Diyabetlilerin Ayak Bakımı

Diyabet hastalarının en çok önem göstermeleri gereken organları ayaklarıdır. Ayak bakımı diyabet hastalarına özellikle altı çizilerek anlatılır. Bu hastalığın ayaklar üzerindeki etkisini hep birlikte öğrenelim ve buna göre tedbirimizi alalım.


Diyabetlilerin Ayak Bakımı
Diyabetlilerde yıllar içinde dikkat edilmesi gereken önemli bir konu ayak bakımıdır. Çeşitli nedenlerden dolayı diyabetlinin ayaklarına özel itina göstermesi gerekmektedir. Bunlardan ayak ve bacak damarlarındaki daralma ve benzeri dolaşım bozuklukları, önemlidir. Diyabet, yaşlanma, sigara içimi gibi nedenlerle bacak damarlarında sertleşme, kireçlenme ve dolaşım bozukluğu ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan tedavisiz ve kontrolsüz diyabette bacak ve ayaklardaki sinirlerin işlevleri bozulmakta, ağrı, sıcaklık ve dokunma hissinde azalma olabilmektedir (nöropati). Böylece ayaklardaki yaralanmalar hissedilmemekte, fark edilememekte olaya, enfeksiyon (iltihap) eklenmekte ve fark edildiğinde tedavisi zor olmaktadır.
Unutulmaması gereken nokta; vücudun ağırlığını taşıyan ve en çok baskı altında kalan organlardan biri olan ayakların, yaralanmalara en açık organ olduğudur.
Bahsettiğimiz bu risk faktörleri, hastalıkla uzun süre beraber yaşayan ve kan şekeri kontrolü iyi olmayan hastalarda daha sık görülmektedir.
Nöropati ile ayak yaraları nasıl oluşur?
Ayaklara batabilen çivi, iğne gibi yabancı cisimlerin ağrısı hissedilmez, iltihaplara zemin hazırlar.
Çoraplardaki kıvrımlar, ayakkabı yaralamaları (vuruklar) ayakkabı içinde unutulmuş küçük kum ve v.b. maddeler, ayaklarda tahriş ve küçük yaralanmalara neden olabilmekte ancak bunların ağrısı hissedilmediğinden olay ilerlemektedir.
Ayaklarının üşüdüğünden yakınan ve ısınmak için ayaklarını soba ve kalorifere yaklaştıran diyabetlide yanık ortaya çıkabilmektedir.
Tırnak batmaları ağrı vermediğinden olaya enfeksiyon eklenmesi ve ayağın şişmesi ile hasta olayın farkına varmaktadır.
Ayak sorunlarının büyük çoğunluğu, uygun olmayan ve yetersiz ayak bakımı ve ayakkabı sorunları ile ortaya çıkmaktadır. Tırnakların yanlış kesilmesi, tırnak batması, nasırlar, ayaklarda kesik, ayakkabı vurmaları, yanıklar, parmak aralarındaki mantarlar en sık rastlanan ayak yarası oluşma nedenleridir.
Hangi ayak tehlike altındadır?
Ayaklarınız kuruyorsa
Parmak aralarında mantar varsa
Ayaklarınızda kabarcıklar, su toplamaları oluyorsa
Ayaklarda nasır varsa
Ayaklarda üşüme, duymada, dokunmada hissizlik varsa
Sigara içiliyorsa
Tırnaklar kalınlaşma, şekil değişimi veya içe kıvrılma varsa
Bu kadar dramatik sonuçları olabilen ayak sorunları nasıl önlenebilir?
Doktorunuza gittiğinizde ayaklarınızı muayene ettirmeli, nöropati, dolaşım bozukluğu olup olmadığını öğrenmelisiniz. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.
Ayaklarınızın günlük bakımını ihmal etmemelisiniz. Günlük bakım için aşağıdakileri uygulayın;
Hergün ayaklarınızı ılık (suyun sıcaklığını dirseğinizle kontrol edin) su ile ve sabunla yıkayın. Yumuşak, temiz bir havlu ile iyice kurulayın. Ayaklarınız kuruyorsa nemlendirici bir krem kullanın. Ayak tabanınızı bir ayna yardımı ile muayene edin. Su toplamaları varsa bunlara dokunmayın.
Tırnaklarınızı törpü ile kısaltın ve düz olarak kesin. Tırnaklarınız içe kıvrılıyorsa doktorunuza gösterin.
Nasır varsa bunları jiletle kesmeyin. Banyoda yumuşattıktan sonra yavaş ve nazikçe ponza taşı kullanabilirsiniz.
Çıplak ayakla dolaşmayın
Ayaklarınız üşüyorsa yün çorap giyin. Elektrikli battaniye, kaynar su torbası, buyot, seyyar ısıtıcı ile ayağınızı ısıtmayı denemeyin.
Ayakkabınız yumuşak, orta büyüklükte topuk yüksekliği olan, sıkmayan gevşek de olmayan bir ayakkabı olmalı, ayağınızı terletmemelidir. İlk aldığınızda ayakkabınızı günde en fazla 2 saat giyin. Ayakkabınızı giymeden önce (çivi, taş, kum parçaları, diğer yabancı cisim yönünden) içini elinizle kontrol edin.
Ayak yaralanmaları varsa ne yapılmalıdır?
İlk yapılacak olan dinlenmek ve yürümemektir. Ayak yarası baskı altında kaldığında iyileşmemektedir. Bunun yanında tendürdiyot, mersol, oksijen gibi maddeler ve merhemler kesinlikle doktorunuzun kontrolü ve önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Bir gün bile gecikmeden doktora müracaat edilmelidir.

Diyabette En Son Gelişmeler

Son araştırmalara göre diyabet hastalarının her gün kullanmak zorunda oldukları insülin tarihe karışabilir. Kök hücre çalışmalarıyla elde edilen yeni bilgiler sonucu şeker hastalarını sevindirecek haberler geliyor. Umarız en kısa zamanda çalışmalar sonuçlanarak şeker hastalarının ve yakınlarının yüzünü güldürür.


Diyabette En Son Gelişmeler
Şeker hastalarının kabusu bitiyor mu?
ABD’de kök hücre nakli yapılan hastalar her gün insülin iğnesi olmaktan kurtuldu!
ABD’nin Chicago Üniversitesi’nden Prof. Richard Burt ve ekibinin yaptığı ve üç yılı kapsayan araştırma, şeker hastalığının tedavisinde yeni bir umut oldu. Hastalar, kendi kemik iliklerinden alınan kök hücrelerinin nakli sayesinde, her gün yaptırdıkları insülin iğnesinden kurtuldu.
Fransız Le Figaro gazetesinin internet sitesindeki makaleye göre, araştırma sonunda bir şeker hastası 4 yıldan fazla, 4 hasta 3 yıl, 3 hasta 2 yıl boyunca iğne yaptırmadı. Onlardan daha sonra tedaviye başlayan ve yenilenen tekniklerden yararlanan 15 hasta da naklin üzerinden 19 ay geçmesine rağmen halen insülin ihtiyacı duymuyor

Pankreastan insülin üreten kök hücrelerinin nakli 2000’li yılların başında başlasa da Burt ve ekibinin yaptığı bu klinik araştırmanın sonuçları, kök hücre nakilleri konusundaki araştırmaları alt üst edecek nitelikte. Dünyada 1998’den bu yana pankreas kök hücrelerinden şeker hastalarına 500’den fazla nakil yapıldı. Ancak kök hücrelerin nakledildiği hastaların yüzde 11 kadarı nakilden bir yıl sonra iğneden kurtulabildi ve tüm hastalar hayatları boyunca bağışıklığı baskılayıcı tedavi görmek zorunda kaldı.
İlikteki hangi kök hücrelerin seçileceği ve hangilerinin insülin üreteceği gibi soruların havada kalması nedeniyle “öncü niteliğindeki” Burt ve ekibinin araştırması yine de hastanın kendi hücrelerinin nakledilmesi nedeniyle bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç ve yan etkilerin olmadığı bir tedavi vadediyor. Araştırma, “Journal of the American Medical Association” dergisinde yer alıyor.
Tip 1 diyabetin tedavisinde en büyük umut pankreas hücresi nakli olarak görülüyor. Pankreasta, küçük adacıklar şeklinde duran ve insülin salgılayan beta hücreleri kadavradan alınarak izole ediliyor, işlemden geçiriliyor ve sonra MR altında enjeksiyonla hastanın karaciğerine giden ana damara veriliyor. Ancak vücudun bu hücreleri düşman sanıp yok etmesini engellemek için bağışıklık sistemi ilaçla baskılanıyor. İlaçların ciddi yan etkileri var. Nakilden sonra hastanın insüline ihtiyacı kalmasa da diğer organların zarar görme ihtimali söz konusu.

