Medikal Bilgiler ve Hastalıklar

hastalıklar, medikal hastalıklar, hastalık ansiklopedisi, medikal blogunuz.
Home » Sağlık » Archive by category 'Kadın Sağlık'

Selüliten kurtulmanın yolu

Nisan 15th, 2012 Posted in Kadın Sağlık Tags:

Kadınların en şikayet konusu olan selülit hastalığından kurtulmanın yolları kadinbebek.com sitemizde fikir ve yorumlarınızı paylaşabilirsiniz.

Kadınların en büyük sorun ve sıkıntıları selülitlerdir. Erkek ve kadın vücudu yapısal olarak farklıdır ve kadınların gebelik ve emziklilik dönemine hazırlık olması için yağ dokuları daha fazladır. Bu dönemlerde de bebek için vücutta daha fazla yağ bulunur . Bu şekil bakıldıgında kadınların yağlı olması doğal ve normeldir .Menopozda buna yardı metmiş olur ve yağ dokulanırı artırmış olur.

Selülitten kurtulmanın yolları

Doğru beslenme
Her kadında selülit oluşabilir. genetik yapı en önemli faktördür. annenizi göz önünde bulundurmalı, sizin vücudunuzda oluşacak her değişimde onun da payı olduğunu düşünmelisiniz. Genetik dışında beslenme şekliniz ve fiziksel aktiviteniz de vücut yağınızı etkileyen faktörler.Hareketsiz bir yaşantınız varsa hem kilo ve selülit oluşumu vardır.

Beslenmeniz yağlı yiyeceklerse su tüketilmiyorsa selülit başlamış dıye biliriz Sebze ve meyve yenmıyorsa . dengeli ve düzenli beslenmede Meyve ve sebze yer almalıdır Abur cuburlar dan uzak durulmalıdır örnek: kızartmalar cipsler cikolata vb. Selülit vücut dokularında yağın artması suyun azalmasıyla oluşmaktadır. Bu nedenle günlük su tüketiminizi arttırmalısınız.günlük 2 ve 2,5 litre su tüketilmelidir

Önemli konu

Selülitten kurtulmak için bir haftalık Diyet veya aylık diyet değildir konu her zaman düzenli beslenme ve düzenli spor yapmakdır.

Bol su tüketilmeli

Lifli gıdalar tüketin ( meyve, sebze, posalı ekmek ve kurubaklagiller)

Tuz oranı azaltılmalıdır

Yağlı ve şekerli yiyeceklerden kaçının

Sigara ve alkolü bırakın veya azaltın

Spor yapın

SELÜLİT KREMLERİ

Kremler işe yaraya bilir ama ykardaki konuları yapmazsanız bir faydası olmaz ve göremezsınız . Yağ dokusunu azalttığınız zaman selülitler de büyük oranda azalır. Yağ dokusunu azaltabilmek ve kalıcı etki sağlayabilmek için beslenme ve düzenli spor şart. Dışarıdan yüzeysel uygulanan krem ve masajın etkisi kan dolaşımı için faydalıdır. Ama hepsi birlikte olduğu zaman daha iyi sonuç alınır. Şunu da unutmamak lazım selülitleri tamamen yok edemezsiniz ama azaltabilirsiniz.

Harika bir cilt elde etmek için bir kaç önerimiz var..

Nisan 14th, 2012 Posted in Kadın Sağlık

GörselCildimiz, büyük bir özenle hazırlanıp bedenimize giydirilmiş en değerli giysimizdir. Doğallığın en safıyla bebekliğimizde kendini gösteren cilt ihtiyacı olan ilgiyi görürse hep bebekliğimizdeki gibi yumuşacık ve pürüzsüz kalabilir. Ancak birçoğumuz bunun mümkün olmadığını düşünürüz değil mi? Neden olmasın, biz cildimiz için ne yapıyorsak (yada yapmıyorsak) o da bize onu veriyor işte bu noktada cilt bakımının önemi ortaya çıkıyor aslında.

Ama ben birçok şey deniyorum cildim yine de kötü görünüyor, diyenleri de sıkça duyarız. Ne yapmalıyız yada ne yapmamalıyız ki cildimiz bebek gibi olsun diyenler, yazımızı dikkatle okumanızı öneriyoruz.
Kulaktan dolma bilgilerle cildinizi küstürmeyin yada o nem isterken siz onu kurutmayın. Bunun için öncelikle cildimizin tipini iyi bilmeliyiz. Sadece elimizi yüzümüze sürüp, tamam yağlı veya çok kuru diyemeyiz. Cilt tipimizi öğrenmekle işe başlayalım ki cildimizin ihtiyaçlarına doğru cevap verebilelim. Şimdi aynanın karşısına geçiyorsunuz ve cilt tipinizi belirleyebilmenin altın kurallarını uygulamaya başlıyorsunuz. Bu arada küçük bir nota daha düşelim pratik cilt maskeleri ile de güzelleşebilirsiniz hanımlar.

