Hamilelikte Kahve İçilir mi

Kahve Türk toplumunun en çok sevdiği içeceklerden biri. Ancak hamilelik döneminde kahve kullanımı belli bir seviyeden sonra bebeğin ve sizin sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir. Gebelik sürecinde kahve tüketimi yapmadan bu yazıyı okursanız siz ve bebeğiniz için en iyisine karar vermenizde yardımcı olacaktır.

Hamilelikte Kahve İçilir mi

Hamilelik bayanların özel bakıma gereksinim duydukları ve beslenmelerime dikkat etmeleri gereken hassas bir dönemdir. Yenilen ve içilen gıdalara dikkat edilmemesi bebek üzerinde geri dönüşümü olmayan olumsuz izler bırakabilir. Çünkü yenilen her şey plasenta aracılığı ile bebeğe geçmektedir. Peki, kahve içmenin yaygın hatta alışkanlık olduğu bir toplumda hamile bir bayan kahve konusunda nasıl davranmalı?

En başta belirtmeliyiz ki kahvede bulunan etken madde “kafein”dir. Kafein sadece kahvede değil, yeşil ve siyah çay, çikolata ve kolada da bulunmaktadır. Günlük miktar olarak 4 fincandan fazla kahve içilmemesine özen gösterilmelidir. 1 fincan gibi bir içim, risk faktörü oluşturmamaktadır.

Kafein yukarıda belirtildiği gibi bebek üzerinde geri dönüşümsüz sonuçlar doğurabilmektedir.

İşte bunların başlıcaları;

* Kahve içmede aşırıya kaçmak bebeğin düşük kilolu olması sonucunu doğurur.
* Kahvedeki kafein bebeğin beslenmesinde rol alan plasentadan, % oranında kan akışını azaltmaktadır.
* Uzun süreli kafein alımı bebekte gelişme geriliğine neden oluyor.
* Düşük riski 2 kat artmaktadır.
* Kahvedeki kafein, gebenin demir emilimini azaltıyor.

Diyabet Cinsel Yaşamı Nasıl Etkiliyor

Her günkü yaşamını keyifle sürdürmekte olan kişi, birdenbire şeker hastalığı ile karşılaşır. Bu hastalığın, yaşamının sonuna dek sürdürülmesi gereken birtakım önlemler ve tedavilerle kontrol altında tutulabileceğini öğrenir. Böyle bir durumda cinsel isteği en azından o an için azalacaktır.


Diyabet Cinsel Yaşamı Nasıl Etkiliyor
Hanımlar çok iyi bilirler, bir üzüntü, bir korku, aylık periyodik düzenlerini bozuverir. Ya sıklaşan bir kanama ya da aylarca olmayan bir kanama ile karşılaşıverirler. Bu çok duyarlı sistem, psikolojik baskılardan kolayca etkilenir. Her günkü yaşamını keyifle sürdürmekte olan kişi, birdenbire şeker hastalığı ile karşılaşır. Bu hastalığın, yaşamının sonuna dek sürdürülmesi gereken birtakım önlemler ve tedavilerle kontrol altında tutulabileceğini öğrenir. Böyle bir durumda cinsel isteği en azından o an için azalacaktır. Kendini sağlıksız ve moralsiz hissettiğinde, cinsel yaşamı düşünen kaç kişi vardır. Diğer yandan cinsel sorunlarla karşılaşıldığında bazen, yardım istemede iletişim zorluğu yaşandığı için veya cinsel sorununun tedavi edilemeyeceği düşünüldüğünden üzerine düşmeden bırakılmaktadır.
Diyabetin cinsel yaşama etkisi sanıldığı kadar kötü değildir. Uzun yıllar kontrol edilmeden devam etmiş diyabette diğer komplikasyonlara paralel olarak cinsel sorunlar da görülebilir, unutmamak gerekir ki diyabetli olmayanlarda bile yaşamın herhangi bir döneminde bu tür sorunlar ortaya çıkabilir. “İçimde neler olup bitiyor?”, “Yine çok su içmeye başladım”, “Bugün çok halsizim; doktora kontrole gideceğim”, “Acaba tansiyonum, damarlarımın durumu, gözlerim nasıl?”. İşte bu endişeler ve huzursuzluklar, cinsel yaşamınızı ertelemenize yol açabilir. Farkında olmadan bir cinsel soğukluğun içinde bulabilirsiniz kendinizi.