Diyabetliler ve Ruh Sağlığı Sorunları

Diyabet hastalığı ömür boyu devam eden bir hastalık olduğundan hasta bu durumla yaşamaya alışmayı denemelidir.Diybetli beslenmesine özen gösterilmeli,insüline özen gösterilmeli tabi bu durumda kendini toplumdan dışlanmış hissedebilir ve psikolojik olarak sıkıntılar başlayabilir.

Diyabetliler ve Ruh Sağlığı Sorunları

Dünyada 100 milyondan fazla diyabetli vardır. Günümüzde milli takımlarda futbol oynayan, dünya kayak şampiyonalarında derece alan, sinema tiyatro oyuncusu olan ve bunları yaparken insülin kullanan şeker hastaları vardır. 60 yılı aşkın şeker hastası olup dünyaca bilinen araştırmalar yapmış insülin kullanan şekerli bilim adamları vardır.
Bu insanlar spor şampiyonları oluyorlar, oyunculuk yapıyorlar, çocuk sahibi oluyorlar, bilim adamı oluyorlar hatta film yıldızı oluyorlar. Diyabetli olmak dünyanın sonu değildir. Yaşamınızda yeni bir sayfadır, kendinize bakabilmek ve mutlu olabilmek için bunları bilmelisiniz, tıpkı diğer 100 milyon kişi gibi. Kısacası diyabetli iseniz özellikle yalnız değilsiniz.
Halen diyabetin tam bir şifa ile sonlanan tedavisi olmamasına karşın son yıllarda yapılan araştırmalarla dağlar aşılmış ve bu yolda büyük mesafe alınmıştır, tünelin ucunda artık ışık görünmektedir ve gitgide daha parlak yanmaktadır.
Siz veya aileniz diyabetin getirdiği sorunlarla uğraşırken aynı zamanda duruma uyum sağlamaya yani dengenizi yeniden kazanmaya da yönelirsiniz. Bunun amacı diyabetle birlikte uyumlu yaşayarak, diyabet ile birlikte aktif, mutlu, üretken bir yaşamın gereklerini yerine getirmektir. Bu denge bazen diyabet tarafına kayabilir, bazen da günlük yaşamın gerekleri ağır basabilir ve diyabet ihmale uğrayabilir.
Bazıları diyabete yakalandığına uzun süre inanmak istemez. Aslında günlük yaşamda karşılaştığınız birçok olaya inanmak istemediğimiz olmuştur. Bu tamamen normaldir. Bazen ise bu inkar bize zararlı olabilir. Örneğin sigara içenler yıllar içinde bir zarar görmediklerinde kendilerinin bir şekilde korunduklarına inanırlar. Başlarına nahoş bir olay gelmediği sürece hep haklı olduklarını düşünürler. Benzer şekilde sizde ilk zamanlar diyabetinizi kabullenmezseniz komplikasyonlarda görünmeyeceğinden uzun süre diyabetinizi ihmal edebilirsiniz aslında ilk zamanlar bile halsizlik, enerjinizin çabuk tükenmesi gibi yakınmalarınız eksik de değildir. Hastalığı inkar fikri azalırken bazen etraftan duyduğunuz sözler korkutabilir de sizi. Çevreniz, aileniz, arkadaşlarınız üstünüze fazlası ile düşüp sizi aşırı korumaya da alabilirler. Ama bu sizin zaman içinde hastalığınız ile ilgili sorumlulukları üstlenmenizi engelleyebilir, hatta sizi korumaları sizi rahatsız bile edebilir.
Bazen diyabetinizin iyileşmeyeceğini düşünerek depresyona bile girebilirsiniz. Aslında yaşamda değiştiremeyeceğiniz birçok şey vardır. Diyabetli olmanızı değiştiremezsiniz ama diyabetinizle ilgili birçok noktayı değiştirebilirsiniz. Bazı şeyleri değiştiremeyeceğiniz sonucundan diğer bazı şeyleri değiştirebileceğiniz de anlaşılır. Böylece neler yapmanız gerektiğini keşfederek hangi sınırlara kadar çalışabileceğinizi anlayabilirsiniz. Zaman içinde eğitiminizin ilerlemesi ve bilgilerinizin artması ile yavaş yavaş kendinizi daha mutlu ve dengeli hissedeceksiniz.
Diyabetin erken döneminde duygusal dalgalanmalar fazla olduğu için biraz daha ayrıntılı incelenmelidir. Psikolojik dengemizi iyi yönde etkileyebilecek önemli bir güç kaynağı da motivasyondur, yani kişinin kendince olumlu yönde hareket edebilme ve davranabilme isteğidir. Motivasyon bizi hareket etmeye bir şeyler yapmaya yönelten içimizdeki güçtür. Diyabetle ilgili birçok bilgiler alırız, eğitim görürüz ama bunları yaşama uygulamadıkça bizim için iyi yönde pek anlamı olmaz. Bu bilgileri pratiğe uygulamada içimizden gelen güç ve teşvik bizi zorlar. Örneğin her şeyi pozitif yönünden almak ve iyimser olmak bir etmendir. Çünkü her zaman olaylar istediğimiz gibi olmayabilir. Bir yazarın söylediği gibi “Hayat her zaman iyi kartlarla oynanan bir oyun değildir önemli olan eldeki kötü kartlarla en iyisini oynamaktır.” Bu nedenle her zaman elimizdeki ile en iyisini nasıl yapabileceğimizi öğrenmeliyiz.
Kişinin motivasyonunu arttırmanın diğer yöntemi ise eğitimdir. En sık rastladığımız şekliyle, eğitilmiş ve motive edilmiş diyabetliyi gören diğerleri de iyi yönde değişmektedir. Bu nedenle diyabetlinin eğitimi, onun kendine özgüveninin artmasında diyabeti anlamasında ve bu kazandığı olumlu izlenimlerin sürekliliğinde çok önemlidir. Öncelikle, ön plandaki sorularınıza cevap arayın. Örneğin diyetle ilgili sorularınıza cevap aramaya başlayabilirsiniz . Eğitiminiz devam ederken yapmanız gereken işlerin çokluğu sizi korkutmasın. İşleri öncelik sırası ile yapmak ve makul hedefler seçmek sizi rahatlatacak, başardığınız her iş mutluluk verecektir. Bunları yaparken etraftan ailenizden arkadaşlarınızdan da yardım isteyebilirsiniz. Diğer yönü ile düşünülürse yüksek ve ulaşması zor hedefler seçildiğinde bu hedeflere ulaşamamak kişiyi hayal kırıklığına uğratabilir.