Öncelikle cildimizin yaşımıza oranla elastikiyetinin nasıl olduğunu tespit edelim. Göz altınızdaki hassas deriyi elinizle çekin ve bırakın cildiniz hemen eski haline döndüyse elastikiyeti çok iyi durumdadır; yavaşça eksi haline geldiyse elastikiyeti iyi durumdadır denilebilir, eğer bir süre sonra eski haline dönüyorsa üzgünüz cildiniz elastikiyetini kaybediyor demektir. Dikkat hanımlar! Eğer ki 35 yaşın altındaysanız ve cildiniz bir süre sonra eski haline gelirse hemen önlem almalısınız ki genç yaşta yaşlı bir cilde sahip olmayasınız.

Şimdide cildinizi temizleyin ve bir peçeteyi yada kağıt mendili alıp yüzünüzün her yerini saracak şekilde örtün. Parmak uçlarınızı yüzünüzde gezdirin ve kağıdın yüzeyini inceleyin; eğer kağıdın her yerinde yağ izleri varsa cildiniz yağlıdır. Kağıdın belli yerlerinde (T bölgesinde) yağ izleri varsa cildiniz karmadır. Kağıda hiçbir şey bulaşmadı diyorsanız cildiniz kurudur.

Sıra hassasiyet testinde; bir kaşığı alıyoruz ve alnımıza çarpı(x) işareti yapıyoruz. Bu eylemin ardından çıkan kızarıklık bir süre görünüyorsa cildiniz hassas bir yapıdadır. Biraz kızarıklık oluyorsa cildiniz az hassastır ama yapılan işlemden cildiniz hiç etkilenmediyse normal bir cilde sahipsinizdir.

Cildinizdeki nem oranını ölçmek istiyorsanız işaret parmağınızın tersini çenenizden yüzünüze doğru yay çizecek şekilde hareket ettirin; eğer çizgi oluşmuyorsa cildinizin nem oranı iyidir, tek çizgi oluyorsa nem oranı azdır. Şu durumda dikkat, eğer birkaç çizgi oluşuyorsa cildinizin nem oranı çok azdır hemen önlem almalısınız.

Bu yöntemleri deneyerek cildinizi tanıyabilir ve onun isteklerine gerektiği gibi karşılık verebilirsiniz. İster bitkisel yöntemlerle cilt bakımı yapın isterseniz de kozmetik ürünleriyle bakım yapın ama önce cildinizi tanıyın! Bu şekilde cilt lekelerine de veda edebilirsiniz.

Mikroenjeksiyon ile tüp bebek

Haziran 11th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags:

Bu yönteme (ingilizce kelimelerin baş harfleri birleştirilerek Intra-Cytoplasmic Sperm Injection) ICSI de denilmektedir.

Mikroenjeksiyon IVF tedavisinden daha ileri bir aşama olup özellikle ciddi sperm bozukluğu ve sperm azlığı veya yokluğundaki çiftlerin çocuk sahibi olmasına olanak sağlayan bu yöntemde uyarma tedavisiyle elde edilen yumurta hücrelerinin içine ince bir pipet yardımıyla sperm, doğrudan yumurta zarının içerisine sokulur.

lk kez 1992 yılında uygulanmaya başlanan ICSI

Konvansiyonel IVF uygulamalarında fertilizasyon başarısızlığı
Sperm parametrelerinin ileri derecede düşük olduğu durumlar
Cerrahi yöntemlerle az miktarda spermim elde edildiği fertilizasyon şansının düşük olduğu durumlarda
Antisperm antikorlarının varlığı
İleri anne yaşı nedeniyle az sayıda yumurta hücresinin elde edildiği durumlarında bugün için kullanılan esas yöntem haline gelmiştir.

Şimdilerde pek çok merkez tüp bebek uygulaması yapılacak tüm hastalara nerdeyse ICSI uygulaması yapmaktadır.

Assisted Hatching(AHA )
Yumurta hücresinin etrafında zona pellucida isminde bulunan zar embriyoların bütünlüğünü korumaya devam eder.3. günün sonunda blastokist döneminde kendiliğinden çatlamakta ve blastokist serbest kalarak endometrium dokusu ile direkt temasa geçer ve tutunma işlemi gerçekleşir.Bu çatlama olayına hatching denmektedir.Bazı durumlarda tutunma olayının gerçekleşmesine yol açan hatching olayının zorlaştığı ve gerçekleşmediği düşünülmekte ve bunu bizzat İVF ekibinin gerçekleştirme olayına ise asisste hatching denmektedir.

Genel olarak

37 yaşın üzerindeki hastalarda,
implantasyon başarısızlığı gelişmiş olan çiftlerde
Bazal FSH değeri yüksek olanlarda
Zona Pellucida normalden kalınsa >17mikrom.

olan çiftlerde implantasyon şansını artırmak için AHA işleminin uygulanması önerilir.
3.günde yapılan embriyo değerlendirmesi sırasında AHA işlemi 3 yöntem kullanılarak yapılır.

Bunlar:

Laser teknolojisi
Asit Tyrode
Mekanik

Donör Sperm:
Eğer erkekte hiç sperm yoksa hem aşılama hem de tüp bebek (IVF) için başka erkekten veya sperm bankasından (donör spermi) sperm alınarak işlemler yapılabilir. Türkiye’de halen sperm bankası yoktur ve donör spermi kullanılarak IUI veya IVF yapılması yasal değildir.