Şeker hastalarında rastlanan cinsel fonksiyon bozuklukları nelerdir?
Şeker hastalarında rastlanan cinsel fonksiyon bozukluğu özellikle, başlangıçta ruhsal kaynaklı olabilir. Şeker hastalığına bağlı olmayabilir. Örneğin stress, cinsel beraberlik için uygun olmayan mekanlar, cinsel partner ile uyumsuzluk gibi nedenlerle de iktidarsızlık oluşabilir. Psikolojik baskıyı üzerinizden attıkça iyileştiğinizi göreceksiniz. Paniğe kapılmamak ve beklemek gerekir. Evet bu bir şansızlıktır. “Niye ben” diye düşünmekte haklısınız. Ama çözüm vardır. Sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürme olasılığı çok yüksektir. Benim çok sevdiğim bir söz vardır: “Hayat bir bakıma, bir şans oyunu olarak kabul edilir ise, oyunda elinize her zaman iyi kağıtlar gelmeyebilir.” Önemli olan kötü kağıtlarla iyi oyun oynayabilmektir. Bu sizin, yaşama sanatındaki ustalığınıza bağlıdır. Şeker hastalığı eskidikçe birtakım komplikasyonlar yapabilir. Bunlardan birisi de otonom nöropati adını verdiğimiz bozukluktur. Otonom sinir sistemi, bizim isteğimiz dışında otomatik olarak çalışan sinir sistemimizdir. Cinsel organlarımızın duyarlılığı bu sistemin sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Görme, işitme, hissetme, dokunma gibi uyaranlara karşı cinsel organlarımızın verdiği yanıt otonom sinir sisteminin normal çalışması sayesinde gerçekleşir. Cinsel organların kanla dolmasını sağlayan; buradaki kan dolaşımını hızlandıran; alınan uyarıları merkeze taşıyan ve oradan gelen uyarıları da cinsel organlara ileten sistem “otonom” sinir sistemimizdir.
Cinsel fonksiyon bozukluklarının nedenleri nelerdir?
Metabolizma bozukluğu, özellikle yüksek şeker ve geçen yıllar, sinirlerde bazı metabolik artıklarının birikmesine ve yapılarının bozulmasına yol açar. Diyabette bazan cinsel organlara kan sağlayan damarlar da zarar görüp daralmış olabilir. Bu olay genel damar sertliğinin bir parçasıdır ve sigara içenlerde daha sıkça görülür. Her şeker hastasında her zaman böyle olur demiyorum. Çünkü 40 yıldır şeker hastası olup da hiçbir organında bozukluk olmayan kişiler vardır. Yılların geçmesini engelleyemeyiz, ama şekerin yükselmesini engelleyebiliriz. Bu, sizin ve bizim ortak çalışmamız sayesinde olacaktır.
Sık görülen cinsel fonksiyon bozuklukları nelerdir?
Erkekte, penisin sertleşmesinde azalma; gece kendiliğinden olan sertleşmenin kaybolması görülebilir. Nöropatiye bağlı cinsel aktivite azalması yıllar içinde yavaş yavaş ortaya çıkar ve ilerler. Erkekte cinsel fonksiyon bozukluğunun tanınması kolaydır. Fakat kadında gizli kalabilir. Hastalarımızın bu durumu gizlememelerinde yarar vardır. Kadında bir cinsel soğukluğun gelişmesi söz konusu olabilir . Bu durum uyarılmanın azalması, uyaranlara cinsel organ yanıtının kaybolması sonucu ortaya çıkar. Bu bozukluklar kadında cinsel organlara ait enfeksiyonların kolayca yerleşmesine de neden olabilirler. Alınacak bazı önlemler enfeksiyonların yerleşmesini önleyecektir.
Cinsel fonksiyon bozukluklarının kullanılan ilaçlarla bağlantısı var mıdır?
Dikkat edilmesi gereken nokta, bazı ilaçların da cinsel yetersizliğe (empotans) yol açabileceğidir. Bunlar, sinir sistemi üzerine etkili olabilen tansiyon düşürücü ilaçlar, sakinleştiriciler, depresyon önleyici ilaçlardır. Ayrıca, kalp yetersizliği, bel bölgesindeki sinirlerin normal işlevlerini etkileyebilen bel fıtığı adı ile bilinen disk hernileri, bel bölgesinde sinirlerle ilgili ameliyatlar, aşırı alkol veya sigara kullanımı da iktidarsızlık yapabilir. Bir empotans durumunda hekime başvurulmalıdır. Psikolojik, organik ya da ilaca bağlı olup olmadığı araştırılmalıdır. Tanı konması her durumda sağlıklı bir cinsel yaşam için kaçınılmazdır. Bugünkü bilgilerimizle psikolojik veya organik yani diyabetik nöropatiye bağlı iktidarsızlığı ayırabiliyoruz.
Cinsel fonksiyon bozuklukları tedavi edilebilir mi?
Eğer kişide psikojenik nedenli iktidarsızlık gelişmişse bu çeşitli psikolojik destek tedavi yöntemleri ile giderilebilmektedir. Son yıllarda kullanıma giren bazı ilaçlar diyabetik nöropatiye bağlı iktidarsızlığın tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. Bunlar küçük çok ince iğnelerle penise enjekte edilmekte, penis kan akımını arttırarak 20-60 dakikalık süre için peniste yeterli sertleşmeyi sağlamaktadır. Tüm iktidarsızlık olgularında olmasa da birçok vakada sonuçlar yüz güldürücüdür. Diyabetli kendisi enjeksiyonu öğrenmekte ve kendi kendine yapabilmektedir.
Diğer bir tedavi yöntemi vakum ile penisin sertleştirilmesidir. Bu yöntemde penisin üzerine uygulanan bir cihazla vakum oluşturularak penis içine negatif basınçla kan doldurulmakta, penis köküne yerleştirilen lastik yardımı ile cihaz penisten çıkarırldıktan sonra da penisin sertliği devam ettirilmektedir. İktidarsızlık olgularında son tedavi şekli penis protezidir. Ameliyatla penis içine sertliği sağlayabilecek bir cihaz yerleştirilmektedir. Hastalık dikkat ve bilgi ile izlenip iyi tedavi edilirse (hem hekim için hem hasta için) sıkıntılar en alt düzeye indirilebilir. Sizin için en uygun tedavi şeklini doktorunuz seçecektir. Unutmayınız ki, kötü kağıtla bile, oyundan kayıpsız ya da çok az kayıpla kalkılabilir.

Diyabetli Anne ve Bebeği

Gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek olan sorunlardan biri olan gebelikte diyabet anne adayının beslenme konusunda bilinçsiz davranmasının sonucunda ortaya çıkar. Bu konuda anne adaylarının daha bilinçli davranmalarını tavsiye ederiz ve gebelik şekeri hakkında bilgileri sunuyoruz.


Diyabetli Anne ve Bebeği
İnsulinin kullanılmaya başlanmasından önce çoğu şeker hastası kadın için gebelik sorundu. Oysa bugün, geliştirilmiş, annelik ve doğum öncesi bakım sayesinde birçok şeker hastası anne eskisinden daha rahat bebek dünyaya getirebilmektedir.
Buna rağmen, eğer şeker hastası bir anne adayı iseniz, bebeğiniz, anneleri şeker hastası olmayan bebeklere nazaran daha çok risk altındadır. Anneleri gerek gebelik öncesinde şeker hastası olan, gerekse şekeri gebeliğin etkisiyle geçici olarak (hamilelik şekeri) yükselen çocukların ölüm oranı, anneleri şeker hastası olmayan çocuklardan daha yüksektir. Buna ilaveten, bu bebekler, solunum güçlüğü gibi problemler ve düşük kan şekeri değeri (hipoglisemi) gibi metabolizma anormallikleri ile doğmaya eğilimlidirler.
Eğer şeker hastası iseniz, bir uzmanın bakımına gereksiniminiz vardır. En verimli bakım, hamile kalmadan önce başlar. Doğum bozuklukları ya da bebeklerde başka problemler meydana gelmesi riskini en aza indirgemek için gerek doğumdan önce, gerekse hamilelik esnasında düzenli kontrol şeker hastası anneler için çok önemlidir.
Annenin şekerinin hangi dereceye kadar kontrol altında tutulduğu, bebeğin görünümü ile yakından ilintilidir. Şeker hastası annelerin sıkı kontrol altına alınması dolayısıyla, şeker hastası annelerin büyük kafalı bebek dünyaya getirmeleri bugün geçmişe nazaran daha azalmıştır.
Kilosuna bakılmaksızın, şeker hastası olan tüm annelerin bebekleri öncelikle bir yoğun bakım biriminde gözetim altında tutulmalıdır. Doğumdan sonraki 1 saat içinde şeker testleri yapılmalı ve bundan sonra sık sık tekrarlanmalıdır.
Bazı çocuklarda, eğer kan şekeri doğum sonrasında çok düşükse, damardan glikoz verilmesi gerekebilir. Bu değişiklikler geçicidir ve normal düzenlemeye birkaç gün sonra geçilir.

