Gebelikte Nasıl Giyinmeliyiz

Hamilelik döneminde bebeğin gelişimiyle beraber kıyafetlerinizde değişiklik yapmak zorunda kalacaksınız. Peki ne zamandan itibaren hamile kıyafetlerine geçiş yapılmalı ve giyimimize özen göstermediğiniz takdirde ne gibi sorunlar yaşayabilirsiniz.

Gebelikte Nasıl Giyinmeliyiz

Pantolonunuzun düğmesini ilikleyemediğiniz ilk günden itibaren gebelik giysileri giymeye başlayabilirsiniz. Bol ve elastik beli varsa,normal kıyafetlerinizi de giyebilirsiniz.Dar kıyafetler bebeğinize zarar vermez ancak kilonuz arttıkça nefes alma güçlüğü ve halsizlik hissedebilirsiniz.

Göğüsleriniz büyüdükçe eski sutyenleriniz kullanılmaz hale gelir ve üzerinize iyi oturan, destekleyici bir sutyen gebelik sırasında son derece önemlidir.İç çamaşırlarınızda daima pamuklu ürünleri tercih edin.

Sıcak tutan (naylon gibi sentetik) kumaşlardan yapılmış giysiler gebelikte pek uygun olmaz. Çünkü metabolizmanıza bağlı olarak artık sıcağı eskisinden daha fazla hissedeceksiniz.Pamuklu kumaştan yapılmış hafif,esnek,bol giysiler en uygun seçimdir. Açık renkli, seyrek dokulu giysiler serin kalmanızı kolaylaştırır.Hava soğuduğunda kat kat giyinmek idealdir. Sıcak bastığında ya da kapalı yerlere girdiğinizde bazılarını çıkarır, dışarı çıktığınızda giyersiniz.

Tabanının iki katı yüksekliğinde topuğu olan ayakkabılar,sırtınız için tehlikeli olabilecek düz veya yüksek topuklu ayakkabılardan daha uygundur.Deri gibi doğal malzemeden yapılmış ayakkabılar,ayaklarınızın havasız kalmasını önleyecektir.

Gebelikte Hayvan Beslemek

Hamileyken evde hayvan beslemeyin.Çünkü bebeğinizin sağlığını tehdit eden durumlarla karşılaşabilirsiniz. Bu makalede hamilelerin evde hayvan beslemeleri durumunda karşılaşabilecekleri sıkıntılar yer alıyor.

Gebelikte Hayvan Beslemek

Modern toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de evcil havyan besleme alışkanlığı giderek yaygınlık kazanmakta. Pek çok insan evinde kedi, köpek, kuş gibi hayvanlarla beraber yaşamakta. Bu durum evdeki bireylerin sağlığı açısından herhangi bir kaygı yaratmamakla birlikte bireylerden bir hamile kaldığında ya da hamile kalmayı planladığında bu sevimli dostlarımız kadının ve bebeğin sağlığı açısından ciddi endişelere neden olabilmekte.
Evde beslediğiniz evcil hayvanınız eğer düzenli veteriner kontrolünden geçiyorsa, belirli hastalıklara karşı düzenli olarak ilaçlarını alıyor ve aşılanıyorsa sizin ve bebeğiniz için tehlike oluşturması uzak bir olasılıktır. Ancak tehlikeyi en aza indirmek yine sizin elinizdedir. Alacağınız bazı basit önlemler sizi ve bebeğinizi koruyacaktır.

Kedi: Eğer evinizde bir kedi besliyorsanız bu minik dostunuzun sizin için yaratacağı en büyük risk toksoplazmozis adı verilen hastalıktır. Bir parazit enfeksiyonu olan toksoplazmozis düşüklere neden olabileceği gibi bebeğin beyninde de bazı hasarlara yol açabilir. Kediler toksoplazmozis için taşıyıcı vektör görevi görürler. Kendileri hasta olmadan parazitin kendi vücutlarında üremesini sağlarlar. Üreyen parazitler kedinin dışkısı ile atılır ve bu dışkı ile temas eden insanlara bulaşır. Genelde ticari mamalar ile beslenen ve dışarısı ile temas etmeyen kedilerde toksoplazmosiz olmaz. Ancak kediniz bu paraziti çiğ et, ya da çiğ süt yoluyla da alabilir.
Toksoplazmosis parazitini bulaştıran tek etken kediler değildir. Çiğ et ya da uygun şekilde yıkanmamış çiğ sebze ve meyveler özellikle salata yoluyla da toksoplazmosize yakalana bilisiniz. Kedi tırmalaması da çoğu zaman sorun yaratmamakla birlikte cildin bütünlüğü bozulduğundan enfeksiyonlara karşı duyarlı hale gelir. Kedi tırmaladığında mutlaka zaman kaybetmeden tırmalanan yer sabun ile yıkanmalıdır.

Eğer hamileyseniz ve evde bir kediniz varsa aşılarının mutlaka tamam olmasına dikkat edin. Kedinizin dışkısını yaptığı kumu günde 2 defa değiştirin ve değiştiriken mutlaka eldiven kullanın. Kedinizin kumunu değiştirdikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. İdeal olan kedinizin kumunu sizin değil başka bir bireyin değiştirmesidir.

Köpek: Köpeklerden insana gelebilecek en büyük risk kuduzdur. Sadece hamileler değil tüm bireyler bu ölümcül hastalığa karşı önlem almalı tanımadıkları köpekler ile temas etmekten kaçınmalıdır. Ayrıca köpeklerden insanlara kist hidatik ve diğer bazı parazit enfeksiyonları bulaşabilir. Hamilelik bu durumlar açısından fazladan bir risk oluşturmaz. Ortaya çıkan bu enfeksiyonlar da bebeğiniz açısından ciddi bir risk artışına neden olmaz.