Motivasyonunuzu kıracak sinyalleri elinizden geldiğince umursamamanız gerektiğini de unutmayın. Örneğin – Çok tembelsin – Çok şişmansın – Daha iyi yapmalıydın – Böyle yapamazsın gibi negatif mesajlar bizim defterimizde yer almamalıdır. Motivasyonumuzun yanında inançlarımız da hareket şeklimizin seçiminde etkilidir. İnançlarımız kendimiz ve dünyamızla ilgili inandığımız şeylerdir. İnançlarımız davranışlarımızı etkiler. Örneğin diyabetimizle ilgili olarak iyi yönde değişimler yapabileceğimize inanmazsak büyük olasılıkla tedavi ve takibimizde iyi yönde girişim yapamayız. Örneğin kilo vermemiz istendiğinde bu yönde diyetimize uymazsak, kilo veremeyeceğimizi, kilo veremeyince şekerimizi kontrol edemeyeceğimizi ve mutlu bir yaşam süremeyeceğimizi düşünebiliriz.
Diyabetinizin tedavi ve takibini yaparken kendinizi bazen stresli hissedebilirsiniz. Aslında yakından bakıldığında biraz stres kişinin motivasyonunu artırır, etraftan yardım istemesine neden olur, bu ise faydalıdır. Bazen stres diyabetinizi de etkileyebilir. Bu pek ciddi değildir. Stres aslında vücudun bir toparlanma ve telafi yöntemidir. Stres cevabı beyinde başlar. Hipotalamus adlı bölümde uyarılar hipofiz bezine buradan da böbreküstü bezine gider. Böbrek üstü bezleri adrenalin adlı hormonu üretir. Adrenalinin etkisiyle tansiyon yükselir, kalp hızı artar, gözbebekleri genişler, bu arada kan şekeri de yükselir. Bazı diyabetliler stres anında şekerlerinin düştüğünü söylerler. Stres anında vücut stres yapan nedenle savaşıyor demektir. İş değişiklikleri, vergiler, telefonlar, işyerinde tartışmalar, kısa zaman içinde çok iş yapma zorunluluğu gibi dış etmenler strese neden olabilir…..psikologlar, kişilerin enerjilerinin itinalı ve idareli kullanarak büyük streslerle baş edeceklerine inanıyorlar. En iyisi siz, stresli zamanlarınızda şekerinizi ölçün vücudunuzun cevabını kendiniz görün.Tedavi ve takibinizin iyiye doğru gittiğini görmeniz stresinizi giderecektir.
Stres nedenlerinin bazılarının ortaya çıkışını değiştirerek de stresten uzaklaşabiliriz . Örneğin olaylar karşısında kötümser yanından algılama alışkanlığınızı değiştirebilirsiniz. Unutmayın hayata iyi yanından bakan iyi taraflarını görür. Egzersiz yapmak da stresi gidermede çok önemlidir. Örneğin diyabetiniz kontrol altında değilse ve bu sizi üzüyorsa strese sokuyorsa doktorunuza gidin tedavinizde gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra eğer bir engel yoksa iyi bir egzersizden sonra gerçekten rahatladığınızı hissedeceksiniz . Stres karşısında vücudumuz hareket için hazırdır. Egzersiz bu hareketi oluşturur. Egzersiz denince aklınıza terler akana kadar koşmak gelmesin, 30 dakikalık yürüyüş , evde küçük bedensel hareketler, jimnastik de egzersizdir.
Zaman zaman günlük yaşam koşulları içinde tedavi ve takip konusunda yapmanız gerekenler karşısında enerjinizin azaldığını hissettiğiniz zamanlar şu soruları kendinize sorun:
·Diyabetinizle ilgilenmeyi bırakırsanız sonuçlarına katlanabileceğinize inanıyor musunuz ?
·Kendinizi ihmal ederseniz veya diyabetinize dikkat etmezseniz diyabetiniz kendiliğinden iyileşecek mi?
·Yemek zamanları ve insülin konusunda çok sıkı ve dikkatli misiniz? Sizce diyabet birçok komplikasyonlara neden olur mu?
·Sizin durumunuz bu yönden umutsuz mu?
·Diyabetli çocuğunuz arkadaşının evinde gece kalabilir mi?
·Diyabet ekibinizin, doktorunuzun önerilerini kabul ediyor musunuz? (kızdınız mı?)
·Çocuğunuzun diyabeti için bir şekilde yardımcı olmak istiyor musunuz?
·Her zaman yorgun ve bitik misiniz?
·Diğer insanların sizi anlamadığını düşünerek hep onlardan uzaklaşıyor musunuz?
·Hep hoşlandığınız şeyleri şimdi de yapıyor musunuz?
Bu duygular ne kötü, ne iyi veya sağlıklıdır. Diyabetle birlikte iyi yaşamak isteyen herkes kendine yardımcı olabilir. Eğer bir duygu sizin diyabetle uyumlu yaşamanızı, tedavi ve takiplerinizi engelliyorsa sizin için iyi değildir. Etraftan duyduklarınızdan çok kendinizdeki gözlemleri dikkate alın, onlara bakın. Örneğin insülin enjeksiyonlarınızı doktorunuzun önerdiği gibi yapıp şekerinizi takip ettiğinizde kan şekerinin kontrol altında olduğunu göreceksiniz bu ise sizi mutlu edecektir. Ailenizin, anne, baba ve kardeşlerinizin yardımı ile diyetinizi daha kolay sürdüreceksiniz.