Donör Yumurta:
Bir başka kadından alınan yumurta hücresi erkeğin spermleri ile laboratuar ortamında döllenir ve kadının rahmine enjekte edilir. Bu yöntem, diğer yollarla yumurtlaması veya yumurtalığı olmayan, menapoza girmiş kadınlarda kullanılmaktadır. Halen ülkemizde yasal değildir , uygulanmamaktadır.

Gamet İntrafallopian Transfer (GIFT ):
Yumurtlama ilaçları ile elde edilen yumurta hücreleri spermlerle birlikte tüplere verilir. Basarı şansı % 27 kadardır. Çoğul gebelikler elde edilebilir.

Zygot İntrafallopian Transfer (ZIFT):
Fertilize edilmiş yumurta hücreleri rahim içine değil tüp içine verilir.

Frozen Embryo Transfer (FET):
IVF sırasında döllenmiş yumurtalar dondurulur ve depolanır,gelecekte kullanılmak üzere saklanır.Uygun zamanda embriyo ortamda çözülür ve rahim içine verilir. Başarı şansı her dondurulan embryo için % 15 kadardır.

Kiralık Anne:
Yukarıda bahsedilen yöntemlerde başarısızlık olduğunda kiralık anne akla gelebilir.nKiralık anne olarak tespit edilen kadın ile yumurtası alınacak kadın aynı adet düzenine getirilerek uygun günde yumurta toplanıp eşinin spermleri ile döllendikten sonra kiralık anne rahmine ekilir.

Lohusalık Depresyonu Nedir

Anne adayları uğraştırıcı ve yorucu 9 aylık bekleyişin ardından bebeğinin gelmesiyle rahatlamayı arzular. Ancak bazı anne adaylarının bünyesi, anneliğin bu koşuşturmalı günlerini kaldıramayıp doğum sonrasında mutsuz olur, en ufak şeyden etkilenir. Aşırı hassas olan sinirler her davranışı şekillendirir ve sonrasında pişmanlık hissedilir. Bu duruma lohusalık depresyonu denir.

Lohusalık Depresyonu Nedir

Doğum Sonrası Depresyonun Belirtileri Nelerdir?

Depresyon, kısa süreli annelik hüznünden farklı ve daha ağır süreçtir. Doğum yapan kadınların yüzde beş yada onluk kısmında görülür. Doğum sonrasında ki ilk altı aylık dönemde ortaya çıkabilir. Belirtileri ise; uyku düzeninin bozulması -az yada fazla uyku isteği-, iştahındaki değişimler, mutsuzluk ve çökkünlük hissi, bebeğin yada kendisinin bakımında zorlanma, sinirlilik, tahammülsüzlük, endişe ve kaygı duyulması olarak sıralanabilir. Uzun süreceğinden bir uzman tarafından değerlendirilip annelik hüznünden farklı olduğu tesbit edilerek kontrollü tedaviye başlanmalıdır. Tedavi edilmediğinde düzelmesi uzun süreceğinden hayatı zorlaştırabilir. İlaç tedavisi uygulanabilir bu yüzden uzman görüşmeleri ile emzirmeye ara verilebilir.

Doğum Sonrası Depresyonun Nedenleri Nelerdir?

Depresyona birçok şey etken olabilir. Belirlenen bazı riskleri şöyle sıralanabilir: Önceki doğumunda depresyon geçirmiş olmak, zorlu gebelik süreci, doğumun zor ve uzun süreli olması, evlilikte yaşanan sorunlar, istenmeyen gebelik, kayıp ile sonuçlanan hamilelik, sosyal desteğin yetersizliği, anne-bebek ayrılığı, sosyo-ekonomik sorunlar ve doğum öncesi oluşmuş psikolojik sorunlar denilebilir. Ayrıca doğum sonrasındaki fiziksel ve biyolojik hızlı değişim, sosyal yaşantıdaki değişimler de depresyonu başlatan etkenler arasındadır.

Doğum Sonrası Psikoz (Post Partum Psikoz) Nedir?

Çok sık görülmese de ciddi bir durumdur. Yine doğum sonrasındaki ilk günlerde fark edilebilir. Düşünce sistemi bozukluğu ile gerçeği değerlendiremezler. Bebeğin kendisinin olmadığını düşünür,bebeğin sağlığına dair endişeye kapılır ya da bebeğin zarar görmesinden korkar. Böylece hem kendine hemde bebeğe bakamayacak duruma gelir.

Bazen halüsinasyonlara da rastlanır, duygudurumunda dalgalanmalar, içe kapanma ya da taşkınlık oluşur, uyku düzeni ve beslenme de rahatsız edici boyutlarda bozulur. Annenin bebeğe ya da kendisine zarar verme gibi eğilimleri de görülebilir. Bu durumda aile yakınlarından bebeğin bakımını üstlenmeleri istenir ve annenin bir sağlık merkezine yatışı ile tedavi süreci başlatılır. Tedavinin başlamasıyla annenin davranışlarında değişim gözlense de tedaviye devam edilir, iyileşmesi uzun sürer.