Kuşlar: Kuşlar evlerde beslenmek üzere en fazla tercih edilen hayvanlardır. Teorik olarak kuşlardan insanlara bazı hastalıkların bulaşması mümkün olmakla birlikte pratikte pek rastlanılan bir durum değildir. Kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık Psittakozis’tir.Hemen hemen her kuş türü klamidya psittaci adı verilen bir mikroorganizmanın neden olduğu bu hastalığın taşıyıcısı olabilmekle birlikte en sık papağanlardan bulaşır. Bugüne kadar hamilelikte görülen psittakozis enfeksiyonu sayısı son derece azdır. Genelde grip benzeri bulgular verir. Son dönemlerde hasta ya da ölü bir kuşla temas öyküsü olan bir hastada zaatürre bulguları saptandığında psittakozisten şüphelenilmelidir. Psittakozisin gebelikteki etkileri konusunda elde yeterli veri yoktur ancak kafesin temizlenmesi sırasında eldiven kullanılması, ve temizlik sonrası ellerin mutlaka yıkanması yeterlidir. Hamilelik evinizdeki kuşu başka bir yere göndermenizi gerektirmez.

Kemirgenler: Son zamanlarda hamster ya da benzeri kemirgenlerin evde beslenmesi giderek popülarite kazanan bir alışkanlıktır. Genelde zararsız olan bu hayvanlar özellikle hamile kadınlar açısından risk taşırlar. Bu riskin adı Lenfositik Koriyomenenjit virüsüdür (LCMV) ve gelişmekte olan bebeği olumsuz yönde etkileyebilir. Erişkin bir insan bu virüsle karşılaştığında ya hiçbir belirti görülmez ya da hafif grip benzeri belirtiler ortaya çıkabilir. Ancak asıl tehlike bebek açısındandır. LCMV ile enfekte olan bebekte en sık görülen bulgu görme bozukluklarıdır. Bunun yanı sıra serabral palsi, zeka geriliği ve sara benzeri nöbetler gibi sinir sistemini etkileyen bozukluklar olabilir. İlk kez 1933 yılında fark edilen bu virüsü insanlar enfekte kemirgen ile temas ederek ya da enfekte hayvanın bulunduğu ortamdaki havayı soluyarak alabilirler. Bu nedenle hamile olan kadınların evlerinden ve bulundukları ortamlardan bu tür kemirgenleri uzaklaştırmaları uygun olur.

Sürüngenler: Son zamanlarda bazı çevrelerde popülarite kazanan bir başka alışkanlık da iguana gibi sürüngenlerin evcil hayvan olarak beslenmesidir. Tüm sürüngenlerde olduğu gibi minyatür dinazorlara benzeyen iguanaların da barsak sistemi içinde salmonella adı verilen bir bakteri normalde bulunur.Salmonella genelde ishal, bulantı, kusma ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteren ve çoğu zaman basit önlemler ile tedavi edilebilen besin zehirlenmelerine neden olur. Yaşlılar, bağışıklık sistemi sorunu olanlar, 5 yaşından küçük çocuklar ve hamile kadınlar ise salmonella enfeksiyonu açısından yüksek risk grubunu oluştururlar. Salmonella enfeksiyonu hamile kadınlarda ciddi enfeksiyonlara ve düşüklere neden olabilir. Hamile kadınların iguana ve benzeri sürüngenler ile temas etmemesi uygun olur.

Tüm bunların yanı sıra her türlü hayvan ve bunların tüyü insanlarda alerjik yakınmalara neden olabilir.

Anne olmak, bir can dünyaya getirmek, onu yetiştirip hayırlı bir evlat sahibi olmak ne güzel duygular değil mi? Peki bir can dünyaya getirirken başka bir cana kıymak zorunda olmadığınızı biliyor muydunuz?

Evinde kedi ya da köpek besleyen birçok anne adayı yerli yersiz kulaktan dolma bilgilerle beraber yaşadığı minik dostunu sokaklarda yalnızlığa terk ediyor. Bazıları da kendince bir teselli bularak onu eşine dostuna veriyor. Acaba bu yapılanlar ne kadar doğru? Evinde kedisi ya da köpeği olan anne adayı gerçekten tedirgin olmalı mı? Minik dostundan uzaklaşmalı mı? Anneyi gebelikte hangi zoonozlar (hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar) tehdit ediyor? Küçük tedbirlerle bu korkuların anlamsız olduğu doğru mu?

En başta tepki aile büyüklerinden gelir genelde. Kızım aman artık şu sarmanı birine verin çocuga bir şey olur. Bu da sizin içinize bir kurt düşürür adeta. Bu yazımızda size genel konu ile ilgili bilgi vereceğiz .

İlk akla gelen toksoplasmadır; toksoplasma gondi denilen bu hastalığı oluşturan etkenler pişmemiş et ve bir çok evcil hayvanın dışkısında bulunmakta. Hamile kadınlarda eğer daha önce enfeksiyonu geçirmemiş ve bağışıklık gelişmemişse bebeğin düşmesine sebep olabilir. Ancak bunun için hamilelik öncesi hiç bir şekilde toksoplasma etkeni almamış, bağışıklık edinilmemiş ve hamilelik sırasında enfeksiyona yakalanmış olmanın gerekliliğini tekrarlıyorum. Yani hastalığı geçirmiş ve bağışıklık kazanmış kadınların hamileliklerinde toksoplasma yönünden bir problem yaşanmaz. En doğrusu çoğu hanımın yaptığı gibi bebek sahibi olmak istendiğinde doktora başvurularak diğer testlerle beraber toksoplasma testini de yaptırmaktır. Eğer testle bağışık olunduğu anlaşılırsa zaten evdeki kediyle ilgili bir problem yoktur. Test sonucunda bağışık olmadığı anlaşılırsa veteriner hekimle görüşülüp kediden kan alınarak toksoplasma yönünden serolojik muayeneleri yapılır. Eğer kedinin enfekte olduğu anlaşılırsa enfeksiyon kontrol altına alınıncaya ve bağışıklık oturuncaya kadar hamike hanımdan ayrı bir ortamda bulunması sağlanabilir. Ya da burada eşlere hamilelik süresince kedinin dışkılarını temizlemek tedbirini almak düşer.

