Medikal Bilgiler ve Hastalıklar

hastalıklar, medikal hastalıklar, hastalık ansiklopedisi, medikal blogunuz.
Home » Archive by category 'Sağlık' (Sayfa 4)

Diz Yaralanmaları ve Menisküs

Mayıs 26th, 2011 Posted in Sağlık Tags: ,

Bir diz yaralanmanız olduğu zaman, çeşitli pozisyonlarda muayene edilmesi gerektiği için, doktorunuz hareket ettirdiğinde ağrıyı azaltmak amacıyla uyuşturucu bir ilaç verebilir. Dizin dıştan muayenesinden sonra, dizin içindeki yapıların ve oluşan hasarın görülmesini sağlayan testler yapılabilir.


Diz Yaralanmaları ve Menisküs
Diz eklemi, bacağınızın üstüne bastığınızda ortaya çıkan darbe etkisini azaltmak için yastık benzeri oluşumları kapsar. Bu oluşumlarda yırtılma veya zedelenme ortaya çıkarsa ağrılı diz hastalığı da denilen diz incinmeleri oluşur.

Belirtiler
• Dizde ağrı ve şişme
• Dizin sağlam basamaması, sendeleme duygusu
• Bir patlama sesi, bir sürtünme duygusu veya eklemin fiziki olarak kilitlenmesi
• Diz belirli bir pozisyonda sertçe kilitlenirse veya bir travma olayı şiddetli bir ağrı meydana getirip de diz normal fonksiyonunu yapamaz olursa derhal tıbbi yardım sağlayınız.

Diz eklemini yaralanmalara duyarlı hale getiren iki önemli faktör bulunmaktadır. İlki, dizin konumu, dizi beklenmedik darbelere maruz kalmasına ve sürekli kullanılan bir eklem olmasına neden olmaktadır. İkincisi, dizin yapısının karmaşıklığıdır. Dizin hareket aralığı, vücuttaki diğer eklemlere benzemez: Bükülme dışında, daha karmaşık hareketleri de yapmamızı sağlar.

Teşhis : Bir diz yaralanmanız olduğu zaman, çeşitli pozisyonlarda muayene edilmesi gerektiği için, doktorunuz hareket ettirdiğinde ağrıyı azaltmak amacıyla uyuşturucu bir ilaç verebilir. Dizin dıştan muayenesinden sonra, dizin içindeki yapıların ve oluşan hasarın görülmesini sağlayan testler yapılabilir. Geleneksel yöntem diz röntgeninin çekilmesidir.

Diğer yöntemler arasında, artrografi (eklem boşluğuna boyalı bir madde verildikten sonra röntgen çekilmesi) ve manyetik rezonans (MRI; manyetik bir alana dokunun verdiği yanıtın bir bilgisayar tarafından yorumlandığı, eklem yapısını gösteren yöntem) sayılabilir. Artroskopi (eklem boşluğunun, küçük bir kesiden eklem içine sokulan fiberoptik bir boru aracılığıyla incelenmesi) de yapılabilir.

Diz incinmelerinin şiddet derecesi farklılık gösterir, bu mafsalın uğradığı hasarın tipine bağlıdır. Çoğu diz incinmelerinin sınıflandırıldığı birkaç ana grup vardır. Hepsi de mafsalda ağrı ve dengesizlik güçsüzlük meydana getirebilir. Menisküs Yırtıkları : Menisküs dizde, uyluk kemiğinin ucuyla kaval kemiği uçları arasında bulunan yarımay şeklinde bir kıkırdaktır. Belirli darbe ve bükme zedelenmeleri ve menisküsde yırtılmaya yol açar ve mafsalda ağrı yapar. Bazen zedelenme anında bir ses duyulur.

Çoğu zaman bu zedelenme sizin bükülüp kalmanıza yol açacaktır. Bazı durumlarda, ayağa kalkıp hatta aktiviteye devam edebilirsiniz, fakat büyük ihtimalle dizdeki bir kıkırdak yırtılması derhal şişmeye ve sürekli ağrıya sebep olacaktır. Birkaç haftalık bir sürede iyileşse bile nüksedebilir.

Serbest Cisimler : Bazı diz zedelenmelerinde diz kapağının veya kıkırdağın (menisküs) parçaları yerlerinden kopar ve mafsal boşluğunda rasgele dolaşmaya başlar. Bunun yaptığı etki bir kapıya kalem sıkışmasına benzer. Küçük bir başıboş kıkırdak parçası bile diz mafsalına takılıp mafsalı “kilitleyebilir veya ağrı yapabilir.

Tedavi : Diz incinmesi için gereken tedavi her incinmeye göre farklıdır. Nispeten küçük diz zedelenmeleri için uygun tedavi yaklaşımı koruma, dinlenme, buz, kompres ve yükseltme olarak özetlenebilir. incittiğiniz zaman dizinizi kullanmayı bırakın. Şişmeyi sınırlı tutmak için buz ve bandaj (sarma, sıkıştırma kullanın. Ağrıyı ve şişmeyi azaltmaya yardımcı olmak için bacağınızı yükseğe kaldırın.

Eğer ekleminiz ağır şekilde hasar görmüşse rekonstrüktif cerrahi gerekecektir, belki kemikleri, eğer yerinden çıkmış veya kırılmışsa yerine yerleştirmek için, veya kopan veya yırtılan bağları tekrar yerine bağlamak için çoğu zaman, ufak zedelenmeler için büyük bir yer açmadan küçük bir bölgede yapılan bir işlem olan artroskopi ile tamir edilebilir.

Rehabilitasyon : Ameliyattan sonra, ilk iyileşme süresi içinde bir destek aracı, aparey veya alçı uygulanabilir. Dizi hareket ettirmenize izin verildikten sonra hareket kapasitesini geri döndürmek ve mafsalın gücünü tekrar kazanması için size bir egzersiz program verilecektir. İyileşmenizi bir fizik tedavi teknisyeni veya rehabilitasyon uzmanı gözlemleyebilir.

Tekrarlayan Düşük Nedir

Mayıs 26th, 2011 Posted in Gebelik Tags: ,

Gebeliğin ilk haftalarında gerçekleşen düşükler genellikle sağlıksız embriyonun vücuttan atımı olarak görülür. Ancak bu düşükler tekrarlıyorsa sebebi araştırılmalı ve tedavisi yapılmalıdır. Bu konuda sizler için yaptığımız araştırmayı sunuyoruz.


Tekrarlayan Düşük Nedir
Yirminci gebelik haftası öncesi ve bebeğin ağırlığı 500 gram’a ulaşmadan gerçekleşen 2 veya daha fazla sayıdaki düşüğe tekrarlayan düşük denir. Hamileliğin en sık görülen komplikasyonu düşüktür. Bir çok kadın çok erken dönemde düşük yaptığından düşüğü ağır bir menstrual kanama zannederek fark edemeyebilir. Gebeliklerin %20′si düşükle sonlanır. Düşükler üreme çağındaki çiftlerin %5′inde infertilite nedenidir.

Tekrarlayan düşük nedenleri nelerdir?

