Kronik Yorgunluğun Sebepleri

Yorgunluğun nedenleri saymakla bitmez. Bazen aşırı sıcak, gürültülü, ışığı az, düzensiz bir çalışma ortamı, bazen aşırı alkol, sigara kullanımıdır. Bilgisiz ve yanlış ilaç tüketimi de yorgunluk yapabilir. Bu yorgunlukla güncel yaşantı bizlere zindan olmaya başlar. Sizde kronik yorgunluktan muzdaripseniz uzmanların önerilerine kulak verin.


Kronik Yorgunluğun Sebepleri
İster ruhsal (psikolojik), ister bedensel (fizyolojik), ister motivasyonel kökenli olsun yorgunluk yorgunluktur, fark etmez! Hayatı tatsızlaşan, keyfi kaçan, bitkin, enerjisiz ve güçsüz kalan hep sizsinizdir. Kolunu kıpırdatmaktan bile aciz, herhangi bir aktiviteye başlamakta kararsız ve çoğu kez huzursuz, depresif ve iştahsız siz!.

Yorgunluğun nedenleri saymakla bitmez. Bazen aşırı sıcak, gürültülü, ışığı az, düzensiz bir çalışma ortamı, bazen aşırı alkol, sigara kullanımıdır. Bilgisiz ve yanlış ilaç tüketimi de yorgunluk yapabilir. Rahatlatıcı amaçla ya da uyku getirsin diye veya alerji tedavisi için alınan ilaçların idrar yoluyla tuz, potasyum ve magnezyum kaybını arttıran idrar söktürücülerin, uzun süreli kullanılan kortizon türevlerinin, kolesterol düşürücü statinlerden, karaciğer ve böbreğe zarar veren antibiyotiklere kadar pek çok ilacın yorgunluk yapabileceğini bilmelisiniz.

Baş ağrısı, terleme, gerginlik hissi, alınganlık ve hassasiyet artışı, geceleri kabus görme ve baş-boyun bölgesinde terlemelerle uyanma, uykusuzluk, kaygı durumunun diğer belirtileridir. Kas seyirmeleri, cinsel güç eksilmeleri de kaygı durumuna işaret edebilir. Yorgunluk sorunu özellikle şehir yaşamının yoğunlaştığı, ruhumuzun bedenimizden giderek uzaklaştığı günümüz insanının en önemli problemlerinden biri.

Yorgunlukla başa çıkabilmeniz için bazı öneriler:

-Yatmadan önce yoğun egzersiz yapmayın.

-Yatağa girmeden evvel herhangi bir şey yemeyin.

-Akşam yemeklerinizi hafifletin, alkol almayın.

-Akşam tatlılarını kesin.

-Uykusuzluk sorununa ve kaliteli uykuya önem verin.

-Uykudan hemen önce televizyon izlemek yerine kitap okumayı ve müzik dinlemeyi deneyin.

-Yatak odanızdaki elektrikli aletleri fişinden çekin.

-Yatak odanızın yeterince havalandığından emin olun.

-İşyerinizdeki problemlerinizi ve oturma odanızdaki düşüncelerinizi yatak odanıza götürmeyin.

-Uyku ilaçlarını, antidepresanları, antialerjikleri doktorunuz önermedikçe denemeyin.

-Gün içinde yeterli beslendiğinizden emin olun.

-Uyku apnesi sorununuz olup olmadığına dikkat edin.

-Depresyon probleminiz olup olmadığını öğrenin.

-Kansızlık, tiroid bezi ve böbrek üstü bezi tembelliği, gözden kaçmış enfeksiyonlar ve bazı kanserlerin de sabah yorgunluğu yapabileceğini hatırlayarak doktorunuzdan yardım alın.

Varis ve Tedavi Yöntemleri

Varis genellikle bacaklarda görülen bir damar hastalığı olmakla birlikte iş yaşamında sürekli ayakta durmak zorunda olan kişilerde daha çok görüldüğü bilinmektedir. Bu yazımızda varisi uzmanların ağzından sizlere taşıyoruz.

Varis ve Tedavi Yöntemleri
Varis neden oluşur?

Varis deyince, biz sadece bacaklardaki mavi damarları anlıyoruz. Biz varisi altı safhaya ayırıyoruz tıpta. Bunlardan birinci sınıfa girenler, hiçbir belirti vermeyen huzursuz bacak sendromu dediğimiz olaydır. Sabahtan akşama kadar çok fazla ayakta kalan ya da çok fazla oturan ve az hareket eden kişilerde, akşama doğru bacak ağrıları ve hatta ayak bileklerinde hafif şişmeler başlar. Görünürde hiç damar yoktur. Normalde toplardamarların içinde kapakçıklar vardır, biz ayağa kalktığımız zaman o kapakçıklar açılır kanın geriye doğru kaçmasına engel olur. Eğer bu kapakçıklar iyi çalışmıyorsa ayakta durduğumuz zaman toplardamarların içindeki kan ayaklara doğru geri kaçar. Bu da şişliklere ve ağrılara sebep olur. Ayağımızı kaldırdığımız zaman da, toplardamarlar daha iyi boşaldığı için bir rahatlama olur. Bu C Sıfır dediğimiz şeklidir. Clde ise kılcal damarlar, bütün bacak boyunca incecik damarlar şeklinde görülür hale gelir.

Eğer bu kılcal damarlar 2 mmden daha geniş hale gelirse, varis lafı ortaya çıkar. Bu da C2 dediğimiz varistir. Üçüncü sınıflamada bu damarlarla birlikte ayakta ciddi ödem olur. Özellikle ayak bileklerinde şişlikler meydana gelir. C4de, ayakta kahverengiye dönük renk değişiklikleri başlar. C5te ufak yaralar oluşmaya başlar, C6da ise bacakta açık yaralar şeklinde iyileşmeyen yaralar meydana gelir. C6ya kadar olan bütün nedenlerin altında yatan şey toplardamarların içindeki kapakçıkların yetersizliğidir.

Varis, aşamalı olarak mı ilerler?

Bunlar ardı ardına başlayan durumlar değildir. Bazen direkt yara şeklinde de başlayabilir. Bazen 3 milimlik damar şeklinde ya da örümcek şeklindeki damarlarla da başlayabilir. Ama genellikle, C2 gibi büyük damar meydana gelmişse, bunlar ilerlemeye daha eğilimlidir. Her

biri tedavi olmazsa, yaraya dönüşecek diye bir şey yoktur.

Varis teşhisi konulan hastalar, kişisel olarak neler yapabilirler?

Bacaklarında bu tip şikayetleri olan hastalarda C Sıfır demeden önce, teşhisi doğru koymak gerekir. Çünkü, huzursuz bacak, sadece toplardamar hastalığından olmaz; ufak tefek sinir sıkışmaları, bel kireçlenmeleri, bel problemleri gibi buna benzer şeyleri de taklit edebilir.

0 nedenle, önce mutlaka bir doktora başvurulmalı. Bir doppler testi yapılarak bunun sebebinin toplardamarlar olduğunu ortaya koymak lazım. Teşhis konduktan sonra hastalığın ilerlememesi için, hastanın yapacağı çok önemli şeyler var tabii ki!

