Meyve ve sebzelerin şifa deposu olduğunu belirten uzmanlar, 20 kirazda 12 – 25 miligram arası antosiyanin maddesi bulunduğunu söyleyerek, ağrı kesici aspirinden 10 kat etkili dedi. Okumaya devam et
Kategori arşivi: Sağlık
Mikroenjeksiyon ile tüp bebek
Bu yönteme (ingilizce kelimelerin baş harfleri birleştirilerek Intra-Cytoplasmic Sperm Injection) ICSI de denilmektedir.
Mikroenjeksiyon IVF tedavisinden daha ileri bir aşama olup özellikle ciddi sperm bozukluğu ve sperm azlığı veya yokluğundaki çiftlerin çocuk sahibi olmasına olanak sağlayan bu yöntemde uyarma tedavisiyle elde edilen yumurta hücrelerinin içine ince bir pipet yardımıyla sperm, doğrudan yumurta zarının içerisine sokulur.
lk kez 1992 yılında uygulanmaya başlanan ICSI
Konvansiyonel IVF uygulamalarında fertilizasyon başarısızlığı
Sperm parametrelerinin ileri derecede düşük olduğu durumlar
Cerrahi yöntemlerle az miktarda spermim elde edildiği fertilizasyon şansının düşük olduğu durumlarda
Antisperm antikorlarının varlığı
İleri anne yaşı nedeniyle az sayıda yumurta hücresinin elde edildiği durumlarında bugün için kullanılan esas yöntem haline gelmiştir.
Şimdilerde pek çok merkez tüp bebek uygulaması yapılacak tüm hastalara nerdeyse ICSI uygulaması yapmaktadır.
Assisted Hatching(AHA )
Yumurta hücresinin etrafında zona pellucida isminde bulunan zar embriyoların bütünlüğünü korumaya devam eder.3. günün sonunda blastokist döneminde kendiliğinden çatlamakta ve blastokist serbest kalarak endometrium dokusu ile direkt temasa geçer ve tutunma işlemi gerçekleşir.Bu çatlama olayına hatching denmektedir.Bazı durumlarda tutunma olayının gerçekleşmesine yol açan hatching olayının zorlaştığı ve gerçekleşmediği düşünülmekte ve bunu bizzat İVF ekibinin gerçekleştirme olayına ise asisste hatching denmektedir.
Genel olarak
37 yaşın üzerindeki hastalarda,
implantasyon başarısızlığı gelişmiş olan çiftlerde
Bazal FSH değeri yüksek olanlarda
Zona Pellucida normalden kalınsa >17mikrom.
olan çiftlerde implantasyon şansını artırmak için AHA işleminin uygulanması önerilir.
3.günde yapılan embriyo değerlendirmesi sırasında AHA işlemi 3 yöntem kullanılarak yapılır.
Bunlar:
Laser teknolojisi
Asit Tyrode
Mekanik
Donör Sperm:
Eğer erkekte hiç sperm yoksa hem aşılama hem de tüp bebek (IVF) için başka erkekten veya sperm bankasından (donör spermi) sperm alınarak işlemler yapılabilir. Türkiye’de halen sperm bankası yoktur ve donör spermi kullanılarak IUI veya IVF yapılması yasal değildir.
Donör Yumurta:
Bir başka kadından alınan yumurta hücresi erkeğin spermleri ile laboratuar ortamında döllenir ve kadının rahmine enjekte edilir. Bu yöntem, diğer yollarla yumurtlaması veya yumurtalığı olmayan, menapoza girmiş kadınlarda kullanılmaktadır. Halen ülkemizde yasal değildir , uygulanmamaktadır.
Gamet İntrafallopian Transfer (GIFT ):
Yumurtlama ilaçları ile elde edilen yumurta hücreleri spermlerle birlikte tüplere verilir. Basarı şansı % 27 kadardır. Çoğul gebelikler elde edilebilir.
Zygot İntrafallopian Transfer (ZIFT):
Fertilize edilmiş yumurta hücreleri rahim içine değil tüp içine verilir.
Frozen Embryo Transfer (FET):
IVF sırasında döllenmiş yumurtalar dondurulur ve depolanır,gelecekte kullanılmak üzere saklanır.Uygun zamanda embriyo ortamda çözülür ve rahim içine verilir. Başarı şansı her dondurulan embryo için % 15 kadardır.
Kiralık Anne:
Yukarıda bahsedilen yöntemlerde başarısızlık olduğunda kiralık anne akla gelebilir.nKiralık anne olarak tespit edilen kadın ile yumurtası alınacak kadın aynı adet düzenine getirilerek uygun günde yumurta toplanıp eşinin spermleri ile döllendikten sonra kiralık anne rahmine ekilir.
Dişeti İltihaplanmasına Bitkisel Çözüm
Bazı kişiler diş çürümesini ciddi bir sağlık sorunu olarak görmezler. Ancak, zamanında ve doğru şekilde müdahale edilmediğinde, daha çok sorun yaratan bir hastalığa yol açabilir. Çürüme, bakterinin, dişin özünü enfekte etmesine izin verir. Enfeksiyon köke ve çevre kemiğe yayılır. Bu abse olarak bilinir.

Dişeti İltihaplanmasına Bitkisel Çözüm
Kan otu (Sanguinaria canadensis): Yapılan birçok kapsamlı araştırma, benim en baştan beri savunduğum sanguinarin adh bileşiğin kan otunda bulunduğunu ortaya koymuştur. Araştırmalar sanguarin içeren diş macunlarının, bazı ağız içi bakterilere karşı belirgin bir etki gösterdiğini ve diş plaklarının oluşmasını sekiz gün gibi kısa bir süre içinde, önemli ölçüde düşürdüğünü göstermiştir. Eğer bıı bitkiden faydalanmak isterseniz, sanguarin içeren diş macunları ve ağız çalkalama sıvılarını tercih edin.