Tekrarlayan düşüklerin birçok nedeni vardır. En sık görülen düşük nedeni fetusun gelişimindeki anormalliklerdir. Çalışmalar düşüklerin yarısından fazlasının kromozom (genetik) anomalilerine bağlı olduğunu göstermiştir. Bunun yanında anne ve babaya bağlı problemler ile çevresel faktörler de düşüklere yol açar. Rahimdeki anomaliler, myomlar, yapışıklıklar, rahim ağzı yetmezliği, hormonal nedenler, enfeksiyonlar ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar tekrarlayan düşüklere neden olur. Nedeni izah edilemeyen düşüklerin birçoğundan bağışıklık sistemindeki problemler sorumludur.

Hangi çevresel faktörler düşük nedenidir?

Radyasyon, kimyasal maddeler, ilaçlar, içki ve sigara tüketimi düşüğe neden olur.

Anneye bağlı düşük nedenleri nelerdir?

Anormal yapıdaki bir rahim düşüğe nasıl neden olur?

Rahmin yapısındaki veya iç tabakasındaki bozukluklar düşüklere neden olur. Rahmin yapısındaki bozukluklar oluşan embryonun tutunmasını veya bebeğin gelişmesini engelleyerek düşüklere yol açar. Yetersiz progesteron hormonu üretimine bağlı olarak rahmin iç tabakası gelişmez bu da embryonun tutunmasını veya tutunan embryonun gelişmesini engelleyerek düşüklere neden olabilir. Rahim ağzındaki kasların güçsüzlüğü de düşük nedenidir.

Bağışıklık sistemindeki bozukluklar düşüklere neden olur mu?

Düşük yapmış kişilerin bir kısmında herhangi bir neden bulunamamaktadır. Bu grup hastada düşüğün bağışıklık sistemindeki problemlere bağlı olabileceği düşünülür. Annenin bebeğe ve plasentaya (bebeğin eşine) ait dokulara karşı gösterdiği anormal cevap sonucu gebelik düşükle sonlanır. Bebeğe ve plasentaya ait proteinlere karşı annede gelişen antikorlar kan yolu ile bebeğe ulaşarak zarar verir, bu durum gebeliğin kaybedilmesine neden olur.

Stres düşüğe neden olur mu?

Stresin normal gebelerde düşüğe neden olması çok zordur. Fakat tekrarlayan düşük öyküsü olan kadınlarda ve eşlerinde yoğun bir stres görülür. Bu nedenle tekrarlayan düşük öyküsü olan çiftlere psikolojik danışmanlık verilmesi önerilir.

Bazı çiftlerin özelliklerinin düşüğe neden olduğu doğru mu?

Çiftlerin her ikisi de bazı genetik hastalıkların taşıyıcısı ise bu durum düşüğe neden olabilir. Bu hastalıklar taşıyıcı özellikte olduğu için çiftlerde hiçbir bulgu vermeyebilir. Fakat hem anne hem de babadan gelen hastalıklı genler bebeğin hasta olmasına neden olur ve yaşamını zorlaştırır.

Belenme yetersizliği düşüğe neden olur mu?

Kesin bir bilgi olmamakla birlikte birçok besinin eksikliğinin de düşüğe yol açabileceği düşünülmektedir .Yeşil sebzelerde bol miktarda bulunan folik asit eksikliğinin bebekte anomalilere ve düşüklere neden olduğu kabul edilmektedir.

Anne adayının kendisi düşüğe neden olabilir mi?

Bir çok kadın stres, ruhsal sıkıntı ve aşırı fizik aktivitenin düşüğe neden olduğunu düşünebilir. Fakat bunlar çoğunlukla düşük nedeni değildir .Düşükten dolayı kadının kendisini suçlaması doğru değildir.

Değişik tipte düşükler olduğunu duydum. Bunlar nelerdir?

Düşüklerin tıbbi sınıflaması şöyledir;
Değerli Misafirimiz, Bu konuya ait diğer resimleri görebilmek için ÜYE OLUNUZ
Kaçınılmaz düşük (abortus insipiens); bebeğe ait zarların yırtıldığı, kanama ve bebeğe ait parçaların açılan rahim ağzından dışarı çıktığı durumdur. Düşük kaçınılmazdır.
Komplet olmayan düşük (inkomplet abortus-tamamlanmamış düşük); gebeliğin bir kısmı dışarı atılmıştır. Geriye kalan kısmının temizlenmesi ve kanamanın durdurulması için kürtaj gerekir.
Farkına varılmamış düşük (missed abortus); fetusun (bebeğin) yaşamı sonlandığı halde hiç bir bulgu vermez ve anne tarafından bu durum fark edilmeyebilir.

Düşüğün bulgulan nelerdir?

Vajinal kanama ve takiben kasıklardaki kramplar düşük habercisi olabilir. Uzun süren kanama ve kramplar çoğunlukla düşükle sonlanır. Bu bulgular saptandığında derhal doktorunuza başvurmanız gerekir. Uygun istirahat ve doktorunuzun önereceği ilaçlar düşük yapmanızı önleyebilir.

Düşük yapıldığı fark edildiğinde ne yapılmalı?

Hemen doktora baş vurulmalıdır. Çoğunlukla yatak istirahatı ve progesteron hormonu kullanılması önerilir. Doktorunuz ultrasonografik inceleme ve kan testleri ile durumunuz hakkında size ayrıntılı bilgi verir ve tedavinizi düzenler.

Düşüklerden sonra kan uyuşmazlığı ile ilgili aşı yaptırılması gerekir mi?

Eğer kan grubunuz Rh negatif ve eşinizin kan grubu Rh pozitif ise düşükten sonra aşı yaptırmanız gerekir.

Düşük yapılan dokunun doktora götürülmesi gerekir mi?

Bu doku üzerinde hem tanı hem de nedene yönelik patolojik çalışmalar yapılabileceği için düşük yapılan dokunun doktora götürülmesi faydalı olur. Mümkün olduğu kadar çok miktarda düşük materyali temiz bir kavanoza konularak en kısa zamanda inceleme için laboratuara iletilmelidir.

Ölü doğumla düşük arasındaki fark nedir?

Ölü doğum 20. gebelik haftasından sonra olan gebelik kaybıdır. Düşük ise 20. gebelik haftasından önce gerçekleşir.

Annenin yaşı düşüklerde rol oynar mı?

Kromozomal bozukluklara bağlı düşükler anne adayının yaşı 35′in üzerinde olduğunda artar. Baba adayının45 yaş üzerinde olduğu çiftlerde de düşük ihtimali artar.

İnfertilite ve tekrarlayan düşük arasında bir ilişki var mı?

Çocuğu olmayan kadınların düşük yapma ihtimalinin genel toplum ile karşılaştırıldığında üç kat daha fazla olduğu görülmüştür. İnfertilite vakalarının %5′inde infertilite nedeni tekrarlayan düşüklerdir. Benzer şekilde düşük yapan kadınlar arasında infertilite sıklığı genel toplumla karşılaştırıldığında iki kat daha fazladır. Eğer düşükler beklenen adet kanamasından önce oluyorsa kadın kendini infertil zannederek doktora başvurabilir.

