Medikal Bilgiler ve Hastalıklar

hastalıklar, medikal hastalıklar, hastalık ansiklopedisi, medikal blogunuz.
Home » Archive by category 'Sağlık'

Hafta Hafta Gebelik

Nisan 19th, 2012 Posted in Sağlık Tags:

Hafta hafta gebelik takibi ile alakalı referans olabileceğini düşündüğümüz güzel bir makale Haftalara göre anne karnında bebek gelişimi ,anne ve bebekteki değişimler neledir, hamilelik haftalarına göre yapılması gereken testler neledir, gebelik haftalarına göre bebeğin boy ve kilosunun nasıl olması gerektiğini hafta hafta gebelik sayfalarımızı ziyaret ederek bulabilirsiniz.

Lütfen Hangi haftayı istiyorsanız seçiniz.

1.HAFTA
2.HAFTA
3.HAFTA
4.HAFTA
5.HAFTA
6.HAFTA
7.HAFTA
8.HAFTA
9.HAFTA
10.HAFTA
11.HAFTA
12.HAFTA
13.HAFTA
14.HAFTA
15.HAFTA
16.HAFTA
17.HAFTA
18.HAFTA
19.HAFTA
20.HAFTA
21.HAFTA
22.HAFTA
23.HAFTA
24.HAFTA
25.HAFTA
26.HAFTA
27.HAFTA
28.HAFTA
29.HAFTA
30.HAFTA
31.HAFTA
32.HAFTA
33.HAFTA
34.HAFTA
35.HAFTA
36.HAFTA
37.HAFTA
38.HAFTA
39.HAFTA
40.HAFTA

Selüliten kurtulmanın yolu

Nisan 15th, 2012 Posted in Kadın Sağlık Tags:

Kadınların en şikayet konusu olan selülit hastalığından kurtulmanın yolları kadinbebek.com sitemizde fikir ve yorumlarınızı paylaşabilirsiniz.

Kadınların en büyük sorun ve sıkıntıları selülitlerdir. Erkek ve kadın vücudu yapısal olarak farklıdır ve kadınların gebelik ve emziklilik dönemine hazırlık olması için yağ dokuları daha fazladır. Bu dönemlerde de bebek için vücutta daha fazla yağ bulunur . Bu şekil bakıldıgında kadınların yağlı olması doğal ve normeldir .Menopozda buna yardı metmiş olur ve yağ dokulanırı artırmış olur.

Selülitten kurtulmanın yolları

Doğru beslenme
Her kadında selülit oluşabilir. genetik yapı en önemli faktördür. annenizi göz önünde bulundurmalı, sizin vücudunuzda oluşacak her değişimde onun da payı olduğunu düşünmelisiniz. Genetik dışında beslenme şekliniz ve fiziksel aktiviteniz de vücut yağınızı etkileyen faktörler.Hareketsiz bir yaşantınız varsa hem kilo ve selülit oluşumu vardır.

Beslenmeniz yağlı yiyeceklerse su tüketilmiyorsa selülit başlamış dıye biliriz Sebze ve meyve yenmıyorsa . dengeli ve düzenli beslenmede Meyve ve sebze yer almalıdır Abur cuburlar dan uzak durulmalıdır örnek: kızartmalar cipsler cikolata vb. Selülit vücut dokularında yağın artması suyun azalmasıyla oluşmaktadır. Bu nedenle günlük su tüketiminizi arttırmalısınız.günlük 2 ve 2,5 litre su tüketilmelidir

Önemli konu

Selülitten kurtulmak için bir haftalık Diyet veya aylık diyet değildir konu her zaman düzenli beslenme ve düzenli spor yapmakdır.

Bol su tüketilmeli

Lifli gıdalar tüketin ( meyve, sebze, posalı ekmek ve kurubaklagiller)

Tuz oranı azaltılmalıdır

Yağlı ve şekerli yiyeceklerden kaçının

Sigara ve alkolü bırakın veya azaltın

Spor yapın

SELÜLİT KREMLERİ

Kremler işe yaraya bilir ama ykardaki konuları yapmazsanız bir faydası olmaz ve göremezsınız . Yağ dokusunu azalttığınız zaman selülitler de büyük oranda azalır. Yağ dokusunu azaltabilmek ve kalıcı etki sağlayabilmek için beslenme ve düzenli spor şart. Dışarıdan yüzeysel uygulanan krem ve masajın etkisi kan dolaşımı için faydalıdır. Ama hepsi birlikte olduğu zaman daha iyi sonuç alınır. Şunu da unutmamak lazım selülitleri tamamen yok edemezsiniz ama azaltabilirsiniz.