Kist hydatid, hani hep duymuşuzdur ‘falancanın karaciğerinde kist varmış, evlerinde köpek varmış onun tüyünden bulaşmış’. Aslında hemen suçlu bulunmuştur. Ama aslı; ekinokokus granulosus denilen bir parazittir etken. Parazit minik dostumuzun bağırsağında yaşar. Yetişkin döneme gelince yumurtlar, bağırsak kanalında dışkıyla karışır ve yumurta minik dostlar tuvaletini yaparken tüylere yapışır. Bizler bu yumurtayla bulaşık tüyleri ağız ya da solunum yolu ile alırız çoğu zaman da dışkının zamanla kuruması ile sokaktaki tozla dahi bulaşma olabilir. Organizmamız savunma sistemini devreye sokarak bu yumurtayı egale etme amaçlı bir takım reaksiyonlar gösterir ve yumurta hapsedilmeye çalışılır. Bu da kistin oluşma sebebidir. Dediğimiz gibi bu etken sadece evinizdeki dostunuzdan değil sokaktaki havadan dahi bulaşabilmekte. Korunma yolu belirli periyotlarla yapılan parazit tedavisi ile hiç köpek beslemeyen bir fertle aynı risk grubuna dahil olmaktasınız. Özellikle hamilelik veya bebek dünyaya geldiğinde veteriner hekiminizin minik dostunuzu düzenli olarak uygun ilaçlarla tedavi etmesi gerekir.

Alerji : Gebelikte alerjenlerden uzak durmalıdır. Doktorumuz genelde bunu tembihler. Bu alerjenlerden sık rastlananlardan biri de tüylerdir. Genelde alerjik bünyeye sahip anne adayları evlerinde bir pet beslemezler. Ama yinede birçok alerjik ilaç gebelikte kullanılamadığından temkinli olmakta fayda vardır.

Zoonoz parazitler gebelikte anne karnında bebek beslenirken bebeğin ve annenin gıdalarına ortak olan iç parazitler tabii ki istenmeyen bir durumdur. Elbette bütün çevre parazitin bulaşması için bir faktörken ilk akla gelen yine masum dostumuzdur. Parazit tedavisi düzenli yapılan minik dostumuzu pişmemiş gıdalarla beslememek, dışarıda gezerken kontrol dışı gıdalar almamasını sağlamak tedbirlerin başında gelir.

Diger zoonozlara gelince kuduz, zoonoz askaritler, şap burusella, gebelikte size bu hastalıkları en son bulaştıracak varlık, kurallarına uygun ve aşısı yapılmış evdeki yoldaşınızdır.

Bu yazıklarımız genel bakım ve besleme kurallarına uyulan minik dostlarımızın gebelikte bize ne kadar az zarar verdiğini göstermektedir. Olağanüstü bir durum olmadığı sürece evden onları uzaklaştırmanın gereksiz olduğu unutulmamalıdır. Tabii ki doktorunuzun tavsiyesi en doğru olanıdır. Ama kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmemelidir. Unutulmamalı ki, bütün dünyada petlerin büyüyen çocuğun gelişiminde ne kadar katkı sağladıkları ispatlanmıştır. Öyleyse bırakın bebeğiniz daha anne karnındayken onunla tanışsın. Çünkü ilk oyun arkadaşı o olacaktır. Böylece hem minik dostunuz onun dünyaya gelişini hazmedecek hem de bebeğiniz daha anne karnındayken oyun arkadaşıyla tanışmış olacaktır.

NST Nedir

NST bebeğin iyilik halinin değerlendirilmesinde en sık uygulanan testtir.Bebeğin kalp atımıyla ve hareketleriyle sağlık durumu hakkında bilgi edinilir. Buyurun anne adayları bu yazımız sizleri aydınlatmak için.


NST Nedir
Rahim kasılmalarının olmadığı bir dönemde yapıldığı için üzerinde herhangi bir stres olmayan bebeğin durumu değerlendirilir.Nonstres test olarak adlandırılması bu yüzdendir.annenin dinlenmiş ve tok olduğu bir dönemde yapılması idealdir.

Anne adayı yatar ya da yarı oturur durumdayken ‘Kardiotokograf’ adı verilen bir cihaza bağlı iki prob (yaklaşık 8-10 cm çapında yuvarlak plaka tarzında yapılar) karnına bir kemerle bağlanır. Bu problardan biri bebeğin kalp atışlarını algılar.Diğeri de rahim kasılmalarını ve bunların şiddetini algılar.Aynı zamanda anne adayına bir buton verilir ve bebek hareketlerini her hissedişinde butona basması istenir.Genelde 20 dakika boyunca tüm veriler özel bir kağıt üzerine kaydedilir.
Böylece – 20 dakika içinde bebek kalp atım hızını

- Rahim kasılmaları olup olmadığını ve varsa şiddetini
- Bebek hareketlerinin sıklığını ve bebek hareketleri ile kalp atım hızındaki değişiklikleri
saptamak mümkün olur.Bütün veriler özel bir kağıt üzerine kaydedilir.

Anne karnında bebeklerin kalp atış hızı normalde dakikada 120-160 arasında sürekli bir değişkenlik içindedir.Kısa dönem ve uzun dönem değişkenliği olarak değerlendirilen bu durum bebeğin merkezi sinir sisteminin iyi durumda olduğunu gösterir.Aynı zamanda bebeğin her hareketi kalp atış hızında belirgin bir artışa neden olur. ‘Akselerasyon’ adı verilen bu artışların ne kadar sürdüğü ve kalp atış hızının ne kadar arttığı değerlendirmede önemlidir.

20 dakikalık kayıtta bebeğin kalp atışlarının normal sınırlar içinde olması , değişkenliğin normal olması, bebek hareketleri ile istenen özelliklere sahip akselerasyonların bulunması durumunda NST ’reaktif’ olarak nitelendirilir. Reaktif bir NST bebeğin plasentadan yeterli besin ve oksijen aldığını, merkezi sinir sisteminin iyi çalıştığını gösterir.NST reaktifse bebek için sonraki bir hafta için herhangi bir risk bulunmadığı söylenebilir Ancak doğaldır ki NST nin plasentanın erken ayrılması, göbek kordonu problemleri gibi ani olarak ortaya çıkabilen sorunlar için önceden belirleyici olması mümkün değildir.