Gebelikte cinsel ilişkide bulunmak düşüklere neden olur mu?

Menideki prostaglandin adı verilen maddeler rahimde kasılmaları başlatarak düşüklere neden olabilir. Düşük tehdidi olan kişilerin durumlarını doktorlarına danışmaları ve gerekirse kondom kullanarak cinsel ilişkide bulunmaları önerilir.

Düşük yapıyorum. Gebelik testim pozitif olabilir mi?

Evet, düşük yapıyor olmanıza rağmen test hala pozitif çıkabilir. Bir süre sonra testin negatifleşmesi gerekir. Eğer uzun bir süre geçmesine rağmen gebelik testi hala pozitif çıkıyorsa doktorunuza başvurun. Bu durum mol gebelik olarak adlandırılan bir hastalıkta görülebilir, bu amaçla tedavi ve takipleriniz yapılmalıdır.

Tekrarlayan düşüklerin tedavisi nedir?

Tekrarlayan düşüklerin tedavisi düşük nedenine bağlıdır. Rahimdeki anormallikler için cerrahi tedavi gerekebilir. Bu işlemler histeroskopik ve laparoskopik olarak yapılabilir. Progesteron eksikliğine bağlı düşüklerin tedavisinde progesteron hormonu verilerek başarılı sonuçlar alınabilir. Rahim ağzı yetmezliği düşünülen vakalarda gebeliğin 10. haftasında serklaj (rahim ağzına dikiş atma) işlemi uygulanır.

Bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı düşükler nasıl tedavi edilir?

Annenin bebeğe ve plasentaya (bebeğin eşine) ait dokulara karşı gösterdiği anormal cevap sonucu düşükler gerçekleşir. Bebeğe ve plesantaya ait proteinlere karşı annede oluşan antikorlar kan yolu ile bebeğe ulaşır ve zarar verir. Normal gebeliklerde mevcut olan bloke edici faktör bunu engeller. İmmunoterapi ile anne adayında, gelişen bebeği koruyabilmek için gereken bağışıklık sistemi cevabının oluşturulması amaçlıdır.

İmmunoterapi aktif veya pasif yolla sağlanabilir;
Aktif immunoterapi (aktif aşılama); baba adayından alınan kandan ayrıştırılan lenfosit adı verilen hücreler anne adayınaverilerek bloke edici faktörlerin oluşması sağlanır. Bu tedavi ile birçok çift sağlıklı çocuk sahibi olabilmektedir. Lenfosit aşısı yapılan vakalarda canlı doğum olasılığı artarken, bu tedavi sonrası elde edilen gebeliklerde büyüme geriliği, erken doğum ve anomali riskinin azaldığı gösterilmiştir. Bu aşının başarısı anne adayında bloke edici faktörlerin oluşabilmesine bağlıdır. Hastaların %75′inde bu faktörlerin oluştuğu tespit edilmiştir.
Pasif İmmunoterapi (pasif aşılama); intravenöz immunoglobulin uygulaması (damar içine immunglobulin verilmesi) ile yapılır. Genellikle gebelik öncesinde başlanan tedaviye ayda bir kez olmak üzere gebeliğin 28. haftasına dek devam edilir.
Heparin ve bebek aspirini de özellikle pıhtılaşmaya neden olarak düşüğe yol açan bağışıklık sistemi bozukluklarının tedavisinde kullanılabilir.

Jinekolojik Check-Up

Mayıs 26th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Erken teşhis birçok hastalığın tedavisinin ön şartı kabul edilmekte. Sizlere erken teşhis için önereceğimiz konulardan biri de jinekolojik check-up. Özellikle birinci dereceden akrabalarında kanser geçmişi olan risk altındaki kişilerin öncelikli olarak bu check-up olmaları gerekmekte.


Jinekolojik Check-Up
Özellikle risk grubu kadınlarda kesinlikle ihmal edilmemesi gerekir. Risk grubu: anne- baba- kız kardeş- erkek kardeş gibi yakınlarında kanser hastalığı olan kadınlardır. Özellikle meme kanseri; anne ve kız kardeşte varsa üzerinde durulması gereken önemli bir risk unsurudur.

Rahim ve yumurtalık kanserlerinde de durum aynıdır. Yakın akrabalarında bu tür kanser olan kadınlar risk grubu olarak değerlendirirler.
RİSK GRUBUNDA BULUNANLAR KADINLAR İÇİN NELER YAPILIYOR?
Önce risk faktörlerini izah edilerek kadınlar bilinçlendirilmeye çalışılır. Risk durumu tespit edildikten sonra koruyucu olarak yaşam tarzında yapılması gereken değişiklikler tespit edilir.
Örneğin; sigara içiyorsa içmemesi önerilir. Kullandığı ilaçlar tespit edilir. Kullandığı ilaçlarının olası yan etkileri araştırılır. Örneğin menopozdaysa ve hormon yerine koyma (replasman) tedavisi almaktaysa bunların olası zararları izah edilir ve risk faktörü olarak dikkate alınır. Genç hastalarda devamlı kullanılan doğum kontrol hapları soruşturulur.
Diğer sistemik hastalıkları eğer varsa tespit edilir ve devamlı kullandığı ilaçlar soruşturulur. Örneğin; kortizon kullanıp kullanmadığı araştırılır. Kortizon bilindiği gibi bağışıklık sistemini baskılayıcı bir ilaçtır. Kanser de bağışıklık sisteminin zayıflaması ve çökmesiyle çok alakalıdır. Zaten kanserlerin çoğunun ortaya çıkması geçirilen bir psikolojik travma sonucu oluşan bağışıklık sisteminin çökmesi sonrasında oluşur.
Hastanın yaşam tarzındaki diğer kanserojen etkenler tespit edilir. Kaçınılması mümkün olanlardan uzak durması önerilir ve yaşam tarzında değişiklikler yapması tavsiye edilir.
Örneğin; rahim ağzı kanserleri HPV (Human Papilloma Virus) enfeksiyonlarıyla çok ilişkilidir. Yani cinsel hayatı aktif, sık partner değiştiren kadınlarda bu virus enfeksiyonuna yakalanması olasılığı daha fazladır. Böyle bir risk taşıyorsa alabileceği önlemler ile kansere yakalanma olasılığı azaltılmaya çalışılır.
Risk faktörleri belirlendikten sonra jinekolojik muayene yapılır. Ultrason ve pap smear kontrolünden sonra hasta laboratuar testleri için laboratuara, mamografi tetkiki için de radyoloji merkezine sevk edilir.
Rutin jinekolojik check-upı şunları içermektedir:
1- Kan sayımı
2- Tam idrar tahlili
3- Açlık kan şekeri
4- Kandaki biokimyasal analizler
5- Mamografi
6- Ultrasonografi
7- Kemik yoğunluğu
8- Tümör markerler
9-pap smear testi
Bu rutin tetkikler hastanın yaşına ve risk faktörlerine göre değerlendirip azaltılıp çoğaltılabilir ilave tetkikler istenebilir.
Jinekolojik check-up sadece kanser riskini tespit etmeye yönelik değildir. Kadın sağlığında osteoporoz ve kalp hastalığı da önemli risk faktörleridir.
Bu nedenle kan biokimyası ve kemik yoğunluğu da önem taşımaktadır. Aynı şekilde diabet (şeker hastalığı) da önemli bir risk unsurudur. Çünkü her mevcut hastalık diabetle daha komplike bir hale gelmektedir.
Örneğin; menopoz eğer üzerine bir de diabet eklenirse daha komplike bir hal almaktadır. Aynı şekilde genç hastalarda da diabet, hastalığın seyri açısından önem taşımaktadır. Gebelikte diabet, gebeliği oldukça komplike bir hale getirmektedir. Kanser tedavisi görenlerde de diabet mevcudiyeti tedaviye ek bir yük getirmektedir.
Özetlemek gerekirse, jinekolojide risk faktörleri; kanser, diabet, kalp hastalıkları, hipertansiyon, trombo emboli, osteoporoz gibi hastalıklardın ve jinekolojik Check-Up bu tür hastalıkları ortaya çıkarmaya hedeflemektedir.

