şeklidir. GnRH anaolgları uzun süreli kullanımda kemik erimesi, ateş basması gibi menopoz sonrası görülen yakınmalara neden olabileceğinden östrojen içeren ilaçlar ile birlikte verilebilir. Add-back tedavi adı verilen bu durun tezat gibi görülebilir. Ancak amaç kan östrojen düzeyini endometriozisi baskılayacak kadar düşük ve kemik erimesine neden olmayacak kadar yüksek bir aralıkta tutmaktır.

Yapılan çalışmalar endometriozisde uygulanan tıbbi tedavilerin ağrıyı gidermede etkili olduğu ancak infertilite üzerinde olumlu bir etkisinin olmadığının göstermektedir. Bu nedenle kısırlık nedeni ile başvuran hastalarda tıbbi tedavi önerilmez.

Şiddetli endometriozis olgularında tercih edilmesi gereken tedavi yaklaşımı cerrahidir. Özellikle laparoskopik cerrahi tekniklerde yaşanan gelişmeler bu hastaların etkili bir şeklide tedavi edilmelerine olanak sağlamaktadır. Örneğin; çikolata kisti çıkartılan hastaların %50′si 6 ay içinde tedaviye gerek kalmadan hamile kalmaktadır. Anatomik düzenin yeniden sağlanması hem ağrının giderilmesinde hem de üreme potansiyelinin arttırılmasında son derece önemlidir.

Yardımcı üreme teknikleri:

Kısırlık nedeniyle tedavi edilen bir kadın cerrahi sonrası 6 ay içinde kendiliğinde hamile kalamamış ise bir sonraki seçenek yardımcı üreme teknikleridir. Eğer tüpler açık ise aşılama denenebilir. Aşılamanın da başarısız olduğu durumlarda ise son alternatif tüp bebek uygulanmadır. Bu grup hastalarda özellikle büyük çikolata kisti çıkarılmış ise yumurtalıkların rezervinde bir azalma beklenebilir. Ayrıca bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı bu endometriozis olgularında döllenme oranlarında düşüklük görülebilmektedir.

Göğüslerden Neden Süt Gelir

Kadınlarda prolaktin yükseklikleri en sık olarak adet düzeni bozuklukları, göğüsten akıntı olması, gebe kalamamaya yol açabilmektedir. Bu nedenle prolaktin yani süt hormonu düzeylerinin normal sınırda olup olmadığı kontrol edilmelidir. Hormonun belli bir düzeyde olması faydalıyken artması istenmeyen sonuçlar doğurabilmekte.


Prolaktin hormonu nedir?

Göğüslerden Neden Süt Gelir
Prolaktinin dilimizdeki karşılığı “süt hormonu”dur. Yapı olarak “şeker ve protein moleküllerinden oluşur. Prolaktin hormonu belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir.

Prolaktin hormonu nereden salınır?
Bu hormon beynimizin hipofiz denilen kısmındaki bazı hücrelerce üretilir ve kana karışır. İnsan vücudunda pek çok hormon gibi, bir yapım-salınım-yıkım dengesi vardır. Yine beynimizin hipotalamus denilen kısmından salgılanan Dopamin adı verilen bir başka hormon prolaktinin salınımın dengeler. Öyle ki, dopaminin azlığında prolaktin salgısı artar.

Prolaktin (süt hormonu) düzeylerini neler yükseltir?

Normal kadın, erkek ve çocukta prolaktin düzeyleri genellikle 25 ng/ml’nin altındadır.

Prolaktin (Süt hormonu) yüksekliğine yol açan durumlar
Prolaktin yüksekliğinin belirtileri nelerdir?
Prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler
Prolaktin yükseklikleri nelere yol açar?

Kadınlarda prolaktin yükseklikleri en sık olarak adet düzeni bozuklukları, göğüsten akıntı olması, gebe kalamamaya yol açabilir.

Prolaktin yüksekliğinin tanısı nasıl konur?

Prolaktin yüksekliği tanısı genellikle adet düzensizlikleri, göğüsten akıntı gelmesi, gebe kalamama yakınmaları ile başvurulduğunda yapılan bir kan testi ile kandaki prolaktin düzeyinin ölçülmesi ile konur.

Ancak testin yapılmasının bazı şartları vardır.
Değerli Misafirimiz, Bu konuya ait diğer resimleri görebilmek için ÜYE OLUNUZ
Testten önce birkaç gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı,
Test öncesi birkaç gün meme uyarımından kaçınılmalı,
Açlık tokluk testi etkilememektedir.
Uyku düzeninden etkilenme olasıdır.

Prolaktin düzeyi, değişik laboratuarlarda farklı yöntemlerle ölçüldüğünden normalin değerlendirilmesi, o laboratuarın o bölgeden elde ettiği ortalamalara göre yapılmalıdır. Bir test tipinde “20 birim” normal değeri gösterirken, bir başka laboratuar ve testte üst sınır 600 birim olarak bildirilebilir.

Hafifçe yükseklik olması durumunda ideali, cinsel ilişkiden ve meme uyarımından kaçınılması ve sabah saatlerinde yeniden test yapılmasıdır.