Birinci sırada kilo vermek geliyor. İki; az hareketli hayattan biraz daha aktif hayata geçmek. Dizin altındaki baldır dediğimiz adalelerin çok kuvvetli olması gerekiyor. Bunu temin eden her türlü spor varisin önlenmesi için çok önemlidir. Haftada en az üç kez 40 dakikalık yürüyüşler yapmanız önemli. Yürüyüşe vakit ayıramıyorsanız en azından parmak ucu ve topuk germe hareketlerini yapmanızda fayda var.

Diğer önemli madde ise beslenme; peklik yapıcı şeyler çok fazla karın içi basıncını artırıp ıkınma sıkınma gerektirdiği için toplardamarların genişlemesine ve zarar görmesine sebep olur. Liften zengin, sebze-meyve ağırlıklı, özellikle E vitamininden zengin besinlerle beslenmenin bunları önlemede faydası var. Kafein ve kolalı içeceklerin de damar cidarını yumuşatma, gevşetme ya da görünür hale getirmesini kolaylaştırıcı yönü var.

Varis tedavi yöntemleri nelerdir?

Varis, eğer çok küçük kılcal tipte ise ve esas kasıktan başlayan ayak bileğine kadar giden ana damar işin içine girmemişse, o zaman bunları iğneyle köpük dediğimiz bir tedaviyle kurutmak mümkün. Köpük dediğimiz şey, kimyasal yakma etkisi gösteren damarın içine verilen görünen damarı hemen yakıp içinden kan geçmesine engel olan, rengini kaybettiren bir araçtır. Sclerozan dediğimiz bu yöntem küçük kılcal damarlarda estetik açıdan yapılan tedavidir. İşlem yapıldıktan sonra, iki gün bandaj yaparak damarlar kaybedilir. Esas ana damar işin içine girmişse o zaman ana damarı lazerle yakıp kaynak olan dallarını yok etmek gerekir. Bu yapılmazsa, o işin çok daha fazla nüksedeceğini bilmek lazım. Daha ileri safhalarında, esas kaynak olan damarları çıkartıcı ameliyatlara kadar gidebilir. Ama erken safhalarda yakalanırsa lazerle önlemi alınmış olur.

Varisleri olan kadınların streç pantolon, tayt gibi dar kıyafetler giymeleri sakıncalı mıdır?

Bu kıyafetler bacak damarlarının iyi çalışmasını engeller. Eğer koruyucu olarak bir şey giymek gerekiyorsa varis çorapları giyebilirler, önden arkadan sağdan soldan aynı şekilde sıkacak şekilde 20 mm. civarında basıncı olan dize kadar varis çorapları giyebilirler. Biz bunları çok fazla ayakta kalan veya oturulan mesleklerde veya uçakla uzun seyahat edenlere tavsiye ediyoruz. Tayt tarzındaki kontrolsüz olan kıyafetlerin negatif etkileri vardır.

Trigliserid Nedir

Trigliserid aslında doğal yağlardan meydana gelen bir maddedir.Uzamanların açıklamalarıyla trigliseridin sebepleri, oluşumu, yüksekliği durumunda karşılaşılan problemler ve trigliseridin görevleri hakkındaki bilgileri sizlere sunuyoruz.

TRİGLİSERİD NEDİR? ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Trigliserid aslında doğal yağlardan meydana gelen bir maddedir. Bu maddeyi 3 yağ asidi ve 1 gliserolün oluşturmaktadır. Hem bitkisel hem de hayvansal olabilmektedir. Bitkisel olan trigliseridler oda sıcaklığında sıvı halde bulunurken hayvansal olanlar katı durumda var olurlar.

TRİGLİSERİD OLUŞUMLARI

trigliserid olarak adlandırılan bu maddeler bedenimizde besin ve enerji deposu olarak mevcuttur. Bu trigliseridler bedenimizde, alınan besinlerin fazlalıklarından oluşur. Oluşma yerleri organların yüzeyleri ve etrafları ile deri altı olmaktadır. Daha basit şekilde ifade etmek gerekirse bağırsaklardan geçen besinlerden kalan maddelerin yağlaşması denebilir.

TRİGLİSERİDLERİN GÖREVLERİ NELERDİR?

Öncelikle trigliseridler enerji depolarıdır. 1 gram trigliserid 9 gram enerji ihtiva etmektedir. Tüm canlılardaki diğer önemli görevi deri altında birikenler bu canlılarda vücut ısısını sağlamakta ve korumaktadır. Etrafında biriktikleri organların çeşitli darbelerden daha az zarar almalarını sağlarlar. Bunların dışında trigliseridlerin görevleri şunlardır;

*

Kandaki yoğunluk miktarını ayarlayarak tansiyon hastalıklarında önleyici olurlar.

*

Yapısına ilave olan bir takım inorganik maddeler ile bedenimizin ihtiyacı olan inorganik madde seviyesini oluştururlar.

*

Karbonhidratlar ile birleşerek karbonhidrat koruyuculuğunu sağlarlar.

*

Hücre zarının yapısına katılarak hem hücre zarının esnekliğini sağlar hem de bazı vitaminlerin hücre tarafından emilmesini kolaylaştırırlar.

BESLENME AÇISINDAN TRİGLİSERİD

Her besin maddesinde olduğu gibi trigliseridin azı karar çoğu zarardır. Bazı trigliserid çeşitleri vardır ki bedenimiz üretemez ve dışardan alınması gerekir. ( örneğin omega6 ve omega3 gibi)

Bunun yanı sıra bazen alınan ürünlerde yer alan fazla yağlar nedeniyle bedenimizde, kanımızda gereğinden fazla trigliserid birikebilmektedir. Bu nedenle çeşitli hastalıklar (kolesterol, stres, depresyon gibi hastalıklar) oluşabilmektedir. Kandaki yağ oranının artması ve kolesterol direkt olarak trigliserid fazlalığı ile ilgili hastalıklardır.

Çeşitli sebepler bedenimizdeki trigliserid oranlarını artırabilmektedir. Bunların en başında kandaki yağ değerlerindeki artışlardır. Şeker hastalığı, bazı tip böbrek hastalıkları, ağır enfarktüs ve pankreas iltihaplanması gibi hastalıklarda buna neden olabilir. Tüm bunlara ek olarak bazı gebelik önleyici ilaçlarında bu sonuca neden olduğu bilinmektedir.

FAZLA TRİGLİSERİD BELİRTİLERİ VE ZARARLARI

Genel olarak sinsi ilerleyen bir hastalık olup kesin olarak kan tahlili ile anlaşılabilir. Fakat bununla beraber zaman içinde sık sık tekrarlayan baş ağrıları, sürekli olarak yorgunluk hissi, tansiyon seviyelerinde meydana gelen birtakım dengesizlikler ve ensede meydana gelen ağrılar trigliserid için bazı uyarılardır.

Eğer bir insanda yüksek trigliserid varsa çeşitli hastalıklar ve zararlar meydana gelebilmektedir. Bunlar felç, kalp ve damar bozuklukları, depresyon ve stres bozuklukları, bazı tansiyon problemleri ve damar sertliği olarak bilinmektedir.

TRİGLİSERİD ORANLARI NASIL OLMALIDIR?

trigliserid oranları kadın ve erkeklerde farklı değerlerde olmaktadır. Bayanlarda 35-135 mg/dl, erkeklerde ise 40-160 mg/dl değerleri arasında olmalıdır. Bunların altında ve üstündeki değerlerde olması trigliserid düşüklüğü ve yüksekliğinden bahsedilmektedir.