Genital Hijyenin 10 Altın Kuralı

Mayıs 25th, 2011 Posted in Cinsel Sağlık Tags: ,

Bazen doğru bildiğimiz yanlışlar sağlığımız üzerinde istenmeyen etkilere neden olmaktadır. Cinsel konular hakkında kör bilgilere sahip bir toplum olrak genital temizlikte de birçok yanlışı doğru gibi uygulamamız sorunlara davetiye çıkarmaktadır.


Genital Hijyenin 10 Altın Kuralı
KURAL 1
Doktorunuz aksini önermedikçe vajinanın içini yıkamaya yönelik üretilen hijyen ürünlerini kullanmamalısınız.
Vajina kendini sürekli yenileyen bir organdır. Bu nedenle vajinanın içine bu maddelerin sokularak “temizlik” yapılmaya çalışılması anlamsızdır ve vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine neden olabilir. Bu ürünlerle dış genital bölgenizi temizlemenizde bir sakınca yoktur.
Genital bölgenin gereğinden fazla yıkanarak hijyen sağlanmaya çalışılması vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine katkıda bulunabilir.
KURAL 2
Tuvalet sonrası temizlikte temizliğin önden arkaya (vajinadan anüse doğru yapılması) çok önemlidir.
Temizliği anüsten vajinaya doğru yaptığınızda dışkıdaki kalınbağırsak bakterileri vajinaya ve buradan da idrar borusu yoluyla mesaneye bulaşabilir.
KURAL 3
Genital Bölgenin Kuru Kalması Önemlidir.
Mantar ve diğer bakterilerin nemli ve sıcak ortamlarda daha kolay üremesi nedeniyle genital bölgenin kuru kalması önemlidir. İç çamaşırınızı günlük değiştirmek, naylon yerine pamuklu iç çamaşırları tercih etmek, dar pantolon, çorap ve iç çamaşırı kullanmamakla bunu sağlayabilirsiniz.
KURAL 4
İlişki sonrasında ve diğer tüm zamanlarda idrar yapma ihtiyacı ortaya çıktığında ertelenmemelidir.
İdrar ihtiyacı ertelendiğinde mesanedeki bakteriler enfeksiyon yapmak için “zaman” bulurlar. Halbuki idrar yapılması bakterilerin idrarla birlikte vücuttan atılmasını sağlar.
KURAL 5
Tam hazır olunmadan (yeterli kayganlık oluşmadan) ilişkiye başlanmamalıdır.
Bu önlem mekanik tahrişe meydan vermemek açısından çok önemlidir. Gerekirse doktor önerisine göre kayganlaştırıcı ilaçlar kullanabilirsiniz.
KURAL 6
Adet Kanaması Döneminde Dikkat Edilmesi Gerekenler:
Adet kanaması döneminde olan kadına iş yaşamında, sosyal aktivitelerinde hareket serbestliği sağlaması, denize girebilme imkanı vermesi için üretilen vajinal tamponların kullanımında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tamponun sık aralıklarla yenisiyle değiştirilmesinin ihmal edilmemesidir. Vajinal tamponu yerleştirdiğiniz andan itibaren kanla temas sonrasında bakteriler hızla çoğalmaya başlar.
Vajinal tamponlar uygun kullanıldıklarında vajinanın doğal ortamını bozmazlar. Ancak uzun süre vajina içinde kaldığında bu tamponlar vajinit sorununun gelişimi bir yana, hayatı tehdit eden enfeksiyonlara bile neden olabilirler.

Adet kanaması döneminde cinsel ilişkiyi yasaklamak için yeterli tıbbi neden olmamakla beraber, kendinizi bu dönemde yeterince rahat hissetmiyorsanız eşinize bu durumu iletmeli ve kanamalı dönemlerde ilişkiyi ertelemelisiniz.
Üst genital sistemi enfeksiyonlarının en sık adet kanaması döneminde gerçekleştiği düşünüldüğünden bu açıdan risk altında olan kadınlar (daha önceden geçirilmiş enfeksiyon, çok eşli yaşam veya eşin çok eşli yaşam sürmesi gibi) bu dönemde ilişkide bulunmaktan kaçınmalıdırlar.
KURAL 7
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) açısından risk altında olan biriyle cinsel ilişkiye girdiğinizde eşinizin prezervatif kullanmasını istemek sizin en doğal hakkınızdır.
Bunu sağlayamayacağınızı düşündüğünüzde kadın prezervatifinden faydalanabilirsiniz
Unutmayın: Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) erkekten kadına daha kolay bulaşırlar.

KURAL 8
Genital Temizlikte Dikkat Edilmesi Gerekenler:
Ağda ve jilet genital kılların giderilmesinde oldukça etkilidir. Lakin bu iki yöntem kıl köklerinin enfeksiyonunu kolaylaştırır ve genital bölgenin daha kolay tahriş olmasına neden olur. Genital bölge için geliştirilmiş aletlerden faydalanmak veya makas kullanmak özellikle genital bölgeleri enfeksiyona ve tahrişe duyarlı kadınlarda daha iyi bir seçenek olabilir.
KURAL 9
Tuvalette Alınması Gereken Önlemler:
Klozet kapağının üzerine serilen tek kullanımlık kağıtlar ülkemizde de giderek yaygınlaşmakta ve hatta büyük marketlerde bu kağıtlar herkesin cebinde taşıması için uygun bir şekilde paketlenmiş olarak satılmaktadır. Bu kağıtları mutlaka kullanmalısınız.
Tuvaletlerde diğer bir sorun da tuvaletin içindeki kirli suyun sıçrayarak genital bölgeye değmesidir. Bunu önlemek için kirli suyun üzerini tuvalet kağıdıyla kaplayabilirsiniz. Bunu yapmak mümkün olmadığında dezenfektan madde içeren “mavi su verici tabletlerden” faydalanabilirsiniz.
KURAL 10
Her Kadın Düzenli Olarak Jinekolojik Muayeneden Geçmeli Ve Belirti Ve Bulgulara Duyarlı Olmalıdır.
Kadınlar hiçbir sorunları olmasa dahi yıllık jinekolojik muayene için başvurmalıdırlar. Bu, belirti vermeyen veya geç belirti veren hastalıkların tanı ve tedavisi açısından çok önemlidir.