Diyabet ve Böbrek Hastalığı

Diyabet hastalığı özen gösterilmediği zaman vücudunuza çok ciddi zararlar verebilir.Bu zararlardan biri de böbrek hastalığıdır. Diyabet hastalarının vücutlarındaki değişime ayak uydurup gerçekleşen komplikasyonları bilmeleri gerekir.


Diyabet ve Böbrek Hastalığı
Diyabetik nefropati sık görülen bir sorundur : Türkiye’de diyalizle ve böbrek nakli ile tedavi gören son dönem böbrek yetersizliği hastası 2008 yıl sonu itibariyle 55 bin civarındadır. 45 bin kadarı diyaliz olmakta, ancak 7-8 bin kadarı da fonksiyonel nakil böbreği ile yaşıyor. Her yıl %10 kadar yani 5 bin civarında yeni diyabetik hasta bu sayıya ekleniyor. Hem yeni tedaviye başlayan hem de halen tedavi olan hastaların içinde diyabetik hastalar %30’luk oranla birinci sırayı teşkil ediyor. Bundan belki daha önemlisi 10 yıl önce ancak 11 bin kadar olan diyaliz hastasının ancak %12’sinin diyabetik olduğu gerçeğidir. Genellikle çocuklukta başlayan ve mutlak insülin yetmezliği demek olan Tip I diyabetliler tanı konduktan 15 yıl sonra en az %30’u diyabetik nefropatinin ilk işareti olan mikroalbuminüri dediğimiz asgari düzeyde protein kaçağı geliştirirler ve bunların yarısından biraz azı da belirgin protein kaçağı veya yerleşik DN geliştirirler. Erişkin yaşta başlayan ve daha yaygın gördüğümüz Tip 2 diyabette, diyabetin başlayışı iyi belirlenemediği için ne kadar zamanda bu oran ne olur pek söylenemez. Ama bu oran Tip 1 diyabettekinden kesinlikle çok azdır ve son yıllarda insülin tedavisindeki gelişmeler, protein kaçağının tedavisi ve hipertansiyonun dikkatli izlenmesi ve kontrolü sayesinde azalma eğilimindedir. Örneğin bir çalışmada 90’lı yıllarda 1000 hastada yılda 32 hastada DN görülürken, 2000’li yıllarda bu oran 15’e düşmüştür. Fakat Tip 2 diyabetin yaygınlığı ve artan şişmanlık ve hareketsizlik nedeniyle hızla artan sayısını dikkate aldığımızda yukarıda sözünü ettiğim ürkütücü durum karşımıza çıkmaktadır.
Diyabetik nefropati hızlı ilerler: DN erken döneminde ancak özel yöntemle saptanan mikroalbuminüri dediğimiz bir belirti ile kendini gösterir. Sonra bu durum rutin idrar analizi ile dahi saptanan giderek günde 3-5gm’ın üzerinde bir protein kaçağına doğru ilerler. Genellikle bu dönemde daha önce başlamamışsa hipertansiyon da tabloya eklenir. Daha sonra da hızla gelişen bir börek fonksiyon kaybı ve nihayet diyaliz hastası olma durumu ortaya çıkar. Bu hastaların en ciddi sorunu da ciddi bir tuz ve su birikimi ve bunun yol açtığı kan basıncı yüksekliğine eşlik eden sol kalp yetmezliği ve akciğerde sıvı birikimi ile gelişen bir nefes darlığı sorunudur. Bu yüzden üre ve kreatinin düzeyleri çok aşırı artmadan hastaların çoğu acil diyaliz tedavisine alınması gerekir. Bu yüzden bu hastalarda erkenden diyalize hazırlık yapmak bir kural olmuştur.
Diyabetik nefropati önlenebilir: Kişi diyabet ise öncelikle bu gerçeği kabul etmeli ve bu hastalığın gereklerini yerine getirmelidir. Hastalarda diyabetik kontrol yapılamadığı durumda bedel maalesef ağır olmaktadır. Kan şekerinin kontrolü başlangıçta en önemli önlemdir. Bunun da anahtarı öncelikle kilo almamak veya kilolu isek kilo vermek ve ölçülü bir unlu ve şekerli besinlerden oluşan diyetin güne dağılmış biçimde 5 öğünde alınmasıdır. Başlangıçta ağızdan alınan ilaçlar ama diyabetin yaşı arttıkça da şeker kontrolü iyi de olsa zamanında insülin tedavisine geçilmesi diyete eşlik edecektir. 3 aylık şeker kontrolünü gösteren bir test olan HbA1C (glukozlanmış hemoglobin) düzeyleri 3 ayda bir bakılmalı %6.5 hedefinin altında tutulmalıdır. Diyabetik hastalarda sık olarak karşılaştığımız yanlışlık hastanın sadece kan şekerine bakılarak izlenmesidir. Hatta hastaların bir kısmı kendi kendine bu işi yapmakta bir doktor izlemine bile girmemektedir. Halbuki bu hastalar birlikte sık görülen hipertansiyon kalp damar hastalıkları, göz dibi kılcal damar değişikliği ve kanamalarla körlüğe sebep olan göz retinası hastalıkları ve diyabetik ayak dediğimiz bacak veya kol kesilmesine giden tehlikeli bir sürece yol açan çevrel sinir hastalığı bakımından yakın takibi gerekir. Yapılması gereken tetkiklerin beşında da basit bir idrar analizi gelir. Daha iyisi idrarda protein kaçağının erken tanısı için de idrarda mikroalbuminüri ve kreatinin birlikte veya 24 saatte total mikroalbumin miktarının tayini DN erken tanısı için son derece önemlidir. Eğer mikroalbuminüri başlamışsa, en önemli önlem yine şekerin iyi kontroludur, DN’yi önleyebilir. Eğer hastalık ilerler de aşikar proteinüri –yani rutin idrarda saptanabilirliği- ortaya çıkarsa glisemik kontrol artık daha az işe yarayacaktır. DN oluşumu böbrek içi basıncın artışı ile yakın ilişkili olduğundan böbrek içi basıncı düşürmek var olan mikroalbuminüri veya proteinüriyi azaltmak amacıyla kan basıncı yüksekliği olmasa da ARB veya ACEI grubundan bir tansiyon ilacının verilmesi de gereklidir.

Özellikle mikroalbuminürinin başladığı evrede hastalarını olanak varsa nefroloji uzmanı tarafından takibinin böbrek sağkalım süresini uzattığını gösterir önemli sayıda çalışma vardır. Hastaların kan basıncı (tansiyonları) yüksek ise mutlaka 130’un altına düşürülmesi gerekir. Bunun sağlanması da DN ilerlemesini önleme açısından son derece önemlidir. Kan basıncı kontrolunun sağlanması için ilaçla birlikte, tuzsuz yemenin öneminin de altını çizmeliyiz. Diyabetik hastalar esasen tuza duyarlıdır ve bu yüzden de hipertansiyon diyabetiklerde diyabet olmayanlara oranla daha fazla görülür. Bir de DN gelişirse hele bir de böbrek fonksiyon bozukluğu da ortaya çıkarsa daha da tuza duyarlı hale gelir. Bu yüzden DN’li bir hasta tuzsuz diyet yapamaz ise ilaçla tansiyonunun düşürülmesi kesinlikle olanaksızdır.
Diyaliz gören diyabetik hastaların gidişi daha olumsuzdur: Diyabetik hastalar, böbrek yetersizliği olmasa da kalp damar hastalıkları açısından olumsuz bir gidişle karşı karşıyadır. Bu duruma böbrek hastalığı da eklenince daha da damar sertliği süreci hızlanmakta ve bu da bu gidişi daha olumsuz hale getirmektedir. Diyalize giren diyabetik hastaların yaşam süreleri diyabetik olmayan diyaliz hastalarına göre bir buçuk kat daha kısadır.
Diyabetik diyaliz hastaları da böbrek nakli olabilirler: Diyabetik hastaların böbrek nakli olmalarına engel yoktur. Nakil olan hastaların yaşam süreleri diyalize girenlere göre daha iyi olmaktadır. Zaten böbrek nakli ameliyatı öncesi diyabeti olmayan kronik böbrek yetersizliği hastalarının önemli bir kısmı kullanılmak zorunda olan ilaçlar nedeniyle nakilden sonra diyabet geliştirmektedirler..

Diyabet Cinsel Yaşamı Nasıl Etkiliyor

Her günkü yaşamını keyifle sürdürmekte olan kişi, birdenbire şeker hastalığı ile karşılaşır. Bu hastalığın, yaşamının sonuna dek sürdürülmesi gereken birtakım önlemler ve tedavilerle kontrol altında tutulabileceğini öğrenir. Böyle bir durumda cinsel isteği en azından o an için azalacaktır.


Diyabet Cinsel Yaşamı Nasıl Etkiliyor
Hanımlar çok iyi bilirler, bir üzüntü, bir korku, aylık periyodik düzenlerini bozuverir. Ya sıklaşan bir kanama ya da aylarca olmayan bir kanama ile karşılaşıverirler. Bu çok duyarlı sistem, psikolojik baskılardan kolayca etkilenir. Her günkü yaşamını keyifle sürdürmekte olan kişi, birdenbire şeker hastalığı ile karşılaşır. Bu hastalığın, yaşamının sonuna dek sürdürülmesi gereken birtakım önlemler ve tedavilerle kontrol altında tutulabileceğini öğrenir. Böyle bir durumda cinsel isteği en azından o an için azalacaktır. Kendini sağlıksız ve moralsiz hissettiğinde, cinsel yaşamı düşünen kaç kişi vardır. Diğer yandan cinsel sorunlarla karşılaşıldığında bazen, yardım istemede iletişim zorluğu yaşandığı için veya cinsel sorununun tedavi edilemeyeceği düşünüldüğünden üzerine düşmeden bırakılmaktadır.
Diyabetin cinsel yaşama etkisi sanıldığı kadar kötü değildir. Uzun yıllar kontrol edilmeden devam etmiş diyabette diğer komplikasyonlara paralel olarak cinsel sorunlar da görülebilir, unutmamak gerekir ki diyabetli olmayanlarda bile yaşamın herhangi bir döneminde bu tür sorunlar ortaya çıkabilir. “İçimde neler olup bitiyor?”, “Yine çok su içmeye başladım”, “Bugün çok halsizim; doktora kontrole gideceğim”, “Acaba tansiyonum, damarlarımın durumu, gözlerim nasıl?”. İşte bu endişeler ve huzursuzluklar, cinsel yaşamınızı ertelemenize yol açabilir. Farkında olmadan bir cinsel soğukluğun içinde bulabilirsiniz kendinizi.