Testin düşük düzeyde yüksekliklerinde hipofiz bezini gösteren tek bir röntgen filmi yeterlidir. Bu film sonucu şüphe olursa veya hormon düzeyi çok yüksekse hekiminiz sizden tomografi gibi daha ileri bir tetkik isteyecek, gerekirse Beyin Cerrahisi Uzmanına gönderecektir.

Prolaktin yüksekliği kısırlığa yol açar mı?

Kısırlık sebeplerinden birisi de prolaktin hormonu yüksekliğidir. Ancak bundan her prolaktin yüksekliği olanın çocuğu olmaz anlamı çıkartılamaz. Tedavisiz dahi gebelik oluşabilmektedir. Ayrıca prolaktin hormonu yüksekliği, ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir.

Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?

Esas hastalığın tedavi edilmesi. Prolaktini yükselten sebepler bulunabilirse öncelikle o hastalık tedavi edilir.

Prolaktin yüksekliğinde kullanabilecek ilaçlar “bromokriptin” veya “lisurid” adı verilen ilaçlardır. Bu ilaç vücutta prolaktin karşıtı etki yaparak yakınmaları düzeltebilir.

Endometriyum (Rahim) Kanseri

Mayıs 25th, 2011 Posted in kadın hastalıkları Tags: ,

Eğer menopozda iseniz, kanama, lekelenme veya kanlı ya da beyaz akıntınız oluşursa derhal doktora başvurun. Bu belirtiler hiperplazi veya bazı diğer durumlarda da görülebilse de kanser riskinide göz ardı etmemelisiniz. Ayrıca alt karında kitle hissi, kilo kaybı gibi sorunlarda hastalığın ileriki evrelerinin bulguları olmaktadır. Bu yazımızla sizde risk gurubunda olup olmadığınızı öğrenin ve hastalık hakkında edinilmesi gereken bilgileri öğrenin.


Endometriyum (Rahim) Kanseri
Endometriyum kanseri; rahmin iç duvarını döşeyen dokudan gelişen kanser türünü oluşturuyor. Bu dokuya endometriyum adı veriliyor. Bir kadının adet döngüsünde (siklusunda) rahmin içini döşeyen doku değişiyor.
Endometriuyum, adet siklusunun başında, hamilelik oluşması durumunda gelişecek embriyonun beslenmesine hazırlık kapsamında kalınlaşıyor. Siklusun ortasında, eğer hamilelik oluşmamış ise hormon düzeylerinin değişmesiyle birlikte endometriyumun üst tabakaları ölmeye başlıyor. Siklusun sonunda bu ölü dokular dökülüyor ve adet kanaması oluşuyor. Bu siklus bir kadınınn hayatı boyunca menopoza kadar tekrarlayarak sürüyor.
Endometriyum kanserlerinin hemen tümü endometriyumun epitel hücrelerinden kaynaklanıyor. Endometriyum kanseri, kadın genital kanserleri arasında en sık görülen kanser türünü oluşturuyor. Rahim kanserlerinin yüzde 95’ten fazlası endometrium kanseridir. Çoğu endometriyal kanser olgusunda sebebin ne olduğu henüz bilinmiyor. Ancak çeşitli risk faktörlerinin bu hastalıkla ilişkili olduğu tespit edilmiş. Bu risk faktörüne sahip olmak, kadının o hastalığa kesin olarak yakalanacağı anlamına da gelmiyor.
Yumurtalıklar, normalde iki temel kadın hormonunun (östrojen ve progesteron) yapımını üstleniyorlar. Bu iki hormon arasındaki denge, düzenli adet kanamalarınıı oluşturuyor ve aynı zamanda endometriyumun sağlıklı kalmasını sağlıyor. Östrojen ve progesteron arasındaki bu dengenin östrojen lehine değişmesi, kadının endometriyum kanserine yakalanma riskini arttırıyor. İlk adetin erken yaşta görülmesi, geç menopoz, şişmanlık gibi endometriyum kanserine yakalanma riskini arttıran unsurlar temelde vücuttaki östrojen ve progesteron dengesinin bozulması ile doğrudan ilişkili.

Belirtileri Nelerdir?

Beklenmeyen kanama, lekelenme veya akıntı: Eğer menopozda iseniz, kanama, lekelenme veya kanlı ya da beyaz akıntınız oluşursa derhal doktora başvurun. Bu belirtiler hiperplazi veya bazı diğer durumlarda da görülebilse de durumunuz doktorunuz tarafından değerlendirilmeli.
Alt karında ağrı ve/veya kitle ve kilo kaybı: Bu belirtiler genellikle hastalığın ileri evrelerinde oluşuyor. Ancak doktora başvurmada gecikme, hastalığın daha da ilerlemesine, dolayısıyla tedavinin başarı şansının azalmasına yol açabiliyor.

Risk Faktörleri Nelerdir?