Reçetesiz satılan ürünlerin içeriğinde kullanılmalarının dışında, kan otu özütleri diş hekimleri tarafından periodontal hastalıkların tedavisinde de kullanılırlar.
Papatya (Matricaria recutita): E komisyonu, papatyanın dişeti iltihaplarının tedavisi için gargaralar ya da ağız yıkama sıvıları kadar etkili olduğunu onaylamıştır. Papatyanın içeriğinde bazı anti inf-lamatuar ve antiseptik bileşikler bulunur.
Papatyayı yalnızca dişeti hastalıklarının tedavisinde değil, bu hastalıklardan korunmak için de loıllanabilirsiniz. 250 mi. kaynar suya 2-3 çay kaşığı papatya atm ve on dakika bekledikten sonra süzerek yemeklerden sonra için ya da ağzınızı çalkalamak için kullanın. Diş hekimleri, alerjilere neden olabilen kanaryaotugillerin akrabası olduğu için, papatyaya karşı ihtiyatlı olunması gerektiğini belirtiyorlarsa da tecrübelerime göre böyle bir durum çok nadiren gelişiyor. Eğer herhangi bir alerjik reaksiyon hissederseniz papatya kullanmayı kesin. ]
Ekinezya (Echina-cea): Herbalist ve botanist Christopher Hobbs “Hand-book for Herbal Healinğ’ adlı kitabında, diğer birçok hastalığın tedavisine olduğu gibi, dişeti iltihaplarında da ekinezyayı öneriyor. /< Bu bitki anti bakteriyel ve 2-bağışıklık sistemini güçlendirici özelliklere sahiptir. Ağız çalkalama sıvınızın içine 10-12 damla kadar ekinezya tentürü karıştırıp ağzınızı bu karışımla çalkalayın.
Meyan kökü (Glycy-rrlüza glabra): Meyan kökü diş çürümelerine ya da diş eti iltihaplanmalarına yol açmayan bir tatlandırıcıdır. Anti-gingivitis çaylarınıza şeker ya da bal koymak yerine meyan kökü koymayı deneyin. Buna ek olarak meyan kökü, magnezyum ve yapılan bazı araştırmalarda dişeti iltihaplarının ve plak oluşumunun kontrol altına alınmasında yararlı olduğu ortaya çıkarılan, glycyrrhizin adlı bileşiği içerir. Meyan kökü -günde üç fincan çay gibi- makul miktarlarda kullanılırsa zararsızdır; fakat uzun süreli kullanımı ya da aşın miktarlarda alınması halinde baş ağrısı, uyuşukluk, vücutta sodyum ve su tutulması, aşın potasyum kaybı ve yüksek tansiyona neden olabilir.
Semizotu (Portulaca oleracea): Genel olarak dişeti hastalıklan-nın tedavisinde magnezyum ve C vitamini bakımından zengin yiyecekler önerilir. Kişniş, börülce, karahindiba, meyan kökü, marul, haşhaş tohumu, ıspanak, ısırgan otu yapraklan ve taze fasulye de magnezyum bakımından zengin sebzelerdir. Yeri gelmişken, diş eti iltihaplarına hiçbir kaçış yolu bırakmayan magnezyum kanşımım-dan bahsedeyim: Karahindiba, ısırgan otu yapraklan, semizotu ve ıspanak yapraklannı kanştınp buharda pişirin. Afiyet olsun.
Adaçayı (Salvia offîcinalis): Avrupalılar diş ve dişetlerini ada çayı yaprakları ile ovarlardı. Bunu ben de denedim. Göründüğü ka-danyla, adaçaymm içeriğindeki kanı durdurucu tanen ve bazı aro-matik antiseptik bileşiklere sayesinde gerçekten yaran oluyor. Adaçayı bahçemde neredeyse yıl boyunca bulunur. Bunlan bahçeden toplamak, sanguarin içeren ürünler almaktan çok daha ucuz, çünkü adaçayı hemen hemen sanguarinli diş macunlan kadar etkili. Günümüzde yapılan bazı araştırmalar bu yaklaşımı destekliyor. E komisyonu, 250 mi. kaynar suya 2-3 çay kaşığı adaçayı yaprağı kanştınla-rak yapılacak anti-gingivitis çayının kullanımım onaylamaktadır. En iyisi adaçayını makul miktarlarda kullanmaktır; çünkü içerdiği thu-jone adlı bileşik yüksek dozlarda alınırsa spazmlara neden olabilmektedir.
Çay (Camellia sinensis): Adaçayı gibi çay da kan durdurucudur. Bu özelliği ile diş çürümeleri ve dişeti iltihaplanna yol açan bakterilerin ağza yerleşmelerine engel olur Aynı zamanda beş değişik anti bakleriyel bileşik içeren çayı, meyan kökü ile tatlandırabilirsiniz.
Ay insafa çiçeği (Calendula offîcinalis): Anti bakteriyel, antiviral ve bağışıklık sistemi uyancı özellikleriyle, aymsafa çiçeği özütleri dişeti iltihaplannm tedavisinde yararlıdır. Tek dikkat etmeniz gereken şey, saman nezlenizin olup olmadığıdır. Kanaryaotugillere alerjisi olan bünyeler, bu bitkiye de alerjik tepkiler verebilmektedir. Bu nedenle kullanım esnasında değişik reaksiyonlar görürseniz, kullanmayı bırakın.