Yüksek trigliserid değerlerine sahip olan kişilerin bu değerlerinin düşürülmesi, tedavi edilmesi gerekir. Tedavi ilaç ya da ilaçsız olarak yapılabilmektedir. trigliserid değerlerinin düşürülmesinde en önemli etken kişilerin hareketli bir hayata sahip olmalarıdır. Yani egzersiz ile dolu bir yaşam trigliseridin düşürülmesi için önemlidir. Ayrıca beslenme düzeni ve içeriği de dikkat edilmesi gereken unsurlar arasındadır. Genelde Akdeniz tipi beslenme düzeni tavsiye edilmektedir.

Doktorların trigliserid düşürücü ilaçların önermesi ile tedavi gerçekleştirilebilir. İlaç, egzersiz ve besin programının yanı sıra alternatif tıp olan bitkisel tedavide uygulanabilir. Bunu sağlayan en iyi bitkisel yönteminde keten tohumu olduğu bilinmektedir.

Şeker Hastalarına İnsülin Spreyi

Tıptaki gelişmeler hastaların yüzünü güldürmeye devam ediyor. Bu yazımızda şeker hastalarının yüzünü güldürecek bir haber veriyoruz. Şeker hastaları için iğne vurmak eziyet durumuna gelebiliyor.İğne yerlerinin morarması,ağrıması ve iyleşirken kaşıntısı onları rahatsız eder.


Şeker Hastalarına İnsülin Spreyi
Şeker hastalarının iğne yerine bir sprey ile insülin tedavisi olabileceği ABD’de yapılan bir çalışmada ispatlandı. Oniki haftalık deneme süresince 73 hastaya insülin sprey şeklinde uygulandı. Katılanların yarısı günde üç kez insülini burundan sıkarak kullandı, gece yatmadan önce bir defa iğne yaptılar. Katılanların diğer yarısı ise günde iki veya dört kez insülin iğnesi yaptılar. Yeni bulunan sprey tedavisi iğneli insülin tedavisi ile karşılaştırıldığında kan şekeri değerlerinin her iki grup hastada normale geldiği görüldü.

Sprey şeklinde kullanılan insülinin hastanın akciğerlerinde hiçbir yan etkisinin olmadığı gözlendi. Sprey sisteminde önce insülin toz haline getiriliyor, sonra formule edilip hastanın akciğerlerine basınç ile bir aerosol aleti ile püskürtülüyor. İnsanın akciğerlerinin yüzeyini kaplayan alveol adı verilen baloncukların toplam yüzeyi bir tenis sahası büyüklüğündedir. Alveollerden soluduğumuz oksijen vucüda karışır. Toz haline getirilen insülin akciğerlerdeki alveollerde sıvılaşarak kana karışır. Böylece iğne yapma zorunluluğu ortadan kalkar. Doç. Dr. Selçuk Can araştırma sonuçlarının ümit verici olduğunu ancak şu an Amerikada 1000 hasta üzerinde yapılan araştırmalar tamamlanıp, Amerikan FDA (Federal İlaç ve Gıda Dairesi) onayını aldıktan sonra spreyin ülkemize geleceğini söyledi. Sprey tedavisi daha pahalı olacak ancak birçok diyabetlinin kan şekerini normal sınıra getireceğinden şekerin vucüttaki tahribatını önleyip toplum sağlığı için büyük bir gelişme olacak.

Diyabetlilerin Ayak Bakımı

Diyabet hastalarının en çok önem göstermeleri gereken organları ayaklarıdır. Ayak bakımı diyabet hastalarına özellikle altı çizilerek anlatılır. Bu hastalığın ayaklar üzerindeki etkisini hep birlikte öğrenelim ve buna göre tedbirimizi alalım.


Diyabetlilerin Ayak Bakımı
Diyabetlilerde yıllar içinde dikkat edilmesi gereken önemli bir konu ayak bakımıdır. Çeşitli nedenlerden dolayı diyabetlinin ayaklarına özel itina göstermesi gerekmektedir. Bunlardan ayak ve bacak damarlarındaki daralma ve benzeri dolaşım bozuklukları, önemlidir. Diyabet, yaşlanma, sigara içimi gibi nedenlerle bacak damarlarında sertleşme, kireçlenme ve dolaşım bozukluğu ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan tedavisiz ve kontrolsüz diyabette bacak ve ayaklardaki sinirlerin işlevleri bozulmakta, ağrı, sıcaklık ve dokunma hissinde azalma olabilmektedir (nöropati). Böylece ayaklardaki yaralanmalar hissedilmemekte, fark edilememekte olaya, enfeksiyon (iltihap) eklenmekte ve fark edildiğinde tedavisi zor olmaktadır.
Unutulmaması gereken nokta; vücudun ağırlığını taşıyan ve en çok baskı altında kalan organlardan biri olan ayakların, yaralanmalara en açık organ olduğudur.
Bahsettiğimiz bu risk faktörleri, hastalıkla uzun süre beraber yaşayan ve kan şekeri kontrolü iyi olmayan hastalarda daha sık görülmektedir.
Nöropati ile ayak yaraları nasıl oluşur?
Ayaklara batabilen çivi, iğne gibi yabancı cisimlerin ağrısı hissedilmez, iltihaplara zemin hazırlar.
Çoraplardaki kıvrımlar, ayakkabı yaralamaları (vuruklar) ayakkabı içinde unutulmuş küçük kum ve v.b. maddeler, ayaklarda tahriş ve küçük yaralanmalara neden olabilmekte ancak bunların ağrısı hissedilmediğinden olay ilerlemektedir.
Ayaklarının üşüdüğünden yakınan ve ısınmak için ayaklarını soba ve kalorifere yaklaştıran diyabetlide yanık ortaya çıkabilmektedir.
Tırnak batmaları ağrı vermediğinden olaya enfeksiyon eklenmesi ve ayağın şişmesi ile hasta olayın farkına varmaktadır.
Ayak sorunlarının büyük çoğunluğu, uygun olmayan ve yetersiz ayak bakımı ve ayakkabı sorunları ile ortaya çıkmaktadır. Tırnakların yanlış kesilmesi, tırnak batması, nasırlar, ayaklarda kesik, ayakkabı vurmaları, yanıklar, parmak aralarındaki mantarlar en sık rastlanan ayak yarası oluşma nedenleridir.
Hangi ayak tehlike altındadır?
Ayaklarınız kuruyorsa
Parmak aralarında mantar varsa
Ayaklarınızda kabarcıklar, su toplamaları oluyorsa
Ayaklarda nasır varsa
Ayaklarda üşüme, duymada, dokunmada hissizlik varsa
Sigara içiliyorsa
Tırnaklar kalınlaşma, şekil değişimi veya içe kıvrılma varsa
Bu kadar dramatik sonuçları olabilen ayak sorunları nasıl önlenebilir?
Doktorunuza gittiğinizde ayaklarınızı muayene ettirmeli, nöropati, dolaşım bozukluğu olup olmadığını öğrenmelisiniz. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.
Ayaklarınızın günlük bakımını ihmal etmemelisiniz. Günlük bakım için aşağıdakileri uygulayın;
Hergün ayaklarınızı ılık (suyun sıcaklığını dirseğinizle kontrol edin) su ile ve sabunla yıkayın. Yumuşak, temiz bir havlu ile iyice kurulayın. Ayaklarınız kuruyorsa nemlendirici bir krem kullanın. Ayak tabanınızı bir ayna yardımı ile muayene edin. Su toplamaları varsa bunlara dokunmayın.
Tırnaklarınızı törpü ile kısaltın ve düz olarak kesin. Tırnaklarınız içe kıvrılıyorsa doktorunuza gösterin.
Nasır varsa bunları jiletle kesmeyin. Banyoda yumuşattıktan sonra yavaş ve nazikçe ponza taşı kullanabilirsiniz.
Çıplak ayakla dolaşmayın
Ayaklarınız üşüyorsa yün çorap giyin. Elektrikli battaniye, kaynar su torbası, buyot, seyyar ısıtıcı ile ayağınızı ısıtmayı denemeyin.
Ayakkabınız yumuşak, orta büyüklükte topuk yüksekliği olan, sıkmayan gevşek de olmayan bir ayakkabı olmalı, ayağınızı terletmemelidir. İlk aldığınızda ayakkabınızı günde en fazla 2 saat giyin. Ayakkabınızı giymeden önce (çivi, taş, kum parçaları, diğer yabancı cisim yönünden) içini elinizle kontrol edin.
Ayak yaralanmaları varsa ne yapılmalıdır?
İlk yapılacak olan dinlenmek ve yürümemektir. Ayak yarası baskı altında kaldığında iyileşmemektedir. Bunun yanında tendürdiyot, mersol, oksijen gibi maddeler ve merhemler kesinlikle doktorunuzun kontrolü ve önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Bir gün bile gecikmeden doktora müracaat edilmelidir.