Bu Madde Sizi Şeker Hastalığından Koruyor

Her geçen gün tıpta yeni gelişmelerle hastaların yüzü gülüyor. Ömür boyu süren bir hastalık olan diyabet hastalarının gerçekleşen bu yeniliklerle umutları artıyor. Bu yazımızda diyabet hastalarına yeni bir müjde daha veriyoruz.


Bu Madde Sizi Şeker Hastalığından Koruyor!
Amerikalı bilim adamları, sütteki bir maddenin diyabet riskini düşürdüğünü belirledi.
Boston’daki Harvard School of Public Health’de görevli bilim adamı Dariush Mozaffarian ve ekibi, 3736 kişinin katıldığı ve aslında kalp ve dolaşım bozukluklarının risk faktörlerini belirlemek için yapılan uzun dönemli araştırmayı değerlendirdi.
Bilim adamları, bu araştırmanın verilerini kullanarak katılımcıların diyabet riskini belirlemek için kan şekeri ve insülin değerlerini, ayrıca kandaki çeşitli yağ asitlerinin oranlarını analiz ettiler.
Analiz sonucunda, kandaki trans palmitoleik asit oranı yükseldikçe, kolesterol, enfeksiyon ve özellikle diyabet riskinin düştüğü tespit edildi. Bilim adamları, trans palmitoleik asidin vücut tarafından üretilmediğini ve sadece süt ürünlerinin tüketilmesiyle alındığını vurguladılar. Ekip başkanı Mozaffarian, bu yağ asidinin tip 2 diyabet riskini yüzde 60’a kadar düşürebildiğini kaydetti.
Bundan sonraki araştırmalarda trans palmitoleik asidin ne şekilde etki ettiği ve diyabet tedavisinde nasıl kullanılacağının araştırılacağını söyleyen Mozaffarian, şimdiye kadar süt ve süt ürünlerini bolca tüketen kişilerde diyabet hastalığının çok az görüldüğünü, ancak bunun nedeninin bilinmediğini ifade etti.

Organ Nakli Nasıl Yapılır

Günümüzde böbrek, kalp, akciğer, karaciğer ve pankreas organlarının nakilleri yapılmaktadır. Organ nakli hayati önem taşımatadır ancak bu konuda toplumumuz yeterli bilince sahip değildir. Organ naklinin değeri konusunda bilgilendirmeler dikkate almak gerekir.


Organ Nakli Nasıl Yapılır
Organ naklinde ölen bir insanın sağlıklı organları veya dokuları, ağır kronik hasta olan insanlara nakledilir. Bu operasyonun amacı, alıcının işlevini yerine getirmeyen organlarını değiştirmektir. Organ nakli, bu hastaların hayatını kurtarmaya yöneliktir. Son dönemlerde organ nakilleri tıbbi tedavi ve müdahalede alışagelmiş standard bir olaydır. Bugüne kadar dünya genelinde yaklaşık 470.000 böbrek, 74.000 karaciğer ve 54.000 kalp nakli yapılmıştır.
Organ bağışından organ nakline kadarki süreç

Ölüm halinin saptanması
Hastanelerde ağır beyin hastalıklı insanların tedavisi sıkça yapılmaktadır. Ama doktorların bu hastaların hayatta kalmalarına yönelik yoğun çabaları her zaman başarılı bir netice ile son bulmayabilir. Tüm çabalara rağmen ölüm gerçekleşebilir.
Beyin ölümlerinde, beyin fonksiyonları tamamen ve başa dönmeyecek yani tamiri imkansız bir biçimde kaybolmuştur. Beyin ölümü, kadavranın yani insan bedeninin dolaşım ve solunum sistemi işlevi suni olarak sağlanabilmesine rağmen tıbbi kesin bir ölüm olarak kabul edilir. Ölüm hali, iki hekim tarafından saptanmalıdır. Ölüm olayının tutanağını düzenleyecek bu iki hekimin, organ naklini gerçekleştirecek olan hekim ekibinden bağımsız olması yani o ekibin içinde yer almaması gerekir.

Organ bağışına rıza göstermek
Vefat edenin henüz bilinçliyken organ bağışına yönelik olumlu bir açıklaması olmaması halinde, onun yerine akrabalarının organ bağışı konusunda karar vermeleri istenmektedir. Vefat edenin, organ bağışına yönelik yazılı rızası bulunması durumunda, akrabalarına bu konu hakkında bilgi verilir.

Organın alınması (Eksplantasyon)
Eksplantasyon işlemi yani organ alımı, uzman bir hekim ekibi tarafından gerçekleştirilir. İlgili organ, alıcıya nakledilene kadar konserve edilerek saklanır. Organ alındıktan sonra, kadavranın yani insan cesedinin bakımı uygun ve saygın bir şekilde yapılır.

Doku tiplenmesi
Vericinin doku tipini tespit etmek amacıyla ölüden kan ve doku örnekleri alınır. Bu işlem, verici ile alıcının doku tiplerinin biribirine uygun olup olmadığını tespit etmeye yönelik olup çok önemlidir. Doku tiplemesi, özellikle böbrek naklinde büyük bir öneme sahiptir.

Organ nakli (Transplantasyon)
Alıcılar uygun bir organ bulunduğuna dair derhal bilgilendirilir ve organ nakline hazırlık kontrolleri için kliniğe çağırılırlar. Tıbbi bir engel bulunmaması durumunda, bağışlanmış organlar nakledilir. Başarılı bir ameliyattan sonra organlar işlevini yerine getirmeye başlar.