Erken yaşta ilk adet: İlk adetin 12 yaşından önce görülmesi rahmin östrojene maruz kalma süresini arttırdığı için endometriyum kanseri riskini yükseltiyor.
Geç menopoz: 50 yaşından sonra menopoza girmek de uzun sureli östrojen etkisi anlamına geleceğinden riski arttırıyor.
Yaşam boyunca adet kanamalarının görüldüğü toplam süre: Bu unsur yaşam boyunca maruz kalınan östrojen miktarını daha iyi ifade ettiğinden belki de adet kanamasının ilk başladığı yaş veya menopoz yaşından daha önemli. Örneğin bir kadının ilk adet yaşı erken olsa da erken menopoza girmiş ise toplam süre kısa olacağından düşük riskli sayılabiliyor.
Hiç gebe kalmamış veya doğum yapmamış olmak: Gebelikte hormonal denge progesteron lehine değişiyor. Bu yüzden hiç gebe kalmamış kadınlar birçok gebelik geçirmiş kadınlara göre daha fazla risk altındalar.
Obezite (aşırı şişmanlık): Östrojenin büyük kısmı yumurtalıklarda yapılıyor olmasına rağmen yağ dokusu bazı hormonları östrojene dönüştürebiliyor. Bu sebeple yağ dokusunun fazla olması, östrojen miktarını yükselterek endometriyum kanseri olasılığını artırıyor.
Östrojen replasman tedavisi: Östrojen replasman tedavisi menopozun etkilerini bertaraf etmek üzere kullanılıyor. Geçmişte progesteron olmadan yalnızca östrojenden yararlanılıyordu. Bu kullanımın endometriyum kanseri gelişme riskini önemli oranda artırdığı gösterildi. Östrojen yanında progesterondan da yararlanıldığında ise aksine riskin azaldığı görüldü. Ancak son araştırmalar iki hormonun birlikte kullanılmasıyla meme kanseri ve damarlarda pıhtı oluşma risklerinin arttığını ortaya koyuyor. Bu nedenle östrojen replasman tedavisinin olumlu ve olumsuz yönlerini doktorunuzla tartışın. Eğer tedavi olmayı seçerseniz yıllık kontrollerinizi ihmal etmeyin. Beklenmeyen kanama veya akıntınız olursa derhal doktora başvurun.
Hayvansal yağdan zengin beslenme: Bu beslenme tarzı ile endometriyum kanseri de dahil olmak üzere bazı kanserlerin gelişme riski arasında ilişki saptanmış. Yağlı besinler aynı zamanda yüksek kalorili olduklarından şişmanlık yoluyla endometriyum kanseri riskini artırabiliyor.
Diyabet (şeker hastalığı): Diyabete şişman insanlarda daha sık rastlanıyor. Endometriyum kanserine diyabetli kişilerde daha sık rastlama nedeni de bu olabilir.
Yaş: Artan yaş ile birlikte risk de artıyor. Endometriyum kanserlerinin yüzde 95’i 40 yaş ve üzerindeki kadınlarda görülüyor.
Aile hikayesi: Endometriyum kanseri bazen belli tipteki kalın bağırsak kanserleri ile genetik olarak ilişkili. Ailesinde birden fazla endometriyum veya kalın bağırsak kanseri tanısı almış kadınlar kalıtsal olarak riskli olabiliyor. Genetik testler sayesinde sizin veya ailenizdeki bireylerin risk oranı saptanabiliyor.
Meme veya yumurtalık kanseri: Bu kanserleri geçirmiş olan kadınlarda endometriyal kanser riski artıyor. Meme ve yumurtalik kanserleri için önemli olan bazı risk faktörleri endometriyum kanseri için de gecerli.

Erken Tanı İçin Neler Yapmalıyım?

Endometriyum kanseri için yüksek riskli olan küçük bir grup kadın dışında, bu kanserin erken tanısında kullanılabilecek test mevcut değil. Kadınlar PAP testinin de yapıldığı düzenli jinekolojik muayenelerini aksatmamalı. PAP testi ile bazı jinekolojik kanserlerin tanısı erken evrede konabilse de, endometriyum kanserlerinin çoğunluğunda tani PAP testi ile konulamıyor.
PAP testi, rahim ağzı kanserinin erken tanısında büyük önem taşıyor. Bu nedenle tüm kadınlar aktif cinsel yaşamdan 3 yıl sonra düzenli PAP testinden yararlanmalı. Endometriyum kanseri için yüksek risk taşıyan kadınlar erken tanı yöntemine başvurmalı.
Eğer belli bir tip kalın bağırsak kanseri (herediter nonpolipozis kolon kanseri) tanısı almış veya bu kanser için risk grubundaysanız, doktorunuza başvurun ve 35 yaşından başlayarak yıllık endometriyal biyopsi alınması ile erken tanı konusunda bilgi alın.

Tanı Nasıl Konuluyor?