Diyabette En Son Gelişmeler

Son araştırmalara göre diyabet hastalarının her gün kullanmak zorunda oldukları insülin tarihe karışabilir. Kök hücre çalışmalarıyla elde edilen yeni bilgiler sonucu şeker hastalarını sevindirecek haberler geliyor. Umarız en kısa zamanda çalışmalar sonuçlanarak şeker hastalarının ve yakınlarının yüzünü güldürür.


Diyabette En Son Gelişmeler
Şeker hastalarının kabusu bitiyor mu?
ABD’de kök hücre nakli yapılan hastalar her gün insülin iğnesi olmaktan kurtuldu!
ABD’nin Chicago Üniversitesi’nden Prof. Richard Burt ve ekibinin yaptığı ve üç yılı kapsayan araştırma, şeker hastalığının tedavisinde yeni bir umut oldu. Hastalar, kendi kemik iliklerinden alınan kök hücrelerinin nakli sayesinde, her gün yaptırdıkları insülin iğnesinden kurtuldu.
Fransız Le Figaro gazetesinin internet sitesindeki makaleye göre, araştırma sonunda bir şeker hastası 4 yıldan fazla, 4 hasta 3 yıl, 3 hasta 2 yıl boyunca iğne yaptırmadı. Onlardan daha sonra tedaviye başlayan ve yenilenen tekniklerden yararlanan 15 hasta da naklin üzerinden 19 ay geçmesine rağmen halen insülin ihtiyacı duymuyor

Pankreastan insülin üreten kök hücrelerinin nakli 2000’li yılların başında başlasa da Burt ve ekibinin yaptığı bu klinik araştırmanın sonuçları, kök hücre nakilleri konusundaki araştırmaları alt üst edecek nitelikte. Dünyada 1998’den bu yana pankreas kök hücrelerinden şeker hastalarına 500’den fazla nakil yapıldı. Ancak kök hücrelerin nakledildiği hastaların yüzde 11 kadarı nakilden bir yıl sonra iğneden kurtulabildi ve tüm hastalar hayatları boyunca bağışıklığı baskılayıcı tedavi görmek zorunda kaldı.
İlikteki hangi kök hücrelerin seçileceği ve hangilerinin insülin üreteceği gibi soruların havada kalması nedeniyle “öncü niteliğindeki” Burt ve ekibinin araştırması yine de hastanın kendi hücrelerinin nakledilmesi nedeniyle bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç ve yan etkilerin olmadığı bir tedavi vadediyor. Araştırma, “Journal of the American Medical Association” dergisinde yer alıyor.
Tip 1 diyabetin tedavisinde en büyük umut pankreas hücresi nakli olarak görülüyor. Pankreasta, küçük adacıklar şeklinde duran ve insülin salgılayan beta hücreleri kadavradan alınarak izole ediliyor, işlemden geçiriliyor ve sonra MR altında enjeksiyonla hastanın karaciğerine giden ana damara veriliyor. Ancak vücudun bu hücreleri düşman sanıp yok etmesini engellemek için bağışıklık sistemi ilaçla baskılanıyor. İlaçların ciddi yan etkileri var. Nakilden sonra hastanın insüline ihtiyacı kalmasa da diğer organların zarar görme ihtimali söz konusu.

Diyabetliler ve Ruh Sağlığı Sorunları

Diyabet hastalığı ömür boyu devam eden bir hastalık olduğundan hasta bu durumla yaşamaya alışmayı denemelidir.Diybetli beslenmesine özen gösterilmeli,insüline özen gösterilmeli tabi bu durumda kendini toplumdan dışlanmış hissedebilir ve psikolojik olarak sıkıntılar başlayabilir.