Beyin ölümü ve teşhisi
Organ alımı, ancak organ bağışı yapacak kişide tıbbi ölüm durumunun saptanması üzerine ve sadece hekim tarafından gerçekleştirilir.
Beynin, beyinciğin ve orta beynin tüm fonksiyonlarını yitirmesi sonucunda beyin ölümü gerçekleşir.
Beyin ölümü tanısı konmuş hastalar, uzman hekimler tarafından ve biribirine bağımlı olmadan muayene yani kontrol edilerek beyin ölümü teyit edilmelidir. Bu kontrolü gerçekleştiren hekimler, organ alımında ve organ naklinde yer alamazlar. Teşhis edilen beyin ölümü hali hakkında bir tutanak düzenlenir. Ölünün en yakın akrabasına, bu tutanakları incelemeleri için olanak sağlanır.
Kalp atışı ve solunumun durması sonucundaki ölümün tespitini her hekim yapabilir.
Organ bağışının koşulu olan beyin ölümü teşhis yöntemi, özellikle sıkı yönetmenliklerle belirlenmiştir. Beyin ölümü durumu, kliniksel ve tam teşekküllü muayene neticesinde, yoğun bakım hususunda tecrübeli iki uzman hekim tarafından belgelenmelidir.

Organ bağışında bulunacak kişinin veya akrabalarının rızası
Organ alımı, sadece ölünün henüz hayatta iken düzenlenen organ bağış kartında veya başka açıklamaları yoluyla organ bağışına rıza göstermiş olması durumunda gerçekleştirilebilir. Herhangi bir açıklamanın bulunmaması durumunda, akrabalık derecesine göre yakın kişiler organ bağışı ile ilgili karar verebilir. Bu hususa, genişletilmiş rıza gösterme çözümü yolu denmektedir. Bundan kasıt, karar verme hakkının, organ verenin akrabalarını da kapsayacak şekilde genişletilmesidir. Burada organ bağışında bulunacak kişinin muhtemel isteği dikkate alınmalıdır. Sadece ölen şahıs ile son 2 yıl içerisinde yakın temaslarda bulunmuş akrabalar, organ bağışı konusunda karar verebilir. Organ bağışı yapacak muhtemel kişinin bilinçli durumda iken organ bağışı konusunda karar verme yetkisini belirli bir kişiye vermesi halinde, bu kişi kanunen en yakın akrabanın yerine geçer ve dolayısıyla karar vermeye yetkili sayılır. Organ bağışı ile ilgili açıklama, hekimle kararlaştırılmış bir zaman zarfında tekrar iptal edilebilir. Vefat eden şahısın henüz hayattayken organ bağışına rıza göstermiş olması halinde dahi, ölünün cesedinden organ alınacağı, her halükarda yakın akrabalarına bildirilir.

Canlı vericilerden organ bağışı
Hayatta olan yani canlı bir insandan organ bağışının alınması ise, bağışta bulunacak kişi on sekiz yaşını doldurmuşsa ve kendi rızasıyla mümkün olabilir. Organ bağışında bulunacak kişi önceden müdahalenin şekli, ameliyat sonrası ve ileriki zamanlardaki olası sıhhi sorunlar hakkında doktor tarafından bilgilendirilmelidir. Canlı vericinin hayatı, ameliyat riski hariç, riske atılamaz. Bu müdahale ancak doktor tarafından gerçekleştirilebilir ve organ alımının gerçekleşeceği zamanda uygun bir organ bağışlayabilecek herhangi bir ölü bağışçının bulunmaması durumunda yapılabilir.
Canlı vericiden organ bağışı sadece birinci veya ikinci dereceden yakın akrabaya, eşe, nişanlıya veya özel yakın ilişkileri olan kişilere yapılabilir. Organ vericisinin ve alıcısının, ancak organ transplantasyonundan sonraki sürede doktor gözetiminde bulunmayı kabul etmeleri halinde ameliyat yapılır. Bir heyet, organ bağışının organ ticareti amacıyla gerçekleşmediğini ve organ bağışının gönüllü olarak yapıldığını denetlemekle görevlidir.

Organ alımı, koordinasyonu ile dağıtımı ve nakli
Ölülerin belli organlarının nakli sadece yetkili nakil merkezlerinde gerçekleştirilebilir. Bu merkezlerde organ nakli sadece bu koordinasyon merkezlerinden birinin gözetiminde belirli yönergeler doğrultusunda yapılabilir. Belirlenmiş ve nakledilecek organların uygun hastalara nakledilmesi amacıyla alımı, nakil merkezleri ile hastanelerin ortak çalışması sonucunda olur. Bu ortak çalışmaların koordinasyonu için bir koordine merkezi belirlenir. Bu merkez, çalışmalarını Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun hükümlerine göre gerçekleştireceğini taahhüt etmeli ve bunu düzenleyeceği yıllık raporda ispat etmelidir. Ayrıca adaletli bir organ dağıtımı için bir bilgi işlem merkezi görevlendirilmelidir. Bu merkez asıl görevi olarak, hastalara ait bilgileri dikkate alarak yapılacak nakil ameliyatının olası başarı oranına ve nakilin aciliyetine göre, bağışlanan organları dağıtmakla görevlidir.

Organ naklinde risk payı
Alıcının vücuduna nakledilen her yabancı organ, bağışıklık sistemine bağlı savunma tepkisine neden olur ve böylece nakledilen organın işlevi bozulabilir ve organ alıcı beden tarafından red edilebilir. Bağışıklık sisteminin bu tepkileri, tıpta adına Immunsuppresiva denilen bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanılarak bastırılabilir. Bu suretle savunma tepkilerinin zayıflaması, hastada iltihaplanma temayülünü oluşturabilir veya başka yan etkilere neden olabilir.
Bu yan etkilere, artık daha da geliştirilmiş ilaçların kullanılmasıyla ve ilaç dozajının azaltılması sebeblerinden dolayı, daha az rastlanmaktadır. Kalp-, akciğer- veya karaciğer nakilleri, diğer organ veya doku nakillerine karşın genel ve tabii olarak daha fazla risk taşır. Bununla birlikte risk payı özellikle organ naklinden önce hastanın sağlık durumuna da bağlıdır.

Yapılabilen organ ve doku nakilleri
Günümüzde böbrek, kalp, akciğer, karaciğer ve pankreas organlarının nakilleri yapılmaktadır. Bununla birlikte kornea (göz saydam tabakası) dokusunun nakli de yapılabilmektedir.
Gerçekleştirilen organ nakillerine karşın bağışlanan organ sayısının yetersiz olması nedeniyle günümüzde bağışlanan organlar ihtiyacı karşılamamaktadır.

Karpuz Çekirdeğinin Faydası

Yaz diyetlerinin baş tacı olan karpuzun kendisi gibi çekirdeğide sağlığa faydalı. Karpuz çekirdeği içerisinde bulunan maddeler kansere karşı bizi korurken böbreklerimizin sağlığını korumakta. Buyurun karpuz çekirdeğinin diğer faydalarını birlikte öğrenelim.