Jinekolojik Check-Up

Mayıs 26th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Erken teşhis birçok hastalığın tedavisinin ön şartı kabul edilmekte. Sizlere erken teşhis için önereceğimiz konulardan biri de jinekolojik check-up. Özellikle birinci dereceden akrabalarında kanser geçmişi olan risk altındaki kişilerin öncelikli olarak bu check-up olmaları gerekmekte.


Jinekolojik Check-Up
Özellikle risk grubu kadınlarda kesinlikle ihmal edilmemesi gerekir. Risk grubu: anne- baba- kız kardeş- erkek kardeş gibi yakınlarında kanser hastalığı olan kadınlardır. Özellikle meme kanseri; anne ve kız kardeşte varsa üzerinde durulması gereken önemli bir risk unsurudur.

Rahim ve yumurtalık kanserlerinde de durum aynıdır. Yakın akrabalarında bu tür kanser olan kadınlar risk grubu olarak değerlendirirler.
RİSK GRUBUNDA BULUNANLAR KADINLAR İÇİN NELER YAPILIYOR?
Önce risk faktörlerini izah edilerek kadınlar bilinçlendirilmeye çalışılır. Risk durumu tespit edildikten sonra koruyucu olarak yaşam tarzında yapılması gereken değişiklikler tespit edilir.
Örneğin; sigara içiyorsa içmemesi önerilir. Kullandığı ilaçlar tespit edilir. Kullandığı ilaçlarının olası yan etkileri araştırılır. Örneğin menopozdaysa ve hormon yerine koyma (replasman) tedavisi almaktaysa bunların olası zararları izah edilir ve risk faktörü olarak dikkate alınır. Genç hastalarda devamlı kullanılan doğum kontrol hapları soruşturulur.
Diğer sistemik hastalıkları eğer varsa tespit edilir ve devamlı kullandığı ilaçlar soruşturulur. Örneğin; kortizon kullanıp kullanmadığı araştırılır. Kortizon bilindiği gibi bağışıklık sistemini baskılayıcı bir ilaçtır. Kanser de bağışıklık sisteminin zayıflaması ve çökmesiyle çok alakalıdır. Zaten kanserlerin çoğunun ortaya çıkması geçirilen bir psikolojik travma sonucu oluşan bağışıklık sisteminin çökmesi sonrasında oluşur.
Hastanın yaşam tarzındaki diğer kanserojen etkenler tespit edilir. Kaçınılması mümkün olanlardan uzak durması önerilir ve yaşam tarzında değişiklikler yapması tavsiye edilir.
Örneğin; rahim ağzı kanserleri HPV (Human Papilloma Virus) enfeksiyonlarıyla çok ilişkilidir. Yani cinsel hayatı aktif, sık partner değiştiren kadınlarda bu virus enfeksiyonuna yakalanması olasılığı daha fazladır. Böyle bir risk taşıyorsa alabileceği önlemler ile kansere yakalanma olasılığı azaltılmaya çalışılır.
Risk faktörleri belirlendikten sonra jinekolojik muayene yapılır. Ultrason ve pap smear kontrolünden sonra hasta laboratuar testleri için laboratuara, mamografi tetkiki için de radyoloji merkezine sevk edilir.
Rutin jinekolojik check-upı şunları içermektedir:
1- Kan sayımı
2- Tam idrar tahlili
3- Açlık kan şekeri
4- Kandaki biokimyasal analizler
5- Mamografi
6- Ultrasonografi
7- Kemik yoğunluğu
8- Tümör markerler
9-pap smear testi
Bu rutin tetkikler hastanın yaşına ve risk faktörlerine göre değerlendirip azaltılıp çoğaltılabilir ilave tetkikler istenebilir.
Jinekolojik check-up sadece kanser riskini tespit etmeye yönelik değildir. Kadın sağlığında osteoporoz ve kalp hastalığı da önemli risk faktörleridir.
Bu nedenle kan biokimyası ve kemik yoğunluğu da önem taşımaktadır. Aynı şekilde diabet (şeker hastalığı) da önemli bir risk unsurudur. Çünkü her mevcut hastalık diabetle daha komplike bir hale gelmektedir.
Örneğin; menopoz eğer üzerine bir de diabet eklenirse daha komplike bir hal almaktadır. Aynı şekilde genç hastalarda da diabet, hastalığın seyri açısından önem taşımaktadır. Gebelikte diabet, gebeliği oldukça komplike bir hale getirmektedir. Kanser tedavisi görenlerde de diabet mevcudiyeti tedaviye ek bir yük getirmektedir.
Özetlemek gerekirse, jinekolojide risk faktörleri; kanser, diabet, kalp hastalıkları, hipertansiyon, trombo emboli, osteoporoz gibi hastalıklardın ve jinekolojik Check-Up bu tür hastalıkları ortaya çıkarmaya hedeflemektedir.