Şeker hastalarında rastlanan cinsel fonksiyon bozuklukları nelerdir?
Şeker hastalarında rastlanan cinsel fonksiyon bozukluğu özellikle, başlangıçta ruhsal kaynaklı olabilir. Şeker hastalığına bağlı olmayabilir. Örneğin stress, cinsel beraberlik için uygun olmayan mekanlar, cinsel partner ile uyumsuzluk gibi nedenlerle de iktidarsızlık oluşabilir. Psikolojik baskıyı üzerinizden attıkça iyileştiğinizi göreceksiniz. Paniğe kapılmamak ve beklemek gerekir. Evet bu bir şansızlıktır. “Niye ben” diye düşünmekte haklısınız. Ama çözüm vardır. Sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürme olasılığı çok yüksektir. Benim çok sevdiğim bir söz vardır: “Hayat bir bakıma, bir şans oyunu olarak kabul edilir ise, oyunda elinize her zaman iyi kağıtlar gelmeyebilir.” Önemli olan kötü kağıtlarla iyi oyun oynayabilmektir. Bu sizin, yaşama sanatındaki ustalığınıza bağlıdır. Şeker hastalığı eskidikçe birtakım komplikasyonlar yapabilir. Bunlardan birisi de otonom nöropati adını verdiğimiz bozukluktur. Otonom sinir sistemi, bizim isteğimiz dışında otomatik olarak çalışan sinir sistemimizdir. Cinsel organlarımızın duyarlılığı bu sistemin sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Görme, işitme, hissetme, dokunma gibi uyaranlara karşı cinsel organlarımızın verdiği yanıt otonom sinir sisteminin normal çalışması sayesinde gerçekleşir. Cinsel organların kanla dolmasını sağlayan; buradaki kan dolaşımını hızlandıran; alınan uyarıları merkeze taşıyan ve oradan gelen uyarıları da cinsel organlara ileten sistem “otonom” sinir sistemimizdir.
Cinsel fonksiyon bozukluklarının nedenleri nelerdir?
Metabolizma bozukluğu, özellikle yüksek şeker ve geçen yıllar, sinirlerde bazı metabolik artıklarının birikmesine ve yapılarının bozulmasına yol açar. Diyabette bazan cinsel organlara kan sağlayan damarlar da zarar görüp daralmış olabilir. Bu olay genel damar sertliğinin bir parçasıdır ve sigara içenlerde daha sıkça görülür. Her şeker hastasında her zaman böyle olur demiyorum. Çünkü 40 yıldır şeker hastası olup da hiçbir organında bozukluk olmayan kişiler vardır. Yılların geçmesini engelleyemeyiz, ama şekerin yükselmesini engelleyebiliriz. Bu, sizin ve bizim ortak çalışmamız sayesinde olacaktır.
Sık görülen cinsel fonksiyon bozuklukları nelerdir?
Erkekte, penisin sertleşmesinde azalma; gece kendiliğinden olan sertleşmenin kaybolması görülebilir. Nöropatiye bağlı cinsel aktivite azalması yıllar içinde yavaş yavaş ortaya çıkar ve ilerler. Erkekte cinsel fonksiyon bozukluğunun tanınması kolaydır. Fakat kadında gizli kalabilir. Hastalarımızın bu durumu gizlememelerinde yarar vardır. Kadında bir cinsel soğukluğun gelişmesi söz konusu olabilir . Bu durum uyarılmanın azalması, uyaranlara cinsel organ yanıtının kaybolması sonucu ortaya çıkar. Bu bozukluklar kadında cinsel organlara ait enfeksiyonların kolayca yerleşmesine de neden olabilirler. Alınacak bazı önlemler enfeksiyonların yerleşmesini önleyecektir.
Cinsel fonksiyon bozukluklarının kullanılan ilaçlarla bağlantısı var mıdır?
Dikkat edilmesi gereken nokta, bazı ilaçların da cinsel yetersizliğe (empotans) yol açabileceğidir. Bunlar, sinir sistemi üzerine etkili olabilen tansiyon düşürücü ilaçlar, sakinleştiriciler, depresyon önleyici ilaçlardır. Ayrıca, kalp yetersizliği, bel bölgesindeki sinirlerin normal işlevlerini etkileyebilen bel fıtığı adı ile bilinen disk hernileri, bel bölgesinde sinirlerle ilgili ameliyatlar, aşırı alkol veya sigara kullanımı da iktidarsızlık yapabilir. Bir empotans durumunda hekime başvurulmalıdır. Psikolojik, organik ya da ilaca bağlı olup olmadığı araştırılmalıdır. Tanı konması her durumda sağlıklı bir cinsel yaşam için kaçınılmazdır. Bugünkü bilgilerimizle psikolojik veya organik yani diyabetik nöropatiye bağlı iktidarsızlığı ayırabiliyoruz.
Cinsel fonksiyon bozuklukları tedavi edilebilir mi?
Eğer kişide psikojenik nedenli iktidarsızlık gelişmişse bu çeşitli psikolojik destek tedavi yöntemleri ile giderilebilmektedir. Son yıllarda kullanıma giren bazı ilaçlar diyabetik nöropatiye bağlı iktidarsızlığın tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. Bunlar küçük çok ince iğnelerle penise enjekte edilmekte, penis kan akımını arttırarak 20-60 dakikalık süre için peniste yeterli sertleşmeyi sağlamaktadır. Tüm iktidarsızlık olgularında olmasa da birçok vakada sonuçlar yüz güldürücüdür. Diyabetli kendisi enjeksiyonu öğrenmekte ve kendi kendine yapabilmektedir.
Diğer bir tedavi yöntemi vakum ile penisin sertleştirilmesidir. Bu yöntemde penisin üzerine uygulanan bir cihazla vakum oluşturularak penis içine negatif basınçla kan doldurulmakta, penis köküne yerleştirilen lastik yardımı ile cihaz penisten çıkarırldıktan sonra da penisin sertliği devam ettirilmektedir. İktidarsızlık olgularında son tedavi şekli penis protezidir. Ameliyatla penis içine sertliği sağlayabilecek bir cihaz yerleştirilmektedir. Hastalık dikkat ve bilgi ile izlenip iyi tedavi edilirse (hem hekim için hem hasta için) sıkıntılar en alt düzeye indirilebilir. Sizin için en uygun tedavi şeklini doktorunuz seçecektir. Unutmayınız ki, kötü kağıtla bile, oyundan kayıpsız ya da çok az kayıpla kalkılabilir.

Diyabetli Anne ve Bebeği

Gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek olan sorunlardan biri olan gebelikte diyabet anne adayının beslenme konusunda bilinçsiz davranmasının sonucunda ortaya çıkar. Bu konuda anne adaylarının daha bilinçli davranmalarını tavsiye ederiz ve gebelik şekeri hakkında bilgileri sunuyoruz.


Diyabetli Anne ve Bebeği
İnsulinin kullanılmaya başlanmasından önce çoğu şeker hastası kadın için gebelik sorundu. Oysa bugün, geliştirilmiş, annelik ve doğum öncesi bakım sayesinde birçok şeker hastası anne eskisinden daha rahat bebek dünyaya getirebilmektedir.
Buna rağmen, eğer şeker hastası bir anne adayı iseniz, bebeğiniz, anneleri şeker hastası olmayan bebeklere nazaran daha çok risk altındadır. Anneleri gerek gebelik öncesinde şeker hastası olan, gerekse şekeri gebeliğin etkisiyle geçici olarak (hamilelik şekeri) yükselen çocukların ölüm oranı, anneleri şeker hastası olmayan çocuklardan daha yüksektir. Buna ilaveten, bu bebekler, solunum güçlüğü gibi problemler ve düşük kan şekeri değeri (hipoglisemi) gibi metabolizma anormallikleri ile doğmaya eğilimlidirler.
Eğer şeker hastası iseniz, bir uzmanın bakımına gereksiniminiz vardır. En verimli bakım, hamile kalmadan önce başlar. Doğum bozuklukları ya da bebeklerde başka problemler meydana gelmesi riskini en aza indirgemek için gerek doğumdan önce, gerekse hamilelik esnasında düzenli kontrol şeker hastası anneler için çok önemlidir.
Annenin şekerinin hangi dereceye kadar kontrol altında tutulduğu, bebeğin görünümü ile yakından ilintilidir. Şeker hastası annelerin sıkı kontrol altına alınması dolayısıyla, şeker hastası annelerin büyük kafalı bebek dünyaya getirmeleri bugün geçmişe nazaran daha azalmıştır.
Kilosuna bakılmaksızın, şeker hastası olan tüm annelerin bebekleri öncelikle bir yoğun bakım biriminde gözetim altında tutulmalıdır. Doğumdan sonraki 1 saat içinde şeker testleri yapılmalı ve bundan sonra sık sık tekrarlanmalıdır.
Bazı çocuklarda, eğer kan şekeri doğum sonrasında çok düşükse, damardan glikoz verilmesi gerekebilir. Bu değişiklikler geçicidir ve normal düzenlemeye birkaç gün sonra geçilir.