Harika bir cilt elde etmek için bir kaç önerimiz var..

Nisan 14th, 2012 Posted in Kadın Sağlık

GörselCildimiz, büyük bir özenle hazırlanıp bedenimize giydirilmiş en değerli giysimizdir. Doğallığın en safıyla bebekliğimizde kendini gösteren cilt ihtiyacı olan ilgiyi görürse hep bebekliğimizdeki gibi yumuşacık ve pürüzsüz kalabilir. Ancak birçoğumuz bunun mümkün olmadığını düşünürüz değil mi? Neden olmasın, biz cildimiz için ne yapıyorsak (yada yapmıyorsak) o da bize onu veriyor işte bu noktada cilt bakımının önemi ortaya çıkıyor aslında.

Ama ben birçok şey deniyorum cildim yine de kötü görünüyor, diyenleri de sıkça duyarız. Ne yapmalıyız yada ne yapmamalıyız ki cildimiz bebek gibi olsun diyenler, yazımızı dikkatle okumanızı öneriyoruz.
Kulaktan dolma bilgilerle cildinizi küstürmeyin yada o nem isterken siz onu kurutmayın. Bunun için öncelikle cildimizin tipini iyi bilmeliyiz. Sadece elimizi yüzümüze sürüp, tamam yağlı veya çok kuru diyemeyiz. Cilt tipimizi öğrenmekle işe başlayalım ki cildimizin ihtiyaçlarına doğru cevap verebilelim. Şimdi aynanın karşısına geçiyorsunuz ve cilt tipinizi belirleyebilmenin altın kurallarını uygulamaya başlıyorsunuz. Bu arada küçük bir nota daha düşelim pratik cilt maskeleri ile de güzelleşebilirsiniz hanımlar.

Öncelikle cildimizin yaşımıza oranla elastikiyetinin nasıl olduğunu tespit edelim. Göz altınızdaki hassas deriyi elinizle çekin ve bırakın cildiniz hemen eski haline döndüyse elastikiyeti çok iyi durumdadır; yavaşça eksi haline geldiyse elastikiyeti iyi durumdadır denilebilir, eğer bir süre sonra eski haline dönüyorsa üzgünüz cildiniz elastikiyetini kaybediyor demektir. Dikkat hanımlar! Eğer ki 35 yaşın altındaysanız ve cildiniz bir süre sonra eski haline gelirse hemen önlem almalısınız ki genç yaşta yaşlı bir cilde sahip olmayasınız.

Şimdide cildinizi temizleyin ve bir peçeteyi yada kağıt mendili alıp yüzünüzün her yerini saracak şekilde örtün. Parmak uçlarınızı yüzünüzde gezdirin ve kağıdın yüzeyini inceleyin; eğer kağıdın her yerinde yağ izleri varsa cildiniz yağlıdır. Kağıdın belli yerlerinde (T bölgesinde) yağ izleri varsa cildiniz karmadır. Kağıda hiçbir şey bulaşmadı diyorsanız cildiniz kurudur.

Sıra hassasiyet testinde; bir kaşığı alıyoruz ve alnımıza çarpı(x) işareti yapıyoruz. Bu eylemin ardından çıkan kızarıklık bir süre görünüyorsa cildiniz hassas bir yapıdadır. Biraz kızarıklık oluyorsa cildiniz az hassastır ama yapılan işlemden cildiniz hiç etkilenmediyse normal bir cilde sahipsinizdir.

Cildinizdeki nem oranını ölçmek istiyorsanız işaret parmağınızın tersini çenenizden yüzünüze doğru yay çizecek şekilde hareket ettirin; eğer çizgi oluşmuyorsa cildinizin nem oranı iyidir, tek çizgi oluyorsa nem oranı azdır. Şu durumda dikkat, eğer birkaç çizgi oluşuyorsa cildinizin nem oranı çok azdır hemen önlem almalısınız.