Karpuz Çekirdeğinin Faydası
Karpuzun, düşük kalori değerinin yanı sıra çeşitli kanser türlerine karşı DA etkili olduğu kanıtlandı.

Beslenme ve diyet uzmanlarının yaz diyetlerinde sık yer verdiği karpuz, düşük kalori değerinin yanı sıra çeşitli kanser türlerine karşı etkili maddeler içermesiyle de doktorlarca tavsiye ediliyor.

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi beslenme ve Diyet Uzmanı Erkan Erdal, bol miktarda C vitamini barındıran karpuzun aynı zamanda antioksidan özelliği olduğunu ve çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan betakaroten içerdiğini kaydetti.

Karpuzda bulunan yüksek miktarda potasyumun ise kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olduğunu ifade Eden Erdal, aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğu için karpuzun bağırsak hareketlerini de düzenlediğine dikkati çekerek, bağırsak kanserini önlemede de karpuzun rol oynadığını söyledi.

Çekirdekleri de yararlı

Karpuz çekirdeklerinin de içinde bulunan “cucurbocitrin” adlı maddenin kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ifade Eden Erdal, çekirdeklerin içinde yer Alan bu maddenin böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine de yardımcı olduğunu kaydetti.

Erdal, karpuzu yaz aylarında hazırladıkları diyet programlarına mutlaka dahil ettiklerini belirterek, “Yağ ve kolesterol içermediğinden ve kalorisi düşük olduğundan, yaz aylarında yapılan diyetlerde karpuzun özel bir yeri var” diye konuştu.

Kalorisinin düşük olmasına karşın, karpuzun “sınırsız” tüketilmesinin de söz konusu olmadığını belirten ve diyet yapanları tüketecekleri karpuzun miktarının ölçülü olması konusunda uyaran Erdal, orta büyüklükte bir karpuzun 8′de bir diliminde yaklaşık 45 kalori olduğunu ifade ederek, bu miktarın bir porsiyon için yeterli olduğunu kaydetti.

Karpuz seçerken olgun, koyu renkli çekirdekli olmasına dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Erdal, karpuzun çekirdeklerinin kurutulup ezilerek yenilebileceğini söyledi.

Nergis Çiçeğinin Faydası

Bitkisel yöntemlerle şifa bulmaktan yana olanlar için nergis bitkisinin faydalarını sunuyoruz. Nergis geniz tıkanıklığı, sara hastalığı, cüzzam, abraş ve nezle gibi sayabileceğimiz birçok hastalığa iyi gelmektedir.


Nergis Çiçeğinin Faydası
Nergis bitkisine halk arasında nergis çiçeği’de denir. Nergisgillerden olup beyaz ve sarı renkte çiçekler açan bir süs bitkisi. Mizacı sıcak ve kurudur.Nergis koklamak geniz tıkanıklığını açar. Sar’a hastalığı için faydalıdır.Nergis yemek insanı kusturur.Nergis, cüzzam ve abraş hastalıklarına karşı faydalıdır.Nergisin öğütülmüş kökü, sinirlere kadar ulaşmış olan yaraları iyileştirir. Temizleyici ve çekici bir özelliği vardır.Kaynatılıp suyu içildiği veya haşlanarak yenildiği zaman kusmayı tahrik eder, midenin dibindeki rutubeti çeker.Karaburçak ve bal ile pişirilip macun yapıldığı zaman, yaraların kirlerini temizler ve zor olgunlaşan çıbanları deler, olgunlaştırır.çiçeğinin mizacı normal bir hararette ve hoştur. Soğuktan meydana gelen nezleye karşı faydalıdır. Kuvvetli bir çözme gücü vardır, dimağ ve burun deliklerindeki tıkanıkları açar.Rutubet ve safradan meydana gelen baş ağrısına karşı da faydalıdır.Nergisin güzel koku özelliği de vardır, bu sebeple kalbi ve dimağı kuvvetlendirir ve birçok hastalıkları giderir.Nergis koklamak çocuklardaki sarayı giderir denilmiştir.

Diz Yaralanmaları ve Menisküs

Bir diz yaralanmanız olduğu zaman, çeşitli pozisyonlarda muayene edilmesi gerektiği için, doktorunuz hareket ettirdiğinde ağrıyı azaltmak amacıyla uyuşturucu bir ilaç verebilir. Dizin dıştan muayenesinden sonra, dizin içindeki yapıların ve oluşan hasarın görülmesini sağlayan testler yapılabilir.


Diz Yaralanmaları ve Menisküs
Diz eklemi, bacağınızın üstüne bastığınızda ortaya çıkan darbe etkisini azaltmak için yastık benzeri oluşumları kapsar. Bu oluşumlarda yırtılma veya zedelenme ortaya çıkarsa ağrılı diz hastalığı da denilen diz incinmeleri oluşur.

Belirtiler
• Dizde ağrı ve şişme
• Dizin sağlam basamaması, sendeleme duygusu
• Bir patlama sesi, bir sürtünme duygusu veya eklemin fiziki olarak kilitlenmesi
• Diz belirli bir pozisyonda sertçe kilitlenirse veya bir travma olayı şiddetli bir ağrı meydana getirip de diz normal fonksiyonunu yapamaz olursa derhal tıbbi yardım sağlayınız.

Diz eklemini yaralanmalara duyarlı hale getiren iki önemli faktör bulunmaktadır. İlki, dizin konumu, dizi beklenmedik darbelere maruz kalmasına ve sürekli kullanılan bir eklem olmasına neden olmaktadır. İkincisi, dizin yapısının karmaşıklığıdır. Dizin hareket aralığı, vücuttaki diğer eklemlere benzemez: Bükülme dışında, daha karmaşık hareketleri de yapmamızı sağlar.

Teşhis : Bir diz yaralanmanız olduğu zaman, çeşitli pozisyonlarda muayene edilmesi gerektiği için, doktorunuz hareket ettirdiğinde ağrıyı azaltmak amacıyla uyuşturucu bir ilaç verebilir. Dizin dıştan muayenesinden sonra, dizin içindeki yapıların ve oluşan hasarın görülmesini sağlayan testler yapılabilir. Geleneksel yöntem diz röntgeninin çekilmesidir.

Diğer yöntemler arasında, artrografi (eklem boşluğuna boyalı bir madde verildikten sonra röntgen çekilmesi) ve manyetik rezonans (MRI; manyetik bir alana dokunun verdiği yanıtın bir bilgisayar tarafından yorumlandığı, eklem yapısını gösteren yöntem) sayılabilir. Artroskopi (eklem boşluğunun, küçük bir kesiden eklem içine sokulan fiberoptik bir boru aracılığıyla incelenmesi) de yapılabilir.