Diyabet Komplikasyonları

Şeker hastasısınız ancak bu durumu önemsemiyorsunuz.O zaman sizlere başınıza gelebilecek rahatsızlıkları sıralamalıyız.Önemsediğiniz müddetçe sorun olmaktan çıkan bu hastalığın komplikasyonlarını bilerek tedbirinizi alabilirsiniz.
Diyabet Komplikasyonları

Mikrovasküler ve Makrovasküler bozukluklar; Diyabet, iyi takip ve tedavi edilmediğinde yıllar içinde çeşitli organların ve sistemlerin çalışmasını etkileyebilmektedir. Bunlar arasında kılcal damar sistemi (buna mikrovasküler bozukluklar da denir) ve büyük damar sistemi(yani makrovasküler bozukluklar) önemlidir.

Mikrovasküler bozukluğun en sık ve belirgin olarak görüldüğü yerler;
Gözün damar tabakası retinanın bozuklukları – Retinopati
Böbreklerdeki kılcal damar bozukluğuna bağlı bozukluklar – Diyabetik Nefropati
Çevresel sinirlerde görülen bozukluklar – Nöropati
Makrovasküler Bozukluklar; (Hızlanmış damar sertliği olarak tanımlanır)
Kalbi besleyen damarlarda, koroner damarlardaki olaylar
Beyin damarlarında tıkanma ve kanamaya bağlı olaylar
Bacak ve ayak damarlarındaki daraltıcı ve tıkayıcı olaylar.
Diyabetlinin periyodik kontrolleri
Diyabete bağlı kronik olaylar, yıllar içinde çok yavaş olarak ilerlemekte, erken dönemlerde hiçbir belirtiye neden olmadığı için hastalarca önemsenmemektedir. Belirtiler ortaya çıktığında ise çoğu zaman tedavi yönünden yapılabilecek girişimler sınırlı olmaktadır. Bu nedenle tüm diyabetliler teşhisten itibaren yakınmaları olmasa da bu yönden muayene ve tetkikleri yapılmalı, bu tetkikler yılda 1 kez tekrarlanmalıdır.
Kronik komplikasyonlar
Kronik komplikasyonların ortaya çıkışı ile kan şekeri kontrolünün yakın ilişkisi vardır. 10 yıl süren ve 1000’den fazla insülin kullanan diyabetlinin izlendiği bir çalışmada, kan şekeri daha iyi kontrol edilen diyabetlilerde, diyabete bağlı göz, böbrek ve sinir bozuklukları çok geç ortaya çıkmış, daha yavaş ilerlemiş ve daha hafif seyretmiştir. Bu çalışmanın sonuçları tedavide bir çığır açmış, tedavinin hedeflerini saptama, hastayı izleme konusunda yeni hedefler oluşturmuştur.Kan şekeri kontrolü yanında, yüksek tansiyon, kan yağları, lipid kolesterol, trigliserid değerleri ve diyet şekli de önem taşır.
Göz bozuklukları
Diyabete bağlı göz bozuklukları, öncelikle çocuklarda ve gençlerde insülin kullanan diyabetlilerde ortaya çıkar. İlk 5 yılda genellikle bir bozukluk olmamaktadır. Önce, damarların duvarı zayıflar kesecik tarzında oluşumlar ortaya çıkar. Bunlara mikroanevrizma denir.. Daha sonra bu zayıf bölgelerden serum ve kan sızar, bozulan damarın beslendiği bölgede kansızlık sonucu yeni bulgular ve yeni damarlar ortaya çıkar. İleri dönemlere kadar görme pek bozulmaz. Görme bozukluğu ortaya çıktığında ise tedavi yüz güldürücü olmamaktadır.
Muayenede oftalmoskop adlı cihaz kullanılır. Gözdibi muayenesi göz doktoru tarafından damla ile göz bebeği genişletildikten sonra yapılır. Bu muayene ağrılı değildir. Diyabetliler hiçbir yakınması olmasa da yılda 1 kez gözbebeği genişletilerek muayene edilmelidir. Göz bebeği genişletilmeden gözdibi muayenesi yeterli bilgi vermez.İlk yapılan gözdibi muayenesinde hastalık saptanırsa gözdibi damarlarının ilaçlı filmi çekilir. Buna Fundus Fluoresan Anjiografisi denir. Bu tetkik de ağrılı değildir. Kolayca yapılabilmektedir.Anjiografide gözdibi damarlarında kanama, serum sızması, yeni damar oluşumu gibi bulgular saptanırsa Lazer tedavisi yapılır. Lazer tedavisi ile gözdibi bozuklukları tamamen iyileştirilmez, yeni bozuklukların ortaya çıkması veya ilerlemesi önlenir. Lazer tedavisinin yapılma vakti geçtiğinde iyi etkisi sınırlı olmaktadır. Daha ileri evrelerde, gözün camsı cisminde kanama olursa, vitrektomi ameliyatı ve doğrudan göz içine lazer yapılır.
Nöropati
Diyabete bağlı sinir dokusu bozulması kontrol edilmeyen diyabet yıllar içinde sinir sistemini etkileyebilir. Buna diyabete bağlı Nöropati denir.
Nöropati, ellerde, ayaklarda, mide barsak sisteminde, idrar, dışkılama ve cinsel fonksiyonlarda, tansiyon ve kalp çalışmasında terlemede değişiklik oluşturabilir. Bunlardan en önemlisi ayak sinirlerinde olanıdır. Ayağın dokunma, ağrı, hareket, ısı düzenleme işlevleri bozulabilir. Ağrıyı hissetmede azalma, üşüme veya yanma, uyuşma, karıncalanma, iğnelenme ve ayak ağrısı ortaya çıkabilir. Ağrı ve dokunma hissinin azalması ayak yaralanmalarındaki ağrıyı azalttığı için yaralarda infeksiyon ortaya çıkmakta ve tedavisi güçleşmektedir.
Nöropati, saptananlar ayak bakımını çok daha dikkatli yapmalıdırlar. Ağrı, yanma ve uyuşma yakınmaları bazan insülin tedavisi ve çok iyi kan şekeri kontrolü ile kaybolabilmektedir. Bazı ilaçlar nöropati tedavisinde araştırılmakta ve umut verici sonuçlar elde edilmektedir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.
Damar sertliği
40 yaşından sonra ortaya çıkan diyabette büyük damar bozuklukları daha sıkça görülmektedir. Büyük damar hastalığının buradaki adı Aterosklerozdur. Yani damar sertliğidir.
Damar sertliğinin risk faktörleri, yani oluşumunu arttıran faktörler;
Yüksek Tansiyon
Kanda kolesterol ve trigliserit artışı
Şişmanlık
Diyabet
Hareketsiz yaşam
Stresli psikolojik yapı
Ailede damar sertliğinin fazla oluşu
Sigara diyabetlilerde diğer risk faktörleri de sıklıkla göründüğünden damar sertliği daha kısa süre içinde ortaya çıkmakta daha ağır seyretmektedır.
Bu hastalık, kalbin damarlarını etkileyerek yürürken, merdiven çıkarken, nefes darlığı, gögüs ağrısına neden olmakta bazan damarların tıkanması enfarktüs olarak kendini gösterebilmektedir. Bazen enfarktüs diyabetlide ağrı olmadan veya terleme, fenalık, bulantı gibi hafif belirtilerle de kendini gösterebilmektedir.
Beyin damarlarında daralma ve tıkanmalara bağlı olarak ani baş dönmeleri vücudun bir yarısında felç ve yarı felçler , ayak damarlarındaki daralmaya bağlı olarak yürürken baldır ve uylukta ağrı, ayaklarda kılların dökülmesi, tırnakların geç uzaması, yaraların geç iyileşmesi şeklinde belirtiler olabilir. Bu organların etkilenmesi sadece kan şekerine bağlı değildir. Bu nedenle diyabetlilerde kalp hastalıklarının yukarda sayılan diğer risk faktörlerinin varlığı da önemlidir. Çünkü bu faktörler iyi yönde değiştirilebilmekte tedaviyle düzeltilebilmektedir. Düzeltilebilen bu nedenlerin araştırılması ve erkenden tanı konması çok önemlidir.
Böbrek bozuklukları
Böbreklerimiz, idrarı oluşturan zararlı maddelerin vücuttan atıldığı organdır. Yıllar içinde böbreklerin küçük damarlarındaki etkilenmeye bağlı olarak ilk önce normal idrar tahlili ile tanınmayan küçük miktarda protein çıkışı ile başlar buna mikroalbuminüri denir. Özel laboratuvar araştırmaları ile tanınır. Bu erken devrede hastada böbrek bozukluğuna ait hiçbir belirti yoktur. Bu devredeki bozukluk tanınır ve etkin olarak tedavi edilerse böbreklerdeki harabiyet durdurulabilir ve iyileştirilebilir.Bu dönemde, diyette proteinin ve tuzun kısıtlanması, çok iyi kan şekeri kontrolü, yüksek tansiyonun tedavisi ve idrar yollarında iltihap varsa tedavi edilmesi önemlidir.
Böbreklerdeki bozukluk ilerlediğinde kanda üre yükselir, tansiyon yükselir. Vücutta, ayaklarda şişmeler başlar, idrar miktarı zamanla azalır. Son dönemde, hasta, suni böbrek cihazı denen dializ ile yaşamını sürdürür. Dializ hem pahalı hemde kullanıcının yaşamını bir ölçüde de kısıtlayan bir sistemdir. Son yıllarda, şekerlilere de böbrek nakli yapılabilmektedir.Böbrek bozukluğundan korunmada iyi kan şekeri ayarı ve düzenli kontrol muayeneleri önemlidir.