Bu yöntemleri deneyerek cildinizi tanıyabilir ve onun isteklerine gerektiği gibi karşılık verebilirsiniz. İster bitkisel yöntemlerle cilt bakımı yapın isterseniz de kozmetik ürünleriyle bakım yapın ama önce cildinizi tanıyın! Bu şekilde cilt lekelerine de veda edebilirsiniz.

Mikroenjeksiyon ile tüp bebek

Haziran 11th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags:

Bu yönteme (ingilizce kelimelerin baş harfleri birleştirilerek Intra-Cytoplasmic Sperm Injection) ICSI de denilmektedir.

Mikroenjeksiyon IVF tedavisinden daha ileri bir aşama olup özellikle ciddi sperm bozukluğu ve sperm azlığı veya yokluğundaki çiftlerin çocuk sahibi olmasına olanak sağlayan bu yöntemde uyarma tedavisiyle elde edilen yumurta hücrelerinin içine ince bir pipet yardımıyla sperm, doğrudan yumurta zarının içerisine sokulur.

lk kez 1992 yılında uygulanmaya başlanan ICSI

Konvansiyonel IVF uygulamalarında fertilizasyon başarısızlığı
Sperm parametrelerinin ileri derecede düşük olduğu durumlar
Cerrahi yöntemlerle az miktarda spermim elde edildiği fertilizasyon şansının düşük olduğu durumlarda
Antisperm antikorlarının varlığı
İleri anne yaşı nedeniyle az sayıda yumurta hücresinin elde edildiği durumlarında bugün için kullanılan esas yöntem haline gelmiştir.

Şimdilerde pek çok merkez tüp bebek uygulaması yapılacak tüm hastalara nerdeyse ICSI uygulaması yapmaktadır.

Assisted Hatching(AHA )
Yumurta hücresinin etrafında zona pellucida isminde bulunan zar embriyoların bütünlüğünü korumaya devam eder.3. günün sonunda blastokist döneminde kendiliğinden çatlamakta ve blastokist serbest kalarak endometrium dokusu ile direkt temasa geçer ve tutunma işlemi gerçekleşir.Bu çatlama olayına hatching denmektedir.Bazı durumlarda tutunma olayının gerçekleşmesine yol açan hatching olayının zorlaştığı ve gerçekleşmediği düşünülmekte ve bunu bizzat İVF ekibinin gerçekleştirme olayına ise asisste hatching denmektedir.

Genel olarak

37 yaşın üzerindeki hastalarda,
implantasyon başarısızlığı gelişmiş olan çiftlerde
Bazal FSH değeri yüksek olanlarda
Zona Pellucida normalden kalınsa >17mikrom.

olan çiftlerde implantasyon şansını artırmak için AHA işleminin uygulanması önerilir.
3.günde yapılan embriyo değerlendirmesi sırasında AHA işlemi 3 yöntem kullanılarak yapılır.

Bunlar:

Laser teknolojisi
Asit Tyrode
Mekanik

Donör Sperm:
Eğer erkekte hiç sperm yoksa hem aşılama hem de tüp bebek (IVF) için başka erkekten veya sperm bankasından (donör spermi) sperm alınarak işlemler yapılabilir. Türkiye’de halen sperm bankası yoktur ve donör spermi kullanılarak IUI veya IVF yapılması yasal değildir.

Donör Yumurta:
Bir başka kadından alınan yumurta hücresi erkeğin spermleri ile laboratuar ortamında döllenir ve kadının rahmine enjekte edilir. Bu yöntem, diğer yollarla yumurtlaması veya yumurtalığı olmayan, menapoza girmiş kadınlarda kullanılmaktadır. Halen ülkemizde yasal değildir , uygulanmamaktadır.

Gamet İntrafallopian Transfer (GIFT ):
Yumurtlama ilaçları ile elde edilen yumurta hücreleri spermlerle birlikte tüplere verilir. Basarı şansı % 27 kadardır. Çoğul gebelikler elde edilebilir.

Zygot İntrafallopian Transfer (ZIFT):
Fertilize edilmiş yumurta hücreleri rahim içine değil tüp içine verilir.

Frozen Embryo Transfer (FET):
IVF sırasında döllenmiş yumurtalar dondurulur ve depolanır,gelecekte kullanılmak üzere saklanır.Uygun zamanda embriyo ortamda çözülür ve rahim içine verilir. Başarı şansı her dondurulan embryo için % 15 kadardır.