Nane (Mentha piperita): Dişeti iltihaplarından korunmak için, günümüzde birçok ürünün tatlandırılmasmda yapay olarak kullanılan diş macununuzdaki naneye güvenebilirsiniz, fakat gerçek nane dişeti çürümelerine neden olan bakterilerle de savaşır. 250 mi. kaynar suya 2 çay kaşığı kuru nane kanştırarak hazırlayacağınız çayı içebilir ya da ağzınızı çalkalayabilirsiniz. Naneli sakız çiğnemek ya da nane şekeri yemek yerine, taze nane yapraklannı da çiğneyebilirsiniz.
Ratanya (Krameria triandra): E komisyonu, ratanya kabuğunun dişeti iltihaplannm tedavisinde kullanılabileceğini onaylamıştır. Bu bitki de çay gibi antiseptik tanen bileşiği içerir. Ratanya çayı yapmak için 250 mi. kaynar suya bir çay kaşığı kurutulmuş ratanya koyup dinlendirin. Bu çayı da içebilir ya da ağzınızı çalkalayabilirsiniz.
Isırgan otu (Urtica dioica): Yapraklarmdaki magnezyuma ek olarak, Rusya’da yapılan araştırmalar ısırgan otu çayının anti bakteriyel özellikler taşıdığını ortaya koymuştur. Isırgan otu içeren ağız çalkalama sıvıları ve diş macunlan, dişlerde plak oluşumunu büyük ölçüde azaltmaktadır. Hele bunlara biraz da ardıç kanştmrsanız, etkisi daha da artmaktadır. Ağız ve diş sağlığınız için kullandınız ürünlerden, içeriğinde bu bitkileri banndıranlan tercih edin.
Teatree (Melaleuca): Teatree yağı güçlü bir antiseptiktir ve birçok herbalistin, harici kullanımlar için öncelikli dezenfektan tercihidir. Teatree yağını dişeti iltihapları ve ağız içi yaralannın tedavisinde kullanacaksanız, yutmamaya dikkat edin. Birkaç damla teatree yağı ilave ettiğiniz bir bardak suyla yapacağınız gargara, gingivitis ile yaptığınız savaşta son derece yararlı bir silah olacaktır. Diğer uçucu yağlarda olduğu gibi, teatree yağı da kesinlikle oral yolla kullanılmamalıdır.
Su teresi (Nasturtium offidnale):Günümüzde Çin’de yaşayanlar dişeti yaralarını tedavi etmek için su teresi çiğniyorlar. Eğer tadından hoşlanırsanız, dişeti iltihaplarınızı tedavi etmek için su teresi çiğneyebilirsiniz..
Daha başka çözüm arayanlar için İbrahim Saraçoğlu, nar suyu tavsiye ediyor. Okumak için tıklayınız: İbrahim Saraçoğlu diş eti kürü
Mide Ağrısına Ne İyi Gelir
Genç-yaşlı herkesin ortak derdi bir anda başlayan mide ağrıları… Kimi bu ağrının nedenini biliyor ve tedavi oluyor, kimi ise önemsemiyor ve rahatsızlığı onu karabasan gibi takip ediyor. Sizlere mide ağrılarınızı geçirebilmeniz için bitkisel yöntemler sunuyoruz.

Mide Ağrısına Ne İyi Gelir
Ülkemizde oldukça fazla tüketilen ve birçok derde deva olduğu bilinen balın tüketilmesi mide rahatsızlığında da tedavi edici bir etki göstermektedir.
Papatya çayı mide rahatsızlıklarında etkili bir çözüm önerisidir. Papatya yapraklarından hazırlayabileceğiniz çayın günlük olarak tüketilmesi durumunda hem mide hem de bağırsak rahatsızlıklarında olumlu etkilerini görebileceksiniz.
Portakal kabukları ile hazırlanan şurubun kullanılması, evde yapılan vişne suyunun tüketilmesi, tarçın kullanılması, yemeklerde maydanozun kullanılması, hazır olarak alınan veya evde yapılan elma suyunun tüketilmesi mide rahatsızlıklarında tedavi edici etki gösterebilmektedir.
Mide ağrılarında ilaç tedavisine başlanılmadan önce bir doktora görünmeniz gerekecektir. Çünkü sebebini bilmeden alacağınız ilaçlar olumsuz etki gösterebilir. Bu sebeple önce doktor kontrolüne girmeniz sizin açınızdan iyi olacaktır.
Hamilelikten Korunma Yöntemleri
Bilinçsizce gerekli önlemler alınmadan yapılan çiftleşmeler sonunda istem dışı hamilelikler oluşabilmektedir. Bu istenmeyen hamilelikleri önleyebilmek için doğum kontrol yöntemlerinin neler olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğinin bilinmesi gerekir.Bu yazıda korunma yöntemleri hakkında gerekli bilgilere ulaşacaksınız.

Hamilelikten Korunma Yöntemleri
Doğum kontrol yöntemleri istem dışı hamile kalmayı engelleyebilmek açısından oldukça önemli bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde çiftler istedikleri zaman çocuk sahibi olabilir istemedikleri zaman çocuk sahibi olmayabilirler. Ayrıca doğum kontrol yöntemleri nüfus planlaması açısından da oldukça faydalı bir yöntemdir.
Günümüzde birçok çift planlama yapmadan hamile kalmakta ve sonra pişman olmaktadır. Bilinçsizce gerekli önlemler alınmadan yapılan çiftleşmeler sonunda istem dışı hamilelikler oluşabilmektedir. Bu istenmeyen hamilelikleri önleyebilmek için doğum kontrol yöntemlerinin neler olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğinin bilinmesi gerekir.