Çoğu zaman, bu kanserin belirti ile bulgularına duyarlı olmak ve zaman geçirmeksizin doktora başvurmak, hastalığın erken evrede teşhis edilmesi için yeterli oluyor. Erken teşhis, kanserin başarı ile tedavi edilme şansını arttırıyor. Ancak bazı durumlarda belirtiler oluşmadan dahi hastalık geç evreye ulaşabiliyor.
Kanser şüphesi olduğunda şu yöntemlerden yararlanılıyor:
Doktor öncelikle hastanın belirtileri, risk faktörleri ve ailesinin tıbbi öyküsü konusunda sorular soruyor, ayrıca fizik ve jinekolojik muayene yapıyor. Endometriyum kanserinden şüphelenildiği takdirde hasta, kadın kanserleri konusunda uzmanlaşmış olan bir bir doktor, yani ” jinekolog onkolog” tarafından görülmeli. Endometriyal hiperplazi (dokuda kalınlaşma) veya endometriyum kanseri tanısı koyabilmek için mikroskop altında incelemek üzere doku alınması gerekiyor. Bu doku endometriyal biyopsi veya dilatasyon ve kürtaj ile alınabiliyor.
Biyopside, rahim ağzından rahim boşluğuna doğru ilerletilen çok ince ve yumuşak plastik bir tüp yardımıyla doku örneklemesi yapılıyor. Bu tüp kullanılarak negatif basınç yöntemi ile az miktarda endometriyum dokusu elde ediliyor. Negatif basınç uygulanan süre genellikle bir dakikayı aşmıyor. Hissedilen ağrı şiddetli adet sancısına benziyor. İşlemden bir saat önce bazı ilaçlar alınmasının ağrıya faydası olabiliyor.
Dilatasyon ve kürtaj: Eğer biyopsi ile yeterli doku alınamaz ise veya hastanın kanser olup olmadığıı konusunda karara varılamıyor ise dilatasyon ve kürtaj yapılmalı. Bunu yapabilmek için rahim ağzı genişletiliyor ve özel bir alet yardımıyla rahmin içini döşeyen dokudan kazınarak örnek alınıyor. Işlem için genel anestezi veya hastanın uyumasına yardımcı olacak ilaç gerekebiliyor. Pek çok kadın işlemden sonraki dönemde rahatsızlık duymuyor.
Dokunun incelenmesi: Elde edilen doku mikroskop altında incelenerek, kanser hücresi içerip içermediğine bakılıyor. Eğer kanser bulunursa, hücreler dikkatle incelenerek, kanser gradlandırılıyor (derecelendiriliyor). Hücrelerin büyük çoğunluğu normal hücreye benziyorsa bu grad 1’ dir. Hücrelerin yarısından fazlası normal hücreye benzemiyorsa buna grad 3 deniyor. Ikisi arasında kalan tümörler ise grad 2 olarak adlandırılıyor. Gradlama, düşük gradlı hastalarda hastalığın ileri evre olma veya nüksetme olasılığı daha az olduğu bilgisini verdiği için önemli. Doku progesteron reseptörleri (hücrede progesteronu bağlayan yapılar) varlığı yönünden de incelenebiliyor. Progesteron reseptörü içeren tümörler daha yavaş seyirli ve daha az yayılımcı özellik sergiliyor. Bu nedenle varlıkları hastanın geleceği için daha olumludur.
Diğer testler: Kanserin tanısı için kullanılan diğer testler arasında ultrason ve rahmin içine steril serum fizyolojik verilerek yapılan ultrason (sonohisterogram) yer alıyor. Tanı konduktan sonra gelecek basamağı rahmin cerrahi olarak çıkarılması oluşturuyor. Ancak bunun öncesinde kanserin yayılıp yayılmadığını belirlemeye yardımcı testler yapılıyor. Bu testler çeşitli kan testleri ve radyolojik testlerdir.
CA 125 kan testi: CA 125 bir çok endometriyum ve yumurtalık kanseri tarafından kana salgılanan bir madde. CA 125’ in kanda çok yüksek düzeyde olması kanserin büyük olasılıkla rahim dışına da yayıldığına işaret ediyor.
Radyolojik testler: Bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR), intravenoz pyelografi (IVP) ve akciğer grafisi gerekli olabiliyor. Bu testlerden herhangi biri yapıldığında da sonucun nasıl yorumlanacağını doktorunuza sormanız gerekiyor.

Nasıl Tedavi Ediliyor?