Kiralık Anne:
Yukarıda bahsedilen yöntemlerde başarısızlık olduğunda kiralık anne akla gelebilir.nKiralık anne olarak tespit edilen kadın ile yumurtası alınacak kadın aynı adet düzenine getirilerek uygun günde yumurta toplanıp eşinin spermleri ile döllendikten sonra kiralık anne rahmine ekilir.

Dişeti İltihaplanmasına Bitkisel Çözüm

Haziran 2nd, 2011 Posted in Sağlık Tags: ,

Bazı kişiler diş çürümesini ciddi bir sağlık sorunu olarak görmezler. Ancak, zamanında ve doğru şekilde müdahale edilmediğinde, daha çok sorun yaratan bir hastalığa yol açabilir. Çürüme, bakterinin, dişin özünü enfekte etmesine izin verir. Enfeksiyon köke ve çevre kemiğe yayılır. Bu abse olarak bilinir.


Dişeti İltihaplanmasına Bitkisel Çözüm
Kan otu (Sanguinaria canadensis): Yapılan birçok kapsamlı araştırma, benim en baştan beri savunduğum sanguinarin adh bileşiğin kan otunda bulunduğunu ortaya koymuştur. Araştırmalar sanguarin içeren diş macunlarının, bazı ağız içi bakterilere karşı belirgin bir etki gösterdiğini ve diş plaklarının oluşmasını sekiz gün gibi kısa bir süre içinde, önemli ölçüde düşürdüğünü göstermiştir. Eğer bıı bitkiden faydalanmak isterseniz, sanguarin içeren diş macunları ve ağız çalkalama sıvılarını tercih edin.

Reçetesiz satılan ürünlerin içeriğinde kullanılmalarının dışında, kan otu özütleri diş hekimleri tarafından periodontal hastalıkların tedavisinde de kullanılırlar.

Papatya (Matricaria recutita): E komisyonu, papatyanın dişeti iltihaplarının tedavisi için gargaralar ya da ağız yıkama sıvıları kadar etkili olduğunu onaylamıştır. Papatyanın içeriğinde bazı anti inf-lamatuar ve antiseptik bileşikler bulunur.

Papatyayı yalnızca dişeti hastalıklarının tedavisinde değil, bu hastalıklardan korunmak için de loıllanabilirsiniz. 250 mi. kaynar suya 2-3 çay kaşığı papatya atm ve on dakika bekledikten sonra süzerek yemeklerden sonra için ya da ağzınızı çalkalamak için kullanın. Diş hekimleri, alerjilere neden olabilen kanaryaotugillerin akrabası olduğu için, papatyaya karşı ihtiyatlı olunması gerektiğini belirtiyorlarsa da tecrübelerime göre böyle bir durum çok nadiren gelişiyor. Eğer herhangi bir alerjik reaksiyon hissederseniz papatya kullanmayı kesin. ]

Ekinezya (Echina-cea): Herbalist ve botanist Christopher Hobbs “Hand-book for Herbal Healinğ’ adlı kitabında, diğer birçok hastalığın tedavisine olduğu gibi, dişeti iltihaplarında da ekinezyayı öneriyor. /< Bu bitki anti bakteriyel ve 2-bağışıklık sistemini güçlendirici özelliklere sahiptir. Ağız çalkalama sıvınızın içine 10-12 damla kadar ekinezya tentürü karıştırıp ağzınızı bu karışımla çalkalayın.

Meyan kökü (Glycy-rrlüza glabra): Meyan kökü diş çürümelerine ya da diş eti iltihaplanmalarına yol açmayan bir tatlandırıcıdır. Anti-gingivitis çaylarınıza şeker ya da bal koymak yerine meyan kökü koymayı deneyin. Buna ek olarak meyan kökü, magnezyum ve yapılan bazı araştırmalarda dişeti iltihaplarının ve plak oluşumunun kontrol altına alınmasında yararlı olduğu ortaya çıkarılan, glycyrrhizin adlı bileşiği içerir. Meyan kökü -günde üç fincan çay gibi- makul miktarlarda kullanılırsa zararsızdır; fakat uzun süreli kullanımı ya da aşın miktarlarda alınması halinde baş ağrısı, uyuşukluk, vücutta sodyum ve su tutulması, aşın potasyum kaybı ve yüksek tansiyona neden olabilir.