Spiral: Oldukça etkili bir doğum kontrol yöntemidir. 6 Yıl boyunca gebelikten koruyabilir. Aslında bunlar rahim içine yerleştirilen bakır veya kadınlık hormonu içeren araçlardır. Toplum arasında spiral olarak bilinmektedir. Çoğunlukla yan etkisi son derece az olduğu için bakırlı spiral daha çok tercih edilmektedir. Spiral spermleri etkisiz hale getirerek kadının hamile kalmasını önlemektedir.
Doğum Kontrol Hapları: Bu seçenekte oldukça faydalı bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde kadının hamile kalma olasılığı oldukça düşüktür. İlaçların içerisindeki sentetik kadın hormonları kadınların doğal hormon düzeylerini değiştirerek yumurta salımını engeller. Bu sayede spermler rahatça rahim içine giremez. Ancak doğum kontrol hapları doktor tavsiyesi ile alınmalıdır.
Spermisidler: Bu yöntem diğer doğum kontrol yöntemlerine göre kimyasal madde içermektedir. İçerisinde köpük, jel ve krem formları bulunmaktadır. Cinsel ilişki öncesinde vajinanın içerisine yerleştirilerek kullanılır. Spermler rahme ulaşmadan ölmüş olur.
Norplant: Bu da çok olmasa da genelde tercih edilebilinen bir yöntemdir. Küçük ince bir kapsül seti şeklindedir. Kadının kolundan cilt altına yerleştirilir. Buradan sürekli olarak kan dolaşımına devamlı olarak hormon salınımı yapılır. Bu yöntem sayesinde beş yıl süreyle gebelik engellenebilmektedir. Bu yöntem uygulanmadan önce bir doktora sorulmalı ve bilgisi dâhilinde yapılmalıdır.
Geri Çekme Yöntemi: Bu yöntem erkeğin boşalmadan önce kendisini dışarı çekerek vajinanın içine değil dışına boşalması şeklinde olur. Ancak çok güvenilir bir yöntem değildir.
Prezervatif: Günümüzde en çok tercih edilen yöntemden bir tanesidir. Birçok çift bu yöntemi kullanmaktadır. Prezervatif sayesinde boşalma sonucunda penisten çıkan spermlerin vajinaya ulaşmasını engelleyerek hamile kalınmasını önlemektedir.
Bunlarla birlikte diğer kullanılan doğum kontrol yöntemleri de şu şekilde belirtebiliriz.
Sterilizasyon (kısırlaştırma)
Koruma iğneleri
Takvim yöntemi
Vajinal fitiller
Diyafram
Vazektomi
Not:Daha detaylı bilgi için uzman bir hekimden mutlaka bilgi alınmasında fayda bulunmaktadır.
Gebelik ve Sara Hastalığı
Anne adayı hamile ve sara hastası ise bebekte sara hastası olarak doğar mı? Sara hastası olan annenin gebelik süreci nasıl olur ve ne gibi sıkıntılarla karşılaşılır? Bu konuda bilgi edinmek isteyen okuyucularımız için çok değerli bilgiler sunuyoruz.

Gebelik ve Sara Hastalığı
Epilepsi, sinir uçlarından anormal elektrik uyarımın boşalması ile oluşan bir dizi istemsiz kasılmalarla karakterize bir hastalıktır. Epilepsi nöbetlerini kontrol altında tutmak için bu hastalar sürekli ilaç kullanırlar.
Epilepsili kadınlar, epilepsisi olmayanlara göre gebelik komplikasyonlarına daha fazla yakalanırlar. Bu komplikasyonlardan biri nöbetlerde artma olasılığıdır. Nöbetler düşmelere, ve hastanın incinmesine yol açabilirler. Gebe kalındığında, ilaçlara vücudun cevabı farklılaşmaktadır. Bu da , ilacın vücut için gerekenden daha fazla ya da daha az olmasına yol açabilir. Yani, ilaçların vücuda yaptığı zehir etkisinde artmaya veya , ilacın dozunun yetersizliği görülebilir. Epilepsili kadın gebe kaldığında, her epilepsili gebe kadının vücudunda reaksiyonların farklı olduğunu bilmeli, doktoru ile ilacın ayarlanması ve bebeğin izlenmesi konularını görüşmelidir.
Epileptik annenin bebeğinde risk var mıdır?
Epileptik kadınların % 90 dan fazlası, normal, sağlıklı bebek doğururlar.
Fakat yine de bazı riskler vardır. Epilepsili annelerde bebeğin ölü doğması daha fazla görülür. İleri yaşlarda epilepsi gelişme riski hafifçe daha fazladır. Ayrıca, kanama, erken doğum, gelişme gerilikleri, kullanılan ilaçlara bağlı doğumsal anomali risklerinde de artış vardır. Ancak unutulmaması gereken, ilaç kullanılmadığında ortaya çıkabilecek nöbetler, bebek için fiziksel zedelenme, gelişme geriliği ve hatta ölüm riskleri daha fazladır.
Epilepsili anne kendini ve bebeği korumak için neler yapmalıdır?
Oluşan yeni durumları mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.
En önemli nokta, epilepsi nöbetlerini önleyici ilaçların, doktorun önerdiği şekilde alınmaya devam edilmesidir. Eğer iki yıldan daha uzun süre nöbet geçirmediyseniz, belki doktorunuz ilaçları azaltarak kesmeyi deneyebilir.