Bu Madde Sizi Şeker Hastalığından Koruyor

Her geçen gün tıpta yeni gelişmelerle hastaların yüzü gülüyor. Ömür boyu süren bir hastalık olan diyabet hastalarının gerçekleşen bu yeniliklerle umutları artıyor. Bu yazımızda diyabet hastalarına yeni bir müjde daha veriyoruz.


Bu Madde Sizi Şeker Hastalığından Koruyor!
Amerikalı bilim adamları, sütteki bir maddenin diyabet riskini düşürdüğünü belirledi.
Boston’daki Harvard School of Public Health’de görevli bilim adamı Dariush Mozaffarian ve ekibi, 3736 kişinin katıldığı ve aslında kalp ve dolaşım bozukluklarının risk faktörlerini belirlemek için yapılan uzun dönemli araştırmayı değerlendirdi.
Bilim adamları, bu araştırmanın verilerini kullanarak katılımcıların diyabet riskini belirlemek için kan şekeri ve insülin değerlerini, ayrıca kandaki çeşitli yağ asitlerinin oranlarını analiz ettiler.
Analiz sonucunda, kandaki trans palmitoleik asit oranı yükseldikçe, kolesterol, enfeksiyon ve özellikle diyabet riskinin düştüğü tespit edildi. Bilim adamları, trans palmitoleik asidin vücut tarafından üretilmediğini ve sadece süt ürünlerinin tüketilmesiyle alındığını vurguladılar. Ekip başkanı Mozaffarian, bu yağ asidinin tip 2 diyabet riskini yüzde 60’a kadar düşürebildiğini kaydetti.
Bundan sonraki araştırmalarda trans palmitoleik asidin ne şekilde etki ettiği ve diyabet tedavisinde nasıl kullanılacağının araştırılacağını söyleyen Mozaffarian, şimdiye kadar süt ve süt ürünlerini bolca tüketen kişilerde diyabet hastalığının çok az görüldüğünü, ancak bunun nedeninin bilinmediğini ifade etti.

Yumurtalık Enfeksiyonu Tedavisi

Bu enfeksiyonlar vajinadan yukarı doğru yayılan, öncelikle adet kanamalarının, kürtajın veya lohusalığın da oluşumunu kolaylaştırdığı enfeksiyonlardır. Bizi kadın yapan organlarımızdan yumurtalıklarımız ile ilgili benim önemli gördüğüm bu bilgiyi sizlere sunmak istiyorum.


Yumurtalık Enfeksiyonu Tedavisi
Bu tür eneksiyonlarda, iltihaplı dokularda virüslerin yıkıma yol açmaması için bedenimiz kendini korumaya çalışır. Genellikle vajinadan yukarı doğru yayılan, öncelikle adet kanamalarının, kürtajın veya lohusalığın da oluşumunu kolaylaştırdığı enfeksiyonlardır bunlar. Genelde iltihaplı bir akıntıya benzer ağrılar eşlik eder. Bu duruma sıkça yüksek ateş ve nöbet titremesi de eklenir.

Arslanpençesi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-4 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.

Atkuyruğu buğu kompresi: Şiddetli ağrılara karşı atkuyruğu buğu kompresleri uygulanabilir. İçinde su kaynayan bir tencerenin üstüne oturtulan süzgece iki avuç dolusu ince kıyılmış atkuyruğu koyulur. Buhar bitkileri ısıtır ve yumuşatır. İyice yumuşayan sıcak bitkiler bir tülbendin üstüne yayılır, tülbenden iki ucu üst üste kapatılarak bir kompres paketi oluşturulur. Bu kompres ağrılı bölgeye yatırılır ve sıcak bir bezle tespit edilir. Kompres sırasında hasta yatakta kalır ve kompres soğuyana kadar etkilemeye bırakılır.

Organ Nakli Nasıl Yapılır

Günümüzde böbrek, kalp, akciğer, karaciğer ve pankreas organlarının nakilleri yapılmaktadır. Organ nakli hayati önem taşımatadır ancak bu konuda toplumumuz yeterli bilince sahip değildir. Organ naklinin değeri konusunda bilgilendirmeler dikkate almak gerekir.


Organ Nakli Nasıl Yapılır
Organ naklinde ölen bir insanın sağlıklı organları veya dokuları, ağır kronik hasta olan insanlara nakledilir. Bu operasyonun amacı, alıcının işlevini yerine getirmeyen organlarını değiştirmektir. Organ nakli, bu hastaların hayatını kurtarmaya yöneliktir. Son dönemlerde organ nakilleri tıbbi tedavi ve müdahalede alışagelmiş standard bir olaydır. Bugüne kadar dünya genelinde yaklaşık 470.000 böbrek, 74.000 karaciğer ve 54.000 kalp nakli yapılmıştır.
Organ bağışından organ nakline kadarki süreç

Ölüm halinin saptanması
Hastanelerde ağır beyin hastalıklı insanların tedavisi sıkça yapılmaktadır. Ama doktorların bu hastaların hayatta kalmalarına yönelik yoğun çabaları her zaman başarılı bir netice ile son bulmayabilir. Tüm çabalara rağmen ölüm gerçekleşebilir.
Beyin ölümlerinde, beyin fonksiyonları tamamen ve başa dönmeyecek yani tamiri imkansız bir biçimde kaybolmuştur. Beyin ölümü, kadavranın yani insan bedeninin dolaşım ve solunum sistemi işlevi suni olarak sağlanabilmesine rağmen tıbbi kesin bir ölüm olarak kabul edilir. Ölüm hali, iki hekim tarafından saptanmalıdır. Ölüm olayının tutanağını düzenleyecek bu iki hekimin, organ naklini gerçekleştirecek olan hekim ekibinden bağımsız olması yani o ekibin içinde yer almaması gerekir.