Diz incinmelerinin şiddet derecesi farklılık gösterir, bu mafsalın uğradığı hasarın tipine bağlıdır. Çoğu diz incinmelerinin sınıflandırıldığı birkaç ana grup vardır. Hepsi de mafsalda ağrı ve dengesizlik güçsüzlük meydana getirebilir. Menisküs Yırtıkları : Menisküs dizde, uyluk kemiğinin ucuyla kaval kemiği uçları arasında bulunan yarımay şeklinde bir kıkırdaktır. Belirli darbe ve bükme zedelenmeleri ve menisküsde yırtılmaya yol açar ve mafsalda ağrı yapar. Bazen zedelenme anında bir ses duyulur.

Çoğu zaman bu zedelenme sizin bükülüp kalmanıza yol açacaktır. Bazı durumlarda, ayağa kalkıp hatta aktiviteye devam edebilirsiniz, fakat büyük ihtimalle dizdeki bir kıkırdak yırtılması derhal şişmeye ve sürekli ağrıya sebep olacaktır. Birkaç haftalık bir sürede iyileşse bile nüksedebilir.

Serbest Cisimler : Bazı diz zedelenmelerinde diz kapağının veya kıkırdağın (menisküs) parçaları yerlerinden kopar ve mafsal boşluğunda rasgele dolaşmaya başlar. Bunun yaptığı etki bir kapıya kalem sıkışmasına benzer. Küçük bir başıboş kıkırdak parçası bile diz mafsalına takılıp mafsalı “kilitleyebilir veya ağrı yapabilir.

Tedavi : Diz incinmesi için gereken tedavi her incinmeye göre farklıdır. Nispeten küçük diz zedelenmeleri için uygun tedavi yaklaşımı koruma, dinlenme, buz, kompres ve yükseltme olarak özetlenebilir. incittiğiniz zaman dizinizi kullanmayı bırakın. Şişmeyi sınırlı tutmak için buz ve bandaj (sarma, sıkıştırma kullanın. Ağrıyı ve şişmeyi azaltmaya yardımcı olmak için bacağınızı yükseğe kaldırın.

Eğer ekleminiz ağır şekilde hasar görmüşse rekonstrüktif cerrahi gerekecektir, belki kemikleri, eğer yerinden çıkmış veya kırılmışsa yerine yerleştirmek için, veya kopan veya yırtılan bağları tekrar yerine bağlamak için çoğu zaman, ufak zedelenmeler için büyük bir yer açmadan küçük bir bölgede yapılan bir işlem olan artroskopi ile tamir edilebilir.

Rehabilitasyon : Ameliyattan sonra, ilk iyileşme süresi içinde bir destek aracı, aparey veya alçı uygulanabilir. Dizi hareket ettirmenize izin verildikten sonra hareket kapasitesini geri döndürmek ve mafsalın gücünü tekrar kazanması için size bir egzersiz program verilecektir. İyileşmenizi bir fizik tedavi teknisyeni veya rehabilitasyon uzmanı gözlemleyebilir.

Tekrarlayan Düşük Nedir

Gebeliğin ilk haftalarında gerçekleşen düşükler genellikle sağlıksız embriyonun vücuttan atımı olarak görülür. Ancak bu düşükler tekrarlıyorsa sebebi araştırılmalı ve tedavisi yapılmalıdır. Bu konuda sizler için yaptığımız araştırmayı sunuyoruz.


Tekrarlayan Düşük Nedir
Yirminci gebelik haftası öncesi ve bebeğin ağırlığı 500 gram’a ulaşmadan gerçekleşen 2 veya daha fazla sayıdaki düşüğe tekrarlayan düşük denir. Hamileliğin en sık görülen komplikasyonu düşüktür. Bir çok kadın çok erken dönemde düşük yaptığından düşüğü ağır bir menstrual kanama zannederek fark edemeyebilir. Gebeliklerin %20′si düşükle sonlanır. Düşükler üreme çağındaki çiftlerin %5′inde infertilite nedenidir.

Tekrarlayan düşük nedenleri nelerdir?

Tekrarlayan düşüklerin birçok nedeni vardır. En sık görülen düşük nedeni fetusun gelişimindeki anormalliklerdir. Çalışmalar düşüklerin yarısından fazlasının kromozom (genetik) anomalilerine bağlı olduğunu göstermiştir. Bunun yanında anne ve babaya bağlı problemler ile çevresel faktörler de düşüklere yol açar. Rahimdeki anomaliler, myomlar, yapışıklıklar, rahim ağzı yetmezliği, hormonal nedenler, enfeksiyonlar ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar tekrarlayan düşüklere neden olur. Nedeni izah edilemeyen düşüklerin birçoğundan bağışıklık sistemindeki problemler sorumludur.

Hangi çevresel faktörler düşük nedenidir?

Radyasyon, kimyasal maddeler, ilaçlar, içki ve sigara tüketimi düşüğe neden olur.

Anneye bağlı düşük nedenleri nelerdir?

Anormal yapıdaki bir rahim düşüğe nasıl neden olur?

Rahmin yapısındaki veya iç tabakasındaki bozukluklar düşüklere neden olur. Rahmin yapısındaki bozukluklar oluşan embryonun tutunmasını veya bebeğin gelişmesini engelleyerek düşüklere yol açar. Yetersiz progesteron hormonu üretimine bağlı olarak rahmin iç tabakası gelişmez bu da embryonun tutunmasını veya tutunan embryonun gelişmesini engelleyerek düşüklere neden olabilir. Rahim ağzındaki kasların güçsüzlüğü de düşük nedenidir.

Bağışıklık sistemindeki bozukluklar düşüklere neden olur mu?

Düşük yapmış kişilerin bir kısmında herhangi bir neden bulunamamaktadır. Bu grup hastada düşüğün bağışıklık sistemindeki problemlere bağlı olabileceği düşünülür. Annenin bebeğe ve plasentaya (bebeğin eşine) ait dokulara karşı gösterdiği anormal cevap sonucu gebelik düşükle sonlanır. Bebeğe ve plasentaya ait proteinlere karşı annede gelişen antikorlar kan yolu ile bebeğe ulaşarak zarar verir, bu durum gebeliğin kaybedilmesine neden olur.

Stres düşüğe neden olur mu?