Vitaminleri (özellikle folik asit) gebe kalmadan 2-3 ay önceden kullanmaya başlamanız önemlidir. Bu ilaç bazı doğum anomalilerini önleyebilir. İlacın gebe kalmadan önce başlanması önemlidir. Doktorunuza, kendiniz ve eşinizin ailesindeki beyin-omurilik-sırtta kese olması gibi aile öykülerinizi anlatmalısınız. Yeterli, sağlıklı beslenme, yeterli uyku, düzenli yorucu olmayan beden hareketleri yapmak, gebeliğin sağlıklı geçmesi için yapabileceğiniz diğer önemli noktalardır.
Epilepsi hastası gebelikte neler yapmalı?
Gebelik boyunca doktorlarınızı (doğum doktorunuzu , nöroloji doktorunuzu ve sağlık ocağı hekimini) daha sık ziyaret etmelisiniz. Doktorunuz, nöbet önleyici ilaçları yeterli dozda alıp almadığınızı sizi muayene ederek ve gerekli ise kan ilaç seviyelerini ölçerek anlayacaktır. Ayrıca, doğum doktorunuz gebelik boyunca bir dizi ultrason incelemesi isteyecektir. Ayrıca 16. gebelik haftasında kanınızda alfafetoprotein seviyelerini ölçerek çocukta oluşabilecek bazı anormallikleri tarayacaktır. Belki doktorunuz, yine bebek anormalliklerini taramak amacıyla amniyosentez denilen yöntemle bebeğin içinde bulunduğu su kesesinden örnek alarak incelemek isteyecektir.
Bu sayfa teşhis ve tedavi kılavuzu olarak hazırlanmamıştır. Bu bilgiler genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, herkes için uygun olmayabilir. Daha fazla bilgilenme için doktorunuzla konuşmalısınız
Hamilelikte Nasıl Banyo Yapılmalı
Hamilelik döneminde önem gösterilen konulardan biri de banyo yaparken dikkat edilmesi geren durumlardır. Küvette duş almak rahme ve dolayısıyla bebeğinize zarar verir mi yada sıcak suyla duş almak gebeliğinizi riske sokar mı? Buyurun bu konuda yeterli bilgileri öğrenelim.
Hamilelikte Nasıl Banyo Yapılmalı
Yirmi otuz yıl önce hekimlerin çoğu küvetteki kirli suyun vajinadan rahme çıkacağına ve enfeksiyona neden olacağına inanıyordu. Daha fazla araştırma yapmak gerekli olsa bugün hekimler zorlanmadıkça suyun vajinaya girmediğine inanıyorlar; bu durumda banyo suyundan enfeksiyon kapma kaygısı da yersiz.
Vajinaya su kaçsa bile rahim ağzında rahme girişi engelleyen sümüksü tıkaç bebeği çevreleyen zarları, suyu ve bebeğin kendisini enfeksiyonlardan korur. Buna dayanarak çoğu doktor normal gebeliklerde su kesesi yırtılıncaya dek banyoya izin vermektedir. Doğum başlayana dek duş yapmaya izin vardır.
Bununla birlikte, duş ve banyo tümüyle risksiz değildir; özellikle de son ayda kayıp düşme olasılığı fazlayken. Böyle bir kazayı önlemek için küvete dikkatli girin, zeminin kaymasını engellemek için önlem alın ve mümkünse küvete girip çıkarken size yardım edecek birini bulun.
Gebelikte Nasıl Giyinmeliyiz
Hamilelik döneminde bebeğin gelişimiyle beraber kıyafetlerinizde değişiklik yapmak zorunda kalacaksınız. Peki ne zamandan itibaren hamile kıyafetlerine geçiş yapılmalı ve giyimimize özen göstermediğiniz takdirde ne gibi sorunlar yaşayabilirsiniz.
Gebelikte Nasıl Giyinmeliyiz
Pantolonunuzun düğmesini ilikleyemediğiniz ilk günden itibaren gebelik giysileri giymeye başlayabilirsiniz. Bol ve elastik beli varsa,normal kıyafetlerinizi de giyebilirsiniz.Dar kıyafetler bebeğinize zarar vermez ancak kilonuz arttıkça nefes alma güçlüğü ve halsizlik hissedebilirsiniz.
Göğüsleriniz büyüdükçe eski sutyenleriniz kullanılmaz hale gelir ve üzerinize iyi oturan, destekleyici bir sutyen gebelik sırasında son derece önemlidir.İç çamaşırlarınızda daima pamuklu ürünleri tercih edin.
Sıcak tutan (naylon gibi sentetik) kumaşlardan yapılmış giysiler gebelikte pek uygun olmaz. Çünkü metabolizmanıza bağlı olarak artık sıcağı eskisinden daha fazla hissedeceksiniz.Pamuklu kumaştan yapılmış hafif,esnek,bol giysiler en uygun seçimdir. Açık renkli, seyrek dokulu giysiler serin kalmanızı kolaylaştırır.Hava soğuduğunda kat kat giyinmek idealdir. Sıcak bastığında ya da kapalı yerlere girdiğinizde bazılarını çıkarır, dışarı çıktığınızda giyersiniz.
Tabanının iki katı yüksekliğinde topuğu olan ayakkabılar,sırtınız için tehlikeli olabilecek düz veya yüksek topuklu ayakkabılardan daha uygundur.Deri gibi doğal malzemeden yapılmış ayakkabılar,ayaklarınızın havasız kalmasını önleyecektir.
Gebelikte Hayvan Beslemek
Hamileyken evde hayvan beslemeyin.Çünkü bebeğinizin sağlığını tehdit eden durumlarla karşılaşabilirsiniz. Bu makalede hamilelerin evde hayvan beslemeleri durumunda karşılaşabilecekleri sıkıntılar yer alıyor.