Diyabetliler ve Ruh Sağlığı Sorunları

Dünyada 100 milyondan fazla diyabetli vardır. Günümüzde milli takımlarda futbol oynayan, dünya kayak şampiyonalarında derece alan, sinema tiyatro oyuncusu olan ve bunları yaparken insülin kullanan şeker hastaları vardır. 60 yılı aşkın şeker hastası olup dünyaca bilinen araştırmalar yapmış insülin kullanan şekerli bilim adamları vardır.
Bu insanlar spor şampiyonları oluyorlar, oyunculuk yapıyorlar, çocuk sahibi oluyorlar, bilim adamı oluyorlar hatta film yıldızı oluyorlar. Diyabetli olmak dünyanın sonu değildir. Yaşamınızda yeni bir sayfadır, kendinize bakabilmek ve mutlu olabilmek için bunları bilmelisiniz, tıpkı diğer 100 milyon kişi gibi. Kısacası diyabetli iseniz özellikle yalnız değilsiniz.
Halen diyabetin tam bir şifa ile sonlanan tedavisi olmamasına karşın son yıllarda yapılan araştırmalarla dağlar aşılmış ve bu yolda büyük mesafe alınmıştır, tünelin ucunda artık ışık görünmektedir ve gitgide daha parlak yanmaktadır.
Siz veya aileniz diyabetin getirdiği sorunlarla uğraşırken aynı zamanda duruma uyum sağlamaya yani dengenizi yeniden kazanmaya da yönelirsiniz. Bunun amacı diyabetle birlikte uyumlu yaşayarak, diyabet ile birlikte aktif, mutlu, üretken bir yaşamın gereklerini yerine getirmektir. Bu denge bazen diyabet tarafına kayabilir, bazen da günlük yaşamın gerekleri ağır basabilir ve diyabet ihmale uğrayabilir.
Bazıları diyabete yakalandığına uzun süre inanmak istemez. Aslında günlük yaşamda karşılaştığınız birçok olaya inanmak istemediğimiz olmuştur. Bu tamamen normaldir. Bazen ise bu inkar bize zararlı olabilir. Örneğin sigara içenler yıllar içinde bir zarar görmediklerinde kendilerinin bir şekilde korunduklarına inanırlar. Başlarına nahoş bir olay gelmediği sürece hep haklı olduklarını düşünürler. Benzer şekilde sizde ilk zamanlar diyabetinizi kabullenmezseniz komplikasyonlarda görünmeyeceğinden uzun süre diyabetinizi ihmal edebilirsiniz aslında ilk zamanlar bile halsizlik, enerjinizin çabuk tükenmesi gibi yakınmalarınız eksik de değildir. Hastalığı inkar fikri azalırken bazen etraftan duyduğunuz sözler korkutabilir de sizi. Çevreniz, aileniz, arkadaşlarınız üstünüze fazlası ile düşüp sizi aşırı korumaya da alabilirler. Ama bu sizin zaman içinde hastalığınız ile ilgili sorumlulukları üstlenmenizi engelleyebilir, hatta sizi korumaları sizi rahatsız bile edebilir.
Bazen diyabetinizin iyileşmeyeceğini düşünerek depresyona bile girebilirsiniz. Aslında yaşamda değiştiremeyeceğiniz birçok şey vardır. Diyabetli olmanızı değiştiremezsiniz ama diyabetinizle ilgili birçok noktayı değiştirebilirsiniz. Bazı şeyleri değiştiremeyeceğiniz sonucundan diğer bazı şeyleri değiştirebileceğiniz de anlaşılır. Böylece neler yapmanız gerektiğini keşfederek hangi sınırlara kadar çalışabileceğinizi anlayabilirsiniz. Zaman içinde eğitiminizin ilerlemesi ve bilgilerinizin artması ile yavaş yavaş kendinizi daha mutlu ve dengeli hissedeceksiniz.
Diyabetin erken döneminde duygusal dalgalanmalar fazla olduğu için biraz daha ayrıntılı incelenmelidir. Psikolojik dengemizi iyi yönde etkileyebilecek önemli bir güç kaynağı da motivasyondur, yani kişinin kendince olumlu yönde hareket edebilme ve davranabilme isteğidir. Motivasyon bizi hareket etmeye bir şeyler yapmaya yönelten içimizdeki güçtür. Diyabetle ilgili birçok bilgiler alırız, eğitim görürüz ama bunları yaşama uygulamadıkça bizim için iyi yönde pek anlamı olmaz. Bu bilgileri pratiğe uygulamada içimizden gelen güç ve teşvik bizi zorlar. Örneğin her şeyi pozitif yönünden almak ve iyimser olmak bir etmendir. Çünkü her zaman olaylar istediğimiz gibi olmayabilir. Bir yazarın söylediği gibi “Hayat her zaman iyi kartlarla oynanan bir oyun değildir önemli olan eldeki kötü kartlarla en iyisini oynamaktır.” Bu nedenle her zaman elimizdeki ile en iyisini nasıl yapabileceğimizi öğrenmeliyiz.
Kişinin motivasyonunu arttırmanın diğer yöntemi ise eğitimdir. En sık rastladığımız şekliyle, eğitilmiş ve motive edilmiş diyabetliyi gören diğerleri de iyi yönde değişmektedir. Bu nedenle diyabetlinin eğitimi, onun kendine özgüveninin artmasında diyabeti anlamasında ve bu kazandığı olumlu izlenimlerin sürekliliğinde çok önemlidir. Öncelikle, ön plandaki sorularınıza cevap arayın. Örneğin diyetle ilgili sorularınıza cevap aramaya başlayabilirsiniz . Eğitiminiz devam ederken yapmanız gereken işlerin çokluğu sizi korkutmasın. İşleri öncelik sırası ile yapmak ve makul hedefler seçmek sizi rahatlatacak, başardığınız her iş mutluluk verecektir. Bunları yaparken etraftan ailenizden arkadaşlarınızdan da yardım isteyebilirsiniz. Diğer yönü ile düşünülürse yüksek ve ulaşması zor hedefler seçildiğinde bu hedeflere ulaşamamak kişiyi hayal kırıklığına uğratabilir.
Motivasyonunuzu kıracak sinyalleri elinizden geldiğince umursamamanız gerektiğini de unutmayın. Örneğin – Çok tembelsin – Çok şişmansın – Daha iyi yapmalıydın – Böyle yapamazsın gibi negatif mesajlar bizim defterimizde yer almamalıdır. Motivasyonumuzun yanında inançlarımız da hareket şeklimizin seçiminde etkilidir. İnançlarımız kendimiz ve dünyamızla ilgili inandığımız şeylerdir. İnançlarımız davranışlarımızı etkiler. Örneğin diyabetimizle ilgili olarak iyi yönde değişimler yapabileceğimize inanmazsak büyük olasılıkla tedavi ve takibimizde iyi yönde girişim yapamayız. Örneğin kilo vermemiz istendiğinde bu yönde diyetimize uymazsak, kilo veremeyeceğimizi, kilo veremeyince şekerimizi kontrol edemeyeceğimizi ve mutlu bir yaşam süremeyeceğimizi düşünebiliriz.
Diyabetinizin tedavi ve takibini yaparken kendinizi bazen stresli hissedebilirsiniz. Aslında yakından bakıldığında biraz stres kişinin motivasyonunu artırır, etraftan yardım istemesine neden olur, bu ise faydalıdır. Bazen stres diyabetinizi de etkileyebilir. Bu pek ciddi değildir. Stres aslında vücudun bir toparlanma ve telafi yöntemidir. Stres cevabı beyinde başlar. Hipotalamus adlı bölümde uyarılar hipofiz bezine buradan da böbreküstü bezine gider. Böbrek üstü bezleri adrenalin adlı hormonu üretir. Adrenalinin etkisiyle tansiyon yükselir, kalp hızı artar, gözbebekleri genişler, bu arada kan şekeri de yükselir. Bazı diyabetliler stres anında şekerlerinin düştüğünü söylerler. Stres anında vücut stres yapan nedenle savaşıyor demektir. İş değişiklikleri, vergiler, telefonlar, işyerinde tartışmalar, kısa zaman içinde çok iş yapma zorunluluğu gibi dış etmenler strese neden olabilir…..psikologlar, kişilerin enerjilerinin itinalı ve idareli kullanarak büyük streslerle baş edeceklerine inanıyorlar. En iyisi siz, stresli zamanlarınızda şekerinizi ölçün vücudunuzun cevabını kendiniz görün.Tedavi ve takibinizin iyiye doğru gittiğini görmeniz stresinizi giderecektir.
Stres nedenlerinin bazılarının ortaya çıkışını değiştirerek de stresten uzaklaşabiliriz . Örneğin olaylar karşısında kötümser yanından algılama alışkanlığınızı değiştirebilirsiniz. Unutmayın hayata iyi yanından bakan iyi taraflarını görür. Egzersiz yapmak da stresi gidermede çok önemlidir. Örneğin diyabetiniz kontrol altında değilse ve bu sizi üzüyorsa strese sokuyorsa doktorunuza gidin tedavinizde gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra eğer bir engel yoksa iyi bir egzersizden sonra gerçekten rahatladığınızı hissedeceksiniz . Stres karşısında vücudumuz hareket için hazırdır. Egzersiz bu hareketi oluşturur. Egzersiz denince aklınıza terler akana kadar koşmak gelmesin, 30 dakikalık yürüyüş , evde küçük bedensel hareketler, jimnastik de egzersizdir.
Zaman zaman günlük yaşam koşulları içinde tedavi ve takip konusunda yapmanız gerekenler karşısında enerjinizin azaldığını hissettiğiniz zamanlar şu soruları kendinize sorun:
·Diyabetinizle ilgilenmeyi bırakırsanız sonuçlarına katlanabileceğinize inanıyor musunuz ?
·Kendinizi ihmal ederseniz veya diyabetinize dikkat etmezseniz diyabetiniz kendiliğinden iyileşecek mi?
·Yemek zamanları ve insülin konusunda çok sıkı ve dikkatli misiniz? Sizce diyabet birçok komplikasyonlara neden olur mu?
·Sizin durumunuz bu yönden umutsuz mu?
·Diyabetli çocuğunuz arkadaşının evinde gece kalabilir mi?
·Diyabet ekibinizin, doktorunuzun önerilerini kabul ediyor musunuz? (kızdınız mı?)
·Çocuğunuzun diyabeti için bir şekilde yardımcı olmak istiyor musunuz?
·Her zaman yorgun ve bitik misiniz?
·Diğer insanların sizi anlamadığını düşünerek hep onlardan uzaklaşıyor musunuz?
·Hep hoşlandığınız şeyleri şimdi de yapıyor musunuz?
Bu duygular ne kötü, ne iyi veya sağlıklıdır. Diyabetle birlikte iyi yaşamak isteyen herkes kendine yardımcı olabilir. Eğer bir duygu sizin diyabetle uyumlu yaşamanızı, tedavi ve takiplerinizi engelliyorsa sizin için iyi değildir. Etraftan duyduklarınızdan çok kendinizdeki gözlemleri dikkate alın, onlara bakın. Örneğin insülin enjeksiyonlarınızı doktorunuzun önerdiği gibi yapıp şekerinizi takip ettiğinizde kan şekerinin kontrol altında olduğunu göreceksiniz bu ise sizi mutlu edecektir. Ailenizin, anne, baba ve kardeşlerinizin yardımı ile diyetinizi daha kolay sürdüreceksiniz.