Test sonuçlarını incelendikten sonra, doktor hastasına bir veya daha fazla tedavi seçeneği sunuyor. Tedavi seçimi kanserin tipine ve evresine bağlı olarak değişiyor. Yaş, genel sağlık durumu, bireysel fikirler ve çocuk sahibi olma planları gibi faktörler de tedavi seçimini etkiliyor. Karar verilmeden önce, doktor tedavinin tüm risk ve yan etkileri hastaya detaylı bir şekilde aktarıyor.
Endometriyum kanseri için 4 temel tedavi şekli mevcut: cerrahi, radyasyon tedavisi, hormonal tedavi ve kemoterapi. Bazen bu tedavi tiplerinden ikisi veya daha fazlası birarada kullanılıyor.
Cerrahi: Endometriyum kanseri tedavisinde çeşitli ameliyatlar yapılabiliyor. Ameliyat çeşidi kanserin evresi, tipi ve “grad”ına bağlı olarak seçiliyor. Ayrıca hastanın genel sağlık durumu ve yaşı da değerlendirmeye alınıyor. Bazı durumlarda ameliyatın şekli yapılmış olan testlerin sonucuna göre önceden belirlenebiliyor. Bazı durumlarda ise cerrah ameliyata olası seçeneklerle başlıyor. Bu seçeneklerden hangisi ile ameliyata devam edeceğine ise ameliyata başladıktan sonraki bulguları ile karar veriyor. Aşağıda yapılabilecek bazı ameliyat çesitleri mevcut:
Komplet histerektomi (rahmin tümüyle çıkarılması): Bu ameliyat ile rahim, rahim ağzı, yumurtalıklar ve tüplerle birlikte çıkarılıyor. Genellikle ameliyat karından yapılan kesiyle gerçekleştiriliyor. Ameliyat vajenden yapılabilse de bu yaklaşımla batın içi iyi değerlendirilemeyeceğinden bu yöntem uygun olmayabiliyor. Lenf nodları (düğümleri) da ya karına yapılan kesi veya laparoskopi denen küçük teleskop benzeri bir alet yardımıyla çıkarılabiliyor. Eğer ameliyat karından yapılırsa hastanede kalış süresi 3-5 gün sürüyor, tam iyileşme ise 4-6 haftayı buluyor. Ameliyat vajenden yapılırsa yatış süresi 1-2 gün, iyileşme süresi 2-3 haftayı buluyor.
Radikal histerektomi: Bu ameliyattta rahim, etrafındaki dokular ve vajenin üst kısmıyla birlikte çıkarılıyor.Tümör rahmin ağzına veya çevredeki dokulara yayılmış ise bu ameliyat yapılıyor. Ameliyatı vajenden yapmak mümkünse de çoğu zaman karından gerçekleştiriliyor. Hastanede kalış süresi ortalama 7 gün sürüyor. Rahim alındığı için bu ameliyattan sonra hamile kalmak mümkün olmuyor. Nadiren oluşsa da; fazla kanama, yara enfeksiyonu ve çevre organlara zarar verme gibi komplikasyonlar gelişiyor.
Lenf nodu (düğümü) çıkarılması (disseksiyonu): Bu ameliyat ile alt batın ve kalpten vücuda kan taşıyan ana damar etrafındaki lenf nodları kanser hücresi taşıyıp taşımadıklarını incelemek için çıkarılıyor. Ameliyat genellikle diğer ameliyatlar için kullanılan aynı karın kesisinden gerçekleştiriliyor. Eğer rahim vajinadan çıkarılmış ise bu lenf nodları aşağıda belirtilen yöntem ile çıkarılabiliyor.
Laparoskopik lenf nodu çıkarılması: Bu yöntemle karından yapılan küçük kesilerden sokulan ince borular ile batın ve alt batının içi inceleniyor. Borulardan sokulan ince aletler ile lenf nodları çıkarılıyor. Bu yöntem hastanın iyileşme süresini kısaltıyor. Yöntemin endometriyal kanserin alışılagelmiş tedavisi olan açık cerrahi kadar etkin olup olmadığına dair çalışmalar sürüyor. Günümüzde pek çok doktor bu metodun başarısına inanarak yöntemi hastalarına öneriyor
Radyasyon tedavisi: Radyasyon tedavisi yüksek enerjili ışınlarla kanser hücrelerini öldürme veya küçültme metodudur. Radyasyon vücudun dışından (eksternal radyasyon) veya tümörün yakınına yerleştirilen radyoaktif maddelerden (brakiterapi ile ) uygulanabiliyor. Bazı durumlarda her iki metottan birlikte yararlanılıyor. Sadece vajenin üst üçte bir kısmını tedavi etmek gerektiği durumlarda vajen yoluyla o bölgeye radyoaktif madde yerleştirirliyor. Bu yöntemle rektum (bağırsağın alt kısmı) ve mesane gibi komşu organlara zarar riski azdır. Eğer ameliyat sırasında test edilen batın içi sıvıda kanser hücreleri saptanırsa, ameliyat sonrası batin içine radyoaktif sıvı verilebiliyor. Bu durumda eksternal radyasyon tedaviye eklenmemeli. Eksternal radyasyon tedavisi için genellikle haftada 5 gün olmak üzere 4 veya 5 haftalik süre gerekiyor. Tedavinin her seansı yarım saatten az sürmesine rağmen tedaviye geliş gidişler zor ve yorucu olabiliyor. Eksternal radyasyonun yan etkilerinden herhangi biri oluşursa doktorunuzla görüşün, çünkü genellikle yardım edici çözüm bulunabiliyor.
Yan etikileri: Halsizlik, ciltte değişiklikler (kızarıklık, diğer renk değişiklikleri), ishal, idrar yapmada zorluk, vajinada cinsel ilişki sırasında ağrıya sebep olabilecek daralma, menopoz, pelvis kemiklerinde zayıflama.
Kemoterapi: Kemoterapi kanser hücrelerini yok etmek amacıyla kullanılıyor. Genellikle ilaçlar damar yoluyla veya ağızdan uygulanıyor. Kan dolaşımına karışan ilaçlar vücudun değişik dokularına yayılıyor. Kemoterapi yayılmış olan kanserin tedavisinde yararlı olan bir yöntem.
Hormonal tedavi: Progesteron gibi ilaçlar kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatmak için kullanılıyor. Bu ilaçlar genellikle ağızdan alınıyor. Birçok kadında tedavi gereği cerrahi olarak her iki yumurtalık çıkarılıyor veya radyasyon tedavisi sonucunda yumurtalıklar çalışmaz duruma geliyor. Bunun sonucunda da vücuttaki östrojen miktarı azalıyor ve kanser hücrelerinin büyümesi duruyor.
Nüks ederse: Nüks ettiğinde uygulanacak tedavi nüks etme yerine ve büyüklüğüne bağlı olarak değişiyor. Eğer kanser sadece alt batında nüks etmiş ise, radyasyon tedavisi başarılı olabiliyor. Nüks daha yaygınsa genellikle hormonal tedavi veya kemoterapi uygulanıyor. Yeni tedavi şekilleri için düzenlenen klinik çalışmalara katılmak da bir diğer seçeneği oluşturuyor.
Hastanın cerrahi tedavi olmasına engel tıbbi bir durum varsa, hormonal tedavi ile beraber veya yalnız başına radyasyon tedavisi uygulanabiliyor. Bu hastaların tedavideki başarı şansı cerrahi olan hastalar kadar iyi değil.