İstenen kriterleri karşılamayan NST ler ‘nonreaktif’ olarak nitelendirilir.Non reaktif NST nin yanılma payı hayli yüksektir.Yani bebeğin durum iyi bile olsa NST non reaktif olabilir.Bebeklerin tam olarak aynı olmasa da uyku ve uyanıklık dönemleri olarak isimlendirilebilecek periodları vardır.Uyku döneminde bebek az hareket eder ve kalp atışlarındaki değişkenlik azalır. NST nonreaktif ise bir süre sonra tekrarlanması ya da ‘akustik stimülasyon’ adı verilen bir uyarı sonrası NST ye devam edilmesi önerilir.Tekrarlanan NST lerin hepsi non reaktifse duruma göre CST , fetal biofizik profil veya doppler ultrasonografi ile bebeğin durumunun değerlendirilmesi gerekir.

Hamilelikte Yatış Biçimi

Gebelikte bebeğiniz için kaygılanırsınız ve yaptığınız şeylerin sağlıklı olup olmadığını daha çok düşünürsünüz. Bu döneme kadar uyumak size rahatlatıcı bir faaliyetken bu dönemde uyku pozisyonunuzu eleştirirsiniz ve acaba bebeğim zarar görür mü diye kaygılanırsınız. Bu yazımızda sizlere hamilelikte doğru uyku pozisyonunu anlatıyoruz.


Hamilelikte Yatış Biçimi
Alışık olduğunuz yatış biçiminizden gebelik sırasında vazgeçmeniz, altı yaşındayken oyuncak ayınızdan vazgeçmek kadar zordur. Bu nedenle bir süre uykunuzdan olursunuz, fakat bu durum yalnızca yeni yatış biçimine alışıncaya kadar sürer.

Sıklıkla kullanılan iki yatış biçimi (sırtüstü ve yüzüstü) gebelik sırasında uygun değildir. Çünkü yüzüstü yatış, karnınız büyüdüğü için bir karpuzun üzerinde yatmak ne kadar rahatsa o kadar rahattır. Sırtüstü yatmaksa daha rahat olmasına karşın, rahminizin bütün ağırlığı sırtınızın, barsaklarınızın ve inferior vena cava denen vücudun aşağı kısımlarından kalbe kan geri dönüşünden sorumlu olan damarın üzerine biner. Bu da sırt ağrılarını ve basurları arttırabilir, sindirim işlemini engelleyebilir, solunumu ve dolaşımı bozabilir ve kan basıncınızın düşmesine neden olabilir.

Bu, ayakta uyumanız gerekiyor anlamına gelmiyor. Kıvrılarak ya da uzanarak bir tarafınıza yan yatmanız, tercihen de sol yan tarafınıza yatıp arasına yastık koyarak bir bacağınızı diğerinin üstünde çaprazlamanız, yalnızca sizin için değil bebeğiniz için de en iyi yatış biçimidir. Bu yatış biçimi yalnızca besinlerin ve kanın plasentaya en üst düzeyde ulaşmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda böbreğin işlevlerini en iyi şekilde yerine getirmesini sağlar ki bunun anlamı da atıkların ve sıvıların vücuttan daha iyi atılımı ve diz, ayak ve ellerde daha az şişmedir.

Bununla birlikte çok az insan bütün gece aynı yatış biçiminde kalmayı başarabilir. Uyanır ve kendinizi sırtüstü veya yüzüstü yatar durumda bulursanız telaşlanmayın. Bunun hiçbir zararı yoktur. Yan pozisyona dönün ve uyuyun. Birkaç gece kendinizi rahatsız hissedebilirsiniz, fakat vücudunuz çok yakında yeni yatış biçimine alışacaktır.

Hamilelikte Yolculuk Yapmak

Hamilelik sürecinde anne adayının sağlık durumu her koşulda önem arz etmektedir. Eğer bu süreçte yolculuk yapmak zorunda kalırsanız kesinlikle doktorunuza danışmalısınız. Hamile bayanların yolculukta uzun süre hareketsiz kalması sıkıntı doğurabileceği gibi başka sıkıntılarla da karşılaşılabilir. Bakalım hamilelik döneminde yolculukta nelere dikkat etmeliyiz ve neler sakıncalıdır.

Hamilelikte Yolculuk Yapmak

Bu konuda hekiminizin onayını almalısınız. Eğer kan basıncınız, sekeriniz veya başka herhangi bir sorununuz varsa hekiminiz bu yolculuğu onaylamayabilir. Bu kesinlikle yolculuk yapamazsınız anlamına da gelmez. Doktorunuza bir saatte ulaşabileceğiniz bir yere tatile giderseniz hiçbir sorununuz olmaz. Düşük riski olan gebeliklerin ilk üç ayında düşük riskinin en fazla olmasına karşın ve vücudunuz hala gebeliğin neden olduğu bedensel ve duygusal değişikliklere ayak uydurmaya çalışıyor olsa da uzun yolculuklar yapmak sakıncalı değildir. Fakat gebeliğin son aylarında uzun yolculuklar yapmak pek önerilmez. Çünkü doğumunuz erken başlarsa hekiminize ulaşamayabilirsiniz.

Sıcak iklimli bölgelere tatile gittiğinizde zaten artmış olan metabolizmanız nedeniyle pek rahat edemeyebilirsiniz. Yüksek rakımlı bölgelere tatile gitmeniz tehlikeli olabilir. Çünkü vücudunuzun oradaki az oksijene uyum sağlamaya çalışması sizi ve bebeğinizi zor durumda bırakabilir. Eğer yüksek bir yere gitmeyi düşünüyorsanız, varışınızdan günlerce sonra ortaya çıkabilecek Akut Dağ Hastalığı’na karşı önlem almalısınız. Eğer son aylarınızdaysanız hekiminiz gideceğiniz yere vardığınızda bir tane, daha sonraki ilk iki gün için günlük, daha sonra haftada iki kere olmak üzere zorlamasız test yapılmasını önerebilir. Bebeğinizde sıkıntı olduğunu gösteren herhangi bir işaretle oksijen verilmeye başlanır ve alçak yörelere dönmeniz gerektiği anlaşılmış olur.

Bazı aşılar gebelikte sakıncalı olduğu için giderken aşı yaptırmanız gereken azgelişmiş ülkeler de tatil için uygun değildir. Bu bölgelerin bazıları henüz aşısı üretilmemiş bulaşıcı hastalıkların görüldükleri yerler de olabilir.