Menopozla Vücuttaki Değişim

Mayıs 25th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Kadınların yaşamını ciddi manada değiştiren menopoz genellikle hastalık gibi algılansada hayatın rutin bir yönü olarak algılanmalı.Bu yazımızda sizlere menopoz döneminde yaşayacağınız sorunları ve nasıl atlatabileceğinizi anlatacağız.


Menopozla Vücuttaki Değişim
Menopoz kadın hayatının bir evresidir ve bir hastalık olarak değerlendirilmemelidir. Bu dönem, kadının hiçbir şikayeti olmasa dahi doktoruna başvurması durumunda koruyucu hekimlik uygulamalarından büyük faydalar elde edebileceği bir fırsat dönemi olarak görülebilir. Menopoz dönemindeki koruyucu hekimlik uygulamalarının temel amacı yaşla birlikte ortaya çıkma riski artan şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği gibi hastalıkların taramasının yapılması ve erken dönemde tedavisinin sağlanmasıdır. Kadının menopoz döneminde östrojen hormonu salgısının aşırı düşmesiyle birlikte ortaya çıkma riski artan kalp hastalıkları ve kemik erimesini (osteoporoz) önleme konusunda var olan seçenekler hakkında bilgi sahibi olması için yıllık jinekolojik muayenelerini menopoz döneminde de devam ettirmesi özellikle önemlidir.
Östrojen Hormonu Azalmasının Sonuçları
Menopoz dönemine damgasını vuran değişiklik, üreme çağında yumurtalıklardan düzenli olarak salgılanan östrojen hormonunun salgısının azalması ve adet kanamalarının kesilmesidir. Östrojen hormonu azalması bu hormona bağımlı olan dokularda değişiklikler oluşmasına neden olur.
Öncelikle bilinmesi gereken, bazı kadınlarda menopoza girdiklerinde adet kanamasının durması dışında başka hiçbir belirtinin ortaya çıkmamasının tümüyle normal olduğudur. Her kadının doğası farklıdır ve bazı kadınlar menopoz döneminin ilk yıllarını çok hafif belirtilerle atlatırlarken bazıları tedaviye gereksinim duyacak kadar şiddetli belirtiler gösterebilirler.
Menopoz belirtilerinin ortaya çıkıp çıkmamasının toplumdan topluma bile değişebildiği bilinmektedir. Örnek olarak, uzak doğu ülkelerindeki kadınların çoğu ateş basması belirtisini yaşamazlar ve bu ülkelerin konuşma dillerinde bu belirtiyi tarif edecek bir kelime bulunmaz. Menopoza bakış açısı, şartlanmalar, ön yargılar özellikle ateş basması, ruhsal çökkünlük hali, “sinirlilik” gibi belirtilerin şiddetini etkileyebilmektedir.
Menopozda genel olarak östrojen azalmasıyla direkt ilişkili olduğu düşünülen belirtiler aşağıdaki gibi özetlenebilir:
* Ateş basmaları
* Uyku Bozuklukları
* Kemik erimesi (osteoporoz)
* Damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi ve kalp hastalıkları
* Cinsel organlarda gerilemeye bağlı belirtiler
* Yüzde kırışıklıklar
* İdrar yollarında gerilemeye bağlı belirtiler
Menopoz dönemindeki belirtiler erken dönemde ortaya çıkanlar ve daha geç dönemde ortaya çıkanlar olmak üzere gruplandırılabilir. Bu gruplandırma östrojen eksikliği belirtilerinin östrojene bağımlı dokularda “hastalığa” neden olabilmesi için geçen süreyle ilgilidir. Ateş basması ve uyku bozuklukları en erken ortaya çıkan belirtilerdir ve yıllar içinde önce cinsel organlarda ve idrar yollarında gerilemeye bağlı belirtiler, daha geç dönemlerde ise kemik erimesi ve kalp damar sistemine bağlı belirtiler ortaya çıkar.
Yukarıda sayılan tüm belirti ve hastalıklar bir çok kadında hormon tedavisiyle tedavi edilebilir ve hastalık gelişme süreci yavaşlatılabilir.

Göğüs Küçültme

Mayıs 25th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Ameliyat öncesinde doktorunuzla meme boyutu konusunda konuşmalısınız ve eğer genç bir hasta ameliyatı düşünüyorsa ileride bebek emzireceğini özellikle belirtmelidir. Doktorunuzla bu konları aydınlattıktan sonra ameliyatınızı gerçekleştirip normal yaşantınıza kısa zamanda dönebilirsiniz.


Göğüs Küçültme
Memelerin, kişinin gelişimi sırasında veya sonradan büyümesi (şişmanlık veya hamilelik) sadece estetik değil birtakım fiziksel problemlere de yol açmaktadır. Meme ağırlığına bağlı olarak vücudun öne doğru eğilmesi, sırt ve omurga ağrıları, kemik deformasyonları, meme altında gelişen pişik, mantar veya yaralar, boya ve kiloya uygun giysi bulamama gibi problemler hastaları meme küçültme operasyonuna götürmektedir.