Adet Kanının Renkleri ve Ayırıcı Özellikleri

Mayıs 16th, 2011 Posted in kadın hastalıkları Tags: ,

Adet dönemi kadınların rutin yaşantılarındaki rahatlığı ortadan kaldırır. Bir de kanamanın çokluğu, sancı yada ateşlenme durumlarında daha çok sıkıntı yaşanır. Çoğu kadın adet döneminde gelen kanın renginin normal olup olmadığı konusunda tereddüt eder. Bu yazımızda siz bayanları bu konuda bilgilendirmek istiyoruz.


Adet Kanının Renkleri ve Ayırıcı Özellikleri
Adet halindeki kadınlarda görülen kanların renkleri altıdır : kırmızı, sarı, toprak rengi, siyah, yeşil, kirlimsi. Bu akıntılar hepsi hayız müddetinde ise hepsi hayız kanıdır. Ta ki, safi beyaz renk görene kadar. Renk tesbitinde pamuk veya bez kaldırıldığında onda mevcut renge itibar olunur. Değişme haline bakılmaz. Çünkü kadının gördüğü beyaz bir akıntı, kuruduğunda sararabilir. Yahut kırmızı veya sarı kuruduunda farklı bir renk alabilir. Hayız müddetindeki kanların renklerinin hepside hayızı bildirir. Hayız bitiminde akıntının

Hz.Fatıma (r.a) kan görüyordu. Allah Resulu (s.a.v) O’na şöyle buyurdu: “Eğer hayız kanı ise bu belli ve siyah renkte olur, böyle olursa namaz kılma, başka türlü olursa abdest al ve namaz kıl, çünkü o bir (çatlak) damardan gelmektedir.” Sarılık : Bazıları ipek kozası sarılığında, bazıları saman renginde, daha başkalrı ise sarı diş renginde olabilir. am bu hususta itibar edilecek renk: ilk görüldüğü andaki renktir.

Bulanıklık : Bulanık su renginde görülen kan demektir. KADINCA.NET

Toprak Rengi : Toprağa benzeyen rengine benzer, önce sarıdır sonra bu rengi alır. KADINCA.NET

Yeşilimtırak : Bir çeşit bulanık kandır. bu kanın rengini bozuk gıdalar değiştirir. daha çok yaşlı kadınlarda görülür.

Hayız kanının ayırıcı nitelikleri

-Katı olan ve pis kokan kan
-Sadece pis kokan, katı olmayan kan
-Sadece katı olan, pis kokmayan kan
-Hem katı olmayan hemde pis kokmayan kan

Kaynaklar:
1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, Gonca Yayınevi, 1993
2) İzahlı Kadın İlmihali, Asım Uysal, Mürşide Uysal, Uysal Yayınevi, 2001, 11.Baskı
3) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977

Vajina Mantarı

Vajinal akıntılar kadınların çoğunlukla dikkat etmedikleri ve normal saydıkları bir durumdur. Ancak vajinal akıntıların şekli ve kokusu bazı hastalıkların habercisi olmaktadır. Özellikle kötü kokan vajinal akıntıya dikkat etmeli ve doktorunuzla bu durmu görüşmelisiniz.


Vajina Mantarı
Bakteriyal vaginosis (vajinosis)
Kadınlarda en sık karşılaşılan vaginal akıntı sebebi “bakteriel vaginosis” (bakteriyel vajinosis, bakteriyel vajinoz, non-spesifik vajinit) dir. Bu enfeksiyon “Gardnerella vaginalis” denen mikrobik ajanın vagina içersinde aşırı çoğalması sonucu oluşmaktadır.

Bakteriyal vaginosis kişide bol miktarda beyaz-gri hafif sarımsı vaginal akıntı ile karakterizedir. Özellikle akıntının kötü kokusu belirgindir. Vajinal akıntıda balık kokusu na benzer bir koku bulunmaktadır.

Vajina içinden gelen koku özellikle cinsel ilişki sırasında ve adet günlerinde daha da belirginleşmektedir.

Bakteriyal vajinosis (non spesifik vajinit) tedavisinde ağızdan ve vajinal yoldan antibakteriel ilaçlar kullanılmaktadır.