Hekiminizden izin aldığınızda, küçük bir planlamaya, kendiniz ve bebeğiniz için güvenli ve iyi bir yolculuk için biraz önlem almaya gereksinmeniz olacaktır.

Rahatlatıcı Bir Gezi Planlayın. Altı günde dokuz şehrin gezildiği büyük bir tur yerine tek bir yere gitmeyi yeğleyin. Kendi düzenlediğiniz bir yürüyüş gezisi, sizin için düzenlenmiş bir grup turundan daha iyidir. Bir kaç saatlik bir şehir ve alışveriş turu yerine okuma, gevşeme ve şekerlemeyle geçirilen bir zaman sizin için daha yararlıdır.

Diyet Programınızı Yanınıza Alın. Siz tatilde olabilirsiniz fakat bebeğiniz hala büyümek için canla başla çalışıyordur ve hala aynı besinlere ihtiyacı vardır. Öğünlerinizden toptan fedakarlık etmeniz gerekmez, birazcık tedbirli olmanız yeter. Bebeğinize gereken besinleri sağlamaya çalışırken siz de özel yemeklerden tadabileceğiniz şekilde dikkatli siparişler verin. Çok iyi bir akşam yemeği yemek için, sabah kahvaltısı veya öğle yemeğini atlamayın.

Su İçmeyin. Yurt dışına seyahat ediyorsanız sağlıklı olduğundan emin olmadığınız suları kesinlikle içmeyin. Meyve suları veya şişe suyu ile günlük sıvı ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Bazı bölgelerde çiğ, soyulmamış meyve ve sebzeleri yemek de sağlıklı olmayabilir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak için hekiminize başvurun.

Gerekli Olabilecek Şeyleri Yanınıza Alın. Yolculuğunuz sırasında yeteri kadar vitamin almanızı garantilemek için, yanınıza taze süt bulamayacağınızı düşünerek süt tozu; kepekli ekmek bulamayacağınızı düşünerek veya beyaz ekmeği zenginleştirmek için bir kavanoz yulaf ezmesi alın. Hekiminiz tarafından yolculuk için önerilen mide haplarınızı, gerektiği zaman bakmak için en iyi gebelik kitabınızı, bir çift rahat ayakkabıyı ve genel tuvalete girmeniz gerekirse kullanmak üzere bir tuvalet temizleyicisini alın.

Gideceğiniz Yerdeki Kadın Doğum Uzmanının Telefon Numarasını Edinin. Herhangi acil bir durum için bu numaranın elinizin altında bulunması iyi olur. Hekiminiz de gideceğiniz yerdeki bir hekim arkadaşını önerebilir. Eğer önermezse gideceğiniz yerin sağlık müdürlüğünden bu konuda bilgi alabilirsiniz. Bazı büyük otel zincirlerinde bu tip bilgiler bulunabilir. Eğer herhangi bir nedenle acilen bir hekime ihtiyacınız olursa ve hekim bulamazsanız en yakın hastaneye veya acil servise başvurun.

Sizinle İlgili Tıbbi Bilgiler Yanınızda Olsun. Her yolculuğunuzda böyle yapmalısınız ancak gebeliğinizde daha çok özen göstermelisiniz. Bu kartlarda kan grubunuz, kullandığınız ilaçlar veya alerjik olduğunuz ilaçlar ile gerekli diğer tıbbi bilgiler, hekiminizin adı, adresi, telefon numarası bulunmalıdır. Çantanızın kaybolabileceğini de düşünüp pasaportunuzun içine bu kartlardan bir tane koyun.

Yolculuğun Yol Açabileceği Sorunları Bilin. Günlük programınızdaki ve diyetinizdeki değişiklikler kabızlık çekmenize neden olabilir. Bundan kaçınmak için üç şey önemlidir: lifli besinler, sıvı ve alıştırma. Sabah kahvaltınızı biraz erken yapmak da yararlı olabilir, böylelikle günlük programınıza başlamadan önce tuvalete ayıracak vakit bulabilirsiniz.

Gitmeniz Gerektiğinde Gidin. İdrar yolu enfeksiyonu veya kabızlık çekmemek için tuvalete gitmeyi ertelemeyin. Gereksinme duyar duymaz gidin.

Gereksinmeniz O1duğunda Destek Alın. Eğer varis sorununuz varsa (hatta yalnızca varisiniz olduğundan şüphelenseniz bile ) uzun zaman oturacağınızda (arabada, uçakta veya trende) ve çok uzun zaman ayakta kalacağınızda (müzede) varis çorabı giyin.

Yolculukta Uzun Süre Hareketsiz Kalmayın. Uzun süre oturmak bacaklarınızdaki kan dolaşımını kısıtlayabilir. Öyleyse uçakta veya trendeyken en azından bir veya iki saat arayla bir süre kalkın ve yürüyün. Eğer otomobilde seyahat ediyorsanız, mola vermeden iki saatten uzun yolculuklar yapmayın.

Uçakla Yolculuk Yapıyorsanız. Uçmayı düşündüğünüz havayolları şirketinin gebe kadınlar için özel düzenlemeleri olup olmadığını kontrol edin. Uçağın ön bölümünde yer alabilmek için yeterince erken davranın (gereğinde ayağa kalkabilmeniz, yürüyüş yapabilmeniz için koridor kenarı olması daha iyi olur). Basıncı ayarlanmamış kabinlerde uçmayın. Bütün ticari jetlerde basınç ayarlaması yapılmıştır. Fakat bazı özel havayollarında veya özel uçaklarda bu ayarlama yapılmamış olabilir ve yükseklerdeki basınç değişiklikleri sizin ve bebeğinizin oksijeninizi azaltabilir.

Seyahat tarifesine bakarken özel yemek listeleri olup olmadığını kontrol edin ve eğer varsa kepekli ekmeği ve yüksek proteinli besinleri seçin. Bazı havayollarında bulunan düşük kolesterollü, vejetaryen ve deniz ürünleri içeren öğünler seçiminizde kolaylık sağlar. Hava ulaşımının neden olduğu su kaybını önlemek için bol miktarda su, süt ve meyve suyu için. Havayollarının vereceği öğünü desteklemek için yanınızda kepekli krakerler, peynir, çiğ sebzeler ve taze meyveler bulundurun.