Semizotu (Portulaca oleracea): Genel olarak dişeti hastalıklan-nın tedavisinde magnezyum ve C vitamini bakımından zengin yiyecekler önerilir. Kişniş, börülce, karahindiba, meyan kökü, marul, haşhaş tohumu, ıspanak, ısırgan otu yapraklan ve taze fasulye de magnezyum bakımından zengin sebzelerdir. Yeri gelmişken, diş eti iltihaplarına hiçbir kaçış yolu bırakmayan magnezyum kanşımım-dan bahsedeyim: Karahindiba, ısırgan otu yapraklan, semizotu ve ıspanak yapraklannı kanştınp buharda pişirin. Afiyet olsun.
Adaçayı (Salvia offîcinalis): Avrupalılar diş ve dişetlerini ada çayı yaprakları ile ovarlardı. Bunu ben de denedim. Göründüğü ka-danyla, adaçaymm içeriğindeki kanı durdurucu tanen ve bazı aro-matik antiseptik bileşiklere sayesinde gerçekten yaran oluyor. Adaçayı bahçemde neredeyse yıl boyunca bulunur. Bunlan bahçeden toplamak, sanguarin içeren ürünler almaktan çok daha ucuz, çünkü adaçayı hemen hemen sanguarinli diş macunlan kadar etkili. Günümüzde yapılan bazı araştırmalar bu yaklaşımı destekliyor. E komisyonu, 250 mi. kaynar suya 2-3 çay kaşığı adaçayı yaprağı kanştınla-rak yapılacak anti-gingivitis çayının kullanımım onaylamaktadır. En iyisi adaçayını makul miktarlarda kullanmaktır; çünkü içerdiği thu-jone adlı bileşik yüksek dozlarda alınırsa spazmlara neden olabilmektedir.

Çay (Camellia sinensis): Adaçayı gibi çay da kan durdurucudur. Bu özelliği ile diş çürümeleri ve dişeti iltihaplanna yol açan bakterilerin ağza yerleşmelerine engel olur Aynı zamanda beş değişik anti bakleriyel bileşik içeren çayı, meyan kökü ile tatlandırabilirsiniz.

Ay insafa çiçeği (Calendula offîcinalis): Anti bakteriyel, antiviral ve bağışıklık sistemi uyancı özellikleriyle, aymsafa çiçeği özütleri dişeti iltihaplannm tedavisinde yararlıdır. Tek dikkat etmeniz gereken şey, saman nezlenizin olup olmadığıdır. Kanaryaotugillere alerjisi olan bünyeler, bu bitkiye de alerjik tepkiler verebilmektedir. Bu nedenle kullanım esnasında değişik reaksiyonlar görürseniz, kullanmayı bırakın.

Nane (Mentha piperita): Dişeti iltihaplarından korunmak için, günümüzde birçok ürünün tatlandırılmasmda yapay olarak kullanılan diş macununuzdaki naneye güvenebilirsiniz, fakat gerçek nane dişeti çürümelerine neden olan bakterilerle de savaşır. 250 mi. kaynar suya 2 çay kaşığı kuru nane kanştırarak hazırlayacağınız çayı içebilir ya da ağzınızı çalkalayabilirsiniz. Naneli sakız çiğnemek ya da nane şekeri yemek yerine, taze nane yapraklannı da çiğneyebilirsiniz.

Ratanya (Krameria triandra): E komisyonu, ratanya kabuğunun dişeti iltihaplannm tedavisinde kullanılabileceğini onaylamıştır. Bu bitki de çay gibi antiseptik tanen bileşiği içerir. Ratanya çayı yapmak için 250 mi. kaynar suya bir çay kaşığı kurutulmuş ratanya koyup dinlendirin. Bu çayı da içebilir ya da ağzınızı çalkalayabilirsiniz.

Isırgan otu (Urtica dioica): Yapraklarmdaki magnezyuma ek olarak, Rusya’da yapılan araştırmalar ısırgan otu çayının anti bakteriyel özellikler taşıdığını ortaya koymuştur. Isırgan otu içeren ağız çalkalama sıvıları ve diş macunlan, dişlerde plak oluşumunu büyük ölçüde azaltmaktadır. Hele bunlara biraz da ardıç kanştmrsanız, etkisi daha da artmaktadır. Ağız ve diş sağlığınız için kullandınız ürünlerden, içeriğinde bu bitkileri banndıranlan tercih edin.