Genital Uçuk Nedir

Bu yazımızda sizlere genital hastalıklardan biri olan genital uçuk belirtileri ve tedavisi hakkında bilgilendireceğiz. Maalesef ki toplulumuzdaki yıkılamayan tabulardan dolayı kişi utanarak cinsel hastalığını saklamakta ya da farkına varmadan bunu eşine ve partnerine bulaştırmakta. İşte bu sorunlardan biri olan genital uçuğun ne olduğunu öğrenelim.
Genital Uçuğun Belirtileri

İlk olarak deriden kabarık, ağrısız bir sivilce şeklinde ortaya çıkar. Bu kabarcıklar, uzun yıllar boyunca kalıcı olabilir ve zaman içinde karnabahar görünümünü alabilirler. Dış cinsel organlarda ortaya çıkan siğillerin bulaşıcılık ve estetik görünüm dışında bir zararı olmamakla birlikte, rahim ağzına yerleşen mikrop, rahim ağzı kanserine neden olması açısından önem taşır. Rahim boynu kanserlerinin \%95′inin bu virüs ile ilişkili olduğu belirtilmektedir.

Genital Uçuk Nasıl Bulaşır?

Doğrudan temas.
Cinsel ilişki.
Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir.

Tanı

Dış cinsel organlarda bulunan siğillerde tanı, görünüme bakılarak konulur. Rahim ağzı kanserlerinin tanısı, rahim ağzından alınan sürüntü örneğinin, patolojik olarak incelenmesi sonucunda konulur. Buna smir testi denir. Virüsün kanser öncesi değişikliklerle ilişkisi olabileceğinden kadınların, her yıl bu testi yaptırmaları önerilir.

Tedavi

Hastalığın etkin bir tedavi yöntemi yoktur. dondurma veya yakma denilen işlemler ile kabarcıklar ortadan kaldırılsa bile sonuçlar pek başarılı değildir; hastalık tekrarlayabilir.

Bilinçsizce yaşanan ilişkiler sonucu her yıl binlerce kişiye cinsel hastalık bulaşıyor. Eğitimsizlik ve bilgisizliğin bedeli, ömür boyu taşınan hastalıklara, en önemlisi de rahim ağzı kanserine yakalanmak oluyor. Prezervatifin dahi önleyemediği birçok cinsel hastalıktan korunmanın en etkili yolu ise tek eşlilikten geçiyor. Dünyada her gün 100 milyon kişinin cinsel ilişkiye girdiğini söyleyen Üroloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Çevik, her yıl da 15 milyon insanın cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalandığını belirtiyor.

Günümüzde 65 milyonun üzerinde insan virüs kaynaklı cinsel hastalıklarla yaşıyor. Bu hastalıkların üçte ikisi vücutta yıllarca yaşıyor ve hiçbir belirti vermeyebiliyor. Ülkemizde ise her üç kişiden biri, eğitimsizlik ve bilgisizlik başta olmak üzere birçok nedenden dolayı cinsel sorun yaşıyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalananlar, genellikle hastalığının farkında bile olmuyor. Cinsel hastalıklar daha çok, cinsel hayatın en aktif olduğu 18-28 yaş arasında görülüyor.

Cinsel ilişki sırasında korunma yöntemlerinin ciddiye alınmaması ya da ihmal edilmesi, çok eşlilik, son yıllarda yurtdışından gelen hayat kadınlarının sağlık kontrolü olmadan çalışmaları, gençler arasında cinsel ilişkinin daha özgürce yaşanması, cinsel yolla bulaşan pek çok hastalığın artmasına neden oldu. En etkili korunma yöntemleri dahi bu hastalıklar karşısında yetersiz kalıyor.

Kısırlığa da yol Açıyor

Uzmanlar, sağlıklı cinsel ilişki konusunda duyarsızlık ve bilgisizliğin özellikle kadınları tehdit ettiğine dikkat çekiyor. Son yıllarda artan, HPV virüsünün neden olduğu Genital siğiller rahim ağzı kanserine davetiye çıkarıyor. Yine cinsel yolla bulaşan hastalıklar, hem kadınlarda hem de erkeklerde kısırlığa neden olabiliyor ve çocuk sahibi olmak isteyenlerin hayallerini yerle bir ediyor. Ağrı ve yanma gibi şikayet unsuru oluşturmayan, zararsız görünen Genital siğillerle birlikte Herpes, Molluscum, bakterilerin neden olduğu bel soğukluğunun günümüzde artık çok sık görüldüğüne dikkat çeken uzmanlar, virüs hastalıklarının doğum sırasında bebeğe geçebileceğini belirtiyor.

Utanıldığı İçin Saklanıyor

Önce erkeklerde ortaya çıkan cinsel hastalık belirtileri; karın ağrısı, idrar yolu iltihabı, sık sık idrara gitme, idrar sırasında yanma, özellikle kadınlarda tekrarlayan idrar yolları iltihabı, cinsel organda kızarıklık, kaşıntı, döküntü, üreme organlarında renkli akıntılarla kendini gösteriyor. Uzmanlar, sağlıklı cinsel ilişki konusunda yeterli düzeyde korunma yöntemleri bilgisine sahip olmayan toplumumuzun tedavi aşamasında da sınıfta kaldığını, genellikle eczaneden aldığı antibiyotikle hastalığını tedavi etmeye çalıştığını belirtiyor.