Menopozla Vücuttaki Değişim

Mayıs 25th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Kadınların yaşamını ciddi manada değiştiren menopoz genellikle hastalık gibi algılansada hayatın rutin bir yönü olarak algılanmalı.Bu yazımızda sizlere menopoz döneminde yaşayacağınız sorunları ve nasıl atlatabileceğinizi anlatacağız.


Menopozla Vücuttaki Değişim
Menopoz kadın hayatının bir evresidir ve bir hastalık olarak değerlendirilmemelidir. Bu dönem, kadının hiçbir şikayeti olmasa dahi doktoruna başvurması durumunda koruyucu hekimlik uygulamalarından büyük faydalar elde edebileceği bir fırsat dönemi olarak görülebilir. Menopoz dönemindeki koruyucu hekimlik uygulamalarının temel amacı yaşla birlikte ortaya çıkma riski artan şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği gibi hastalıkların taramasının yapılması ve erken dönemde tedavisinin sağlanmasıdır. Kadının menopoz döneminde östrojen hormonu salgısının aşırı düşmesiyle birlikte ortaya çıkma riski artan kalp hastalıkları ve kemik erimesini (osteoporoz) önleme konusunda var olan seçenekler hakkında bilgi sahibi olması için yıllık jinekolojik muayenelerini menopoz döneminde de devam ettirmesi özellikle önemlidir.
Östrojen Hormonu Azalmasının Sonuçları
Menopoz dönemine damgasını vuran değişiklik, üreme çağında yumurtalıklardan düzenli olarak salgılanan östrojen hormonunun salgısının azalması ve adet kanamalarının kesilmesidir. Östrojen hormonu azalması bu hormona bağımlı olan dokularda değişiklikler oluşmasına neden olur.
Öncelikle bilinmesi gereken, bazı kadınlarda menopoza girdiklerinde adet kanamasının durması dışında başka hiçbir belirtinin ortaya çıkmamasının tümüyle normal olduğudur. Her kadının doğası farklıdır ve bazı kadınlar menopoz döneminin ilk yıllarını çok hafif belirtilerle atlatırlarken bazıları tedaviye gereksinim duyacak kadar şiddetli belirtiler gösterebilirler.
Menopoz belirtilerinin ortaya çıkıp çıkmamasının toplumdan topluma bile değişebildiği bilinmektedir. Örnek olarak, uzak doğu ülkelerindeki kadınların çoğu ateş basması belirtisini yaşamazlar ve bu ülkelerin konuşma dillerinde bu belirtiyi tarif edecek bir kelime bulunmaz. Menopoza bakış açısı, şartlanmalar, ön yargılar özellikle ateş basması, ruhsal çökkünlük hali, “sinirlilik” gibi belirtilerin şiddetini etkileyebilmektedir.
Menopozda genel olarak östrojen azalmasıyla direkt ilişkili olduğu düşünülen belirtiler aşağıdaki gibi özetlenebilir:
* Ateş basmaları
* Uyku Bozuklukları
* Kemik erimesi (osteoporoz)
* Damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi ve kalp hastalıkları
* Cinsel organlarda gerilemeye bağlı belirtiler
* Yüzde kırışıklıklar
* İdrar yollarında gerilemeye bağlı belirtiler
Menopoz dönemindeki belirtiler erken dönemde ortaya çıkanlar ve daha geç dönemde ortaya çıkanlar olmak üzere gruplandırılabilir. Bu gruplandırma östrojen eksikliği belirtilerinin östrojene bağımlı dokularda “hastalığa” neden olabilmesi için geçen süreyle ilgilidir. Ateş basması ve uyku bozuklukları en erken ortaya çıkan belirtilerdir ve yıllar içinde önce cinsel organlarda ve idrar yollarında gerilemeye bağlı belirtiler, daha geç dönemlerde ise kemik erimesi ve kalp damar sistemine bağlı belirtiler ortaya çıkar.
Yukarıda sayılan tüm belirti ve hastalıklar bir çok kadında hormon tedavisiyle tedavi edilebilir ve hastalık gelişme süreci yavaşlatılabilir.

Frengi (sifiliz)

Frengi genellikle penisilin tedavisi ile kolayca iyileşebilen bir hastalık olup erken teşhisle tam iyileşme sağlanabilmektedir.Önemli olan hastalığın belirtisi olan yaranın çıkmasının ardından iyileşme olması frenginin geçtiği anlamına gelmez doktorunuza başvurmanız gerekir.


Frengi (sifiliz)
Frengi, Treponema pallidum adı verilen bir bakterinin (mikrop) neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde, bu bakteri zaman içerisinde vücuda yayılarak birçok organda hasara neden olur.
Frengi nedir ?

Frengi, Treponema pallidum adı verilen bir bakterinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde, bu bakteri zaman içerisinde vücuda yayılarak birçok organda hasara neden olur.

Frenginin belirtileri nedir?

Hastalık; penis, vajina, anüs (makat) ya da ağız yolu ile bulaşır. Mikrobun sağlam kişiye bulaşmasından sonra ilk belirtiler 10 gün ile 3 ay içerisinde ortaya çıkar. Hastalıkta bir veya daha fazla sayıda, üstü açık, bir santimetre boyutlarında , sert, ağrısız “şankır” adı verilen yaralar oluşur. Bu yaralar, genelde bakterinin ilk bulaştığı cinsel organlar etrafında oluşur. Mikrop daha sonra kan yolu ile bütün vücuda yayılır. Kasık ve boyun lenf bezleri şişebilir.

Frengi şankırı ne zaman ortadan kalkar ?

İster tedavi edilsin ister edilmesin frengi şankırı birkaç hafta içerisinde kendiliğinden kaybolur. Tedavi görmeden yaraların iyileşmesi hastalığın iyileşmesi anlamına gelmez. Bu devrede tedavi edilmeyen hastalarda hastalık ilerler.

Frengi, şankır döneminde tedavi edilmez ise ne olur ?

Hastalık şankır döneminde tedavi edilmez ise, yaraların ortaya çıkışından itibaren 3-6 hafta içerisinde, ellerde, ayaklarda ve vücudun diğer kısımlarında kırmızılıklar (döküntüler) oluşur. Bu kırmızılıkların olduğu bölgelerde de bakteri bulunmaktadır. Bakteri, fiziksel temas sonucu, bu bölgelerdeki yara, sıyrık gibi kısımlardan sağlam kişiye bulaşabilir. Döküntüler genellikle birkaç hafta ya da ay sonra kendiliğinden ortadan kalkar. Döküntüleri ile birlikte; hafif ateş, yorgunluk, baş ağrısı, boğaz ağrısı gibi belirtiler de bulunabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda dahi, bu belitiler kendiliğinden kaybolabilir. Frenginin ikinci dönemi olarak bilinen bu dönem 1-2 yıl devam edebilir.