Diyabet ve Böbrek Hastalığı

Diyabet hastalığı özen gösterilmediği zaman vücudunuza çok ciddi zararlar verebilir.Bu zararlardan biri de böbrek hastalığıdır. Diyabet hastalarının vücutlarındaki değişime ayak uydurup gerçekleşen komplikasyonları bilmeleri gerekir.


Diyabet ve Böbrek Hastalığı
Diyabetik nefropati sık görülen bir sorundur : Türkiye’de diyalizle ve böbrek nakli ile tedavi gören son dönem böbrek yetersizliği hastası 2008 yıl sonu itibariyle 55 bin civarındadır. 45 bin kadarı diyaliz olmakta, ancak 7-8 bin kadarı da fonksiyonel nakil böbreği ile yaşıyor. Her yıl %10 kadar yani 5 bin civarında yeni diyabetik hasta bu sayıya ekleniyor. Hem yeni tedaviye başlayan hem de halen tedavi olan hastaların içinde diyabetik hastalar %30’luk oranla birinci sırayı teşkil ediyor. Bundan belki daha önemlisi 10 yıl önce ancak 11 bin kadar olan diyaliz hastasının ancak %12’sinin diyabetik olduğu gerçeğidir. Genellikle çocuklukta başlayan ve mutlak insülin yetmezliği demek olan Tip I diyabetliler tanı konduktan 15 yıl sonra en az %30’u diyabetik nefropatinin ilk işareti olan mikroalbuminüri dediğimiz asgari düzeyde protein kaçağı geliştirirler ve bunların yarısından biraz azı da belirgin protein kaçağı veya yerleşik DN geliştirirler. Erişkin yaşta başlayan ve daha yaygın gördüğümüz Tip 2 diyabette, diyabetin başlayışı iyi belirlenemediği için ne kadar zamanda bu oran ne olur pek söylenemez. Ama bu oran Tip 1 diyabettekinden kesinlikle çok azdır ve son yıllarda insülin tedavisindeki gelişmeler, protein kaçağının tedavisi ve hipertansiyonun dikkatli izlenmesi ve kontrolü sayesinde azalma eğilimindedir. Örneğin bir çalışmada 90’lı yıllarda 1000 hastada yılda 32 hastada DN görülürken, 2000’li yıllarda bu oran 15’e düşmüştür. Fakat Tip 2 diyabetin yaygınlığı ve artan şişmanlık ve hareketsizlik nedeniyle hızla artan sayısını dikkate aldığımızda yukarıda sözünü ettiğim ürkütücü durum karşımıza çıkmaktadır.
Diyabetik nefropati hızlı ilerler: DN erken döneminde ancak özel yöntemle saptanan mikroalbuminüri dediğimiz bir belirti ile kendini gösterir. Sonra bu durum rutin idrar analizi ile dahi saptanan giderek günde 3-5gm’ın üzerinde bir protein kaçağına doğru ilerler. Genellikle bu dönemde daha önce başlamamışsa hipertansiyon da tabloya eklenir. Daha sonra da hızla gelişen bir börek fonksiyon kaybı ve nihayet diyaliz hastası olma durumu ortaya çıkar. Bu hastaların en ciddi sorunu da ciddi bir tuz ve su birikimi ve bunun yol açtığı kan basıncı yüksekliğine eşlik eden sol kalp yetmezliği ve akciğerde sıvı birikimi ile gelişen bir nefes darlığı sorunudur. Bu yüzden üre ve kreatinin düzeyleri çok aşırı artmadan hastaların çoğu acil diyaliz tedavisine alınması gerekir. Bu yüzden bu hastalarda erkenden diyalize hazırlık yapmak bir kural olmuştur.
Diyabetik nefropati önlenebilir: Kişi diyabet ise öncelikle bu gerçeği kabul etmeli ve bu hastalığın gereklerini yerine getirmelidir. Hastalarda diyabetik kontrol yapılamadığı durumda bedel maalesef ağır olmaktadır. Kan şekerinin kontrolü başlangıçta en önemli önlemdir. Bunun da anahtarı öncelikle kilo almamak veya kilolu isek kilo vermek ve ölçülü bir unlu ve şekerli besinlerden oluşan diyetin güne dağılmış biçimde 5 öğünde alınmasıdır. Başlangıçta ağızdan alınan ilaçlar ama diyabetin yaşı arttıkça da şeker kontrolü iyi de olsa zamanında insülin tedavisine geçilmesi diyete eşlik edecektir. 3 aylık şeker kontrolünü gösteren bir test olan HbA1C (glukozlanmış hemoglobin) düzeyleri 3 ayda bir bakılmalı %6.5 hedefinin altında tutulmalıdır. Diyabetik hastalarda sık olarak karşılaştığımız yanlışlık hastanın sadece kan şekerine bakılarak izlenmesidir. Hatta hastaların bir kısmı kendi kendine bu işi yapmakta bir doktor izlemine bile girmemektedir. Halbuki bu hastalar birlikte sık görülen hipertansiyon kalp damar hastalıkları, göz dibi kılcal damar değişikliği ve kanamalarla körlüğe sebep olan göz retinası hastalıkları ve diyabetik ayak dediğimiz bacak veya kol kesilmesine giden tehlikeli bir sürece yol açan çevrel sinir hastalığı bakımından yakın takibi gerekir. Yapılması gereken tetkiklerin beşında da basit bir idrar analizi gelir. Daha iyisi idrarda protein kaçağının erken tanısı için de idrarda mikroalbuminüri ve kreatinin birlikte veya 24 saatte total mikroalbumin miktarının tayini DN erken tanısı için son derece önemlidir. Eğer mikroalbuminüri başlamışsa, en önemli önlem yine şekerin iyi kontroludur, DN’yi önleyebilir. Eğer hastalık ilerler de aşikar proteinüri –yani rutin idrarda saptanabilirliği- ortaya çıkarsa glisemik kontrol artık daha az işe yarayacaktır. DN oluşumu böbrek içi basıncın artışı ile yakın ilişkili olduğundan böbrek içi basıncı düşürmek var olan mikroalbuminüri veya proteinüriyi azaltmak amacıyla kan basıncı yüksekliği olmasa da ARB veya ACEI grubundan bir tansiyon ilacının verilmesi de gereklidir.