Stresin normal gebelerde düşüğe neden olması çok zordur. Fakat tekrarlayan düşük öyküsü olan kadınlarda ve eşlerinde yoğun bir stres görülür. Bu nedenle tekrarlayan düşük öyküsü olan çiftlere psikolojik danışmanlık verilmesi önerilir.

Bazı çiftlerin özelliklerinin düşüğe neden olduğu doğru mu?

Çiftlerin her ikisi de bazı genetik hastalıkların taşıyıcısı ise bu durum düşüğe neden olabilir. Bu hastalıklar taşıyıcı özellikte olduğu için çiftlerde hiçbir bulgu vermeyebilir. Fakat hem anne hem de babadan gelen hastalıklı genler bebeğin hasta olmasına neden olur ve yaşamını zorlaştırır.

Belenme yetersizliği düşüğe neden olur mu?

Kesin bir bilgi olmamakla birlikte birçok besinin eksikliğinin de düşüğe yol açabileceği düşünülmektedir .Yeşil sebzelerde bol miktarda bulunan folik asit eksikliğinin bebekte anomalilere ve düşüklere neden olduğu kabul edilmektedir.

Anne adayının kendisi düşüğe neden olabilir mi?

Bir çok kadın stres, ruhsal sıkıntı ve aşırı fizik aktivitenin düşüğe neden olduğunu düşünebilir. Fakat bunlar çoğunlukla düşük nedeni değildir .Düşükten dolayı kadının kendisini suçlaması doğru değildir.

Değişik tipte düşükler olduğunu duydum. Bunlar nelerdir?

Düşüklerin tıbbi sınıflaması şöyledir;
Değerli Misafirimiz, Bu konuya ait diğer resimleri görebilmek için ÜYE OLUNUZ
Kaçınılmaz düşük (abortus insipiens); bebeğe ait zarların yırtıldığı, kanama ve bebeğe ait parçaların açılan rahim ağzından dışarı çıktığı durumdur. Düşük kaçınılmazdır.
Komplet olmayan düşük (inkomplet abortus-tamamlanmamış düşük); gebeliğin bir kısmı dışarı atılmıştır. Geriye kalan kısmının temizlenmesi ve kanamanın durdurulması için kürtaj gerekir.
Farkına varılmamış düşük (missed abortus); fetusun (bebeğin) yaşamı sonlandığı halde hiç bir bulgu vermez ve anne tarafından bu durum fark edilmeyebilir.

Düşüğün bulgulan nelerdir?

Vajinal kanama ve takiben kasıklardaki kramplar düşük habercisi olabilir. Uzun süren kanama ve kramplar çoğunlukla düşükle sonlanır. Bu bulgular saptandığında derhal doktorunuza başvurmanız gerekir. Uygun istirahat ve doktorunuzun önereceği ilaçlar düşük yapmanızı önleyebilir.

Düşük yapıldığı fark edildiğinde ne yapılmalı?

Hemen doktora baş vurulmalıdır. Çoğunlukla yatak istirahatı ve progesteron hormonu kullanılması önerilir. Doktorunuz ultrasonografik inceleme ve kan testleri ile durumunuz hakkında size ayrıntılı bilgi verir ve tedavinizi düzenler.

Düşüklerden sonra kan uyuşmazlığı ile ilgili aşı yaptırılması gerekir mi?

Eğer kan grubunuz Rh negatif ve eşinizin kan grubu Rh pozitif ise düşükten sonra aşı yaptırmanız gerekir.

Düşük yapılan dokunun doktora götürülmesi gerekir mi?

Bu doku üzerinde hem tanı hem de nedene yönelik patolojik çalışmalar yapılabileceği için düşük yapılan dokunun doktora götürülmesi faydalı olur. Mümkün olduğu kadar çok miktarda düşük materyali temiz bir kavanoza konularak en kısa zamanda inceleme için laboratuara iletilmelidir.

Ölü doğumla düşük arasındaki fark nedir?

Ölü doğum 20. gebelik haftasından sonra olan gebelik kaybıdır. Düşük ise 20. gebelik haftasından önce gerçekleşir.

Annenin yaşı düşüklerde rol oynar mı?

Kromozomal bozukluklara bağlı düşükler anne adayının yaşı 35′in üzerinde olduğunda artar. Baba adayının45 yaş üzerinde olduğu çiftlerde de düşük ihtimali artar.

İnfertilite ve tekrarlayan düşük arasında bir ilişki var mı?

Çocuğu olmayan kadınların düşük yapma ihtimalinin genel toplum ile karşılaştırıldığında üç kat daha fazla olduğu görülmüştür. İnfertilite vakalarının %5′inde infertilite nedeni tekrarlayan düşüklerdir. Benzer şekilde düşük yapan kadınlar arasında infertilite sıklığı genel toplumla karşılaştırıldığında iki kat daha fazladır. Eğer düşükler beklenen adet kanamasından önce oluyorsa kadın kendini infertil zannederek doktora başvurabilir.

Gebelikte cinsel ilişkide bulunmak düşüklere neden olur mu?

Menideki prostaglandin adı verilen maddeler rahimde kasılmaları başlatarak düşüklere neden olabilir. Düşük tehdidi olan kişilerin durumlarını doktorlarına danışmaları ve gerekirse kondom kullanarak cinsel ilişkide bulunmaları önerilir.

Düşük yapıyorum. Gebelik testim pozitif olabilir mi?

Evet, düşük yapıyor olmanıza rağmen test hala pozitif çıkabilir. Bir süre sonra testin negatifleşmesi gerekir. Eğer uzun bir süre geçmesine rağmen gebelik testi hala pozitif çıkıyorsa doktorunuza başvurun. Bu durum mol gebelik olarak adlandırılan bir hastalıkta görülebilir, bu amaçla tedavi ve takipleriniz yapılmalıdır.

Tekrarlayan düşüklerin tedavisi nedir?

Tekrarlayan düşüklerin tedavisi düşük nedenine bağlıdır. Rahimdeki anormallikler için cerrahi tedavi gerekebilir. Bu işlemler histeroskopik ve laparoskopik olarak yapılabilir. Progesteron eksikliğine bağlı düşüklerin tedavisinde progesteron hormonu verilerek başarılı sonuçlar alınabilir. Rahim ağzı yetmezliği düşünülen vakalarda gebeliğin 10. haftasında serklaj (rahim ağzına dikiş atma) işlemi uygulanır.

Bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı düşükler nasıl tedavi edilir?