Frengi, döküntü döneminde de tedavi edilmez ise ne olur ?

Gerek birinci, gerekse ikinci dönemde tedavi edilmeyen frengi vakalarının üçte birinde, hastalık uzunca bir süre sessiz kaldıktan sonra daha ileri bir döneme gider. Bakteri kalp, gözler, beyin, sinir sistemi, kemikler, eklemler başta olmak üzere vücudun birçok yerinde hasarlara neden olur. Bunun sonucu ruhsal bozukluklar, körlük, felçler ve ölüm meydana gelir.

Frengi gebe kadından bebeğine bulaşır mı?

Tedavi edilmeyen frengili gebe kadından, bakteri hamilelik esnasında bebeğe bulaşabilir. Bulaşım riski % 70 dolayındadır. Bu gebelerin ise yaklaşık % 25′i, ölü doğum ya da erken dönem bebek ölümü nedeni ile çocuklarını kaybederler.

Frengi kan nakli ile de geçer mi?

Hastalık mikrobu kanda da bulunduğundan kan da frengi testi yapılır. Test sonucu hastalık bulunduğu anlaşılırsa kan başkalarına verilmez. Kontrolsüz kan nakli ile hastalık sağlam kişiye bulaşabilir.

Frenginin tedavisi var mıdır?

Frengi genellikle penisilin tedavisi ile kolayca iyileşir. Penisilin dozu ve uygulama şekli hekim tarafından belirleneceğinden, cinsel organları etrafında frengi şankırı olanlar kendi kendilerine ilaç kullanmamalıdır. Tedavinin başlangıcından genellikle 24 saat sonra bulaştırıcılık kaybolur.

- Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayınız !
- Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerinden kuşkulandığınızda hekime başvurunuz.
- Cinsel eşinizin de muayene ve gerekirse tedavisini yaptırınız.

Frengiden nasıl korunulur ?

- Cinsel ilişkide kondom kullanınız.
- Cinsel eş sayısının artmasının, hastalık bulaşma riskini de arttırdığını unutmayınız. Tek eşliliği tercih ediniz.
- Size nakledilecek kanda gerekli testlerin yapılıp yapılmadığını sorunuz.
- Hamile iseniz, doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kotrollerinizi yaptırınız.

Klamidya

Cinsel organda bazen hastalığın belirtileri görünse de çoğunlukla doktor teşhisinden önce farkına varılmayan bir durumdur. Hastalığın erken tespiti oldukça önemlidir ve tedavi olunmadıkça infertiliteyle karşılaşmak mümkündür.

Klamidya
Klamidya enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir. A.B.D.de her yıl 4 milyon yeni klamidya vakası görülmektedir ve maalesef bu kadınların %40′ından fazlası hasta olduğunun farkında değildir.

Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermez ve başka bir nedenden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmez. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için yılda bir ya da tercihen 6 ayda bir doktor kontrolü ve tarama testlerinin yapılması şarttır. Bu özellikle genç kadınlarda ve birden fazla partneri olan 35 yaş üstü kadınlarda önemlidir.

Belirtileri

Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve , kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi kalmidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu penisden olan akıntı ve idrar yaparken yanmadır.

Tanı

Tanı hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku örneğinin laboratuarda incelenmesi ile konur. Bu masraflı bir teknik olmasına ve her yerde yapılamamasına rağmen en etkili teşhis yöntemidir. Klamidyayı saptayacak ve tarama testi olarak kullanılabilecek idrar analiz teknikleri geliştirmek amacı ile çalışmalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandığında kişinin son 1 hafta içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır.

Tedavi edilmediği taktirde klamidya enfeksiyonununen ciddi sonucu infertilitedir. Pek çok kadında pelvik iltihabi hastalığın etken faktörü klamidyadır ve vücuda girdikten uzun yıllar sonra bu tabloya neden olabilir. Klamidya enfeksiyonu karın boşluğu içerisinde yapışıklıklara neden olur ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana gelebilir.Enfeksiyon varlığından habersiz olan gebe kadınları bekleyen en büyük tehlike ise erken doğum riski ve bundan çok daha önemlisi doğum esnasında mikroorganizmayı bebeğe bulaştırmaktır. Klamidya bebeklerde göz iltihaplarına neden olur. Trahom adı verilen bu hastalık körlükle dahi sonuçlanabilir. Ayrıca yeni doğanlardaki diğer bir tehlike de klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadında klamidya taraması ideal olarak yapılmalıdır.

Önlem

Klamidya enfeksiyonundan korunmanın en etkili yolu diğer bütün cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi (uzun süreli tek eşli bir ilişki yok ise) kondom kullanmaktır. Bunun dışında yıkanırken akan suyla yıkanmak yani duş yapmak, vajina içini su ile yıkamamak, sentetik iç çamaşır yerine pamuklu olanları tercih etmek, çok dar pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi klamidyadan da korunmada etkilidir. En az yılda bir herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek de genel sağlık açısından önemlidir.

Tedavi

Klamidyanın tedavisi antibiyotikler ile olur.Yapılan araştırmalar sonucu Amerikan Hastalık Kontrol ve Öneme Dairesi klamidya enfeksiyonları için standart protokoller önermiştir. Bu tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi edilebilir. Klamidya ile gonore (bel soğuklu) genelde bir arada bulunduğundan bu hastalıklardan bir teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapılmalıdır.

Göğüs Küçültme

Mayıs 25th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Ameliyat öncesinde doktorunuzla meme boyutu konusunda konuşmalısınız ve eğer genç bir hasta ameliyatı düşünüyorsa ileride bebek emzireceğini özellikle belirtmelidir. Doktorunuzla bu konları aydınlattıktan sonra ameliyatınızı gerçekleştirip normal yaşantınıza kısa zamanda dönebilirsiniz.


Göğüs Küçültme
Memelerin, kişinin gelişimi sırasında veya sonradan büyümesi (şişmanlık veya hamilelik) sadece estetik değil birtakım fiziksel problemlere de yol açmaktadır. Meme ağırlığına bağlı olarak vücudun öne doğru eğilmesi, sırt ve omurga ağrıları, kemik deformasyonları, meme altında gelişen pişik, mantar veya yaralar, boya ve kiloya uygun giysi bulamama gibi problemler hastaları meme küçültme operasyonuna götürmektedir.

Operasyon öncesi; hastanın göğüslerinde büyümenin devam edip etmediği, fiziksel muayene sonucu göğüslerde ele gelen kitlenin olup olmadığı, şayet fizik muayenede şüpheli bir bulgu varsa mutlaka görüntüleme yöntemlerinin (Ultrason, Mammografi vb.) çekilmesi, ek hormon testleri gibi yöntemlerle ek bir sorun araştırılmalıdır. Meme küçültme operasyonunda, cerrahi yöntemin tipine karar verilirken, hastanın ileride planladığı gebelik mutlaka gözönünde bulundurulmalıdır.