Teatree (Melaleuca): Teatree yağı güçlü bir antiseptiktir ve birçok herbalistin, harici kullanımlar için öncelikli dezenfektan tercihidir. Teatree yağını dişeti iltihapları ve ağız içi yaralannın tedavisinde kullanacaksanız, yutmamaya dikkat edin. Birkaç damla teatree yağı ilave ettiğiniz bir bardak suyla yapacağınız gargara, gingivitis ile yaptığınız savaşta son derece yararlı bir silah olacaktır. Diğer uçucu yağlarda olduğu gibi, teatree yağı da kesinlikle oral yolla kullanılmamalıdır.

Su teresi (Nasturtium offidnale):Günümüzde Çin’de yaşayanlar dişeti yaralarını tedavi etmek için su teresi çiğniyorlar. Eğer tadından hoşlanırsanız, dişeti iltihaplarınızı tedavi etmek için su teresi çiğneyebilirsiniz..

Daha başka çözüm arayanlar için İbrahim Saraçoğlu, nar suyu tavsiye ediyor. Okumak için tıklayınız: İbrahim Saraçoğlu diş eti kürü

Mide Ağrısına Ne İyi Gelir

Haziran 1st, 2011 Posted in Sağlık Tags: ,

Genç-yaşlı herkesin ortak derdi bir anda başlayan mide ağrıları… Kimi bu ağrının nedenini biliyor ve tedavi oluyor, kimi ise önemsemiyor ve rahatsızlığı onu karabasan gibi takip ediyor. Sizlere mide ağrılarınızı geçirebilmeniz için bitkisel yöntemler sunuyoruz.


Mide Ağrısına Ne İyi Gelir
Ülkemizde oldukça fazla tüketilen ve birçok derde deva olduğu bilinen balın tüketilmesi mide rahatsızlığında da tedavi edici bir etki göstermektedir.

Papatya çayı mide rahatsızlıklarında etkili bir çözüm önerisidir. Papatya yapraklarından hazırlayabileceğiniz çayın günlük olarak tüketilmesi durumunda hem mide hem de bağırsak rahatsızlıklarında olumlu etkilerini görebileceksiniz.

Portakal kabukları ile hazırlanan şurubun kullanılması, evde yapılan vişne suyunun tüketilmesi, tarçın kullanılması, yemeklerde maydanozun kullanılması, hazır olarak alınan veya evde yapılan elma suyunun tüketilmesi mide rahatsızlıklarında tedavi edici etki gösterebilmektedir.

Mide ağrılarında ilaç tedavisine başlanılmadan önce bir doktora görünmeniz gerekecektir. Çünkü sebebini bilmeden alacağınız ilaçlar olumsuz etki gösterebilir. Bu sebeple önce doktor kontrolüne girmeniz sizin açınızdan iyi olacaktır.

Hamilelikten Korunma Yöntemleri

Haziran 1st, 2011 Posted in Cinsel Sağlık Tags: ,

Bilinçsizce gerekli önlemler alınmadan yapılan çiftleşmeler sonunda istem dışı hamilelikler oluşabilmektedir. Bu istenmeyen hamilelikleri önleyebilmek için doğum kontrol yöntemlerinin neler olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğinin bilinmesi gerekir.Bu yazıda korunma yöntemleri hakkında gerekli bilgilere ulaşacaksınız.