Emniyet kemerinizi karninizin altından rahat olacak bir şekilde takın. Eğer saat farkı olacak kadar uzağa yolculuk yapıyorsanız, bunun yaratacağı yorgunluk ve kafa karışıklığını dikkate alın. Gideceğiniz yerdeki zamana alışmak için oraya varınca kendinize birkaç gün zaman tanıyın. Yemek saatlerinizi ve yatma saatinizi bulunduğunuz yerin zamanına göre yavaş yavaş ileri veya geri almanın da size yararı olabilir.

Arabayla Yolculuk Yapıyorsanız. Yanınızda acıktığınız zamanlar için içinde atıştırabileceğiniz besleyici yiyecekler ve bir termos süt veya meyve suyu bulunan yiyecek çantası bulundurun. Eğer uzun süreli yolculuk yapacaksanız, oturacağınız koltuğun rahat olduğundan emin olun. Eğer rahat değilse otomobil aksesuarları satan herhangi bir dükkandan sırtınızı destekleyen bir yastık almayı düşünebilirsiniz. Boynunuzu bir yastıkla desteklemek rahatınızı artırır. Eğer arka koltukta oturmuyorsanız koltuğunuzu olabildiğince geriye iterek bacaklarınıza en geniş hareket alanını sağlayın. Elbette emniyet kemeriniz yeterince gevşek olmalıdır.

Trenle Yolculuk Yapıyorsanız. Trende akşam yemeği servisi olup olmadığını kontrol edin, eğer yoksa yanınıza yeteri kadar besin alın. Eğer tüm gece seyahat edecekseniz yataklı vagonu tercih edin.

Lohusalık Depresyonu Nedir

Anne adayları uğraştırıcı ve yorucu 9 aylık bekleyişin ardından bebeğinin gelmesiyle rahatlamayı arzular. Ancak bazı anne adaylarının bünyesi, anneliğin bu koşuşturmalı günlerini kaldıramayıp doğum sonrasında mutsuz olur, en ufak şeyden etkilenir. Aşırı hassas olan sinirler her davranışı şekillendirir ve sonrasında pişmanlık hissedilir. Bu duruma lohusalık depresyonu denir.

Lohusalık Depresyonu Nedir

Doğum Sonrası Depresyonun Belirtileri Nelerdir?

Depresyon, kısa süreli annelik hüznünden farklı ve daha ağır süreçtir. Doğum yapan kadınların yüzde beş yada onluk kısmında görülür. Doğum sonrasında ki ilk altı aylık dönemde ortaya çıkabilir. Belirtileri ise; uyku düzeninin bozulması -az yada fazla uyku isteği-, iştahındaki değişimler, mutsuzluk ve çökkünlük hissi, bebeğin yada kendisinin bakımında zorlanma, sinirlilik, tahammülsüzlük, endişe ve kaygı duyulması olarak sıralanabilir. Uzun süreceğinden bir uzman tarafından değerlendirilip annelik hüznünden farklı olduğu tesbit edilerek kontrollü tedaviye başlanmalıdır. Tedavi edilmediğinde düzelmesi uzun süreceğinden hayatı zorlaştırabilir. İlaç tedavisi uygulanabilir bu yüzden uzman görüşmeleri ile emzirmeye ara verilebilir.

Doğum Sonrası Depresyonun Nedenleri Nelerdir?

Depresyona birçok şey etken olabilir. Belirlenen bazı riskleri şöyle sıralanabilir: Önceki doğumunda depresyon geçirmiş olmak, zorlu gebelik süreci, doğumun zor ve uzun süreli olması, evlilikte yaşanan sorunlar, istenmeyen gebelik, kayıp ile sonuçlanan hamilelik, sosyal desteğin yetersizliği, anne-bebek ayrılığı, sosyo-ekonomik sorunlar ve doğum öncesi oluşmuş psikolojik sorunlar denilebilir. Ayrıca doğum sonrasındaki fiziksel ve biyolojik hızlı değişim, sosyal yaşantıdaki değişimler de depresyonu başlatan etkenler arasındadır.

Doğum Sonrası Psikoz (Post Partum Psikoz) Nedir?

Çok sık görülmese de ciddi bir durumdur. Yine doğum sonrasındaki ilk günlerde fark edilebilir. Düşünce sistemi bozukluğu ile gerçeği değerlendiremezler. Bebeğin kendisinin olmadığını düşünür,bebeğin sağlığına dair endişeye kapılır ya da bebeğin zarar görmesinden korkar. Böylece hem kendine hemde bebeğe bakamayacak duruma gelir.

Bazen halüsinasyonlara da rastlanır, duygudurumunda dalgalanmalar, içe kapanma ya da taşkınlık oluşur, uyku düzeni ve beslenme de rahatsız edici boyutlarda bozulur. Annenin bebeğe ya da kendisine zarar verme gibi eğilimleri de görülebilir. Bu durumda aile yakınlarından bebeğin bakımını üstlenmeleri istenir ve annenin bir sağlık merkezine yatışı ile tedavi süreci başlatılır. Tedavinin başlamasıyla annenin davranışlarında değişim gözlense de tedaviye devam edilir, iyileşmesi uzun sürer.

Bebek Cinsiyeti Seçimi Sırasında Merak Edilenler

Gebelikten haberdar olunduğu andan itibaren anne ve babanın merakını cezbeden konu bebeğin cinsiyetidir. Gelişen tıp insanlara her türlü imkanı sunduğu gibi bebeğinin cinsiyetini seçme imkanı da sunmaya başladı. Uzman Dr. Halil İbrahim Tekin yapmış olduğu açıklamayla sizlere bu konuda bilgileri sunuyoruz.


Bebek Cinsiyeti Seçimi Sırasında Merak Edilenler
Dr. Halil İbrahim Tekin ile yaptığımız röportaj sonrasında cinsiyet seçimi ile ilgili bilinmesi gereken bir çok konuyu sizlerle paylaşıyoruz.