Gebelikte Hayvan Beslemek
Modern toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de evcil havyan besleme alışkanlığı giderek yaygınlık kazanmakta. Pek çok insan evinde kedi, köpek, kuş gibi hayvanlarla beraber yaşamakta. Bu durum evdeki bireylerin sağlığı açısından herhangi bir kaygı yaratmamakla birlikte bireylerden bir hamile kaldığında ya da hamile kalmayı planladığında bu sevimli dostlarımız kadının ve bebeğin sağlığı açısından ciddi endişelere neden olabilmekte.
Evde beslediğiniz evcil hayvanınız eğer düzenli veteriner kontrolünden geçiyorsa, belirli hastalıklara karşı düzenli olarak ilaçlarını alıyor ve aşılanıyorsa sizin ve bebeğiniz için tehlike oluşturması uzak bir olasılıktır. Ancak tehlikeyi en aza indirmek yine sizin elinizdedir. Alacağınız bazı basit önlemler sizi ve bebeğinizi koruyacaktır.
Kedi: Eğer evinizde bir kedi besliyorsanız bu minik dostunuzun sizin için yaratacağı en büyük risk toksoplazmozis adı verilen hastalıktır. Bir parazit enfeksiyonu olan toksoplazmozis düşüklere neden olabileceği gibi bebeğin beyninde de bazı hasarlara yol açabilir. Kediler toksoplazmozis için taşıyıcı vektör görevi görürler. Kendileri hasta olmadan parazitin kendi vücutlarında üremesini sağlarlar. Üreyen parazitler kedinin dışkısı ile atılır ve bu dışkı ile temas eden insanlara bulaşır. Genelde ticari mamalar ile beslenen ve dışarısı ile temas etmeyen kedilerde toksoplazmosiz olmaz. Ancak kediniz bu paraziti çiğ et, ya da çiğ süt yoluyla da alabilir.
Toksoplazmosis parazitini bulaştıran tek etken kediler değildir. Çiğ et ya da uygun şekilde yıkanmamış çiğ sebze ve meyveler özellikle salata yoluyla da toksoplazmosize yakalana bilisiniz. Kedi tırmalaması da çoğu zaman sorun yaratmamakla birlikte cildin bütünlüğü bozulduğundan enfeksiyonlara karşı duyarlı hale gelir. Kedi tırmaladığında mutlaka zaman kaybetmeden tırmalanan yer sabun ile yıkanmalıdır.
Eğer hamileyseniz ve evde bir kediniz varsa aşılarının mutlaka tamam olmasına dikkat edin. Kedinizin dışkısını yaptığı kumu günde 2 defa değiştirin ve değiştiriken mutlaka eldiven kullanın. Kedinizin kumunu değiştirdikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. İdeal olan kedinizin kumunu sizin değil başka bir bireyin değiştirmesidir.
Köpek: Köpeklerden insana gelebilecek en büyük risk kuduzdur. Sadece hamileler değil tüm bireyler bu ölümcül hastalığa karşı önlem almalı tanımadıkları köpekler ile temas etmekten kaçınmalıdır. Ayrıca köpeklerden insanlara kist hidatik ve diğer bazı parazit enfeksiyonları bulaşabilir. Hamilelik bu durumlar açısından fazladan bir risk oluşturmaz. Ortaya çıkan bu enfeksiyonlar da bebeğiniz açısından ciddi bir risk artışına neden olmaz.
Kuşlar: Kuşlar evlerde beslenmek üzere en fazla tercih edilen hayvanlardır. Teorik olarak kuşlardan insanlara bazı hastalıkların bulaşması mümkün olmakla birlikte pratikte pek rastlanılan bir durum değildir. Kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık Psittakozis’tir.Hemen hemen her kuş türü klamidya psittaci adı verilen bir mikroorganizmanın neden olduğu bu hastalığın taşıyıcısı olabilmekle birlikte en sık papağanlardan bulaşır. Bugüne kadar hamilelikte görülen psittakozis enfeksiyonu sayısı son derece azdır. Genelde grip benzeri bulgular verir. Son dönemlerde hasta ya da ölü bir kuşla temas öyküsü olan bir hastada zaatürre bulguları saptandığında psittakozisten şüphelenilmelidir. Psittakozisin gebelikteki etkileri konusunda elde yeterli veri yoktur ancak kafesin temizlenmesi sırasında eldiven kullanılması, ve temizlik sonrası ellerin mutlaka yıkanması yeterlidir. Hamilelik evinizdeki kuşu başka bir yere göndermenizi gerektirmez.
Kemirgenler: Son zamanlarda hamster ya da benzeri kemirgenlerin evde beslenmesi giderek popülarite kazanan bir alışkanlıktır. Genelde zararsız olan bu hayvanlar özellikle hamile kadınlar açısından risk taşırlar. Bu riskin adı Lenfositik Koriyomenenjit virüsüdür (LCMV) ve gelişmekte olan bebeği olumsuz yönde etkileyebilir. Erişkin bir insan bu virüsle karşılaştığında ya hiçbir belirti görülmez ya da hafif grip benzeri belirtiler ortaya çıkabilir. Ancak asıl tehlike bebek açısındandır. LCMV ile enfekte olan bebekte en sık görülen bulgu görme bozukluklarıdır. Bunun yanı sıra serabral palsi, zeka geriliği ve sara benzeri nöbetler gibi sinir sistemini etkileyen bozukluklar olabilir. İlk kez 1933 yılında fark edilen bu virüsü insanlar enfekte kemirgen ile temas ederek ya da enfekte hayvanın bulunduğu ortamdaki havayı soluyarak alabilirler. Bu nedenle hamile olan kadınların evlerinden ve bulundukları ortamlardan bu tür kemirgenleri uzaklaştırmaları uygun olur.