Özellikle mikroalbuminürinin başladığı evrede hastalarını olanak varsa nefroloji uzmanı tarafından takibinin böbrek sağkalım süresini uzattığını gösterir önemli sayıda çalışma vardır. Hastaların kan basıncı (tansiyonları) yüksek ise mutlaka 130’un altına düşürülmesi gerekir. Bunun sağlanması da DN ilerlemesini önleme açısından son derece önemlidir. Kan basıncı kontrolunun sağlanması için ilaçla birlikte, tuzsuz yemenin öneminin de altını çizmeliyiz. Diyabetik hastalar esasen tuza duyarlıdır ve bu yüzden de hipertansiyon diyabetiklerde diyabet olmayanlara oranla daha fazla görülür. Bir de DN gelişirse hele bir de böbrek fonksiyon bozukluğu da ortaya çıkarsa daha da tuza duyarlı hale gelir. Bu yüzden DN’li bir hasta tuzsuz diyet yapamaz ise ilaçla tansiyonunun düşürülmesi kesinlikle olanaksızdır.
Diyaliz gören diyabetik hastaların gidişi daha olumsuzdur: Diyabetik hastalar, böbrek yetersizliği olmasa da kalp damar hastalıkları açısından olumsuz bir gidişle karşı karşıyadır. Bu duruma böbrek hastalığı da eklenince daha da damar sertliği süreci hızlanmakta ve bu da bu gidişi daha olumsuz hale getirmektedir. Diyalize giren diyabetik hastaların yaşam süreleri diyabetik olmayan diyaliz hastalarına göre bir buçuk kat daha kısadır.
Diyabetik diyaliz hastaları da böbrek nakli olabilirler: Diyabetik hastaların böbrek nakli olmalarına engel yoktur. Nakil olan hastaların yaşam süreleri diyalize girenlere göre daha iyi olmaktadır. Zaten böbrek nakli ameliyatı öncesi diyabeti olmayan kronik böbrek yetersizliği hastalarının önemli bir kısmı kullanılmak zorunda olan ilaçlar nedeniyle nakilden sonra diyabet geliştirmektedirler..

Diyabet Komplikasyonları

Şeker hastasısınız ancak bu durumu önemsemiyorsunuz.O zaman sizlere başınıza gelebilecek rahatsızlıkları sıralamalıyız.Önemsediğiniz müddetçe sorun olmaktan çıkan bu hastalığın komplikasyonlarını bilerek tedbirinizi alabilirsiniz.
Diyabet Komplikasyonları

Mikrovasküler ve Makrovasküler bozukluklar; Diyabet, iyi takip ve tedavi edilmediğinde yıllar içinde çeşitli organların ve sistemlerin çalışmasını etkileyebilmektedir. Bunlar arasında kılcal damar sistemi (buna mikrovasküler bozukluklar da denir) ve büyük damar sistemi(yani makrovasküler bozukluklar) önemlidir.