Cinsiyet seçimi uygulamasıyla Tüp bebek tedavisi arasında ne gibi farklar vardır?
Cinsiyet seçimi yaparken işlemin çalışabilmesi amacıyla fazla miktarda yumurtaya ihtiyaç vardır. Bu nedenle yumurtalıkları uyarmak amacıyla kullanılan ilaçlar ve kullanma biçimi değişmektedir.Yumurtalar MII adı verilen 23 kromozom içeren İCSİ işlemine uygun olmalıdır. İki-Üç tane sağlıklı (ki genetik testleri cinsiyet belirlemenin haricinde standartlara uygun olarak yapılmaktadır) istenen cinsiyette embriyoyu beşinci gün transfer etmek istiyoruz. Yaşa göre değişmekle beraber yüzde altmış altı olan hamilelik oranını yakalayabilmek amacıyla en az iyi kalitede iki tane embriyo transfere dilmelidir.

Cinsiyet seçimiyle bebek sahibi olduğumda bebeğimin herhangi bir genetik hastalığı olabilir mi ?
Cinsiyet tayini işlemiyle beraber en çok karşılaşılan genetik hastalıklar da incelenmektedir. İstemeniz halinde her çeşit genetik rahatsızlık teşhisi konulabilir. Tek gen hastalıkları ve yirmi üç çift kromozoma dek genetik teşhis mümkündür.

Cinsiyet belirleme ile bebek sahibi olmak istediğimde belli bir yaş sınırı var mıdır?
Herhangi bir yaş sınırlaması yoktur.Rahmi olan her kadın cinsiyet tayini işlemini yaptırabilir.

Cinsiyet tayini ile bebek sahibi olmadan önce ne gibi testler yaptırmam icab ediyor?
Sperm testi ve HSG adı verilen ilaçlı rahim filmi yaptırmak gerekir. Bu testi daha önceden yaptırmamış olanlar Kıbrıs’a geldiğinde bu testleri yatırabilirler.

Cinsiyet Secimi için tedavi süresi ne kadardır. Nasıl bir yol izlenmelidir?
Öncelikle yapılması gereken bu işi yapacak olan merkezdeki hekimle görüşmektir. Çeşitli yollardan önce yazışılp randevu alınır ve mutlaka bir sperm testi ve ilaçlı rahim filmiyle doktorla görüşülüp muayane olunur. Doktorunuz size yapılması gereken ön tetki varsa bu konuda sizi yönlendirir.Tedavinizi belirler ve takibini sağlar.İlk görüşmeler 6yaklaşık 1 saatte biter.Daha sonra tedavi şekilllenir.+ Tedavi 10 gün kadar iğne içerir ve adetin 2. veya 3. günü başlar+ Adetin yaklaşık 14. günü hafif bir anestezi ile yumurtalar toplanır ve sperm ile döllenir.+ 3 gün sonra gelişen embriyolara genetik test yapmak için blastomer biopsisi yapılır+ İsteyen hastalar 14. ila 19. gün arasında kendi memleketlerine gidebilirler.+ Yumurta toplamadan 5 gün sonra oluşan embriyolar anne adayına transferedilir.

Cinsiyet tayini yapılması Türkiye’de niçin yasaklanmıştır?
Çeşitli dini ve sosyal sebepler nedenler olduğunu düşünüyorum.

Cinsiyet Tayini sırasında sperm veya yumurta başka birinden mi alınır ?
Hastanın kendi yumurtası ve spermi bulunuyorsa başka bir sperm ya da yumurta kullanmak mantık dışı olur.Çünki her yumurta ve spermin bir maliyeti vardır.

Normal ilişki ile hamile kalındığında bebeğin cinsiyetini tayin etme gibi bir şansı var mıdır?
Bilimsel olarak kanıtlanmış böyle bir yöntem yoktur.

Genetik ya da Kalıtsal hastalıkları olan kişilerde cinsiyet tayiniyle çocuk sahibi olabilir mi?
İlaçlarla tedavisi kontrol edilebilen hastalar bu yöntemi uygulamayabilir.

Cinsiyet tayini yaptırmak istediğimizde herhangi bir sağlık güvencesi ile tedavi mümkün müdür?
Malesef SGK yada diğer özel sigortalar ile tedavi mümkün değildir.

Yumurtalarım Çok kaliteli değil buna rağmen cinsiyet tayiniyle çocuk sahibi olabilir miyim?
Evet mümkündür, olabilirsiniz.

Spermleri az ya da hareketsiz olan beylerde cinsiyet tayininde problem olur mu?
Her iki durumda da yapılabilmektedir.

İdeal Annelik Yaşı Kaç Olmalı

Gebelik süreci kadının vücudunda ciddi değişimlerin yaşandığı bir süreçtir. Bu süreçte anne adayının yaşı, metabolizması ve sağlığı ideal konumda olmalıdır ki bebeğin sağlığı ve gelişimi de istendik şekilde ilerlesin. Peki ideal annelik yaşı nedir, erken yaşta ve ileri yaşlarda gebelik bebeğin gelişimini ne şekilde etkiler. Bu konuda sizler için hazırlamış olduğumuz bilgileri sunuyoruz.


İdeal Annelik Yaşı Kaç Olmalı

Günümüzde ileri yaş dediğimiz 35 yaş üstünde gebelik sayıları artmıştır. İdeal gebelik yaşları 20-35 yaşları arasındadır. Kadınların çalışma ve sosyal hayat içinde daha fazla yer almaları, eğitim süreçlerini daha uzun tutmaları ve infertilite (kısırlık) tedavi yöntemlerinin ilerlemiş olması nedeniyle gebelik yaşı daha ileri yaşlara kalabilmektedir. Özellikle ilk gebeliğini 30′lu yaşlardan sonra geçiren pek çok kadın mevcuttur. Son 10-20 yılda bu durumun sıklığı artmıştır.

Kadının yaşı ilerledikçe gebelik olasılığı da azalır. Çünkü yumurtalık fonksiyonları yavaşlar, yumurta sayı ve kaliteleri azalır. Dolayısıyla gebe kalma potansiyallerinde azalma olur. 35 yaştan sonra her adet döngüsünde yumurtlama olmayabilir.