Hamilelikten Korunma Yöntemleri
Doğum kontrol yöntemleri istem dışı hamile kalmayı engelleyebilmek açısından oldukça önemli bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde çiftler istedikleri zaman çocuk sahibi olabilir istemedikleri zaman çocuk sahibi olmayabilirler. Ayrıca doğum kontrol yöntemleri nüfus planlaması açısından da oldukça faydalı bir yöntemdir.
Günümüzde birçok çift planlama yapmadan hamile kalmakta ve sonra pişman olmaktadır. Bilinçsizce gerekli önlemler alınmadan yapılan çiftleşmeler sonunda istem dışı hamilelikler oluşabilmektedir. Bu istenmeyen hamilelikleri önleyebilmek için doğum kontrol yöntemlerinin neler olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğinin bilinmesi gerekir.
Spiral: Oldukça etkili bir doğum kontrol yöntemidir. 6 Yıl boyunca gebelikten koruyabilir. Aslında bunlar rahim içine yerleştirilen bakır veya kadınlık hormonu içeren araçlardır. Toplum arasında spiral olarak bilinmektedir. Çoğunlukla yan etkisi son derece az olduğu için bakırlı spiral daha çok tercih edilmektedir. Spiral spermleri etkisiz hale getirerek kadının hamile kalmasını önlemektedir.
Doğum Kontrol Hapları: Bu seçenekte oldukça faydalı bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde kadının hamile kalma olasılığı oldukça düşüktür. İlaçların içerisindeki sentetik kadın hormonları kadınların doğal hormon düzeylerini değiştirerek yumurta salımını engeller. Bu sayede spermler rahatça rahim içine giremez. Ancak doğum kontrol hapları doktor tavsiyesi ile alınmalıdır.
Spermisidler: Bu yöntem diğer doğum kontrol yöntemlerine göre kimyasal madde içermektedir. İçerisinde köpük, jel ve krem formları bulunmaktadır. Cinsel ilişki öncesinde vajinanın içerisine yerleştirilerek kullanılır. Spermler rahme ulaşmadan ölmüş olur.
Norplant: Bu da çok olmasa da genelde tercih edilebilinen bir yöntemdir. Küçük ince bir kapsül seti şeklindedir. Kadının kolundan cilt altına yerleştirilir. Buradan sürekli olarak kan dolaşımına devamlı olarak hormon salınımı yapılır. Bu yöntem sayesinde beş yıl süreyle gebelik engellenebilmektedir. Bu yöntem uygulanmadan önce bir doktora sorulmalı ve bilgisi dâhilinde yapılmalıdır.
Geri Çekme Yöntemi: Bu yöntem erkeğin boşalmadan önce kendisini dışarı çekerek vajinanın içine değil dışına boşalması şeklinde olur. Ancak çok güvenilir bir yöntem değildir.
Prezervatif: Günümüzde en çok tercih edilen yöntemden bir tanesidir. Birçok çift bu yöntemi kullanmaktadır. Prezervatif sayesinde boşalma sonucunda penisten çıkan spermlerin vajinaya ulaşmasını engelleyerek hamile kalınmasını önlemektedir.
Bunlarla birlikte diğer kullanılan doğum kontrol yöntemleri de şu şekilde belirtebiliriz.
Sterilizasyon (kısırlaştırma)
Koruma iğneleri
Takvim yöntemi
Vajinal fitiller
Diyafram
Vazektomi
Not:Daha detaylı bilgi için uzman bir hekimden mutlaka bilgi alınmasında fayda bulunmaktadır.

Gebelik ve Sara Hastalığı

Haziran 1st, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Anne adayı hamile ve sara hastası ise bebekte sara hastası olarak doğar mı? Sara hastası olan annenin gebelik süreci nasıl olur ve ne gibi sıkıntılarla karşılaşılır? Bu konuda bilgi edinmek isteyen okuyucularımız için çok değerli bilgiler sunuyoruz.


Gebelik ve Sara Hastalığı
Epilepsi, sinir uçlarından anormal elektrik uyarımın boşalması ile oluşan bir dizi istemsiz kasılmalarla karakterize bir hastalıktır. Epilepsi nöbetlerini kontrol altında tutmak için bu hastalar sürekli ilaç kullanırlar.

Epilepsili kadınlar, epilepsisi olmayanlara göre gebelik komplikasyonlarına daha fazla yakalanırlar. Bu komplikasyonlardan biri nöbetlerde artma olasılığıdır. Nöbetler düşmelere, ve hastanın incinmesine yol açabilirler. Gebe kalındığında, ilaçlara vücudun cevabı farklılaşmaktadır. Bu da , ilacın vücut için gerekenden daha fazla ya da daha az olmasına yol açabilir. Yani, ilaçların vücuda yaptığı zehir etkisinde artmaya veya , ilacın dozunun yetersizliği görülebilir. Epilepsili kadın gebe kaldığında, her epilepsili gebe kadının vücudunda reaksiyonların farklı olduğunu bilmeli, doktoru ile ilacın ayarlanması ve bebeğin izlenmesi konularını görüşmelidir.

Epileptik annenin bebeğinde risk var mıdır?

Epileptik kadınların % 90 dan fazlası, normal, sağlıklı bebek doğururlar.