Sürüngenler: Son zamanlarda bazı çevrelerde popülarite kazanan bir başka alışkanlık da iguana gibi sürüngenlerin evcil hayvan olarak beslenmesidir. Tüm sürüngenlerde olduğu gibi minyatür dinazorlara benzeyen iguanaların da barsak sistemi içinde salmonella adı verilen bir bakteri normalde bulunur.Salmonella genelde ishal, bulantı, kusma ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteren ve çoğu zaman basit önlemler ile tedavi edilebilen besin zehirlenmelerine neden olur. Yaşlılar, bağışıklık sistemi sorunu olanlar, 5 yaşından küçük çocuklar ve hamile kadınlar ise salmonella enfeksiyonu açısından yüksek risk grubunu oluştururlar. Salmonella enfeksiyonu hamile kadınlarda ciddi enfeksiyonlara ve düşüklere neden olabilir. Hamile kadınların iguana ve benzeri sürüngenler ile temas etmemesi uygun olur.
Tüm bunların yanı sıra her türlü hayvan ve bunların tüyü insanlarda alerjik yakınmalara neden olabilir.
Anne olmak, bir can dünyaya getirmek, onu yetiştirip hayırlı bir evlat sahibi olmak ne güzel duygular değil mi? Peki bir can dünyaya getirirken başka bir cana kıymak zorunda olmadığınızı biliyor muydunuz?
Evinde kedi ya da köpek besleyen birçok anne adayı yerli yersiz kulaktan dolma bilgilerle beraber yaşadığı minik dostunu sokaklarda yalnızlığa terk ediyor. Bazıları da kendince bir teselli bularak onu eşine dostuna veriyor. Acaba bu yapılanlar ne kadar doğru? Evinde kedisi ya da köpeği olan anne adayı gerçekten tedirgin olmalı mı? Minik dostundan uzaklaşmalı mı? Anneyi gebelikte hangi zoonozlar (hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar) tehdit ediyor? Küçük tedbirlerle bu korkuların anlamsız olduğu doğru mu?
En başta tepki aile büyüklerinden gelir genelde. Kızım aman artık şu sarmanı birine verin çocuga bir şey olur. Bu da sizin içinize bir kurt düşürür adeta. Bu yazımızda size genel konu ile ilgili bilgi vereceğiz .
İlk akla gelen toksoplasmadır; toksoplasma gondi denilen bu hastalığı oluşturan etkenler pişmemiş et ve bir çok evcil hayvanın dışkısında bulunmakta. Hamile kadınlarda eğer daha önce enfeksiyonu geçirmemiş ve bağışıklık gelişmemişse bebeğin düşmesine sebep olabilir. Ancak bunun için hamilelik öncesi hiç bir şekilde toksoplasma etkeni almamış, bağışıklık edinilmemiş ve hamilelik sırasında enfeksiyona yakalanmış olmanın gerekliliğini tekrarlıyorum. Yani hastalığı geçirmiş ve bağışıklık kazanmış kadınların hamileliklerinde toksoplasma yönünden bir problem yaşanmaz. En doğrusu çoğu hanımın yaptığı gibi bebek sahibi olmak istendiğinde doktora başvurularak diğer testlerle beraber toksoplasma testini de yaptırmaktır. Eğer testle bağışık olunduğu anlaşılırsa zaten evdeki kediyle ilgili bir problem yoktur. Test sonucunda bağışık olmadığı anlaşılırsa veteriner hekimle görüşülüp kediden kan alınarak toksoplasma yönünden serolojik muayeneleri yapılır. Eğer kedinin enfekte olduğu anlaşılırsa enfeksiyon kontrol altına alınıncaya ve bağışıklık oturuncaya kadar hamike hanımdan ayrı bir ortamda bulunması sağlanabilir. Ya da burada eşlere hamilelik süresince kedinin dışkılarını temizlemek tedbirini almak düşer.
Kist hydatid, hani hep duymuşuzdur ‘falancanın karaciğerinde kist varmış, evlerinde köpek varmış onun tüyünden bulaşmış’. Aslında hemen suçlu bulunmuştur. Ama aslı; ekinokokus granulosus denilen bir parazittir etken. Parazit minik dostumuzun bağırsağında yaşar. Yetişkin döneme gelince yumurtlar, bağırsak kanalında dışkıyla karışır ve yumurta minik dostlar tuvaletini yaparken tüylere yapışır. Bizler bu yumurtayla bulaşık tüyleri ağız ya da solunum yolu ile alırız çoğu zaman da dışkının zamanla kuruması ile sokaktaki tozla dahi bulaşma olabilir. Organizmamız savunma sistemini devreye sokarak bu yumurtayı egale etme amaçlı bir takım reaksiyonlar gösterir ve yumurta hapsedilmeye çalışılır. Bu da kistin oluşma sebebidir. Dediğimiz gibi bu etken sadece evinizdeki dostunuzdan değil sokaktaki havadan dahi bulaşabilmekte. Korunma yolu belirli periyotlarla yapılan parazit tedavisi ile hiç köpek beslemeyen bir fertle aynı risk grubuna dahil olmaktasınız. Özellikle hamilelik veya bebek dünyaya geldiğinde veteriner hekiminizin minik dostunuzu düzenli olarak uygun ilaçlarla tedavi etmesi gerekir.