Operasyon öncesi; hastanın göğüslerinde büyümenin devam edip etmediği, fiziksel muayene sonucu göğüslerde ele gelen kitlenin olup olmadığı, şayet fizik muayenede şüpheli bir bulgu varsa mutlaka görüntüleme yöntemlerinin (Ultrason, Mammografi vb.) çekilmesi, ek hormon testleri gibi yöntemlerle ek bir sorun araştırılmalıdır. Meme küçültme operasyonunda, cerrahi yöntemin tipine karar verilirken, hastanın ileride planladığı gebelik mutlaka gözönünde bulundurulmalıdır.

Operasyonda memenin bez dokusu, yağ dokusu, derisi ve meme başı alanı (istenirse) küçültülmektedir. Böylece daha küçük, dik ve daha sıkı bir meme elde edilmektedir. Meme küçültmede operasyon öncesi resimler alınır, bir planlama yapılır ve buna göre cerrahi plan meme üzerine çizilir. Operasyon tamamen bu plana dayalı olarak yapılmaktadır. Bu planlama sayesinde o kişiye en uygun ölçüde meme oluşturulmaktadır. Her vücut yapısına göre bir meme ölçüsü vardır. İri bir gövdede küçük bir meme hoş görünmeyecektir.

Meme küçültmede meme hacmine ve hastanın yaşına göre; sadece meme başı çevresindeki limitli bir operasyon izi, meme başından dik aşağıya uzanan bir iz (vertikal teknik) veya ters T şeklindeki bir iz şeklinde olabilir. Bu izler önce kırmızı pembe renkte olur, zaman içinde normal deri rengine döner. İzler ne şeklide olursa olsun meme başı altında sütyen içinde kalmaktadır. Hastalarda sıklıkla meme başı çevresinden, meme altı çizgisine dik uzanan ve orada da kısa bir yatay bacağı olan iz tekniği (vertikal-kısa T tekniği) kullanılmaktadır.

Bu operasyon genel anestezi altında (hasta uyutularak) yapılmaktadır. Operasyon meme hacmine göre değişmekle birlikte yaklaşık 3-5 saat sürmektedir. Hastalar hastanede 1-2 gün kalmaktadır. Daha sonra ayaktan izlenmeye ve pansumanlara alınmaktadır. Memede bulunan ince direnler (içerideki kan toplanmalarını boşaltan boru) operasyon sonrası 1. veya 2. gün alınmaktadır. Her şey normal seyrederse yaklaşık 5-6 pansuman yeterli olmaktadır. Operasyon sonrası günlerde özel taşıyıcı sütyenlerle pansumanlar kolaylaştırılır, şişlikler azaltılır. Memedeki morluklar 7-10 günde, şişlikler yaklaşık 6-8 haftada tamamen geçer. Memeler 5-6 ay içinde tamamen doğal bir görüntü alır. Operasyon sonrası 5-7. günde banyo yapılabilir, 8-10. gün denize ve havuza girilebilir.

Ameliyat sonrası karşılabilecek sorunlar erken ve geç dönem sorunları olarak ikiye ayrılabilir. Erken dönemde kanama, enfeksiyon, yara iyileşmesinde problemler gibi sorunlar son derece nadirdir. Geç dönem sorunları ize veya şekle bağlı sorunları olarak karşınıza çıkabilir. İzlerde belirginlik, kızarıklık, kaşıntı erken dönemde bazı koyu tenli kişilerde sıkça rastlanabilir ve ilaç tedavisini gerektirebilir. Şekille ilgili sorunlar daha çok büyüklük ile ilgili sorunlardır. Bu nedenle ameliyat öncesi arzu edilen meme boyutu vucüdün diğer özellikleri de göz önüne alınarak net bir şekilde konuşulmalıdır. Bu operasyonu düşünen genç bir hasta, daha sonraki zamanlarda süt vermeyi düşünüyorsa, bunu cerraha söylemelidir. Operasyonlarımız genellikle merkezi pedikül tekniği denen ve meme başı-meme bezi ilişkisini bozmayan teknikle yapılmaktadır. Bu teknik süt kanallarını bozmayan tekniktir ve diğer sebepler dışında hasta büyük olasılıkla süt verebilecektir.

Meme Dikleştirme Ameliyatı

Mayıs 25th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Meme dikleştirme ameliyatları son zamanlarda en fazla artış gösteren estetik cerrahi ameliyatlarından olduğu için sizleri bu konuda bilgilendirmek istedik. Ameliyat yaklaşık 1-1,5 saat sürüyormuş ve beklenmeyen bir durum olmadığı sürece 1 gecelik hastane kalımı yetmekte ve kişiler işlerine 3-4 gün içerisinde geri dönebilmekteler.

Meme (Göğüs) Dikleştirme Ameliyatı
Meme dikleştirme ameliyatları, meme küçültme ameliyatlarında kullanılan teknik ve prensiplere benzer olarak yapılan ama meme bezinde bir küçültme işlemi yapmadan, memenin biçiminde yapılan değişiklikleri kapsar. İstatistiklere göre meme büyütme ameliyatları ile beraber hastaların en çok tatmin oldukları ameliyatların başında gelmektedir.