Mikrovasküler bozukluğun en sık ve belirgin olarak görüldüğü yerler;
Gözün damar tabakası retinanın bozuklukları – Retinopati
Böbreklerdeki kılcal damar bozukluğuna bağlı bozukluklar – Diyabetik Nefropati
Çevresel sinirlerde görülen bozukluklar – Nöropati
Makrovasküler Bozukluklar; (Hızlanmış damar sertliği olarak tanımlanır)
Kalbi besleyen damarlarda, koroner damarlardaki olaylar
Beyin damarlarında tıkanma ve kanamaya bağlı olaylar
Bacak ve ayak damarlarındaki daraltıcı ve tıkayıcı olaylar.
Diyabetlinin periyodik kontrolleri
Diyabete bağlı kronik olaylar, yıllar içinde çok yavaş olarak ilerlemekte, erken dönemlerde hiçbir belirtiye neden olmadığı için hastalarca önemsenmemektedir. Belirtiler ortaya çıktığında ise çoğu zaman tedavi yönünden yapılabilecek girişimler sınırlı olmaktadır. Bu nedenle tüm diyabetliler teşhisten itibaren yakınmaları olmasa da bu yönden muayene ve tetkikleri yapılmalı, bu tetkikler yılda 1 kez tekrarlanmalıdır.
Kronik komplikasyonlar
Kronik komplikasyonların ortaya çıkışı ile kan şekeri kontrolünün yakın ilişkisi vardır. 10 yıl süren ve 1000’den fazla insülin kullanan diyabetlinin izlendiği bir çalışmada, kan şekeri daha iyi kontrol edilen diyabetlilerde, diyabete bağlı göz, böbrek ve sinir bozuklukları çok geç ortaya çıkmış, daha yavaş ilerlemiş ve daha hafif seyretmiştir. Bu çalışmanın sonuçları tedavide bir çığır açmış, tedavinin hedeflerini saptama, hastayı izleme konusunda yeni hedefler oluşturmuştur.Kan şekeri kontrolü yanında, yüksek tansiyon, kan yağları, lipid kolesterol, trigliserid değerleri ve diyet şekli de önem taşır.
Göz bozuklukları
Diyabete bağlı göz bozuklukları, öncelikle çocuklarda ve gençlerde insülin kullanan diyabetlilerde ortaya çıkar. İlk 5 yılda genellikle bir bozukluk olmamaktadır. Önce, damarların duvarı zayıflar kesecik tarzında oluşumlar ortaya çıkar. Bunlara mikroanevrizma denir.. Daha sonra bu zayıf bölgelerden serum ve kan sızar, bozulan damarın beslendiği bölgede kansızlık sonucu yeni bulgular ve yeni damarlar ortaya çıkar. İleri dönemlere kadar görme pek bozulmaz. Görme bozukluğu ortaya çıktığında ise tedavi yüz güldürücü olmamaktadır.
Muayenede oftalmoskop adlı cihaz kullanılır. Gözdibi muayenesi göz doktoru tarafından damla ile göz bebeği genişletildikten sonra yapılır. Bu muayene ağrılı değildir. Diyabetliler hiçbir yakınması olmasa da yılda 1 kez gözbebeği genişletilerek muayene edilmelidir. Göz bebeği genişletilmeden gözdibi muayenesi yeterli bilgi vermez.İlk yapılan gözdibi muayenesinde hastalık saptanırsa gözdibi damarlarının ilaçlı filmi çekilir. Buna Fundus Fluoresan Anjiografisi denir. Bu tetkik de ağrılı değildir. Kolayca yapılabilmektedir.Anjiografide gözdibi damarlarında kanama, serum sızması, yeni damar oluşumu gibi bulgular saptanırsa Lazer tedavisi yapılır. Lazer tedavisi ile gözdibi bozuklukları tamamen iyileştirilmez, yeni bozuklukların ortaya çıkması veya ilerlemesi önlenir. Lazer tedavisinin yapılma vakti geçtiğinde iyi etkisi sınırlı olmaktadır. Daha ileri evrelerde, gözün camsı cisminde kanama olursa, vitrektomi ameliyatı ve doğrudan göz içine lazer yapılır.
Nöropati
Diyabete bağlı sinir dokusu bozulması kontrol edilmeyen diyabet yıllar içinde sinir sistemini etkileyebilir. Buna diyabete bağlı Nöropati denir.
Nöropati, ellerde, ayaklarda, mide barsak sisteminde, idrar, dışkılama ve cinsel fonksiyonlarda, tansiyon ve kalp çalışmasında terlemede değişiklik oluşturabilir. Bunlardan en önemlisi ayak sinirlerinde olanıdır. Ayağın dokunma, ağrı, hareket, ısı düzenleme işlevleri bozulabilir. Ağrıyı hissetmede azalma, üşüme veya yanma, uyuşma, karıncalanma, iğnelenme ve ayak ağrısı ortaya çıkabilir. Ağrı ve dokunma hissinin azalması ayak yaralanmalarındaki ağrıyı azalttığı için yaralarda infeksiyon ortaya çıkmakta ve tedavisi güçleşmektedir.
Nöropati, saptananlar ayak bakımını çok daha dikkatli yapmalıdırlar. Ağrı, yanma ve uyuşma yakınmaları bazan insülin tedavisi ve çok iyi kan şekeri kontrolü ile kaybolabilmektedir. Bazı ilaçlar nöropati tedavisinde araştırılmakta ve umut verici sonuçlar elde edilmektedir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.
Damar sertliği
40 yaşından sonra ortaya çıkan diyabette büyük damar bozuklukları daha sıkça görülmektedir. Büyük damar hastalığının buradaki adı Aterosklerozdur. Yani damar sertliğidir.
Damar sertliğinin risk faktörleri, yani oluşumunu arttıran faktörler;
Yüksek Tansiyon
Kanda kolesterol ve trigliserit artışı
Şişmanlık
Diyabet
Hareketsiz yaşam
Stresli psikolojik yapı
Ailede damar sertliğinin fazla oluşu
Sigara diyabetlilerde diğer risk faktörleri de sıklıkla göründüğünden damar sertliği daha kısa süre içinde ortaya çıkmakta daha ağır seyretmektedır.
Bu hastalık, kalbin damarlarını etkileyerek yürürken, merdiven çıkarken, nefes darlığı, gögüs ağrısına neden olmakta bazan damarların tıkanması enfarktüs olarak kendini gösterebilmektedir. Bazen enfarktüs diyabetlide ağrı olmadan veya terleme, fenalık, bulantı gibi hafif belirtilerle de kendini gösterebilmektedir.
Beyin damarlarında daralma ve tıkanmalara bağlı olarak ani baş dönmeleri vücudun bir yarısında felç ve yarı felçler , ayak damarlarındaki daralmaya bağlı olarak yürürken baldır ve uylukta ağrı, ayaklarda kılların dökülmesi, tırnakların geç uzaması, yaraların geç iyileşmesi şeklinde belirtiler olabilir. Bu organların etkilenmesi sadece kan şekerine bağlı değildir. Bu nedenle diyabetlilerde kalp hastalıklarının yukarda sayılan diğer risk faktörlerinin varlığı da önemlidir. Çünkü bu faktörler iyi yönde değiştirilebilmekte tedaviyle düzeltilebilmektedir. Düzeltilebilen bu nedenlerin araştırılması ve erkenden tanı konması çok önemlidir.
Böbrek bozuklukları
Böbreklerimiz, idrarı oluşturan zararlı maddelerin vücuttan atıldığı organdır. Yıllar içinde böbreklerin küçük damarlarındaki etkilenmeye bağlı olarak ilk önce normal idrar tahlili ile tanınmayan küçük miktarda protein çıkışı ile başlar buna mikroalbuminüri denir. Özel laboratuvar araştırmaları ile tanınır. Bu erken devrede hastada böbrek bozukluğuna ait hiçbir belirti yoktur. Bu devredeki bozukluk tanınır ve etkin olarak tedavi edilerse böbreklerdeki harabiyet durdurulabilir ve iyileştirilebilir.Bu dönemde, diyette proteinin ve tuzun kısıtlanması, çok iyi kan şekeri kontrolü, yüksek tansiyonun tedavisi ve idrar yollarında iltihap varsa tedavi edilmesi önemlidir.
Böbreklerdeki bozukluk ilerlediğinde kanda üre yükselir, tansiyon yükselir. Vücutta, ayaklarda şişmeler başlar, idrar miktarı zamanla azalır. Son dönemde, hasta, suni böbrek cihazı denen dializ ile yaşamını sürdürür. Dializ hem pahalı hemde kullanıcının yaşamını bir ölçüde de kısıtlayan bir sistemdir. Son yıllarda, şekerlilere de böbrek nakli yapılabilmektedir.Böbrek bozukluğundan korunmada iyi kan şekeri ayarı ve düzenli kontrol muayeneleri önemlidir.

Yumurtalık Enfeksiyonu Tedavisi

Bu enfeksiyonlar vajinadan yukarı doğru yayılan, öncelikle adet kanamalarının, kürtajın veya lohusalığın da oluşumunu kolaylaştırdığı enfeksiyonlardır. Bizi kadın yapan organlarımızdan yumurtalıklarımız ile ilgili benim önemli gördüğüm bu bilgiyi sizlere sunmak istiyorum.


Yumurtalık Enfeksiyonu Tedavisi
Bu tür eneksiyonlarda, iltihaplı dokularda virüslerin yıkıma yol açmaması için bedenimiz kendini korumaya çalışır. Genellikle vajinadan yukarı doğru yayılan, öncelikle adet kanamalarının, kürtajın veya lohusalığın da oluşumunu kolaylaştırdığı enfeksiyonlardır bunlar. Genelde iltihaplı bir akıntıya benzer ağrılar eşlik eder. Bu duruma sıkça yüksek ateş ve nöbet titremesi de eklenir.

Arslanpençesi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-4 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.

Atkuyruğu buğu kompresi: Şiddetli ağrılara karşı atkuyruğu buğu kompresleri uygulanabilir. İçinde su kaynayan bir tencerenin üstüne oturtulan süzgece iki avuç dolusu ince kıyılmış atkuyruğu koyulur. Buhar bitkileri ısıtır ve yumuşatır. İyice yumuşayan sıcak bitkiler bir tülbendin üstüne yayılır, tülbenden iki ucu üst üste kapatılarak bir kompres paketi oluşturulur. Bu kompres ağrılı bölgeye yatırılır ve sıcak bir bezle tespit edilir. Kompres sırasında hasta yatakta kalır ve kompres soğuyana kadar etkilemeye bırakılır.