Operasyonda memenin bez dokusu, yağ dokusu, derisi ve meme başı alanı (istenirse) küçültülmektedir. Böylece daha küçük, dik ve daha sıkı bir meme elde edilmektedir. Meme küçültmede operasyon öncesi resimler alınır, bir planlama yapılır ve buna göre cerrahi plan meme üzerine çizilir. Operasyon tamamen bu plana dayalı olarak yapılmaktadır. Bu planlama sayesinde o kişiye en uygun ölçüde meme oluşturulmaktadır. Her vücut yapısına göre bir meme ölçüsü vardır. İri bir gövdede küçük bir meme hoş görünmeyecektir.

Meme küçültmede meme hacmine ve hastanın yaşına göre; sadece meme başı çevresindeki limitli bir operasyon izi, meme başından dik aşağıya uzanan bir iz (vertikal teknik) veya ters T şeklindeki bir iz şeklinde olabilir. Bu izler önce kırmızı pembe renkte olur, zaman içinde normal deri rengine döner. İzler ne şeklide olursa olsun meme başı altında sütyen içinde kalmaktadır. Hastalarda sıklıkla meme başı çevresinden, meme altı çizgisine dik uzanan ve orada da kısa bir yatay bacağı olan iz tekniği (vertikal-kısa T tekniği) kullanılmaktadır.

Bu operasyon genel anestezi altında (hasta uyutularak) yapılmaktadır. Operasyon meme hacmine göre değişmekle birlikte yaklaşık 3-5 saat sürmektedir. Hastalar hastanede 1-2 gün kalmaktadır. Daha sonra ayaktan izlenmeye ve pansumanlara alınmaktadır. Memede bulunan ince direnler (içerideki kan toplanmalarını boşaltan boru) operasyon sonrası 1. veya 2. gün alınmaktadır. Her şey normal seyrederse yaklaşık 5-6 pansuman yeterli olmaktadır. Operasyon sonrası günlerde özel taşıyıcı sütyenlerle pansumanlar kolaylaştırılır, şişlikler azaltılır. Memedeki morluklar 7-10 günde, şişlikler yaklaşık 6-8 haftada tamamen geçer. Memeler 5-6 ay içinde tamamen doğal bir görüntü alır. Operasyon sonrası 5-7. günde banyo yapılabilir, 8-10. gün denize ve havuza girilebilir.

Ameliyat sonrası karşılabilecek sorunlar erken ve geç dönem sorunları olarak ikiye ayrılabilir. Erken dönemde kanama, enfeksiyon, yara iyileşmesinde problemler gibi sorunlar son derece nadirdir. Geç dönem sorunları ize veya şekle bağlı sorunları olarak karşınıza çıkabilir. İzlerde belirginlik, kızarıklık, kaşıntı erken dönemde bazı koyu tenli kişilerde sıkça rastlanabilir ve ilaç tedavisini gerektirebilir. Şekille ilgili sorunlar daha çok büyüklük ile ilgili sorunlardır. Bu nedenle ameliyat öncesi arzu edilen meme boyutu vucüdün diğer özellikleri de göz önüne alınarak net bir şekilde konuşulmalıdır. Bu operasyonu düşünen genç bir hasta, daha sonraki zamanlarda süt vermeyi düşünüyorsa, bunu cerraha söylemelidir. Operasyonlarımız genellikle merkezi pedikül tekniği denen ve meme başı-meme bezi ilişkisini bozmayan teknikle yapılmaktadır. Bu teknik süt kanallarını bozmayan tekniktir ve diğer sebepler dışında hasta büyük olasılıkla süt verebilecektir.

Meme Dikleştirme Ameliyatı

Mayıs 25th, 2011 Posted in Kadın Sağlık Tags: ,

Meme dikleştirme ameliyatları son zamanlarda en fazla artış gösteren estetik cerrahi ameliyatlarından olduğu için sizleri bu konuda bilgilendirmek istedik. Ameliyat yaklaşık 1-1,5 saat sürüyormuş ve beklenmeyen bir durum olmadığı sürece 1 gecelik hastane kalımı yetmekte ve kişiler işlerine 3-4 gün içerisinde geri dönebilmekteler.

Meme (Göğüs) Dikleştirme Ameliyatı
Meme dikleştirme ameliyatları, meme küçültme ameliyatlarında kullanılan teknik ve prensiplere benzer olarak yapılan ama meme bezinde bir küçültme işlemi yapmadan, memenin biçiminde yapılan değişiklikleri kapsar. İstatistiklere göre meme büyütme ameliyatları ile beraber hastaların en çok tatmin oldukları ameliyatların başında gelmektedir.

Meme dikleştirme ameliyatları son zamanlarda en fazla artış gösteren estetik cerrahi girişimlerindendir.Bıraktığı izler meme küçültmesi uygulamalarındaki ile aynıdır. Temelde tek fark birinde meme dokusunun alınarak memenin küçültülmesi, diğerinde sadece sarkıklığın giderilmesidir. Teknik olarak her iki ameliyat birbirine çok yakındır.Bunun yanında, ana hatlarıyla meme küçültme ameliyatına kıyasla dikleştirme ameliyatları daha rahat ve iyileşme süreci daha hızlı işlemlerdir.

Bu hasta grubunu özellikle doğum yapmış, yaş ile meme dokusu kaybolmuş buna bağlı sarkmaları olanlar ile ani ve çok kilo vermiş bayanlar oluştururlar. İleri yaşlarda, özellikle doğum yapmış ve bir kaç sefer süt kanallarının dolup boşalması ile meme derisi bollaşan kişilerde bir de hormonal değişimler meme sarkmasını arttırmaktadır.

Meme başı aşağı doğru bakan, meme altı dokuları incelmiş kişiler özellikle ameliyata adaydır. Meme dokusunun katlanması ve meme başının yukarı alınımı ile üst kutuptaki dolgunluk amaçlanmaktadır. Bu nedenle gardrop değiştirici ameliyat olarak da bilinmektedir.

Meme dokusu yeterli olmayan ve biraz büyük görünüm isteyenlerde aynı seansta veya en az 6 ay sonra küçük bir protez kas altına konulabilir. Aynı seansta eğer meme protezinin konulması isteniliyor ise protezin çok hacimli olmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde, özellikle protezin yer çekimine bağlı olarak dikiş hatlarına baskısı yüzünden yara açılmaları görülebilmektedir.

Bize en sık sorulan soru bu ameliyatın neden izli olduğudur. Sarkma problemi ileri derecede olmayan ve daha küçük memelerde tek başına meme protezi uygulaması iyi sonuç verebilmektedir. Ancak diğer vakalarda meme dikleştirme operasyonu –protez olsun, olmasın- gereklidir. En iyi sonucu veren yöntemin ise meme başı çevresinden başlayan ve meme kıvrımına kadar uzanan bir ize neden olacağı düşünülmelidir. Memenin alttan toplanmasının ile meme başının yukarı taşınması gerekliliği nedeni ile izsiz ameliyat değildir. Meme dikleşmesini sağlayan kozmetik veya ağız yolu ile alınabilecek ilaç da bulunmamaktadır. Ancak izin iç çamaşırı içinde gizlenebilmesi ve zaman içinde –kişiden kişiye fark göstermekle beraber- çok daha az belirgin hale gelmesi avantajdır.