Meme dikleştirme ameliyatları son zamanlarda en fazla artış gösteren estetik cerrahi girişimlerindendir.Bıraktığı izler meme küçültmesi uygulamalarındaki ile aynıdır. Temelde tek fark birinde meme dokusunun alınarak memenin küçültülmesi, diğerinde sadece sarkıklığın giderilmesidir. Teknik olarak her iki ameliyat birbirine çok yakındır.Bunun yanında, ana hatlarıyla meme küçültme ameliyatına kıyasla dikleştirme ameliyatları daha rahat ve iyileşme süreci daha hızlı işlemlerdir.

Bu hasta grubunu özellikle doğum yapmış, yaş ile meme dokusu kaybolmuş buna bağlı sarkmaları olanlar ile ani ve çok kilo vermiş bayanlar oluştururlar. İleri yaşlarda, özellikle doğum yapmış ve bir kaç sefer süt kanallarının dolup boşalması ile meme derisi bollaşan kişilerde bir de hormonal değişimler meme sarkmasını arttırmaktadır.

Meme başı aşağı doğru bakan, meme altı dokuları incelmiş kişiler özellikle ameliyata adaydır. Meme dokusunun katlanması ve meme başının yukarı alınımı ile üst kutuptaki dolgunluk amaçlanmaktadır. Bu nedenle gardrop değiştirici ameliyat olarak da bilinmektedir.

Meme dokusu yeterli olmayan ve biraz büyük görünüm isteyenlerde aynı seansta veya en az 6 ay sonra küçük bir protez kas altına konulabilir. Aynı seansta eğer meme protezinin konulması isteniliyor ise protezin çok hacimli olmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde, özellikle protezin yer çekimine bağlı olarak dikiş hatlarına baskısı yüzünden yara açılmaları görülebilmektedir.

Bize en sık sorulan soru bu ameliyatın neden izli olduğudur. Sarkma problemi ileri derecede olmayan ve daha küçük memelerde tek başına meme protezi uygulaması iyi sonuç verebilmektedir. Ancak diğer vakalarda meme dikleştirme operasyonu –protez olsun, olmasın- gereklidir. En iyi sonucu veren yöntemin ise meme başı çevresinden başlayan ve meme kıvrımına kadar uzanan bir ize neden olacağı düşünülmelidir. Memenin alttan toplanmasının ile meme başının yukarı taşınması gerekliliği nedeni ile izsiz ameliyat değildir. Meme dikleşmesini sağlayan kozmetik veya ağız yolu ile alınabilecek ilaç da bulunmamaktadır. Ancak izin iç çamaşırı içinde gizlenebilmesi ve zaman içinde –kişiden kişiye fark göstermekle beraber- çok daha az belirgin hale gelmesi avantajdır.

Protezle meme büyütme ameliyatları özellikle sarkması olan bayanlarda memelerde tek başına dikleştirme sağlamamaktadır. İzleri kabul etmeyen hastalarımızın bize yine en çok sorduğu sorulardan biri de budur.

Ameliyat süresi aksi durum olmadıkça 1-1,5 saat kadardır. Ameliyat süresinin çoğunu cilt altı atılan dikişler almaktadır. Beklenmeyen bir durum olmadığı sürece 1 gecelik hastane kalımı yetmekte ve kişiler işlerine 3-4 gün içerisinde geri dönebilmektedirler.

Plazmalipo

Mayıs 25th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Özellikle biz kadınların ciddi sorunudur bölgesel kilolar ancak erkeklerde göbek yağlarıyla bu konuda kadınlardan geri kalmıyorlar. Yeme içeden kesemiyorum hareketler yetersiz kalıyor diyorsanız bölgesel zayıflamanın en son trendlerinden olan plazmalipo hakkında bilgi edinmenizi tavsiye ederiz.


Plazmalipo:Bölgesel zayıflamada en son trend
Plazmalipo sistemi yeni jenerasyon lazerlipoliz yöntemidir. Japon patentli olan ve Japonya’da geliştirilen Plazmalipo yöntemi minimum iyileşme süreci ve güzel sonuçlar sağlamaktadır.

Uygulama süresi sadece 20-30 dakika sürmektedir ve son derece konforlu bir uygulamadır. 2mm çapındaki bir kanül ve fiberoptik ile cilt altından plazma enerjisi verilerek hedeflenen yağ dokusu eritilir ve/veya cilt germe işlemi yapılır.
Plazmalipo kollar, karın, bel çevresi, kalça ve üst bacaklar gibi geniş bölgelerde kullanıldığı gibi yüz, gıdı, baldırlar gibi bölgelerde şekillendirme, incelme ve cilt germe için kullanılabilir.

Nasıl Çalışır?

Lokal anestezi kullanılarak küçük bir iğne deliğinden çok ince bir kanül ile yağ dokusuna ulaşılır. Kanül ucundan plazma enerjisi emisyonu gerçekleşir.

Yağ hücreleri sıvılaşarak parçalanmış olur. Bu sıvıya dönüşmüş yağlar vücudumuzun doğal lenfatik sistemi ve karaciğer üzerinden metabolize edilerek atılır. Bu uygulamada aspirasyona gerek yoktur.