Annenin bebeğe ve plasentaya (bebeğin eşine) ait dokulara karşı gösterdiği anormal cevap sonucu düşükler gerçekleşir. Bebeğe ve plesantaya ait proteinlere karşı annede oluşan antikorlar kan yolu ile bebeğe ulaşır ve zarar verir. Normal gebeliklerde mevcut olan bloke edici faktör bunu engeller. İmmunoterapi ile anne adayında, gelişen bebeği koruyabilmek için gereken bağışıklık sistemi cevabının oluşturulması amaçlıdır.

İmmunoterapi aktif veya pasif yolla sağlanabilir;
Aktif immunoterapi (aktif aşılama); baba adayından alınan kandan ayrıştırılan lenfosit adı verilen hücreler anne adayınaverilerek bloke edici faktörlerin oluşması sağlanır. Bu tedavi ile birçok çift sağlıklı çocuk sahibi olabilmektedir. Lenfosit aşısı yapılan vakalarda canlı doğum olasılığı artarken, bu tedavi sonrası elde edilen gebeliklerde büyüme geriliği, erken doğum ve anomali riskinin azaldığı gösterilmiştir. Bu aşının başarısı anne adayında bloke edici faktörlerin oluşabilmesine bağlıdır. Hastaların %75′inde bu faktörlerin oluştuğu tespit edilmiştir.
Pasif İmmunoterapi (pasif aşılama); intravenöz immunoglobulin uygulaması (damar içine immunglobulin verilmesi) ile yapılır. Genellikle gebelik öncesinde başlanan tedaviye ayda bir kez olmak üzere gebeliğin 28. haftasına dek devam edilir.
Heparin ve bebek aspirini de özellikle pıhtılaşmaya neden olarak düşüğe yol açan bağışıklık sistemi bozukluklarının tedavisinde kullanılabilir.

Jinekolojik Check-Up

Erken teşhis birçok hastalığın tedavisinin ön şartı kabul edilmekte. Sizlere erken teşhis için önereceğimiz konulardan biri de jinekolojik check-up. Özellikle birinci dereceden akrabalarında kanser geçmişi olan risk altındaki kişilerin öncelikli olarak bu check-up olmaları gerekmekte.


Jinekolojik Check-Up
Özellikle risk grubu kadınlarda kesinlikle ihmal edilmemesi gerekir. Risk grubu: anne- baba- kız kardeş- erkek kardeş gibi yakınlarında kanser hastalığı olan kadınlardır. Özellikle meme kanseri; anne ve kız kardeşte varsa üzerinde durulması gereken önemli bir risk unsurudur.

Rahim ve yumurtalık kanserlerinde de durum aynıdır. Yakın akrabalarında bu tür kanser olan kadınlar risk grubu olarak değerlendirirler.
RİSK GRUBUNDA BULUNANLAR KADINLAR İÇİN NELER YAPILIYOR?
Önce risk faktörlerini izah edilerek kadınlar bilinçlendirilmeye çalışılır. Risk durumu tespit edildikten sonra koruyucu olarak yaşam tarzında yapılması gereken değişiklikler tespit edilir.
Örneğin; sigara içiyorsa içmemesi önerilir. Kullandığı ilaçlar tespit edilir. Kullandığı ilaçlarının olası yan etkileri araştırılır. Örneğin menopozdaysa ve hormon yerine koyma (replasman) tedavisi almaktaysa bunların olası zararları izah edilir ve risk faktörü olarak dikkate alınır. Genç hastalarda devamlı kullanılan doğum kontrol hapları soruşturulur.
Diğer sistemik hastalıkları eğer varsa tespit edilir ve devamlı kullandığı ilaçlar soruşturulur. Örneğin; kortizon kullanıp kullanmadığı araştırılır. Kortizon bilindiği gibi bağışıklık sistemini baskılayıcı bir ilaçtır. Kanser de bağışıklık sisteminin zayıflaması ve çökmesiyle çok alakalıdır. Zaten kanserlerin çoğunun ortaya çıkması geçirilen bir psikolojik travma sonucu oluşan bağışıklık sisteminin çökmesi sonrasında oluşur.
Hastanın yaşam tarzındaki diğer kanserojen etkenler tespit edilir. Kaçınılması mümkün olanlardan uzak durması önerilir ve yaşam tarzında değişiklikler yapması tavsiye edilir.
Örneğin; rahim ağzı kanserleri HPV (Human Papilloma Virus) enfeksiyonlarıyla çok ilişkilidir. Yani cinsel hayatı aktif, sık partner değiştiren kadınlarda bu virus enfeksiyonuna yakalanması olasılığı daha fazladır. Böyle bir risk taşıyorsa alabileceği önlemler ile kansere yakalanma olasılığı azaltılmaya çalışılır.
Risk faktörleri belirlendikten sonra jinekolojik muayene yapılır. Ultrason ve pap smear kontrolünden sonra hasta laboratuar testleri için laboratuara, mamografi tetkiki için de radyoloji merkezine sevk edilir.
Rutin jinekolojik check-upı şunları içermektedir:
1- Kan sayımı
2- Tam idrar tahlili
3- Açlık kan şekeri
4- Kandaki biokimyasal analizler
5- Mamografi
6- Ultrasonografi
7- Kemik yoğunluğu
8- Tümör markerler
9-pap smear testi
Bu rutin tetkikler hastanın yaşına ve risk faktörlerine göre değerlendirip azaltılıp çoğaltılabilir ilave tetkikler istenebilir.
Jinekolojik check-up sadece kanser riskini tespit etmeye yönelik değildir. Kadın sağlığında osteoporoz ve kalp hastalığı da önemli risk faktörleridir.
Bu nedenle kan biokimyası ve kemik yoğunluğu da önem taşımaktadır. Aynı şekilde diabet (şeker hastalığı) da önemli bir risk unsurudur. Çünkü her mevcut hastalık diabetle daha komplike bir hale gelmektedir.
Örneğin; menopoz eğer üzerine bir de diabet eklenirse daha komplike bir hal almaktadır. Aynı şekilde genç hastalarda da diabet, hastalığın seyri açısından önem taşımaktadır. Gebelikte diabet, gebeliği oldukça komplike bir hale getirmektedir. Kanser tedavisi görenlerde de diabet mevcudiyeti tedaviye ek bir yük getirmektedir.
Özetlemek gerekirse, jinekolojide risk faktörleri; kanser, diabet, kalp hastalıkları, hipertansiyon, trombo emboli, osteoporoz gibi hastalıklardın ve jinekolojik Check-Up bu tür hastalıkları ortaya çıkarmaya hedeflemektedir.