Kişinin, utanarak cinsel hastalığını sakladığını ya da farkına varmadan bunu eşine ve partnerine bulaştırdığını ifade eden uzmanlar, her fırsatta cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanın en etkili yönteminin tek eşlilik olduğunu vurguluyor.

Stresle Yeniden Çıkıyor

Cinsel temasla bulaştığı zaman vücudunuzdan ömür boyu atamayacağınız, halk arasında ”cinsel bölgede uçuk” olarak bilinen Herpes virüsü, bilinçsiz cinsel ilişkilerin ardından vücuda yerleştikten sonra tamamen yok edilemiyor. Bulaştıktan sonra stresli dönemlerde cinsel bölgede tekrar ortaya çıkıyor, sadece şikayetleri hafifletici tedaviler yapılıyor. Bu virüsü tamamen yok edecek bir tedavi yöntemi ise henüz bulunamadı. Herpes vakaları son yıllarda çok eşli ve cinsel özgürlüğün fazlaca yaşandığı ülkemizde yaygın olarak görülmeye başladı.

Dudaktaki Uçuğa Benziyor

Üroloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Çevik, cinsel temasla bulaşan Herpes Simplex Virüsü”nün Genital bölgede sivilce şeklinde lezyonlar olarak kendini gösterdiğini, hastalık belirtilerinin görüntü olarak dudak çevresindeki uçuğa benzediğini açıkladı. Doç. Dr. Çevik, içi berrak sivilce gibi sıvı dolu yapıların, stresli dönemlerde vücut direncinin düşmesiyle tekrar aktif hale geldiğini vurguladı.

”Tip 2” Olarak Adlandırılıyor

Cinsel ilişki ile virüs bulaşmışsa, 1 ila 4 haftada belirtileri ortaya çıkıyor. İlk belirtiler 2-3 hafta Genital bölgede aktif olarak görülüyor. Herpes, kadınlarda daha çok vajinanın ön kısmı ve rahim ağzına, erkeklerde ise penisin son kısmına yerleşiyor. Vücut direnci yüksek kişilerde bu süre ortalama 1 haftaya düşüyor. Nükseden lezyonlar 3-4 gün içinde kendiliğinden geçiyor. Ağrı gibi şikayetlere yol açan Herpes hastalığında sivilcelerin patlaması ya da patlatılması durumunda şiddetli yanma, ağrı, oturamama gibi yakınmalar başlıyor.

Kadınlarda bu belirtilere ek olarak idrar yaparken yanma ve vajinal akıntı oluşabiliyor. Genital bölgede yaşayan bu virüsler ”Tip 2” olarak adlandırılıyor. ”Tip 1” virüsü ise genellikle dudak çevresinde ortaya çıkıyor. ”Tip 2” virüslerin çok nadir de olsa dudak çevresinde ortaya çıktığı görülüyor.

Sadık Kal; güvende Ol

Aktif olduğu dönemde kişinin cinsel ilişkiye girdiği takdirde bunu partnerine ya da eşine bulaştıracağını söyleyen Doç. Dr. İbrahim Çevik, “Herpes hastalığı son zamanlarda özellikle gençler arasında artmaya başladı. Üstelik Herpes ile birlikte Genital siğil ya da molloscum hastalığı bir arada görülüyor. Bu virüse karşı prezervatif koruyucu olmuyor.

Çünkü prezervatifin koruyamadığı Genital bölgeyle temas sırasında virüs bulaşabiliyor. En iyi korunma yöntemi ise tek eşlilikten geçiyor” şeklinde konuşuyor. Aktif olduğu dönemde kişinin oturmasına izin vermeyecek kadar şiddetli ağrılara neden olan, cinsel ilişkiyi engelleyen hastalığın belirtileri geçtiğinde ilişkiye girilebiliyor.

Kökü Kurutulmuyor

Bu virüsü alan kişi ömür boyu dönem dönem aktif hale gelecek olan Herpes’ le yaşamayı öğrenmek zorunda kalıyor. Virüsün kökünün kurutulamadığını, bunu yok edecek bir tedavinin şimdilik bulunmadığını anlatan Doç. Dr. Çevik, tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Kişinin bu virüsü taşıyıp taşımadığını kan testleriyle anlayabiliriz. Teşhisi desteklemek için, vücuda girdiğinde virüsle savaşan antikorların kandaki düzeyine bakılır.

En pratik yöntem budur. Ayrıca belirtilerden örnekler alınarak kültürde virüsün üremesi tanıya yardımcı olur. Hasta doktora geldiğinde yapacak fazla bir şey yoktur. Bunun aşısı yok. Herpes”in aktif olduğu dönemlerde iğne, hap ya da krem tedavileri şikayeti hafifletmekte etkili olabilir. Hap tedavisi erken dönemde faydalı olur. Bu virüsün kökünü kurutmak mümkün değil. Halkımız, Herpes virüsünün yol açtığı sivilce şeklinde belirtileri görünce kolay edinildiği için deri pomatları kullanıyor. Ancak bunların ne yazık ki hiçbir faydası yoktur.”