Plazma enerjisi aynı zamanda yeni kolajen oluşumunu stimüle eder. Bu stimülasyona bağlı olarak 6 ay boyunca cildimiz kademeli olarak sıkılaşır ve gerilir.

Bir yandan yağlarınızdan kurtulurken, cilt germe işlemi de yapılmış olduğundan bir taşla iki kuş vurmuş olursunuz.

Kısaca özetlersek :

Minimal İyileşme Süreci Çok ince kanül ve fiber optik ile neredeyse hiç bir iz oluşmaz
Minimal Ağrı Lokal anestezi altında yapılabilir
Minimal Kanama/Morarma Plazma enerjisi damarları da kapatır ve kanamayı engeller
Daha Kısa Süreli Uygulamalar Konvansiyonel liposuction yöntemine göre % 85 oranında daha kısa ( 20 dakikaya kadar düşen ) uygulamalar.
Güvenli Minimal kanama, daha kısa ve hafif anestezi ihtiyacı
Cilt Germe Kuvvetli cilt germe etkisinden dolayı uygulama sonrası cilt sarkması olmaz ve uygulama sonrası kademeli olarak sıkılaşma ve gerilme artar.
Drenaja Gerek Yok Bandajlamaya ve tekrar eden muayenelere gerek duyulmaz

Plazmalipo Uygulamaları

* Vücut Şekillendirme ve Liposhaping
* Bölgesel İncelme
* Cilt Germe
* Obezite
* Kırışıklıklar

Küçük bölgelerde yapılan uygulamalar lokal anestezi ile birlikte yapılır ve sonuçlar son derece yüz güldürücüdür.
Geniş bölgelerde ise aspirasyonsuz yada aspirasyon kullanarak yapılan 2 ayrı seçenek vardır.
Aspirasyon ile birlikte yapılan uygulamalarda 11G ve 13G kanüller kullanılmaktadır.

Avantajları :

Uygulama kolaylığı ve minimal yan etkilerinden dolayı uygulamaya karar verilmesi son derece kolaydır. Bir günde rahatlıkla 10 uygulama yapılabilir.

Uygulamalar 20-30 dakika sürdüğünden daha fazla uygulama şansına sahipsiniz. Her 10 saniyede 1 insersiyon (vuruş) yapılır. Böylece uygulamalarda çok daha az insersiyon (vuruş) sayısı vardır.

Liposuction yönteminde dakikada ortalama 120 insersiyon (vuruş) yapılırken, lazerlipoliz yönteminde dakikada ortalama 100-120 İnsersiyon yaparsınız. Plazmalipoliz ile dakikada ortalama 6 vuruş yapılır.

Liposuction yöntemi ortalama 140 dakika sürerken, lazerlipoliz yöntemi 60 dakika sürmektedir. Plazmalipoliz yöntemi ise ortalama 20-30 dakika sürer.

Kahverengi Leke

Mayıs 16th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Birçok kadının karşılaşmış olduğu kahverengi lekelenmeler özellikle gebelik isteyen kadınlarda yerleşme kanaması olarak adlandırılır. Peki ya hamile olmayan bayanlarda kahverengi lekelenmeyi ne şekilde açıklamak gerekmektedir, kahverengi lekelenmeler bir hastalık habercisi mi yada normal bir akıntı mış Gelin hep birlikte bu soruların cevaplarını arayalım.


Kahverengi Leke
Normal fizyolojik vajinal akıntıyı,vajina ve rahim ağzında bulunan salgı bezleri sağlar. Vajinanın normal olan bu akıntısı kadın sağlığı için gerkelidir. Vajinanın normal olan bu akıntısı kadın sağlığı için gereklidir. Normal vajina akıntısı berrak yumurta akı kıvamında, beyaz ve kokusuzdur. Vajina akıntısı içinde salgı bezlerinin salğıladığı sıvı, dökülen hücreler ve normal vajina florası bakterileri bulunur. Normal vajina akıntısı, vajinada kaşıntı, yanma ve herhangi bir rahatsızlığa neden olmaz. Vajinanın akıntısı adet siklusuna göre değişiklik gösterir.
Vajinal akıntının renginde değişiklik,vajinada yanma,vajina kaşıntısı ve diğer belirtiler çeşitli hastalıkların belirtileri olabilir. Adet öncesi kahverengi akıntı, kahverengi lekelenme, kahverengi vajinal kan gelmesi normal erken adet kırılmasına bağlı bir belirti olabileceği gibi vajina, rahim ağzı, rahim ve yumurtalıklarla ilgili bir rahatsızlıktan dolayıda olabilir. Adet öncesi kahverengi lekelenmeler bazı hormonal bozukluklar dolayısıylada olabilir. Enfeksiyonlar, tümörler,spiral,bazı ilaçlar,sistemik hastalıklar adet öncesi leke tarazında vajinal kanama nedeni olabilir.
Adet öncesi lekelenme tarzında kanamalarda ve akıntılarda jinekolojik muayene, laboratuar ve ultrasonografik incelenmelerle tanı ve tedavi planlaması yapılır.