Yaş artışıyla beraber bazı problemlerin de görülme olasılığı artar. Öncelikle kromozomal hastalıklar ve özellikle Down Sendromu görülme riskinde yaşa bağlı istatiksel bir artış mevcuttur. Bu hastalıkta zeka geriliği ile birlikte bazı kalp ve organ anomalileri mevcuttur. Ancak gebelik sırasında yapılan bazı tarama testleri (ikili-üçlü test) ile risk hesaplanır ve riskli gebelerde prenatal testler ile (amniosentez-koryon villus biyopsisi ) kromozom analizi yapılarak fetusta bu hastalığın olup olmadığı tespit edilebilir.

Yaş ilerledikçe insanlarda hipertansiyon veya şeker hastalığı gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artmaktadır.

Boş Gebelik Nedir

Halk arasında su hamileliği olarak adlandırılan boş gebelik; hamilelik kesesini oluşturan zar ve plasenta oluşurken bu yapıların içerisinde bir bebek bulunmamasıdır. Ultrasonda embriyo ve kalp atımları görülmesi gereken haftalarda kesenin boş olarak izlenmesiyle tanı konulur.

Boş Gebelik Nedir
Düşükler her zaman aynı belirtilerle oluşmaz. Bazen kanama veya ağrı henüz başlamamışken teşhis edilebilen düşükler vardır. Gebelik kesesi görülmesine rağmen embriyonun gelişmemesi veya çok erken dönemde gelişmesinin durması nedeniyle görülmemesi Anembriyonik gebeliği düşündürür ve bu durum bir düşük türüdür. Boş gebelikte gebelik kesesini oluşturan zar ve plasenta mevcutken,içinde fetüs bulunmaz.
Belirtileri
Normal bir gebelikten hiçbir fark yoktur. Ancak ultrason kontrolünde farkedilebilir.Yapılan ultrasonda gebelik haftasına göre embriyo görülmesi gerekirken, görülmez.Bu durumda tanı konur.(Embriyonun abdominal ultrasonografide 6 haftalıkken, vajinal ultrasonografide ise 5.5 haftalıkken görülmesi gerekir.Yine de hesaplamada oluşabilecek hatalardan dolayı tanıda aceleci davranmamak,en azından bir hafta bekleyerek durumun seyri hakkında yeterli bilgi edinmek gerekir.)
Nedenleri
Sperm ve yumurtalarda kalite düşüklüğünden ya da kromozomal bir anomaliden kaynaklanır.Hemen kalıtsal olduğu düşünülmemelidir.O gebeliğe mahsustur,tekrarlama olasılığı düşüktür.Ancak 2 ya da daha fazla düşük yaşandığında anne ve babada genetik bir problem olduğu düşünülebilir.

Tedavi
Anembriyonik gebelik tanısının kesin olduğu durumlarda gebeliğin en kısa zamanda kürtaj ile sonlandırılması gerekir.Bir sonraki adet döneminden sonra tekrar gebelik denenebilir.

Sırt Ağrılarının Nedenleri

Aslında sırt ağrılarının nedeni kas gerilmesidir. Kasları germeye neden olan her faktör sırt ağrılarına neden olur. Kaslar gerildiği zamanda sinirleri sıkıştırır ve ağrı duyarız.Gelin neden sırt ağrısı çektiğinizi birlikte öğrenelim.


Sırt Ağrılarının Nedenleri
Dayanılmaz derecede insanı rahatsız edebilen sırt ağrıları, günümüz insanının, yoğun iş hayatı veya başka nedenlerle karşılaştıkları büyük sorunlardan biridir. Araştırmalar her beş kişiden birinin sırt ağrısı çektiğini göstermektedir.

Bu kadar sıklıkla rastlanan sırt ağrılarının nedenleri ve tedavi yöntemlerini sizler için araştırdık.

NEDENLERİ NELERDİR?

Aslında sırt ağrılarının nedeni kas gerilmesidir. Kasları germeye neden olan her faktör sırt ağrılarına neden olur. Kaslar gerildiği zamanda sinirleri sıkıştırır ve ağrı duyarız. Peki, nedir bu faktörler?

* Ağır ve dengesiz yük kaldırma

* Ani hareketler yapma

* Cereyanda kalma

* Sürekli aynı pozisyonda eğik kalma ( TV izleme gibi)

* Terli terli soğuk havaya maruz kalma

* Ani ısı değişiklikleri

* Klima ve vantilatörde uzun süre kalma

* Stresli bir hayat

Bunlardan başka bazı hastalıklar da sırt ağrılarına neden olmaktadır. Bu hastalıklar Schuermann hastalığı, Enflamatuar (İltihaplı) romatizmal hastalıklar, Osteoporoz, Kanser, Oransızlık problemleri, Kalp hastalıkları, Zona ( Sinir uçlarında iltihaplanma) dır.

Tedavi için ne yapabilirim?

Tedaviye geçmeden önce şunu belirtmeliyim ki, rahatsız olmadan önce önlem almak daha kolaydır. Daha da iyisi bütün bunlar yaşanmadan önce düzenli sırt egzersizleri yapın. Düzenli egzersiz sırt kaslarınızı çalıştığından ağrımaları zorlaştırmaktadır.

Bütün bunlara rağmen gene de sırtınız ağrıyorsa bir doktora görünmenizde yarar vardır. Doktorunuz size ağrı kesici ilaçlar ve kas gevşetici haplar veya merhemler verebilir. Evde yapabileceğiniz ağrılı bölgeye ısıtılmış bez, sıcak su torbası gibi sıcak uygulamaları sizin kaslarınızın gevşemesine yardımcı olacaktır.

Bunu yanı sıra uygun masaj teknikleri de ağrılarınızı dindirebilir. Doktorunuz size bazı durumlarda fizik tedavi önerebilir. Bunun yanında güneş, deniz, sıcak kum, kaplıcalar çok faydalıdır. Soğuktan mümkün olduğunca korunmak gereklidir.

DİKKAT!

Eğer sırt ağrılarınıza aşağıdaki bulgular da eşlik ediyorsa teşekküllü bir hastanede, alanında uzman bir doktora görünmenizde fayda mülahaza etmekteyiz.

* Şiddetli ağrı, gece terlemesi, kilo kaybetme, boy kısalması

* Bacaklarda güç kaybı, uyuşukluk, idrarda protein atılımı