Fakat yine de bazı riskler vardır. Epilepsili annelerde bebeğin ölü doğması daha fazla görülür. İleri yaşlarda epilepsi gelişme riski hafifçe daha fazladır. Ayrıca, kanama, erken doğum, gelişme gerilikleri, kullanılan ilaçlara bağlı doğumsal anomali risklerinde de artış vardır. Ancak unutulmaması gereken, ilaç kullanılmadığında ortaya çıkabilecek nöbetler, bebek için fiziksel zedelenme, gelişme geriliği ve hatta ölüm riskleri daha fazladır.

Epilepsili anne kendini ve bebeği korumak için neler yapmalıdır?

Oluşan yeni durumları mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.

En önemli nokta, epilepsi nöbetlerini önleyici ilaçların, doktorun önerdiği şekilde alınmaya devam edilmesidir. Eğer iki yıldan daha uzun süre nöbet geçirmediyseniz, belki doktorunuz ilaçları azaltarak kesmeyi deneyebilir.

Vitaminleri (özellikle folik asit) gebe kalmadan 2-3 ay önceden kullanmaya başlamanız önemlidir. Bu ilaç bazı doğum anomalilerini önleyebilir. İlacın gebe kalmadan önce başlanması önemlidir. Doktorunuza, kendiniz ve eşinizin ailesindeki beyin-omurilik-sırtta kese olması gibi aile öykülerinizi anlatmalısınız. Yeterli, sağlıklı beslenme, yeterli uyku, düzenli yorucu olmayan beden hareketleri yapmak, gebeliğin sağlıklı geçmesi için yapabileceğiniz diğer önemli noktalardır.

Epilepsi hastası gebelikte neler yapmalı?

Gebelik boyunca doktorlarınızı (doğum doktorunuzu , nöroloji doktorunuzu ve sağlık ocağı hekimini) daha sık ziyaret etmelisiniz. Doktorunuz, nöbet önleyici ilaçları yeterli dozda alıp almadığınızı sizi muayene ederek ve gerekli ise kan ilaç seviyelerini ölçerek anlayacaktır. Ayrıca, doğum doktorunuz gebelik boyunca bir dizi ultrason incelemesi isteyecektir. Ayrıca 16. gebelik haftasında kanınızda alfafetoprotein seviyelerini ölçerek çocukta oluşabilecek bazı anormallikleri tarayacaktır. Belki doktorunuz, yine bebek anormalliklerini taramak amacıyla amniyosentez denilen yöntemle bebeğin içinde bulunduğu su kesesinden örnek alarak incelemek isteyecektir.

Bu sayfa teşhis ve tedavi kılavuzu olarak hazırlanmamıştır. Bu bilgiler genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, herkes için uygun olmayabilir. Daha fazla bilgilenme için doktorunuzla konuşmalısınız

Hamilelikte Nasıl Banyo Yapılmalı

Haziran 1st, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Hamilelik döneminde önem gösterilen konulardan biri de banyo yaparken dikkat edilmesi geren durumlardır. Küvette duş almak rahme ve dolayısıyla bebeğinize zarar verir mi yada sıcak suyla duş almak gebeliğinizi riske sokar mı? Buyurun bu konuda yeterli bilgileri öğrenelim.

Hamilelikte Nasıl Banyo Yapılmalı

Yirmi otuz yıl önce hekimlerin çoğu küvetteki kirli suyun vajinadan rahme çıkacağına ve enfeksiyona neden olacağına inanıyordu. Daha fazla araştırma yapmak gerekli olsa bugün hekimler zorlanmadıkça suyun vajinaya girmediğine inanıyorlar; bu durumda banyo suyundan enfeksiyon kapma kaygısı da yersiz.

Vajinaya su kaçsa bile rahim ağzında rahme girişi engelleyen sümüksü tıkaç bebeği çevreleyen zarları, suyu ve bebeğin kendisini enfeksiyonlardan korur. Buna dayanarak çoğu doktor normal gebeliklerde su kesesi yırtılıncaya dek banyoya izin vermektedir. Doğum başlayana dek duş yapmaya izin vardır.

Bununla birlikte, duş ve banyo tümüyle risksiz değildir; özellikle de son ayda kayıp düşme olasılığı fazlayken. Böyle bir kazayı önlemek için küvete dikkatli girin, zeminin kaymasını engellemek için önlem alın ve mümkünse küvete girip çıkarken size yardım edecek birini bulun.