Protezle meme büyütme ameliyatları özellikle sarkması olan bayanlarda memelerde tek başına dikleştirme sağlamamaktadır. İzleri kabul etmeyen hastalarımızın bize yine en çok sorduğu sorulardan biri de budur.

Ameliyat süresi aksi durum olmadıkça 1-1,5 saat kadardır. Ameliyat süresinin çoğunu cilt altı atılan dikişler almaktadır. Beklenmeyen bir durum olmadığı sürece 1 gecelik hastane kalımı yetmekte ve kişiler işlerine 3-4 gün içerisinde geri dönebilmektedirler.

Cinsel İlişkide Ağrı-Acı

Mayıs 25th, 2011 Posted in Cinsel Sağlık Tags: ,

Ciddi cinsel sorunlardan biri de ilişki esnasında ağrı yaşanması nedeniyle sorunlu evliliklerin olmasıdır. Bu konuda uzmanların öenerilerini sizlerle paylaşıyoruz. Malum toplumumuzda her zaman ayıp denilerek üstü kapatılan konular sağlıksız cinsel ilşkilerin temen nedeni olarak geçmekte.


Cinsel İlişkide Ağrı-Acı
Cinsel ilişki sırasında ağrı veya acı duyulmasına veya rahatsızlık duymaya tıbbi olarak disparoni adı verilir. Bu ağrı veya acıma vajene giriş sırasında veya girdikten sonra veya penisin hareketi ile vajen girişinde, vajina içinde veya karın içinde hissedilebilir. Şikayet acıma, yanma, ağrı, karın içinde ağrı, basınç hissi, yırtılma gibi bir his veya rahatsızlık duyma şeklinde olabilir.

Bu şikayetin nedeni iki sebepten kaynaklanabilir;

1. Bedensel bir nedenden (organik) dolayı olabileceği gibi
2. Psikolojik nedenlerden dolayı da olabilir.

Şikayetler ilk cinsel ilişki ile başlayabileceği gibi, daha önce rahat ve zevkli ilişki yaşamış bayanlarda bile daha sonradan ortaya da çıkabilir veya ara ara da tekrarlayıp kaybolabilir, koşullara göre değişebilir.

Hangi nedenden dolayı oluştuğu çok çok önemlidir, çünkü tedavi bunun tespitinden sonra nedene yönelik yapılacaktır ve tedavide nasıl bir yol izleneceği ancak muayene ile anlaşılır.

Bedensel nedenler nelerdir?

- kızlık zarıyla ilgili sorunlar (zarın kalın olması gibi )
- vajinada ki darlıkların, kitlelerin yarattığı sorunlar
- vajinadaki kuruluğa – ilişki öncesi ıslanamamaya bağlı şikayet olabilir. Bu bazı enfeksiyonlar sonucu orada ıslanmayı sağlayan bezlerin yapısının bozulmasından, veya yaşlılığa bağlı olarak veya kullanılan bazı ilaçlardan veya bazı tedavilerden veya bazen çok nadir doğuştan olabilir.
- vajinal enfeksiyonların bazıları normalde bile yanma ve kaşıntı yaparlar ki bunlar ilişkide daha fazla sıkıntı yaratabilirler
- herpes virusleride aktif olduklarında ilişkide ağrı,yanma, acıma yaparlar
- bazen normal doğum sırasında vajende veya rahmi tutan bazı bağlarda meydana gelen harabiyetde daha sonra ilişkide şikayete sebep olabilir
- yaşlılığa bağlı vajende esnekliğin azalmasıda acı sebebi olabilir, özellikle menopozdan sonra bu tip şikayetler olabilmektedir, dokular esnekliklerini yitirdiklerinden cinsel ilişki tahrişe ve ağrıya neden olabilir.
- zor doğumlardan sonra yırtılma olduğunda veya doktor tarafında epizyotomi dediğimiz yöntemle doğuma yardım edildiğinde fazla dikiş veya iyileşmesi esnasında enfeksiyon olduğunda dikiş yerleri genelde sertleşerek ve yükselerek iyileşirler (nedbe oluşumu) ve bu nedbeler ilişkide ağrı duyulmasına neden olur.
- allerjik nedenler; prezervatife, eşinin spermine, kullanılan jele veya diğer alerjik nedenlerden dolayı oluşur
- karın içindeki kitleler,enfeksiyonlar
- rahimdeki kitleler
- endometriyozis denilen birhastalık sonucu oluşan yapışıklıklar
- geçirilmiş bazı karın içi ameliaytların sonucu oluşan yapışıklıkların yarattığı şikayetler
- leğen kemiği ( pelvis) kırıkları
- idrar yollarındaki enfeksiyon ve diğer problemler
- çok nadir bazı barsak hastalıkları (Crohn hastalığı-Divertikülit)
- bazen kabızlık
- erkeğin organının normalden büyük olması ve diğer bazı nedenler

Psikolojik nedenler nelerdir ?

Psikolojik nedenlerde genelde kadın duyduğu huzursuzluğu acı olarak tanımlamaktadır

- gebe kalma kaygısı
- nedensiz suçluluk duygusu ve ilişkiden kaçmak için kendine haklı sebep yaratma
- ilişkide normalde kişiye zevk veren basınç hissini yanlış tanımlayıp acı olarak nitelendirmek
- çeşitli korkular
- fobik reaksiyonlar
- partneri sevmemek, başka birini sevmek
- partnerle uyumsuzluk
- taciz, tecavüz gibi olayların yaşanmış olması
- ilk ilişkide çok can acıması ve bunun korkusunun yerleşmesi
- ilişkiye girememe nedeni korku olan yani vajinismuslu kadınlarda bu korkunun acı olarak ifade edilmesi

Tedavi;

Tedavi muayene ve gerekiyorsa yapılan test sonuçlarında bulunan nedenin giderilmesi olarak yapılacaktır. Tedavi bazen sadece bedensel,bazen sadece psikolojik bazen de hem psikolojik hem de bedensel olarak yapılır. Psikolojik olaylarda ise altta yatan sebep olan olayın çözülmesine bağlıdır. Tedavide başarı oranı yüksektir.

Tedavi için; kadın doğum uzmanlarına başvurabilirsiniz.

Böyle bir probleminiz varsa;

Şunu bilmelisiniz ki ilişkide acı hissi kadını cinsellikten soğutur, psikolojik problemler yaratır, kendine saygısını kaybetmesine neden olabilir, kendini yetersiz veya anormal görebilir. Partneri ile arasında soğukluk olur, genelde erkek canı yanan bir kadınla sevişmek istemez, zamanla çiftler arasında saygı kaybı yaşanır, suçlama ve aldatmalar yaşanabilir. Bunları kendinize ve karşınızdakine yaşatmamak, hayatımızın merkezlerinden, kadınla erkeğin en önemli kontağı olan, vazgeçilmez olan cinsellikte, daha güzel, mutlu, uyumlu bir cinsel ilişkiye kavuşmak, partnerinizle daha yakın olmak, kendinize saygı duymak istiyorsanız çekinmeden tedaviye gitmelisiniz.