Alerji : Gebelikte alerjenlerden uzak durmalıdır. Doktorumuz genelde bunu tembihler. Bu alerjenlerden sık rastlananlardan biri de tüylerdir. Genelde alerjik bünyeye sahip anne adayları evlerinde bir pet beslemezler. Ama yinede birçok alerjik ilaç gebelikte kullanılamadığından temkinli olmakta fayda vardır.
Zoonoz parazitler gebelikte anne karnında bebek beslenirken bebeğin ve annenin gıdalarına ortak olan iç parazitler tabii ki istenmeyen bir durumdur. Elbette bütün çevre parazitin bulaşması için bir faktörken ilk akla gelen yine masum dostumuzdur. Parazit tedavisi düzenli yapılan minik dostumuzu pişmemiş gıdalarla beslememek, dışarıda gezerken kontrol dışı gıdalar almamasını sağlamak tedbirlerin başında gelir.
Diger zoonozlara gelince kuduz, zoonoz askaritler, şap burusella, gebelikte size bu hastalıkları en son bulaştıracak varlık, kurallarına uygun ve aşısı yapılmış evdeki yoldaşınızdır.
Bu yazıklarımız genel bakım ve besleme kurallarına uyulan minik dostlarımızın gebelikte bize ne kadar az zarar verdiğini göstermektedir. Olağanüstü bir durum olmadığı sürece evden onları uzaklaştırmanın gereksiz olduğu unutulmamalıdır. Tabii ki doktorunuzun tavsiyesi en doğru olanıdır. Ama kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmemelidir. Unutulmamalı ki, bütün dünyada petlerin büyüyen çocuğun gelişiminde ne kadar katkı sağladıkları ispatlanmıştır. Öyleyse bırakın bebeğiniz daha anne karnındayken onunla tanışsın. Çünkü ilk oyun arkadaşı o olacaktır. Böylece hem minik dostunuz onun dünyaya gelişini hazmedecek hem de bebeğiniz daha anne karnındayken oyun arkadaşıyla tanışmış olacaktır.
NST Nedir
NST bebeğin iyilik halinin değerlendirilmesinde en sık uygulanan testtir.Bebeğin kalp atımıyla ve hareketleriyle sağlık durumu hakkında bilgi edinilir. Buyurun anne adayları bu yazımız sizleri aydınlatmak için.

NST Nedir
Rahim kasılmalarının olmadığı bir dönemde yapıldığı için üzerinde herhangi bir stres olmayan bebeğin durumu değerlendirilir.Nonstres test olarak adlandırılması bu yüzdendir.annenin dinlenmiş ve tok olduğu bir dönemde yapılması idealdir.
Anne adayı yatar ya da yarı oturur durumdayken ‘Kardiotokograf’ adı verilen bir cihaza bağlı iki prob (yaklaşık 8-10 cm çapında yuvarlak plaka tarzında yapılar) karnına bir kemerle bağlanır. Bu problardan biri bebeğin kalp atışlarını algılar.Diğeri de rahim kasılmalarını ve bunların şiddetini algılar.Aynı zamanda anne adayına bir buton verilir ve bebek hareketlerini her hissedişinde butona basması istenir.Genelde 20 dakika boyunca tüm veriler özel bir kağıt üzerine kaydedilir.
Böylece – 20 dakika içinde bebek kalp atım hızını
- Rahim kasılmaları olup olmadığını ve varsa şiddetini
- Bebek hareketlerinin sıklığını ve bebek hareketleri ile kalp atım hızındaki değişiklikleri
saptamak mümkün olur.Bütün veriler özel bir kağıt üzerine kaydedilir.
Anne karnında bebeklerin kalp atış hızı normalde dakikada 120-160 arasında sürekli bir değişkenlik içindedir.Kısa dönem ve uzun dönem değişkenliği olarak değerlendirilen bu durum bebeğin merkezi sinir sisteminin iyi durumda olduğunu gösterir.Aynı zamanda bebeğin her hareketi kalp atış hızında belirgin bir artışa neden olur. ‘Akselerasyon’ adı verilen bu artışların ne kadar sürdüğü ve kalp atış hızının ne kadar arttığı değerlendirmede önemlidir.
20 dakikalık kayıtta bebeğin kalp atışlarının normal sınırlar içinde olması , değişkenliğin normal olması, bebek hareketleri ile istenen özelliklere sahip akselerasyonların bulunması durumunda NST ’reaktif’ olarak nitelendirilir. Reaktif bir NST bebeğin plasentadan yeterli besin ve oksijen aldığını, merkezi sinir sisteminin iyi çalıştığını gösterir.NST reaktifse bebek için sonraki bir hafta için herhangi bir risk bulunmadığı söylenebilir Ancak doğaldır ki NST nin plasentanın erken ayrılması, göbek kordonu problemleri gibi ani olarak ortaya çıkabilen sorunlar için önceden belirleyici olması mümkün değildir.
İstenen kriterleri karşılamayan NST ler ‘nonreaktif’ olarak nitelendirilir.Non reaktif NST nin yanılma payı hayli yüksektir.Yani bebeğin durum iyi bile olsa NST non reaktif olabilir.Bebeklerin tam olarak aynı olmasa da uyku ve uyanıklık dönemleri olarak isimlendirilebilecek periodları vardır.Uyku döneminde bebek az hareket eder ve kalp atışlarındaki değişkenlik azalır. NST nonreaktif ise bir süre sonra tekrarlanması ya da ‘akustik stimülasyon’ adı verilen bir uyarı sonrası NST ye devam edilmesi önerilir.Tekrarlanan NST lerin hepsi non reaktifse duruma göre CST , fetal biofizik profil veya doppler ultrasonografi ile bebeğin durumunun değerlendirilmesi gerekir.