Organ bağışına rıza göstermek
Vefat edenin henüz bilinçliyken organ bağışına yönelik olumlu bir açıklaması olmaması halinde, onun yerine akrabalarının organ bağışı konusunda karar vermeleri istenmektedir. Vefat edenin, organ bağışına yönelik yazılı rızası bulunması durumunda, akrabalarına bu konu hakkında bilgi verilir.

Organın alınması (Eksplantasyon)
Eksplantasyon işlemi yani organ alımı, uzman bir hekim ekibi tarafından gerçekleştirilir. İlgili organ, alıcıya nakledilene kadar konserve edilerek saklanır. Organ alındıktan sonra, kadavranın yani insan cesedinin bakımı uygun ve saygın bir şekilde yapılır.

Doku tiplenmesi
Vericinin doku tipini tespit etmek amacıyla ölüden kan ve doku örnekleri alınır. Bu işlem, verici ile alıcının doku tiplerinin biribirine uygun olup olmadığını tespit etmeye yönelik olup çok önemlidir. Doku tiplemesi, özellikle böbrek naklinde büyük bir öneme sahiptir.

Organ nakli (Transplantasyon)
Alıcılar uygun bir organ bulunduğuna dair derhal bilgilendirilir ve organ nakline hazırlık kontrolleri için kliniğe çağırılırlar. Tıbbi bir engel bulunmaması durumunda, bağışlanmış organlar nakledilir. Başarılı bir ameliyattan sonra organlar işlevini yerine getirmeye başlar.

Beyin ölümü ve teşhisi
Organ alımı, ancak organ bağışı yapacak kişide tıbbi ölüm durumunun saptanması üzerine ve sadece hekim tarafından gerçekleştirilir.
Beynin, beyinciğin ve orta beynin tüm fonksiyonlarını yitirmesi sonucunda beyin ölümü gerçekleşir.
Beyin ölümü tanısı konmuş hastalar, uzman hekimler tarafından ve biribirine bağımlı olmadan muayene yani kontrol edilerek beyin ölümü teyit edilmelidir. Bu kontrolü gerçekleştiren hekimler, organ alımında ve organ naklinde yer alamazlar. Teşhis edilen beyin ölümü hali hakkında bir tutanak düzenlenir. Ölünün en yakın akrabasına, bu tutanakları incelemeleri için olanak sağlanır.
Kalp atışı ve solunumun durması sonucundaki ölümün tespitini her hekim yapabilir.
Organ bağışının koşulu olan beyin ölümü teşhis yöntemi, özellikle sıkı yönetmenliklerle belirlenmiştir. Beyin ölümü durumu, kliniksel ve tam teşekküllü muayene neticesinde, yoğun bakım hususunda tecrübeli iki uzman hekim tarafından belgelenmelidir.

Organ bağışında bulunacak kişinin veya akrabalarının rızası
Organ alımı, sadece ölünün henüz hayatta iken düzenlenen organ bağış kartında veya başka açıklamaları yoluyla organ bağışına rıza göstermiş olması durumunda gerçekleştirilebilir. Herhangi bir açıklamanın bulunmaması durumunda, akrabalık derecesine göre yakın kişiler organ bağışı ile ilgili karar verebilir. Bu hususa, genişletilmiş rıza gösterme çözümü yolu denmektedir. Bundan kasıt, karar verme hakkının, organ verenin akrabalarını da kapsayacak şekilde genişletilmesidir. Burada organ bağışında bulunacak kişinin muhtemel isteği dikkate alınmalıdır. Sadece ölen şahıs ile son 2 yıl içerisinde yakın temaslarda bulunmuş akrabalar, organ bağışı konusunda karar verebilir. Organ bağışı yapacak muhtemel kişinin bilinçli durumda iken organ bağışı konusunda karar verme yetkisini belirli bir kişiye vermesi halinde, bu kişi kanunen en yakın akrabanın yerine geçer ve dolayısıyla karar vermeye yetkili sayılır. Organ bağışı ile ilgili açıklama, hekimle kararlaştırılmış bir zaman zarfında tekrar iptal edilebilir. Vefat eden şahısın henüz hayattayken organ bağışına rıza göstermiş olması halinde dahi, ölünün cesedinden organ alınacağı, her halükarda yakın akrabalarına bildirilir.

Canlı vericilerden organ bağışı
Hayatta olan yani canlı bir insandan organ bağışının alınması ise, bağışta bulunacak kişi on sekiz yaşını doldurmuşsa ve kendi rızasıyla mümkün olabilir. Organ bağışında bulunacak kişi önceden müdahalenin şekli, ameliyat sonrası ve ileriki zamanlardaki olası sıhhi sorunlar hakkında doktor tarafından bilgilendirilmelidir. Canlı vericinin hayatı, ameliyat riski hariç, riske atılamaz. Bu müdahale ancak doktor tarafından gerçekleştirilebilir ve organ alımının gerçekleşeceği zamanda uygun bir organ bağışlayabilecek herhangi bir ölü bağışçının bulunmaması durumunda yapılabilir.
Canlı vericiden organ bağışı sadece birinci veya ikinci dereceden yakın akrabaya, eşe, nişanlıya veya özel yakın ilişkileri olan kişilere yapılabilir. Organ vericisinin ve alıcısının, ancak organ transplantasyonundan sonraki sürede doktor gözetiminde bulunmayı kabul etmeleri halinde ameliyat yapılır. Bir heyet, organ bağışının organ ticareti amacıyla gerçekleşmediğini ve organ bağışının gönüllü olarak yapıldığını denetlemekle görevlidir.

Organ alımı, koordinasyonu ile dağıtımı ve nakli
Ölülerin belli organlarının nakli sadece yetkili nakil merkezlerinde gerçekleştirilebilir. Bu merkezlerde organ nakli sadece bu koordinasyon merkezlerinden birinin gözetiminde belirli yönergeler doğrultusunda yapılabilir. Belirlenmiş ve nakledilecek organların uygun hastalara nakledilmesi amacıyla alımı, nakil merkezleri ile hastanelerin ortak çalışması sonucunda olur. Bu ortak çalışmaların koordinasyonu için bir koordine merkezi belirlenir. Bu merkez, çalışmalarını Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun hükümlerine göre gerçekleştireceğini taahhüt etmeli ve bunu düzenleyeceği yıllık raporda ispat etmelidir. Ayrıca adaletli bir organ dağıtımı için bir bilgi işlem merkezi görevlendirilmelidir. Bu merkez asıl görevi olarak, hastalara ait bilgileri dikkate alarak yapılacak nakil ameliyatının olası başarı oranına ve nakilin aciliyetine göre, bağışlanan organları dağıtmakla görevlidir.

Organ naklinde risk payı
Alıcının vücuduna nakledilen her yabancı organ, bağışıklık sistemine bağlı savunma tepkisine neden olur ve böylece nakledilen organın işlevi bozulabilir ve organ alıcı beden tarafından red edilebilir. Bağışıklık sisteminin bu tepkileri, tıpta adına Immunsuppresiva denilen bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanılarak bastırılabilir. Bu suretle savunma tepkilerinin zayıflaması, hastada iltihaplanma temayülünü oluşturabilir veya başka yan etkilere neden olabilir.
Bu yan etkilere, artık daha da geliştirilmiş ilaçların kullanılmasıyla ve ilaç dozajının azaltılması sebeblerinden dolayı, daha az rastlanmaktadır. Kalp-, akciğer- veya karaciğer nakilleri, diğer organ veya doku nakillerine karşın genel ve tabii olarak daha fazla risk taşır. Bununla birlikte risk payı özellikle organ naklinden önce hastanın sağlık durumuna da bağlıdır.

Yapılabilen organ ve doku nakilleri
Günümüzde böbrek, kalp, akciğer, karaciğer ve pankreas organlarının nakilleri yapılmaktadır. Bununla birlikte kornea (göz saydam tabakası) dokusunun nakli de yapılabilmektedir.
Gerçekleştirilen organ nakillerine karşın bağışlanan organ sayısının yetersiz olması nedeniyle günümüzde bağışlanan organlar ihtiyacı karşılamamaktadır.